(AİHS m. 6, 9, 10, 11, 14, 50)
Karar Tarihi: 10.07.1998
Başvuru no: 26695/95
DAVANIN ESASI
I. Davanın konusu olaylar
7. Başvurucuların hepsi, Yunanistanın kuzeyinde Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti sınırındaki Florina şehrinde yaşamaktadırlar. Bay Sidiropoulos 1949 Kastoria doğumlu bir elektrikçi, Bay Dimitsis 1957 Florina doğumlu bir öğretmen, bay Anastassiadis 1944 Florina doğumlu bir çiftçi, Bay Boules 1941 Florina doğumlu bir çiftçi, bay Sovislis 1950 Florina doğumlu bir çiftçi ve Bay Seltsas 1956 Florina doğumlu bir diş hekimidir.
8. Makedon etnik kökenden olduklarını ve Makedon ulusal bilincine sahip bulunduklarını iddia eden başvurucular, diğer kırk dokuz kişi ile birlikte 18 Nisan 1990 tarihinde Makedon Uygarlık Evi (Stegi Makedonikou Politismou) adında, kar amacı gütmeyen bir dernek (somatio) kurmaya karar vermişlerdir. Derneğin merkezi Florinada olacaktır. Dernek tüzüğünün 2. maddesine göre derneğin amaçları şunlardır: (a) üyelerinin ve daha genel olarak Florinada yaşayanların kültürel, entelektüel ve sanatsal yönlerini geliştirme ve aralarındaki sevgi, işbirliği, dayanışma ruhunu sağlamlaştırma; (b) kültürel ademi merkeziyetçiliği sağlama, entelektüel ve sanatsal ürünler ile geleneksel ve uygarlık ürünlerini koruma ve daha genel olarak onların halk kültürünü ilerletme ve geliştirme; ve (c) bölgenin doğal ve kültürel çevresini koruma.
A. Florina İlk Derece Mahkemesindeki Yargılama
9. Derneğin geçici yönetim kurulunu oluşturan başvurucular, derneklerini Makedon Uygarlık Evi adı altında Medeni Kanunun 79. maddesine göre tescil ettirebilmek için, 12 Haziran 1990 tarihinde Florina İlk Derece mahkemesine başvurmuşlardır.
10. Başvurucuları dinleyen mahkeme, başvurucuların taleplerini aşağıdaki gerekçelerle reddetmiştir:
Başvurucuların sundukları belgelerden ve mahkemenin kendisinin dikkate alabileceği diğer bilgilerden anlaşıldığına göre
derneğin bu isim altında tescili daha önce 19 Ocak 1990 tarihinde talep edilmiş ve bu mahkeme tarafından 19 Mart 1990 tarihinde reddedilmiştir
Kanuna aykırı olduğu için sözü edilen başvurunun reddedilmesine gerekçe oluşturan (ulusal bağımsızlığın savunulması) sözleri şimdi kaldırılmış ve söz konusu derneğin tescili için yeni bir başvuru yapılmıştır. Derneğin geçici yönetim kurulunda yer alan kurucu üyelerden bazıları
Yunanistanda bir Makedon azınlığın bulunduğu düşüncesinin yaygınlaştırılmasına katılmışlardır (bk. örneğin 28 Haziran, 24 Haziran, 18 Temmuz ve 28 Temmuz 1990 tarihli Makhitis, Ellinikos Voras, Nea ve Stokhos gazeteleri). Başvurucuların bu gazetelerde belirtilen konuları tekzip etmemeleri, mahkemenin başvurucular hakkındaki önceki görüşünü daha da güçlendirmiştir.
Gazetelere göre başvurucular, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının 9 Haziran 1990 tarihinde yapılan toplantısına katılmak üzere Kopenhaga gitmişler ve burada Yunanistanda bir Makedon azınlığın bulunduğuna dair görüşler ileri sürmüşler ve hatta Yunanistan aleyhine tahrik edici ve kabul edilemez nitelikteki iddiaları içeren bir metni okuyan Türk Profesör Ataövü kutlamışlardır. Geçici Yönetim Kurulu üyelerinden Constantions Gotsis, Florina Birinci Derece mahkemesinde Stokhos gazetesinin yayıncısı aleyhine görülmekte olan dava sırasında, kendisinin Yunanlı olmadığını belirtmiştir.
Ayrıca bildirildiğine göre, yukarıda belirtilen derneğin on altı kurucu üyesi, görüşlerini savunmak üzere Christos Sidiropoulos ve Stavros Anastassiadisin Kopenhaga gidebilmeleri için parasal katkıda bulunmuşlardır.
Kanıtlanmış olan yukarıdaki olaylara dayanan mahkeme, sözü edilen derneğin gerçek amacının dernek tüzüğünün 2. maddesinde belirtilen şeyler olmadığını fakat ülkenin milli menfaatlerine ve sonuç olarak kanuna aykırı olan Yunanistanda Makedon bir azınlığın bulunduğu düşüncesini yaymak olduğunu kabul etmektedir.
B. Selanik Üst Mahkemesindeki yargılama
11. Başvurucular bu karar aleyhine 7 Eylül 1990 tarihinde Selanik Üst mahkemesine başvurmuşlardır. Bu mahkeme başvurucuları dinledikten sonra başvuruyu aşağıdaki gerekçelerle reddetmiştir.
III. Bu davada olduğu gibi mahkeme, esaslı bir kamu menfaati söz konusu olduğu için özel usule göre görülmekte bir başvuruyu incelerken, taraflarca kendisine sunulan delillerin ve sorunların dışında, ilgili herkesin ulaşabileceği özellikle kitap, dergi ve gazete gibi çeşitli yayınlarda dile getirilen gerçek olayları ve durumları dikkate alabilir ve aslında alması da gerekir; bu durum ispat külfetiyle ilgili kurallara aykırı düşmez. Doğruluğundan kuşku duymadığı yaygın olarak bilinen aşağıdaki olaylara dayanan mahkeme, davayla ilgili olarak şunları kabul etmektedir: Antik (klasik dönemde) Makedonya, güneyde Ege Denizi ile Kamvounia, Piera ve Olimpus dağları; kuzeyde Ohrid Gölü, Prespa gölleri ile Babuna-Skomion (Rila Planina) ve Rodop dağları; doğuda Nestos nehri; batıda ise Grammos Dağı ve Pindus sıradağları ile çevrilidir (bk. Makedonia, Ekdotiki Athinon, s. 10 ve devamı.; A. Vakalopoulos, Synchrona Valkanika Ethnologika Provlimata, s. II; G. Mintis, Istoria tou Makedonikou Zetematos, s. 29). Bu bölgede yaşayanlar (Makedonlar), eski Yunan kabilelerinden biri olup, kendileri de Aolian kökenli olan Thesslianlara ve özellikle Magnesianlara çok yakındırlar. Makedonların kullandıkları dil en eski Yunan diyalektlerinden biri olan Aeolian ve Arcado-Cyrian ve ayrıca Mycenean diyalektine çok benzemektedir. Makedonların dini Yunanlıların ortak dini olup, mitleri ve gelenekleri Yunan dünyasının hemen her yerindeki mit ve geleneklere benzemektedir (bk. H.G. Wells, The Outline of History, çev. Pankosmios Istoria adıyla K. Yeroyannis, Pergaminai, Bölüm B 1, s. 439, ve Bölüm I, s. 367; Will Durant, Pankosmios Istoria tou Politismou, ed. A. Daskalakis, 1965, s. 483V; Pandit Jawaharlal Nehru, Maties stin Pankosmia Istoria, çev. P. Drakou, Faros, 1954, s. 25; A. Vakalopoulos, aynı eser, s. 14 ve devamı; M. Sakellariou, I taftotita ton Makedonon, 8 Kasım 1988 tarihinde Atina Akademisine gönderilen yazı; K. Vavouskos, Avustralya Halkı adlı yeni Avustralya ansiklopedisi için Makedonya hakkındaki taslak makalesinin düzeltilmiş hali, 7 Mart 1989 tarihinde Atina Akademisinde yapılan özel toplantıdaki konuşması; N. Andriotis, Eski Makedonların Dili ve Yunan Kökenleri, Salonika, 1978). Makedonya kralları II. Philip ve Büyük İskender, sadece Yunanlı olarak değil, ama Pan-Helenist olarak, yani küçük Yunan topraklarını biraya getirerek birleşik Yunan Devletinin yaratılması suretiyle eski bir düşünceyi canlandırmak için hareket etmişlerdir. Onlar sadece tamamlanmamış bir Makedon uygarlığının değil ve fakat Yunan uygarlığının da taşıyıcılarıydılar; Büyük İskender ayrıca bir yayılmacıydı (bk. Johann Gustav Droysen, Istoria tou Megalou Alexandrou, çeviren ve yorumlayan Renos Apostolidis, 1988, s. 1-9 ve 28 ve devamı; Istoria tou Ellinikou Ethous, Ekdotiki Athinon, c. D. s. 10 ve devamı). Daha sonraki yıllarda ve özellikle Bulgarların ve Slavların Balkanlarda göründüğü İ.S. 6 ve 7. yüzyıllarda, yukarıda tanımlanan Makedonya, aynı antik dönemde olduğu gibi Hellenizmin güçlü bir kalesi olmuştur. Polybius, Makedonyayı bir kalkan olarak tanımlamış ve (diğer) Yunanlıların güvenliğini sağlamak için barbarlara (Yunanlı olmayanlara) karşı savaşan Makedonları övmüştür (Polybius, Historiae, Leipzig baskısı 1898, c. 3, kitap 9, s. 35). Aynı şey, Bizans dönemi için, Fransız tarihçisi Paul Lemerlein klasikleşmiş çalışmasında teyit edilmiştir (Philippe et la Macedoine Orientale, Paris, 1945, s. 516-17). Buna ek olarak, son dünya savaşı sırasında Alman tarihçiler ve arkeologlar tarafından Salonika üzerine yazılan bir gezi kitabında, Balkan yarımadasından dalgalar halinde göç eden halklar, Hellenizmin bu güçlü kalesini zayıflatmışlardır demektedir (bk. A. Vakalopoulos, aynı eser, s. 17 ve devamı) Makedonya veya Makedonlar, yakın veya uzak geçmişte herhangi bir resmi belgede ayrı bir etnik grup olarak belirtilmemiştir. Berlin antlaşmasının ve onun yerine geçen Stefano antlaşmasının herhangi bir yerinde, böyle bir sözcük geçmemektedir. 1905 tarihli Türk nüfus sayımında Yunanlılar ve Bulgarlar veya kısmen Bulgar kimliğine sahip olanlar belirtilmektedir; ancak kimse Makedon kimliğinde belirtmediği için, Makedonlardan söz edilmemektedir (A. Vaklopoulos, op. cit., s. 84 vd.; G. Russos, Neotrei Istoria tou Ellinkou Ethnous, c. 5. s. 83 vd, yeniden yayımlanan nüfus sayımı tabloları). Selanikte Fransa Konsolosu olan E.M. Cousinery, Voyage dans Ia Macedoine (Paris, 1831) adlı eserinde, daha sonra Slavca konuşanlara denilen Bulgarların, Yunan nüfusunun yaşadığı Vermion ormanlarının ötesine hiçbir zaman geçmediklerini söylemektedir (bk. c. 1, s. 67-68, ve c. 2, s. 140). Aynı bölgeden söz eden Alman coğrafyacısı Leonard D. Schultze, bu bölgede yaşayanların dil, gelenekler, kültürel davranışlar, etnik özellikler ve din bakımından, kendilerinden daha güneyde yaşayan kardeşleri gibi, esas itibarıyla köken bakımından Yunan olduklarını belirtmektedir (Macedonien Landschafts- und Kulturbilder, Jena, 1927, s. 106). D. Schultze, Makedonların ve Trakyalıların, tıpkı Creteler gibi Yunanlı olduklarını söylerken, 19 Haziran 1878 tarihli Berlin Konferansında Büyük Britanya temsilcisi olan Lord Salisburynın sözlerini hatırlatmaktadır (K. Vavouskos, op. cit. s. 84). Bu bölgede yaşayan nüfusun küçük bir bölümünün Slavca, Yunanca ve Arnavutça kelimelerin de katıldığı temelde bir çeşit Bulgarca olan bir dili de konuşuyor olması, bu azınlığın Slav veya Bulgar kökenli olduklarını kanıtlamaz; bu ölçü dikkate alınmadığı taktirde, hiç Yunanca bilmeyen, ancak tartışmasız tamamıyla Yunan olan halkların yakın bir zaman önce Ön Asyadan Yunanistana zorunlu göç tecrübesi de anlaşılamaz. Makedonların mücadelesinin (1904 - 1908) savaşçıları arasında, Bulgar-Slavca diyalekte konuşan, fakat tamamıyla Yunan ulusal bilincine sahip olan, örneğin Kotas, Dalipis, Kyrou, Gonos gibi kişilerin bulunduğu bir gerçektir. Rus tarihçi E. Golubinstii, Shot History of the Bulgarian, Serb and Romanian Orthodox Churches adlı eserinde (Moskova, 1871), bu Yunanca konuşmayan Yunanlıların bütün Slavlara ve Bulgarlara karşı nefret ve kızgınlık duyduklarını yazmıştır (bk. K. Vavouskos, op. cit., s. 85 vd). 1912-1913 yıllarındaki Balkan Savaşlarından sonra, bölgenin eski Makedonyaya karşılık gelen yüzde 51.57si Yunan, yüzde 38.32si Yugoslav ve 10.11i Bulgar egemenliği altına girmiştir (bir haritanın da bulunduğu bk. Makedonia, Ekdotiki Athinon, s. 504). Toprağın statüsü bu şekilde meydana gelmiştir. Hem gönüllü olarak ve hem de Yunanistan ile Bulgaristan arasında 1926 yılında yapılan Kafantari-Molov anlaşmaları gibi, iki taraflı anlaşmaların sonucunda nüfus mübadelesi yapılmıştır; Türkiyeden gelen Yunanlılar, Makedonyanın Yunan kısmına yerleştirilmiş, böylece Makedonyanın bu kısmında sadece bir dil, bir kısmında ise iki dil konuşan Yunanlılar kalmıştır. Bu nedenle Yunan Makedonyası, Yunan ülkesinin tamamen homejen bir bölümü haline gelmiştir (bk Alman Stephan Ronartın Griehemnland von heute adlı çalışmasına gönderme yapan K. Vavouskos, op. cit. s. 92; ve A. Vakalopoulos, op. cit., s. 31). Bu durum, bir Yunan ulusal bilincine sahip olmayan bu bölgenin iki dil konuşan sakinlerinin komşu ülkelere göç ettikleri İkinci Dünya Savaşının hemen sonraki dönemi (1945-1949) bakımından özellikle doğrudur (bk. E. Kofos, Nationalism and Communism in Macedonia, Salonika, 1964, s. 185 vd.). Bu gruplar kısmen Yunan veya kısmen Bulgar milliyetlerini, bir Makedon milliyetine, yani bir Slav-Makedon milliyetine dönüştürmüşlerdir (bk. E. Kofos in Yugoslavia Today, Atina 1990, s. 50; Kentron Apodimu Ellinismou, Makedonia, Istoria kai Politismos, Ekdotiki Athinon, 1989, s. 99 vd.). Bu durum öncesinde, Manastırın hemen yakınındaki çok büyük bir çoğunluğu etnik bakımdan Yunanlıların oluşturduğu Krusevoda 2 Ağustos 1903te Bulgarların Türklere karşı isyan ettiklerini ileri sürdükleri Ilindende, isyan gibi bir takım şiddet olayları meydana gelmiştir. Aslında Bulgarlar, kentin Yunanlı sakinlerine karşı cephe almışlar ve Türklerle işbirliği halinde ve nüfusun diğer kesimlerine önemli bir zarar vermeden kenti Yunanlılardan temizlemeye çalışmışlardır (bk. K. Vavouskos, op. cit., s. 89; Douglas Dakin, The Greek Struggle in Macedonia 1897-1913, Salonika, 1966, s. 92; Douglas Dakin, E.K. Mazarakis-Ainianos, E. Kofou and I. Diamantorou, O Makedonikos Agonas, Atina 1985, s. 30 vd.; G. Mintsis, op. cit., s. 53 vd.) 1914 yılına kadar bir Slav devleti olarak Makedonya ve ayrı bir ulus olarak bir Makedon ulusu duyulmuş değildir. Makedonyanın Bulgaristanın egemenliği altında kalan bölgesi gibi, Yugoslav egemenliği altında kalan bölgesi de, Yunan sınırı boyunca şerit halinde uzanan dar bir bölge olup, Sırbistanın küçük bir bölümünü meydana getirmektedir. Bugün yanıltıcı bir biçimde adlandırılan Federal Yugoslavya Devleti Sosyalist Makedonya Cumhuriyetinin (S.R.M.) başkenti Skopje, Makedonyadan çok uzaktadır. S.R.M. Alman işgali sırasında kurulmuştur (bk. E. Kofos, The Impact of Macedonian Question on Civil Conflict in Greece 1943-1948, Atina, 1989). S.R.M.nin kuruluşu açık bir stratejinin bir parçasıdır. Bu stratejiye göre, Makedon olmayanların bulunduğu antik Dardaniaya ait Skopje ve Tetovo bölgeleri bırakıldıktan sonra, Yunan sınırlarının dışında çok çok az nüfuslu Makedonya kısmında bir Sırb nüfusunun bulunduğu söylenebilecek ve Sırpları, Yunanlıları, Vlach Yunanlıları, kısmen Türk kimliğine sahip Müslümanları ve Bulgarları içerecekti; buradaki halk özel bir diyalektle Slavca konuşacak ve istikrarlı olmayan bir ulusal bilince sahip olacaktı (bk. Vakalopoulos, op. cit., s. 12 vd.; N. Andriotis, The Confederate State of Skopje and its Language, Atina, 1957, ilgili bibliyografya ekli). S.R.M.nin kuruluşundaki uzun vadeli amaç, Egeye kıyısı olan bir Slav Makedon Devletini yeniden kurmaktı. Bu amacı gerçekleştirmenin araçlarından biri, çeşitli yollardan Yunan Makedonyasındaki çift dilli Yunanlıları toplamaktı. Florinada Makedon Uygarlık Evi isimli bir dernek kurulması, bu çabanın bir parçası olup, yurtdışındaki Slav örgütlerinin verdiği direktifleri uygulamaktır. Buradaki amaç, uluslararası yansımaları olan bir Makedon Sorunu yaratmaktır (bk. Sırp politikacılarının beyanları, 8 Kasım 1990 tarihli Borba gazetesi ve 1 Şubat 1991 tarihli Nin dergisi). Sözü geçen derneğin tanınması için başvuran taraflar, bu operasyonun uygulayıcılarıdır. Bunların arasında, (Yunanlı) Makedonlarının Yunanlı kimliğini tartışmak üzere uluslararası bir konferansta yer alan Christos Sidiropoulos ve Stavros Anastassiadis bulunmaktadır; özellikle birincisi Makedonlar ile Yunanlılar arasında bir ayrım yaparak tartışmıştır (bk. Kopenhagtaki AGİT toplantısına katılan on altı üyeli Makedon delegasyonu arasında adı geçen iki kişinin fotoğraflarının da yer aldığı 17 Mart 1991 tarihli Makedonikos Voras gazetesi; ve 5 Şubat 1991 tarihli Ethnos gazetesi, s. 10). Bu durum ile birlikte, kurulması istenen derneğin adı ve kurucu üyelerine göre üyelerinin kültürel, entelektüel ve sanatsal gelişimi ve kültürel ademi merkeziyetçilik gibi konuları kapsayan 2. maddesinin görünüşte hukuki olan dernek tüzüğü, derneğin amaçları hakkında kuşku duyulmasına yol açmaktadır. Florinadaki bütün gençlerin kurulacak olan derneğin gençlik teşkilatına üye kaydedileceğini söyleyen aynı dernek tüzüğünün 3. maddesinin ikinci fıkrası, bu değerlendirmeyi desteklemektedir. Bu da açıkça göstermektedir ki, genç insanların saflıkları istismar edileceği ve etnolojik olarak varolmayan ve tarihsel olarak da ortadan kalkmış bulunan Slav-Makedon azınlık propagandası yapılarak, gençliğin kapana kıstırılacağı bir tehlike bulunmaktadır. Aynı dernek tüzüğünün 4. maddesi, derneğe kayıt olmanın derneğin prensiplerinin yazılı olarak kabul edilmesine bağlı olduğu hükmünü getirmektedir. Ne var ki, dernek tüzüğünün hiçbir yerinde bu prensipler tanımlanmamıştır. Kurulması istenen derneğin temel prensiplerinin açık bir tanımı bilerek ihmal edildiğinden, dernek tüzüğü derneğe kimlerin kaydedileceği konusunda açık bir fikir vermemektedir. Son olarak derneğin ismi bir belirsizliğe sebep olabilecektir; çünkü ilk bakışta Yunanlının Makedon uygarlığına göndermede bulunduğu izlenimini vermektedir ki, gerçekte söz konusu bölgede bulunmayan özel bir Slav uygarlığını çağrıştırmaktadır. Yukarıda söylenenlerin ışığında bir bütün olarak değerlendirme yapan mahkememizin, Makedonya terimini kullanılmasındaki amacın, dolaylı ve örtülü vasıtalarla Makedonyanın Yunanlı kimliğini tartışmak ve kurucu üyelerinin niyetlerinin Yunanistanın toprak bütünlüğünü bozmak olduğuna ikna olması için yeterli sebep bulunmaktadır. Bu nedenle, kısa ve kısmen değişik gerekçelere dayanan tartışma konusu başvurunun reddine dair kararın kabulü yerinde olup, ileri sürülen aksine iddialar reddedilmelidir.
...
C. Temyiz Mahkemesindeki yargılama
12. Başvurucular, Yunanistan Anayasasının özellikle 2, 4, 5 ve 12. maddeleri ve bunlara karşılık gelen Sözleşme hükümlerine dayanarak, bu karar aleyhine Temyiz mahkemesine başvurmuşlardır. Başvurucular Üst Mahkemenin hukuka aykırı olarak, (a) derneğin kuruluşunun kanuna uygunluğunu, yani Medeni Kanunun 78-80. maddelerindeki şartları yerine getirip getirmediğini incelemekle sınırlı kalmayıp, gerçek oldukları kabul edilse bile, bir derneğin hukuken tanınmasını sağlama aşamasında kurucu üyelerin yargısal denetime tabi olması mümkün olmayan varsayımsal niyetlerine dayanarak, derneğin yerindeliğini incelediğini; (b) davanın taraflarınca mahkemeye sunulmamış olan haberleri, özellikle basında bazı kurucu üyelerle ilgili çıkan sorumsuz ve gerçek dışı yazıları dikkate aldığını; (c) davanın sonucu bakımından belirleyici öneme sahip bazı olayların doğru olup olmadıklarını ortaya koymak için delil toplamadan, bunları gerçek olarak kabul ettiğini; (d) dernek tüzüğünün içeriğini saptırdığını; (e) kararda yeterli gerekçe göstermediğini, ileri sürmüşlerdir.
Başvurucular 25 Şubat 1994 tarihli dilekçelerinde, esas itibarıyla temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri şikayetleri yenilemişler ve derneğin kurulma talebinin reddedilmesinin, kendilerinin kişilikleri ile ideolojik ve tarihsel inançları hakkındaki değerlendirmelere ve varsayımlara dayandığını, bu değerlendirmelerin de derneğin tüzüğüne değil ve fakat imzasız yazılardaki kuşkulara dayandığını ifade etmişlerdir.
13. Temyiz Mahkemesi 16 Mayıs 1994 tarihinde verdiği kararla, Üst Mahkeme kararını onamıştır. Temyiz Mahkemesi, temyiz itirazlarını muğlak ve temelsiz görmüştür. Temyiz Mahkemesi, derneklerin tanınmasıyla ilgili özel usule göre tahkik sisteminin, mahkemelerin taraflarca belirtilmemiş olan konuları kendiliğinden dikkate almalarına imkan verdiğini ve tarafların sundukları deliller ve iddialarla bağlı olmadıklarını belirtmiştir. Taraflar temyiz taleplerinde, davanın sonucu bakımından belirleyici öneme sahip bazı olaylar derken, belirli bir olayı belirtmemişlerdir. Temyiz Mahkemesine göre üst mahkeme, dernek tüzüğünün içeriği ile herkesin bildiği ve gazete yazıları gibi belgelerle desteklenen olaylara dayanmıştır; ayrıca, dernek tüzüğünün saptırılarak yorumlanması gibi bir durum da yoktur. Temyiz Mahkemesi ayrıca, Üst Mahkeme kararında yeterli gerekçe gösterildiği sonucuna varmıştır. Temyiz Mahkemesi daha sonra, Roma Sözleşmesi (İHAS) ile birlikte Anayasanın 2, 4, 5 ve 12. maddelerine aykırılık bulunduğu iddiasıyla Üst Mahkeme kararının değil, ve fakat Florina Birinci Derece mahkemesi kararının kastedildiğini belirtmiştir. Temyiz Mahkemesine göre başvurucular, Medeni Usul Kanununun 559. maddesinin birinci fıkrasına dayanan bir itirazda bulundukları varsayılsa bile, Üst Mahkemenin bu hükümleri yorumlarken veya uygularken nasıl bir hata yaptığını belirtmedikleri için, bu itiraz muğlak olduğu gerekçesiyle reddedilirdi.
II. Yunan mahkemelerinin dayandıkları yazılardan alıntılar
14. 5 Şubat 1991 tarihli Ethnos gazetesindeki yazıdan:
Skopje: Skopje, Florinadaki köyleri gezen bir Amerikan elçilik temsilcisine Yunan Hükümetinin baskı yaptığı iddialarında bulunan, biri kamu görevlisi üç Yunanlıyı tespit etmiştir.
Bu üç kişi, 15 Haziran 1990 tarihinde Danimarkada yapılan Avrupa Güvenlik İşbirliği Konferansının toplantısında Yunanistan aleyhine beyanlarda bulunmuşlardır. Amerikalı Makedonlar Derneğine göre söz konusu bu üç adam Christos Stergiou Sidiropoulos, Constantionas Gotsis ve Stravros Anastassiadistir.
Sidiropoulos, Yunan Devleti tarafından istihdam edilen bir orman mühendisidir. Makedon Uygarlık Evi adlı bir derneğin üyesi olan bu kişiler ve diğer Yunanlılar, Yugoslavya Başkanlık Konseyinin merkez komitesi üyesi olan ve Yunanistana sık sık gelip Halkidikide bir evde kalan Vasil Tuvorkovsky tarafından kontrol edilmektedirler.
15. 17 Mart 1991 tarihli Hellinikos Voras gazetesindeki yazıdan:
Birinci başlık: Yarın Skopjenin Truva atları Selanik Üst mahkemesi önünde - İsyancı başı S. Todorvskynin sınırdışı edilmesi - Önemli belgeler.
İkinci başlık: Gizli örgütün lideri bir memur - Egeli Makedonların hayaleti - Yunanistana karşı uluslararası bir gizli plan nasıl oluşturuldu; yarın bunu kim sürdürecek - Yarın Selanikte yapılacak olan Üst yargılama duruşmasında, 1989daki bir talimat yürütülecek. Radin, Popov, Skopje ve Konsey üyesi Todorovsky yerel liderleri kontrol ediyor. - Başvuru, Yunanistanı Uluslararası Mahkeme önünde mahkum ettirmek için tasarlanmış bir tuzak.
Hızla çözülmekte olan Yugoslavyada ve daha geniş bir Balkan bölgesinde dramatik gelişmeler dalga dalga yayılmaya başlarken, hedefi Yunan Makedonyasını ve Trakyayı içine alan Balkanlardaki yeni düzenin ortaya çıkmasıyla birlikte, Egeli Makedonlar adlı gizli bir örgütün lideri olan ve aynı zamanda Yunan Devletinin bir memuru olan Christos Sidiropoulos, yarın Selanikte Yunanistanı, Skopje ve onun Avustralyadaki bağımsızlık hareketi tarafından organize edilen şeytani bir desisenin içine çekmeye çalışacaktır. Bu durum, Yugoslavyanın Selanik konsolosu Saska Todorovskynin yarınki duruşmadan 72 saat önce sınırdışı edilmesini de açıklamaktadır. Ellinikos Voras gazetesi 17 Şubatta Todorovskynin, Amerikan Konsolos yardımcısı Yüzbaşı Donald Miller ve Atinadaki Amerikan Büyükelçiliği eğitim danışmanı John Kiesling ile birlikte, Yunan Makedonlarına karşı üçgenin başında bulunduğunu ortaya çıkarınca, onun maskesini de düşürmüş oldu.
Ellinikos Voras gazetesi (ABD) Devlet Bakanlığının kınanmayı hak eden raporunda Donald Millerin karanlık üçgendeki rolünü açıklayınca, kendisi bir gecede Birleşik Devletlere dönmek üzere ayrıldığı bilinmektedir. Todorovsky, Yugoslav gizli servisinin bir aracı olup, görevlileri Yunan Makedonyasındaki uluslararası istikrarsızlaştırma operasyonunu idare etmeleri için kullanmaktadır.
Bu istikrarsızlaştırma operasyonunun bir yüzü yarın Selanikte açılmaktadır. Selanik Üst mahkemesi, Florinalı on yedi kişinin Makedon Uygarlık Evi adı verilen bir derneğin kurulması için dernek tüzüğünün onaylanması amacıyla yaptıkları başvurucuyu ele alacaktır. Dernek tüzüğü, iyi planlanmış istikrarsızlaştırma için tüm uluslararası hukuki örtüyü, yani Yunanistan sınırındaki Truva atına hukuki kılıfı sağlayacak bir biçimde özenle kaleme alınmıştır. Söz konusu başvurunun aynı kişiler tarafından hazırlanmış daha önceki ince peçeli bir hali, Florina Mahkemesi tarafından reddedilmişti. Selanik Üst Mahkemesine yapılan yeni başvuru yarın günlük vaka-i adiye olarak görülecektir.
Ne var ki Slav kaynaklarından derlenen kanıt ve bilgiler aşağıdakileri ortaya çıkarmaktadır.
(a) Bir çoğu, masum bir kültürel proje olarak gösterilen kapan içinde yakalanan on yedilerin her ikisi de başvurunun imzacıları olan liderleri, Tarım Bakanlığında bir orman mühendisi olan Amindaiodan Sidiropoulos ve Florina bölgesindeki Melitiden zengin bir işadamı olan Stavros Anastassiadisdir. Bu ikisi geçen Haziranda Kopenhagda insan hakları konusunda yapılan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansına katılmışlar ve kendilerinin Yunan vatandaşı Makedon milliyetinden olduklarını söyleyerek, Yunan Devletini, Ege Makedonyasındaki Makedonlar üzerinde baskı yapmakla ve kendilerini bütün insan haklarından yoksun bırakmakla suçlamışlardır. Aslında Avustralyadaki kaçak bağımsızlık hareketi tarafından yayımlanan Avustralyalı Makedonların 01.08.1990 tarihli sayısına göre bu iki adam, Strasbourga Mayıs 1989da şikayette bulunan, Florinada yaşayan ve Yunan Devletinin bir öğretmeni olan Florina bölgesindeki Kato Klines köyünden Petros Dimtsisin, aynı yöndeki iddialarını içeren mektuplar taşımaktaydılar.
(b) Avustralyalı-Makedonların İnsan Hakları Komitesi tarafından 1 Ağustos 1990 tarihinde açıklandığı gibi, Christos Sidiropoulos, Egeli Makedonların gizli bir hayalet örgütü olan Ege Makedonyasındaki Makedonların insan hakları Merkez komitesinin görünmeyen lideridir. Bu örgüt 1984te posta yoluyla Ege Makedonyasındaki Makedonların talepleri adıyla bir bildiri dağıtmış ve bu bildiri Yunan halkının Yunan Makedonyası içindeki bir bağımsızlık hareketine ait görünmez görevlilerin faaliyetleri hakkında derin sıkıntı ve gerginlik duymalarına sebep olmuştur. Bu gizli hayalet hareketi bilinmezliliğini sürdürmektedir; ancak kendisinin Selanikte kurulmuş olduğunu iddia etmektedir; şurası kesindir ki, yurtdışından yönetilmekte ve bütün Yunan Makedonyası aleyhindeki yazılı propaganda materyalini yabancı ülkelerden sağlamaktadır.
(c) Makedon Uygarlık Evinin tescili için yarın Selanik Üst Mahkemesinde duruşması yapılacak olan başvuru, aslında yurtdışında planlanmış olup Yunan adalet sistemini tahrik eden 1989 yıllarına kadar geri giden bir davadır. Bunun amacı Yunanistanı, daha sonra Strasbourgdaki İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Bakanlar Komitesinde Skopje tarafından Yunanistan aleyhine kullanılacak bir dizi hukuki sorun içine sıkıştırmaktır. Bu gizli şeytani bir plandır, çünkü Yunan mahkemeleri Egeli Makedonların liderleri tarafından yapılan başvuruyu kabul edecek olursa Yunanistan, işin farkında olmayan iki dilli Yunan Makedonlarını kapana sıkıştırmak ve yabancıların pençelerine ve yurtdışından kaynaklanan propagandalara teslim etmek üzere Skopje tarafından gönderilen bir Truva atını hukukileştirmiş olacaktır.
Yarın Selanikte, kendilerinden hiç kuşku duyulmayan üst mahkeme yargıçların önüne getirilecek olan bu Slav gizli planı, uluslararası alanda ilk kez Strasbourgta Avrupa Konseyinde görünmesinin ardından, iki yıl önce 1989 yılında Avustralyada bağımsızlık eylemcileri tarafından verilmiş talimatın bir parçasıdır. Avustralya vatandaşı olan Makedon profesörler Michael Radin ve Chris Popov zamanında, Selanik bölümü namına Makedonların insan hakları yolu adında bir eylem planı yayınlamışlardı. Bu rapor İngilizce yazılmış, yurtdışında basılmıştır; raporun başlığı Christos Sidiropoulosun Selanikteki gizli hayalet örgütünün bir yayını olduğunu göstermektedir. Rapor 55 sayfadır; raporun 38. sayfasında şu açıklamalar yer almaktadır:
Aşağıdaki senaryo, Makedon haklarının Yunan Devleti tarafından inkar edilmesine karşı çıkmanın ikna edici bir hukuki yoludur. Ege Makedonyasındaki Makedonlar, örneğin Makedon Folklor Derneği adında halk dansları için bir dernek kurabilirler. Bu dernek, yukarıda belirtilen milliyet esasına göre gruplar kurulmasını yasaklayan yasalar tarafından hiç kuşkusuz engellenecektir. İlk derece mahkemelerine yapılan başvurular reddedildikten sonra, dava Yunan adalet sisteminde en yüksek mahkeme olan Temyiz mahkemesinin önüne gelecektir. Bu mahkemeye yapılan temyizin reddedilmesi, iç hukuk yollarının tüketilmesi anlamına gelecektir. İnsan Haklarının Korunmasına dair Sözleşmeye (İHAS) göre dava açmanın koşullarından biri yerine gelmiş olacaktır. Yüksek Mahkemenin kararından sonra altı ay içinde, toplanma ve örgütlenme hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yapılabilecek bir başvuru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi veya Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından Yunanistan aleyhine verilecek bir kararla sonuçlanabilecektir.
İşte yurt dışından gelen bu talimat, yarın Selanik Üst mahkemesi Makedon Uygarlık Evinin kurulmasıyla ilgili başvuruyu ele alırken, uygulanmış olacaktır.
Christos Sidiropoulos ve Stavros Anastassiadis, yukarıdaki raporu ve talimatı yazan bağımsızlık eylemcileri Radin ve Popovun denetimi altında hareket ediyorlar. Sidiropoulos ve Anastassiadis, liderleri oldukları bağımsızlık hareketinin Skopjeden iki ve Birleşik Devletler, Kanada ve Avrupadan diğer on temsilcisiyle birlikte, AGİK Yugoslavya diplomatik resmi temsilcisinin düzenlediği bir basın toplantısında Yunanistanı suçlamak üzere Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının Kopenhagdaki toplantısına katılmışlardır. Sidiropoulos, yabancı gazetecilerle yapılan görüşmeyi yöneten Yugoslavya elçilik sekreterinin yanında oturmuştur.
Yunan Makedonyasının ayrılması ve Skopje ile birleşmesi için Birleşik Devletlerde ve Kanadada mücadele eden Slav bağımsızlık eylemcilerinin hizmetindeki bir gazete olan Makedonyanın 15 Temmuz 1990 tarihli sayısında, Sidiropoulos ve Anastassiadisi Yugoslavyanın AGİKte görevli temsilcilerinden oluşan bir grubun ortasında, talimatçıları Radin ve Popov ile Skopjeden liderlerinin yanında gösteren bir fotoğraf yayımlanmıştır. Slav bağımsızlık eylemcileri tarafından çıkarılan bu gazetedeki fotoğraf ve rapor, Yugoslavya azınlık haklarını koruyor, başlığı altında çıkmıştır.
III. Konuyla ilgili iç hukuk
A. Anayasa
16. Anayasanın 4. maddesinin birinci fıkrasında şu hüküm yer almaktadır.
Bütün Yunanlılar hukuk önünde eşittir.
17. Anayasanın 12. maddesinin birinci fıkrasında şu hüküm yer almaktadır.
Bütün Yunanlılar, kanuna uygun olarak kar amacı gütmeyen birlikler ve örgütler kurma hakkına sahiptir; kanun bu hakkın kullanılmasını önceden izin alma şartına bağlayamaz.
B. Medeni Kanun
18. Medeni Kanun, kar amacı gütmeyen derneklerle ilgili olarak aşağıdaki hükümleri içermektedir:
Madde 78 - Dernekler
Kar amacı gütmeyen bir kişiler topluluğu, merkezinin bulunduğu yerdeki İlk Derece Mahkemesinde (dernekler için) tutulan özel kütüğe kaydedildiği anda, tüzel kişilik kazanır. Bir derneğin kurulması için en az yirmi kişi gereklidir.
Madde 79 - Derneğin tescili için başvuru yapılması
Bir derneğin tescil edilebilmesi için, kurucularının veya yönetim kurulunun, Birinci Derece mahkemesine bir başvuruda bulunması zorunludur. Başvuruya derneğin kurucu belgesi, yönetim kurulu üyelerinin adları, kurul üyeleri tarafından imzalanmış tarihli bir dernek tüzüğü eklenir.
Madde 80 - Dernek tüzüğü
Dernek tüzüğünün geçerli olabilmesi için, (a) derneğin amacını, adını ve merkezini; (b) üyeliğe giriş, üyelikten çekilme ve üyelikten çıkarma şartları ile üyelerin haklarının ve yükümlülüklerinin;
. belirtmesi zorunludur.
Madde 81 - Derneği tescil kararı
Birinci Derece mahkemesi, bütün hukuki şartların
yerine getirildiğini gördüğü taktirde, başvuruyu kabul eder.
Madde 105 - Derneğin feshi
İlk Derece mahkemesi,
(c) derneğin tüzükteki amaçlarından farklı amaçlar izlemesi veya gayesinin veya işleyişinin kanuna, ahlaka veya kamu düzenine aykırı olduğunun kanıtlanması halinde, derneğin feshine karar verir.
C. Medeni Usul Kanunu
19. Mahkemeler bir derneğin tescili ile ilgili bir başvuruyu incelerken, başka şeylerin yanında, aşağıdaki hükümlere göre ihtilaflı olmayan (ekoussia dikeodossia) bir yargılama usulü yürütür:
Madde 744
Mahkeme, tarafların dilekçelerinde sözü edilmemiş olsa bile, konuyla ilgili olayların ortaya konulmasına yol açabilecek bir tedbirin alınmasına kendisi karar verebilir.
Madde 759(2) ve (3)
2. Mahkeme bir delil istediği taktirde, delil taraflardan biri tarafından getirilir.
3. Delil toplanmasını düzenleyen hükümlerden ayrılmayı gerektirse bile, mahkeme olayların ortaya çıkarılması için gerekli gördüğü tedbirlerin alınmasına kendisi karar verebilir.
Ayrıca, 336. maddenin birinci fıkrasında şöyledir:
Mahkeme, gerçekliğinden makul bir surette kuşku duyulamayacak yaygın olarak bilinen konuları, delil istemeksizin kendiliğinden dikkate alabilir.
Son olarak Yasanın 345. maddesi, ispat külfeti olmayan tarafın çürütücü deliller göstermesine izin vermektedir.
KOMİSYONDAKİ YARGILAMA
20. Başvurucular 16 Kasım 1994 tarihinde Komisyon'a başvurmuşlardır. Başvurucular Sözleşmenin 6, 9, 10, 11 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
21. Komisyon, bu başvuruyu (no. 26695/95) 24 Haziran 1996 tarihinde altı başvurucu bakımından kabuledilebilir bulmuş, yedinci başvurucu Constantinos Gotsis daha önce ölmüştür. Komisyon 31. maddeye göre hazırladığı 11 Nisan 1997 tarihli raporunda, oybirliğiyle Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiği, 6 ve 14. maddelerinin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesine gerek bulunmadığı ve 9 ile 10. maddeler bakımından ayrı bir sorun doğmadığı görüşünü açıklamıştır.
(Dava, süresi içinde Mahkemenin önüne getirilmiştir.)
KARAR GEREKÇESİ
I. Hükümetin ilk itirazları
A. İç hukuk yollarının tüketilmemesi
24. Hükümet, başvurucuların Sözleşmenin 6, 9, 10 ve 14. maddelerini ulusal mahkemeler önünde ileri sürmedikleri için; Temyiz mahkemesi önünde ise sadece, Anayasanın 2. maddesindeki devletin kişi dokunulmazlığına saygı yükümlüğünü, 4. maddesindeki hukuk önünde eşitlik ilkesini, 5. maddesindeki kişinin serbestçe gelişme hakkını ve 12. maddesindeki örgütlenme özgürlüğünü ve buna karşılık gelen Sözleşme hükümlerini ileri sürdükleri için, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmiştir.
25. Başvurucular ise, o sırada hüküm süren atmosfer dikkate alındığında, Sözleşmenin 9, 10 ve 14. maddeleriyle ilgili şikayetlerini özellikle Temyiz mahkemesi önünde açıkça ileri sürmelerinin mümkün olmadığını; hemen bütün yargı organları Yunanistanda bir Makedon azınlığın bulunmadığı ve Makedon bilincinden söz etmenin vatana ihanet olduğu düşüncesine bağlı oldukları için, bu tür iddiaların Yunan mahkemeleri ve özellikle Temyiz mahkemesi tarafından örtülü bir biçimde suç olarak kabul edilip reddedileceğini belirtmişlerdir.
26. Komisyon kabuledilebilirlik konusunda verdiği kararda, başvurucuların Sözleşme organları önüne getirdikleri şikayetlerini özü itibarıyla Temyiz mahkemesi önünde ileri sürdüklerini kabul etmiştir.
27. Mahkeme, Young, James ve Webster - Birleşik Krallık davasında verdiği kararda (bk. 13.08.1981 tarihli Young, James ve Webster kararı), Sözleşmenin 11. maddesinin özerk rolü ve özel uygulama alanı bulunmasına rağmen, 9 ve 10. maddelerin ışığında ele alınabileceğine karar vermiştir. Kişisel düşünceye, bu maddeler tarafından vicdan ve ifade özürlüğü biçimde sağlanan koruma, Sözleşmenin 11. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün de amaçlarından biridir (aynı karar, parag. 57) .
Mahkeme, Florina Birinci Derece Mahkemesi ile Selanik Üst Mahkemesinin, başvurucuların derneğin tescil talebini reddederlerken, kısmen başvurucuların Makedon etnik kökenden olduklarını ve Makedon ulusal bilince sahip olduklarını alenen iddia etmiş olmalarına ve Kopenhagdaki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansında (AGİK) Yunan Makedonlarının Yunan kimliğine itiraz etmiş bulunmalarına (bk. yukarıda parag. 10 ve 11) dayandıklarını kaydetmektedir.
Mahkeme, bu davanın koşulları itibarıyla, başvurucuların Sözleşmenin 9, 10 ve 14. maddeleri bakımından yaptıkları şikayetlerin, 11. maddenin özüne de temas ettiğini, bu nedenle başvurucuların ulusal mahkemeler önünde, Mahkemenin içtihatlarıyla aynı etkiyi sağlayan sebeplere dayandıklarını kabul etmektedir.
Derneğin tescili başvurusunu reddetmek üzere ulusal mahkemelerin bazı delilleri kullanılmalarını ilgilendiren Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından yapılan şikayetler, başvurucular tarafından 11. madde bakımından ileri sürülenlerle aynıdır.
Bu nedenlerle itiraz reddedilmelidir.
B. Bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması
28. Hükümet Komisyon önünde, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasına dayanan bir kabuledilemezlik itirazında bulunmuştur. Hükümet, başka şeylerle birlikte, başvurucuların Eski Yugoslavyadaki Makedonya Cumhuriyeti (FYROM) adına, bu ülke ile Yunanistan arısındaki sorunu Sözleşme organlarının önüne getirmeye çalıştıklarını iddia etmiştir. Komisyon bu itirazı, bir yandan bu konunun davanın esasına girdiği, diğer yandan Yunanistan ile Eski Yugoslavya Makedon Cumhuriyeti arasında bir diyalog varsa, bunun üzerinde bazı sonuçlar yaratması ihtimaline dayanarak başvuruyu reddetmesi halinde
Sözleşmenin 19. maddesindeki görevini yerine getirmemiş olacağı düşüncesiyle reddetmiştir.
Hükümet, başvurucular tarafından bu dava yoluyla izlenen hedefin Yunanistan ile FYROM arasında 13 Eylül 1995 tarihinde sonuçlandırılan anlaşmaya aykırı düştüğünü belirterek, Mahkeme önünde yine aynı itirazı, bu kez Sözleşmenin 17. maddesiyle bağlantı olarak ileri sürmüştür.
29. Mahkeme, Hükümetin argümanlarını kabul etmemekte ve söz konusu derneğin tüzüğünde (bk. yukarıda parag. 8) , derneğin Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri tahrip etmeyi amaçlayan faaliyetlere girişmek ve eylemde bulunmak üzere Sözleşme hükümlerine dayandığı sonucuna varılmasını sağlayacak herhangi bir şey bulunmadığı için, Sözleşmenin 17. maddesinin uygulanabileceğini düşünmemektedir (bk. diğerleri arasında, 30.01.1998 tarihli TBKP kararı, parag. 60) .
II. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlali iddiası
30. Başvurucular, derneklerinin tescili için yaptıkları başvurunun ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesinin, Sözleşmenin 11. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 11. maddesi şöyledir:
1. Herkes barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ile, kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara girme hakkı da dahil, örgütlenme özgürlüğüne sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarının dışında, hukukun öngörmediği ve demokratik bir toplumda gerekli bulunmayan hiçbir sınırlama ve konamaz. Bu madde, bu hakların silahlı kuvvetler, polis teşkilatı ve kamu idaresi mensupları tarafından kullanılmasına hukuka uygun sınırlamalar konulmasını engellemez.
A. Bir müdahale olup olmadığı
31. Mahkeme, başvurucular ve Komisyon gibi, Yunan mahkemelerinin başvurucuların derneklerinin tescil talebini reddetmelerinin, bu makamlar tarafından başvurucuların örgütlenme özgürlüğüne yapılan bir müdahale olduğunu kabul etmektedir; talebin reddi, başvurucuları tek başlarına veya birlikte derneğin tüzüğünde yazılı olan amaçları izlemekten ve böylece söz konusu hakkı kullanmaktan yoksun bırakmıştır. Yunan Hükümeti bir müdahalenin varlığını inkar etmemiştir.
B. Müdahalenin haklılığı
32. Bu müdahale, hukuken öngörülmüş değilse, ikinci fıkradaki meşru amaçlardan birini veya birden fazlasını izlemiyorsa ve bu meşru amaçları gerçekleştirmek için demokratik bir toplumda gerekli değilse, 11. maddeye aykırı olur.
1. Hukuken öngörülmüş olma
33. Başvuruculara göre tartışma konusu müdahale, hukuken öngörülmüş değildir; çünkü Anayasanın 12. maddesine göre örgütlenme özgürlüğü, önceden izin sistemine bağlanamaz; bu nedenle yasama organı derneklerin tescilini, Medeni Kanunun 78-81. maddelerinde (bk. yukarıda parag 18) görüldüğü gibi, tamamen biçimsel şartlara bağlamıştır. Bu maddelere göre mahkemeler, buradaki şartların yerine getirilmiş olması halinde, derneği tescil etmekle yükümlüdürler.
34. Hükümete göre ise ulusal mahkemeler, iç hukuku ve özellikle Birinci Derece mahkemesi, bütün hukuki şartların
yerine getirildiğini gördüğü taktirde başvuruyu kabul (tescil) eder, diyen Medeni Kanunun 81. maddesini ve mahkemelere kendiliklerinden delil toplama ve davanın sonucu bakımından belirliyici gördükleri olayları ortaya çıkarma imkanı veren ve derneklerin tescilinde de uygulanan ihtilafsız yargılamanın tahkik özellikleriyle ilgili Medeni Usul Kanununun 741, 744 ve 759(3). fıkrasını, doğru bir biçimde yorumlamış ve uygulamışlardır.
35. Komisyon, müdahaleyi başka yönlerden 11. maddeye aykırı gördüğü için bu sorun hakkında karar vermeyi gerekli görmemiştir.
36. Mahkeme, Medeni Kanununun 79-81 maddelerinin mahkemelere dernek tüzüğünün geçerliliği hakkında sorun gördükleri taktirde derneği tescil başvurusunu reddetme yetkisi verdiği için, bu müdahalenin hukuken öngörülmüş olduğunu kabul etmektedir. Dahası Mahkeme, Hükümet gibi, derneğin tüzüğünde belirtilmiş olan amaçların dernek tarafından gerçekten izlenen amaçlar olması ve amaçlarının hukuka, ahlaka ve kamu yararına aykırı olmaması gerektiğini, Medeni Kanunun 105. maddesinin de, kurulmuş bir derneğin tüzüğünden başka amaçlar izlemesi halinde feshedilmesini öngördüğünü, kaydetmektedir (bk. yukarıda parag. 18) .
2. Meşru amaç
37. Hükümete göre söz konusu müdahale, birden fazla amaç izlemektedir. Bunlar milli güvenlik, düzensizliğin önlenmesi ve Yunanistanın kültürel gelenekleri ile tarihsel ve kültürel sembollerinin korunmasıdır.
38. Mahkeme bu amaçlardan sonuncusunun, 11. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlardan birini oluşturduğuna ikna olmamıştır. Örgütlenme özgürlüğünün istisnaları dar yorumlanmalıdır; şöyle ki, bu istisnalar kesin olarak sınırlı sayıdadır ve tanımları zorunlu olarak kısıtlayıcıdır.
39. Bununla beraber Mahkeme, Selanik Üst Derece Mahkemesinin verdiği kararı, başvurucuların Makedonyanın ve burada yaşayanların Yunan kimliğini tartışma ve Yunanistanın toprak bütünlüğünü bozma niyetine dayandırdığını kaydeder. Mahkeme o dönemde Balkanlarda hüküm süren durumu ve Yunanistan ile FYROM arasındaki sürtüşmeyi dikkate alarak (bk. aşağıda parag. 42) , söz konusu müdahalenin ulusal güvenliği korumayı ve düzensizliği önlemeyi amaçladığını kabul eder.
3. Demokratik toplumda gereklilik
40. Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesinde açık olarak sadece sendika kurma hakkı belirtilmiş olmakla birlikte, dernek kurma hakkının bu maddenin bütünleyici bir parçası olduğuna işaret eder. Vatandaşların karşılıklı menfaatlerinin bulunduğu bir alanda topluca hareket etmek üzere hukuki bir yapı kurabilmeleri, örgütlenme hakkının en önemli yönlerinden biridir ki, bu olmaksızın söz konusu hak, herhangi bir anlamda yoksun kalır. Ulusal yasama organının bu özgürlüğü düzenleme biçimi ve o düzenlemelerin yetkililer tarafından pratikte uygulanması, o ülkede demokrasinin düzeyini ortaya koyar. Tabi ki devletlerin, bir derneğin amacının ve faaliyetlerinin, kanun hükümlerine uygun olduğundan tatmin olmayı bekleme hakları vardır; ancak devletler bunu Sözleşmedeki yükümlülüklerine uygun bir tarzda ve Sözleşme organlarının denetimine tabi olarak yapmak zorundadırlar.
Sonuç olarak, Sözleşmenin 11. maddesindeki istisnalar dar yorumlanır; sadece ikna edici ve zorlayıcı sebepler, örgütlenme özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaları haklı gösterebilir. Devletler, Sözleşmenin 11(2). fıkrasındaki gerekliliğin bulunup bulunmadığı belirlerken, sınırlı bir takdir alanına sahiptirler; bu takdir alanı, kanunu ve bağımsız mahkemeler tarafından verilen kararlar dahil kanunu uygulayan kararları da kapsayan, sıkı bir Avrupa denetimiyle el ele gider.
Bu yakından denetimi yaparken, Mahkemenin görevi ilgili ulusal makamların görüşlerinin yerine kendi görüşlerini koymak değil, fakat ulusal makamların takdir yetkilerini kullanarak vermiş oldukları kararları, Sözleşmenin 11. maddesine göre denetlemektir. Bu demek değildir ki Mahkeme, davalı devletin takdir yetkisini makul olarak, dikkatlice ve iyi niyetle kullanıp kullanmadığını tespit etmekle yetinir; Mahkeme, şikayet konusu müdahaleye davanın bütünlüğü içinde bakarak, müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını ve müdahaleyi haklı kılmak için ulusal makamlar tarafından gösterilen gerekçelerin ilgili ve yeterli bulunup bulunmadığını belirler. Mahkeme böyle yaparken, ulusal makamların Sözleşmenin 11. maddesinde yer alan ilkelere uygun olan standartları uyguladıklarına ve ayrıca verdikleri kararları, maddi olayların kabul görülebilir bir değerlendirmesine dayandırdıklarına kanaat getirmelidir (bk. yukarıda geçen TBKP kararı, parag. 46 ve 47) .
41. Başvuruculara göre, ulusal mahkemeler ve Hükümet tarafından ileri sürülen bütün argümanlar dayanaksız, muğlak ve kanıtsız olup, toplumsal ihtiyaç baskısı kavramının gereklerini karşılamamaktadır.
Başvuruculara göre dava dosyasında, başvuruculardan herhangi birinin Yunanistanın ülke bütünlüğünü, milli güvenliğini veya kamu düzenini zayıflatmak istediğini gösteren hiçbir şey yoktur. Bir azınlığa ait olma bilincinden söz etmenin ve azınlık kültürünün korunmasını ve geliştirilmesini istemenin demokratik topluma bir tehdit oluşturduğu söylenemez. Aynı şekilde, derneğin bazı kurucularının Kopenhagdaki AGİK toplantısında yer almaları, ulusal güvenliğe karşı bir saldırı olarak yorumlanamaz; çünkü Yunan Hükümetinin kendisi, bütün ilgili AGİK belgelerini imzalamakla, kendi vatandaşlarının bu süreçte yer alabileceğini kabul etmiştir. Bay Sidiropoulos da herhangi bir biçimde Yunanistanın Makedonya bölgesinin Yunanlı kimliğini inkar etmemiş, sadece Makedon azınlığın baskı altında tutulduğunu iddia etmiştir.
Ayrıca, dernek kurucularının Yunanistana karşı gizli bir plan yürüttükleri iddiası da temelsizdir. Basında geçen yurt dışındaki Slav örgütlerinden talimat, kesinlikle gerçek dışı olup, tamamen uydurmadır; bu durum, yirminci yüzyılın ikinci yarısında güncel olmayan talimat sözcüğünün kullanılmış olmasından ve Yunan Hükümetinin böyle bir talimatın tarihini teyit edememiş olmasından bellidir. Gazetelerde sorumsuzca yayımlanan yazılar, bir mahkeme tarafından veya hukukun üstünlüğüne saygı gösteren bir Devletin hükümeti tarafından delil olarak kullanılamaz.
Bir bölgenin kültürünü yükseltmeyi amaçlayan bir derneğin bir azınlığın kültürünü de yükseltmeyi amaçladığı düşünülse bile, böyle bir derneğin faaliyetleri ülke bütünlüğünü, milli güvenliği ve kamu düzenini tehdit etmez; bir ülkede azınlıkların ve farklı kültürlerin varlığı tarihsel bir olgu olup, demokratik bir toplumun, uluslararası hukuk ilkelerine göre bunlara hoşgörü göstermesi ve hatta bunları koruması ve desteklemesi gerekir.
42. Hükümet ise, ulusal makamların başvurucuların derneklerini tescil talebini reddetmekle doğru hareket ettiklerini savunmuştur. Daha açıkçası, Florina Birinci Derece Mahkemesi ve Selanik Üst Mahkemesi, davanın koşulları üzerinde kabul edilebilir bir değerlendirme yapmış ve derneğin gerçek amacının dernek tüzüğünde belirtilenden çok farklı olduğu şeklinde makul bir sonuca ulaşmıştır. Bu mahkeme yargıçları bu görüşe varırken, Medeni Usul Kanununun 741, 744 ve 759(3). fıkrasının bu tür davalarda kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, basında çıkan bazı yazıları ve o sırada FYROMun Yunanistana karşı tehdit oluşturan propagandasını, bu devlet tarafından Makedon teriminin Slavlaştırılma teşebbüsünü, bu Devletin Anayasasındaki bazı hükümleri ve Birleşik Makedonya düşüncesini yükseltmek için yaptığı sistematik kampanya gibi, herkesçe bilinen olayları kendiliğinden dikkate almışlardır.
Bunun yanında mahkemeler, dernek tüzüğünün 4. maddesinde, ne olduğu açıklanmayan, dernek ilkelerini kabul etmenin üyelik için temel bir önkoşul olduğu hükmünü getirdiğini, böylece potansiyel üyelerin derneğe katıldıktan hemen sonra kapana sıkışma riski altına gireceklerini kaydetmişlerdir. Derneğin isminin de karışıklığa yol açması pek muhtemeldir, çünkü başvurucular kastettikleri kültürün türünü gizlemek istemişlerdir; başvurucular gerçekten ait olduklarına inandıkları etnik grubun hangisi olduğunu ilk kez Komisyon önünde açıklamışlardır. Makedon Uygarlık Evi şeklindeki aldatıcı isim, amacı Makedonyanın Yunanlı kimliğini tartışmak ve bazı fikirleri savunmak için uygun bir ortam yaratmak üzere yapılan propagandanın bir parçasıdır.
Hükümet, Mahkemenin içtihatlarına dayanarak, bir müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirme konusunda ulusal makamların uluslararası mahkemeye göre daha iyi konumda olduğunu vurgulamıştır. Hükümet, ülke hakkındaki özel bilgileri ve ulusal hukuktaki genel sorumlulukları düşünülerek, ulusal makamların kamusal ile bireysel menfaatleri tartarken verdikleri yargılara bir ölçüde saygı gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Özellikle milli güvenliği ilgilendiren konularda sahip oldukları takdir yetkisinin genişliği dikkate alındığında, Yunan mahkemeleri bu olayda orantılılık ölçüsüne uygun davranmışlardır.
43. Ulusal mahkemelere sunulan delilleri inceleyen Komisyon, başvurucuların ayrılıkçı niyetler taşıdıklarının kanıtlanamadığını kabul etmiştir. Komisyon'a göre, tabi ki ulusal mahkemeler makul sebeplerle, derneğin gerçek amacının Yunanistanda bir Makedon azınlığın bulunduğu ve bu azınlık üyelerinin haklarına tam olarak saygı gösterilmediği düşüncesini yaymak olduğu sonucuna varabilirlerdi. Ancak Komisyonun görüşüne göre bu durum, kendiliğinden başvurucuların örgütlenme özgürlüğünü kısıtlamayı haklı göstermeyecekti; gerçekten de başvurucular Makedon ulusal bilincine sahip olduklarını ifade ettikleri halde, görüşlerinde şiddetin veya antidemokratik veya anayasadışı araçların kullanılmasını savunduklarını gösteren hiçbir şey yoktur. Komisyon, müdahaleyi haklı kılmak için ulusal makamlar tarafından gösterilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı ve müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
44. Mahkeme ilk önce, tüzüğünde belirtiliği şekliyle Makedon Uygarlık Evi isimli derneğin amacının münhasıran Florina bölgesindeki gelenekleri ve halk kültürünü korumak ve geliştirmek (bk. yukarıd parag. 8) olduğunu kaydeder. Mahkemeye göre bu amaçlar, çok açık ve meşru görünmektedir; bir ülkenin bir bölgesinde yaşayanlar, tarihsel olduğu kadar ekonomik nedenlerle de o bölgenin özelliklerini geliştirmek için örgütler kurma hakkına sahiptirler. Bu örnek olayda olduğu gibi bir örgütün kurucuları, bir azınlık bilincine sahip olduklarını iddia ettikleri kabul edilse bile, Yunanistanın da imzaladığı AGİKin 29 Haziran 1990 tarihli Kopenhagdaki İnsani Boyut Toplantı Belgesi (Bölüm IV) ile 21 Kasım 1990 tarihli Yeni bir Avrupa için Paris Şartı, kendilerine kültürlerini ve manevi mirası korumak için örgütler kurmalarına izin vermektedir.
İkinci olarak, Selanik Üst Mahkemesi başvurunun tescil talebinin reddini haklı gösterirken, Makedonya teriminin kullanılmasındaki amacın dolaylı ve örtülü vasıtalarla Makedonyanın Yunanlı kimliğini tartışmak ve kurucu üyelerinin niyetlerinin Yunanistanın toprak bütünlüğü bozmak olduğuna inanmak için
yeterli sebep bulunduğu sonucuna varmıştır.
Üst Mahkeme bu karara varırken, dava dosyasına konulmadığı için başvurucuların yargılama sırasında itiraz etme olanağı bulamadıklarını belirttikleri materyalleri, kendi kendine delil olarak dikkate almıştır.
45. Mahkeme, delillerin toplanmasının öncelikle iç hukuk kuralları tarafından düzenlendiğini ve önlerine getirilen delilleri takdir yetkisinin öncelikle ulusal mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatır (bk. diğerleri arasında, 20.09.1993 tarihli Saidi kararı, parag. 43) .
Bununla birlikte, yargılamanın sonucu üzerinde belirleyici etkisi olan basındaki yazıların (bk. yukarıda parag. 14 ve 15) dikkatli bir biçimde incelendiğinde, bu yazıların bazılarında, başvurucularla bağlantısı olmayan olayların anlatıldığı ve yazarları tarafından ileri sürülmüş sübjektif değerlendirmelerden çıkarsamalar yapıldığı görülmektedir. Ulusal mahkemeler bu yazılara dayanarak ve o sırada Yunanistan ile FYROM (ki, FYROM henüz daha o zaman bağımsızlığını ilan etmemişti) arasında hüküm süren siyasal gerginliği göz önünde tutarak, başvurucuların ve kurmak istedikleri derneğin Yunanistanın ülke bütünlüğüne bir tehlike oluşturduğu sonucuna varmışlardır.
Ne var ki ulusal mahkemelerin bu beyanları sadece, dernek kurucularının gerçek niyetleri ve faaliyete geçtiğinde yapabilecekleri eylemler hakkında duyulan bir kuşkuya dayanmıştır.
Mahkeme bu bağlamda, Yunanistan hukukunun kar amacı gütmeyen örgütlerin kurulmasında önleyici bir denetim sistemi getirmediğini dikkate almaktadır. Anayasanın 12. maddesinde örgütlerin kurulmasının önceden izne bağlanamayacağı hükmü yer almaktadır (bk. yukarıda parag. 17) ; Medeni Kanunun 81. maddesi mahkemelere yerindelik denetimi değil ve fakat hukuka uygunluk denetimi yapma yetkisi vermektedir (bk. yukarıda parag. 18) .
46. Mahkeme, yukarıda geçen Türkiye Birleşik Komünist Partisi kararında (bk. 30.01.1998 tarihli TBKP - Türkiye kararı, parag. 58) , bir siyasal partinin programının, ilan ettiği amaçlarından ve niyetlerinden değişik amaçları ve niyetleri gizleyebileceği görüşünü belirtmiştir. Gizlemediğinin ortaya konması için, parti programının içeriği ile partinin faaliyetleri ve savunduğu görüşler karşılaştırılmalıdır.
Aynı şekilde bu davada da Mahkeme, bir derneğin, tüzüğünde belirtilen amaçlara göre bir kez kurulduktan sonra, bu amaçlarla bağdaşmayan faaliyetlerde bulunabileceğini gözden uzak tutmamaktadır. Dernek henüz kurulmadığı için bir faaliyeti bulunmadığından, ulusal mahkemelerin kesin olarak kabul ettikleri böyle bir ihtimali pratikte yalanlamak pek zor olacaktır. İhtimal gerçekleşecek olsa, yetkililer güçsüz kalacak değildir; Medeni Kanunun 105. maddesine göre Birinci Derece Mahkemesi, derneğin tüzüğünde gösterilen amaçlardan farklı bir amaç izlemesi veya kanuna, ahlaka veya kamu düzenine aykırı faaliyette bulunması halinde, derneğin kapatılmasına karar verebilecektir (bk. yukarıda parag. 18) .
47. Yukarıda anlatılanlar ışığında Mahkeme, başvurucuların derneğin tescil talebinin reddedilmesinin, meşru amaçlarla orantısız olduğu sonucuna varmaktadır. Bu nedenle, Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
III. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
48. Başvurucular ayrıca Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu maddede şu hüküm yer almaktadır:
Herkes, kişisel hak ve özgürlüklerinin karara bağlanmasında
tarafsız bir yargı yeri tarafından
adil
yargılanma hakkına sahiptir.
Başvuruculara göre verdikleri kararlarda başvurucuların kişiliklerini, dillerini, kökenlerini aşağılayan ifadeler ve kelimeler kullanan Yunan mahkemeleri, objektiflik ve tarafsızlıktan yoksundurlar. Dahası bu mahkemeler, kendiliklerinden, dava dosyasında bulunmayan delillere dayanmışlar ve Medeni Usul Kanununun hükümleri gerektirdiği halde, ek soruşturma işlemi yapmamışlardır; böylece, sadece iç hukukun ilgili hükümlerini değil, Sözleşmenin 6(1). fıkrasında güvence altına alınan adil yargılanma hakkını da ihlal etmişlerdir.
49. Komisyon, ulusal mahkemelerin başka delil toplamaksızın bu sonuçlara ulaşamayacakları gerekçesiyle Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığı için, 6(1). fıkrasının da ihlal edilip edilmenin incelenmesini gerekli görmemiştir.
50. Mahkeme, başvurucuların Sözleşmenin 6(1). fıkrası bakımından yaptıkları şikayetlerin, 11. madde bakımından yaptıkları şikayetlerle aynı olduğunu kaydeder. Mahkeme Sözleşmenin 11. maddesi konusunda vardığı sonucu göz önünde tutarak, 6. madde bakımından incelemenin gerekli olmadığına karar vermektedir.
IV. Sözleşmenin 9, 10 ve 14. maddelerin ihlali iddiası
51. Başvurucular son olarak, derneklerinin kuruluşunun yasaklanmasının, kurucuların bazılarının kökenlerine ve inançlarına ve ayrıca bir azınlığa mensup oldukları konusundaki fikirlerini ifade etmiş olmalarına dayandığını iddia etmişlerdir. Başvurucular Sözleşmenin 9, 10 ve 14. maddelerine dayanmışlardır. Bu maddeler şöyledir:
Madde 9
1. Herkes düşünce, din ve vicdan özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din vay inancını değiştirme özgürlüğünü, din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, aleni veya gizli olarak ibadet etme, öğretme, uygulama ve gereklerine uyma şeklinde açığa vurma özgürlüğünü de içerir.
2. Bir kimsenin din veya inancını açığa vurma özgürlüğü ancak, kamu güvenliği, kamu düzeninin korunması, genel sağlık ve genel ahlakın korunması amacıyla, hukukun öngördüğü ve demokratik bir toplumda gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.
Madde 10
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletin radyo yayıncılığını, televizyon ve sinema işletmeciliğini izne bağlamasına engel değildir.
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargı organının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir.
Madde 14
Bu Sözleşmede beyan edilen düzenlenen hak ve özgürlüklerin kullanılması, cins, ırk, dil, din, siyasal veya başka bir inanç, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum veya başka bir statü gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın güvence altına alınır.
52. Mahkeme Komisyon gibi, bu konudaki şikayetlerin 11. maddedeki şikayetlerin dayandırıldığı olaylarla aynı olduğunu kaydeder. Mahkeme yukarıda 47. paragrafta vardığı sonucu göz önünde tutarak bu şikayetleri ele almasının gerekmediğine karar vermektedir.
V. Sözleşmenin 50. maddesinin uygulanması
53. Sözleşmenin 50. maddesi şöyledir:
Mahkeme, bir Sözleşmeci Devletin resmi makamları veya diğer makamları tarafından verilen bir kararın veya yapılan bir tasarrufun tamamen ya da kısmen bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülüklere aykırı olduğu sonucuna varırsa, ve bu Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu karar veya tasarrufun sonuçlarını ancak kısmen onarmaya imkan veriyorsa, Mahkeme gerekli gördüğü taktirde zarara uğrayan tarafa adil bir kaşlık ödenmesine hükmedebilir.
A. Manevi tazminat
54. Başvurucular, sadece derneğin tescil edilmemesinin neden olduğu üzüntüden kaynaklanan manevi tazminat istememişlerdir; başvuruculara göre zararın toplumsal ve siyasal boyutları da vardır; çünkü bu red kararı ile birlikte başvurucuların kişilikleri üzerinde karalayıcı bir etki yaratan, Florina halkının bir bölümü ile olan ilişkilerini etkileyen ve özel ve mesleki yaşamlarının aleyhine sonuçlar yaratan hakaret ve aşağılama içeren ifadeler kullanılmıştır. Başvurucular, her biri için 15 milyon Drahmi olmak üzere toplam 90 milyon Drahmi istemişlerdir.
55. Hükümet bir zararın bulunduğunu kabul etmiş, ancak derneğin kar amacı gütmeyen bir örgüt olması nedeniyle parasal bir giderim talep edilemeyeceğini savunmuştur.
56. Komisyon temsilcisi herhangi bir görüş belirtmemiştir.
57. Mahkeme başvurucuların manevi zarara uğradıklarını düşünmektedir. Ancak Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal tespitinin, yeterince giderim sağlamış olduğunu kabul etmektedir.
B. Masraflar ve ücretler
58. Başvurucular, 1,085,000i ulusal mahkemeler önündeki masraflar için ve 8,210,000i Sözleşme organları önündeki masraflar için olmak üzere, toplam 9,295,000 Drahmi talep etmişlerdir.
59. Hükümet, gerekli olarak yapılmış, makul miktarda ve faturası bulunan giderleri ödemeye hazır olduğunu söylemiştir.
60. Komisyon Temsilcisi herhangi bir görüş belirtmemiştir.
61. Mahkeme, ulusal mahkemelerde yapılan masrafların makul olduğunu kabul etmektedir. Öte yandan Komisyon önünde duruşma yapılmamış ve başvurucular Mahkeme önündeki yargılama sırasında savunma yapmamışlardır. Mahkeme hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak, başvuruculara toplam olarak 4,000,000 Drahmi ödenmesine hükmetmiştir.
C. Gecikme faiz
62. Mahkemenin edindiği bilgiye göre bu kararın verildiği tarihte Yunanistanda yasal faiz oranı yıllık yüzde 6dır.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin ilk itirazlarının reddine;
2. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlaline;
3. Sözleşmenin 6(1) fıkrası, 9, 10 ve 14. maddeleri bakımından yapılan şikayetler hakkında karar vermenin gerekli olmadığına;
4. Bu mahkeme kararının başvurucuların uğradıkları manevi zararlar bakımından yeterli karşılık oluşturduğuna;
5. (a) masraflar ve ücretler için davalı devlet tarafında başvuruculara üç ay içinde 4,000,000 Drahmi ödenmesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin dolmasından itibaren ödeme yapılıncaya kadar geçecek süre için yıllık yüzde 6 yasal faiz uygulanmasına;
6. masraflar ve ücretler için diğer adil karşılık taleplerin reddine
karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy