(AİHS. m. 3, 26)
(Başvuru no: 25894/94)
Karar Tarihi: 19.02.1998
DAVANIN OLUŞUMU
A. OLAYLAR
Başvurucu, Bay Shammsuddin Bahaddar, 1966 doğumlu bir Bangladeş vatandaşıdır. Halen Hollandada yaşamaktadır.
Başvurucu, Bangladeşin Chittagong dağlık bölgesinde yerleşik Chakma kabilesinden olduğunu belirtmektedir. Başvurucu, çocukluğundan beri, Chittagong dağlık bölgesinin özerkliğini sağlamaya çalışan bir örgütün (Jana Sanghati Samiti) yasadışı silahlı kanadı olan Shanti Bahininin aktif üyesi olduğunu ileri sürmektedir. Başvurucunun etkinlikleri Shanti Bahini adına para toplamayı ve ordu birimlerinin hareketleri hakkında bilgi elde etmeyi içermektedir.
Gasp suçu nedeniyle hakkında yakalama emrinin çıkarıldığını öğrenen başvurucu, Haziran 1990da Bangladeşi terketmiştir. Hollandaya ulaştıktan sonra 13 Temmuz 1990da, kendisine siyasi mülteci statüsü tanınması ya da buna alternatif olarak insani nedenlerle oturma izni verilmesi için başvurmuştur. Her iki başvuru da Adalet Bakanı Yardımcısı tarafından 16 Temmuz 1991de reddedilmiştir.
Başvurucu, Bakan Yardımcısından bu kararı tekrar değerlendirmesini istemiş ve bu başvuru kendiliğinden yürürlüğü durdurucu bir etki doğurmadığından, başvurusu hakkında bir karar verilinceye kadar ülke dışına çıkarılmasını önlemek için bir yargısal emir elde etmek istemiştir. 14 Kasım 1991de Lahey Bölge Mahkemesi Başkanı bu konuda bir yargısal emir vermiştir.
Yabancılar Danışma Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Bakan Yardımcısı, 26 Mart 1993te 16 Temmuz 1991 tarihli kararın tekrar incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.
Başvurucu, Danıştay Yargı Bölümüne itiraz etmiş ve itiraz gerekçelerini daha sonraki bir tarihte sunabileceğini belirtmiştir. Başvurucu, yine, bu işlemler sonuçlanıncaya kadar ülke dışına çıkarılmasını önlemek için bir yargısal emir elde etmek istemiş; Lahey Bölge Mahkemesi Başkanı 14 Kasım 1991de bu konuda bir yargısal emir vermiştir.
7 Mart 1994te Danıştay İdari Davalar Bölümü Başkanı, basit yargılama usulüne göre, itiraz nedenlerinin süre geçtikten sonra sunulması nedeniyle başvurucunun itirazının kabul edilemez olduğunu açıklamıştır.
Başvurucu, Başkanın bu kararı aleyhine, İdari Davalar Bölümünün bir dairesine, itirazda bulunmuştur. 22 Eylül 1993 tarihinde yapılan duruşmada başvurucunun avukatı, daha erken bir tarihte itiraz nedenlerini sunmanın imkânsız olduğunu; Bakan Yardımcısı başvurucunun sunduğu belgelerin gerçekliğinden kuşkulandığından Bangladeşten ek kanıtların getirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
29 Eylül 1994te İdari Davalar Bölümü itirazı, davanın esasını değerlendirmeksizin reddetmiştir. Başvurucunun itiraz nedenlerini sunmak için sürenin uzatılmasını talep etmediğini ve her halde bu nedenleri sunmak için yeterli fırsatının olduğunu kabul etmiştir.
Başvurucu 5 Aralık 1994te siyasi mülteci statüsü tanınması ya da insani nedenlerle oturma izni verilmesi için tekrar başvurmuştur. Bu başvurular, hiçbir yeni olay ortaya konulmaması nedeniyle, 12 Ocak 1995te Adalet Bakanı Yardımcısı tarafından kabul edilmez bulunmuştur. Başvurucu bu karara karşı Lahey Bölge Mahkemesine itirazda bulunmuş, ancak bu itiraz için gerekçelerini öngörülen süre içinde sunmamıştır. İtiraz bu nedenle 21 Haziran 1995te kabul edilmez bulunmuştur.
B. AVRUPA İNSAN HAKLARI KOMİSYONU ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER
Komisyona 2 Aralık 1994te yapılan başvurunun kabul edilir olduğu 22 Mayıs 1995te beyan edilmiştir.
Dostça çözümü sağlamak için başarısız kalan bir girişimden sonra Komisyon, olayları ortaya koyan ve oybirliğiyle başvurucunun Bangladeşe iadesinin Sözleşmenin 2. Maddesini ihlal etmeyeceği ancak bunun 3. Maddenin ihlâline neden olacağı görüşünü (5e karşı 26 oyla) belirten bir raporu 26 Kasım 1996da kabul etmiştir.
Dava, Komisyon tarafından 28 Ekim 1996 tarihinde Mahkeme önüne getirilmiştir
II. KARAR ÖZETİ
Hükümetin ilk itirazı
Hükümet, başvurucunun itiraz nedenlerinin sunulması için usulü gereklere uymadığını ve bu nedenle de Sözleşmenin 26. Maddesi uyarınca kendine tanınan iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu iddia etmiştir.
Mahkeme, 3. Maddenin içerdiği kötü muamele yasağının iade vakalarında mutlak olmasıyla birlikte bu Maddeye dayanan başvurucuların mevcut ve etkili iç hukuk yollarını tüketme koşulundan doğal olarak muaf tutulmadıklarını kabul eder. Bu bakımdan, iç hukuk tarafından konulan usulü koşullara ve süre sınırlamalarına uyulması gerekir. Bir başvurucuyu bu tür kurallara uyma yükümlülüğünden kurtaran özel durumların olup olmadığı her davadaki olaylara bağlı olacaktır. Mülteci statüsü için yapılan başvurularda, başvurucunun başvurusunu desteklemek için kaçtığı ülkeden kanıt elde etmesi gerekebileceğinden, başvuruların sunulmasına ilişkin süre sınırının başvurucuya iddiasını kanıtlamak için gerçek bir fırsat vermeyecek biçimde çok kısa olmaması ya da çok katı uygulanmaması gerekir.
Eldeki davada başvurucu, itiraz nedenlerini sunmak için öngörülen süre sınırına uymamış ve böyle bir olanağı olmasına karşın sürenin uzatılmasına ilişkin bir istemde bulunmamıştır. Mahkemeye göre, başvurucuyu öngörülen süre sınırına uymaktan muaf tutan özel durumlar bulunmamaktadır. Süre geçtikten sonra bile başvurucunun mülteci statüsü için ya da insani nedenlere dayanan oturma izni için yerel makamlara yeni başvurular yapabilme olanağının bulunması da ayrıca anlamlıdır. Mahkeme, yerel işlemler sürecinin hiçbir aşamasında iade edilme kararına karşı başvurucunun geçici bir yargısal emir isteminin reddedilmediğini ve sonuç olarak yakın bir 3. Maddeye aykırı muamele tehdidi altında olmadığını belirtir.
Bu koşullarda Mahkeme, başvurucunun Komisyona başvurmadan önce mevcut iç hukuk yollarını tüketmediği ve bu nedenle Mahkemenin davanın esasını inceleyemeyeceği sonucuna varmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy