(AİHS m. 3, 6, 8, 13, 14, 18, 34, 41, I NOLU PROTOKOL) (430 S. KHK m. 8) (SELÇUK VE ASKER - TÜRKİYE DAVASI) (MENTEŞ - TÜRKİYE DAVASI) (DULAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (RICE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (BİLGİN - TÜRKİYE DAVASI) (ORHAN - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Daire (1 Kasım 2001 Tarihinden Önceki Kuruluşu İle) Kararı
Başkan: Pastor Ridruejo; Üyeler: L. Caflisch, V. Butkevych, N. Vajic, M. Pellonpää, S. Botoucharova ve
F. Gölcüklü
Başvuru No: 26973/95
Başvuru sahibi Celalettin Yöyler, 1994 yılına kadar Muş ili Malazgirt ilçesine bağlı Dirimpınar Köyün'nde yaşamaktadır. Ancak köyde gelişen bazı olaylardan sonra kendi ifadesine göre ayrılmak zorunda kalmıştır. Yine kendi ifadesine göre köyden ayrıldıktan birkaç gün sonra evi, müştemilatı, tarlası ve tarım araçları jandarmalar tarafından yakılmıştır. Bu konuda gerekli makamlara müracaatta bulunan başvuru sahibi iddiaları üzerinde yeterli ve etkin bir soruşturma açılmadığı gerekçesi ve Sözleşme'nin 3., 6., 8., 13., 14. ve 18. maddeleri ile 1 No.lu protokolün 1. maddesinin ihlali iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
Hükümet, başvuru sahibinin tüm iddialarını reddetmiş, soruşturmadaki aksaklıklara sebep olarak başvuru sahibinin, adresini yetkililere bildirmemesini göstermiştir.
Mahkeme ise oybirliği ile;
1. Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşme'nin 8. maddesinin ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme'nin 6/1. maddesinin incelenmesine gerek olmadığına;
4. Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Sözleşme'nin 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamında Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Sözleşme'nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;
7. (a)Sorumlu Devlet'in, üç ay içerisinde başvuru sahibine, ödeme tarihinde Türk Lirasına çevrilmek suretiyle aşağıdaki tazminat miktarlarını ödemesine;
(i) maddi tazminat için 25.000 ,
(ii) manevi tazminat için 14.500 ,
(b) kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içerisinde ödeme yapılmazsa tazminat miktarlarına Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı aylık faiz oranının yüzde üç arttırılması ile oluşacak oranın aylık faiz oranı olarak uygulanmasına;
8. (a) Sorumlu Devlet'in başvuru sahibinin temsilcilerine üç ay içerisinde masraflar ve harcamalar için, Avrupa Konseyi'nden alınan 355 düşülmek kaydıyla 14.700 ödemesine;
(b) kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içerisinde ödeme yapılmazsa bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı aylık faiz oranının yüzde üç fazlası aylık faiz uygulanmasına;
9. Hakkaniyete dair diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
(1) Madde 3- İşkence, Kötü Muamele ve İnsanlık Dışı Muamele Yasağı
Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden biri olduğunu belirtmektedir. Organize terörizm ve suçla mücadele gibi çok zor durumlarda dahi Sözleşme, bu düzenlemeye aykırı muameleleri mutlak ifadelerle yasaklar. Kötü muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi çerçevesinde değerlendirilebilmesi için asgari bir şiddeti haiz olması gerekir. Asgari düzeyin belirlenmesi göreceli olup dava muhtevasının tamamına, muamelenin süresine, fiziksel ve/veya etkilerine ve bazı olaylarda da yaş, cinsiyet ve mağdurun sağlık durumuna bağlıdır (bak. Selçuk ve Asker v. Türkiye, 24 Nisan 1998, 1998-II, s. 909, par. 75-76). (par. 73)
Mahkeme, başvuru sahibinin evinin, aile bireylerini sığınacak bir yerden mahrum bırakacak ve kendilerinin ve tanıdıklarının yaşadıkları yerden ayrılmaya zorlayıcı ve teşvik edici şekilde yine bu kişilerin gözü önünde yakıldığını hatırlatmaktadır. Mahkeme'nin görüşüne göre, iddia edilen fiilin amacı, başvuru sahibi ve akrabalarının, PKK'ya iddia edilen mensubiyetleri için cezalandırılmaları da olsa bu, bu tip bir kötü muamele için haklı bir sebep teşkil etmez. (par. 74)
Mahkeme, aile üyelerinin maruz kaldıkları sıkıntı ve ızdırap ile beraber başvuru sahibinin evinin ve mallarının yakılmasının, başvuru sahibi üzerinde Sözleşmenin 3. maddesi bağlamında insanlık dışı muamele olarak vasıflandırılabilecek bir şiddette sıkıntıya sebep olduğu kanaatine varmıştır (bak. Yukarıdaki Selçuk ve Asker kararı, s. 910, par. 77-78). Bu sebeple Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği kararına varmıştır. (par. 75-76)
(2) Madde 8- Özel Hayatın Gizliliği Hakkı
1 No.lu Protokolün 1. Maddesi- Mülkiyet Hakkı
Mahkeme, güvenlik güçlerinin başvuru sahibinin evini kasten yaktıklarını ve ailesini köyü terk etmeye zorladıklarını tespit etmiştir (bak. yukarıdaki par.64). Bu fiillerin, 3. maddenin ihlaline yol açmakla beraber, başvuru sahibinin özel hayatı ve aile hayatının korunması hakkı ile mülkiyetin korunması hakları üzerinde ağır ve haksız sonuçlar doğuracağı konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır (bak. Menteş ve Diğerleri v. Türkiye, 28 Kasım 1997, Raporlar 1997-VIII, s. 2711, par. 73 ve Dulaş v. Türkiye, 30 Ocak 2001). Mahkeme bu sebeplerle, Sözleşmenin 8. maddesinin ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin birer ihlali olduğuna karar vermiştir.
(par.79-80)
(3) Madde 6- Adil Yargılanma Hakkı
Mahkeme, başvuru sahibinin 13 Ocak 1997 tarihli kabul edilebilirlik kararında belirtilen sebepler yüzünden özel hukuk davası açmadığını belirtmektedir. Bu yüzden başvuru sahibinin işlemleri başlatması durumunda yerel mahkemelerin başvuru sahibinin iddiaları hakkında karar verip veremeyeceği konusunda bir karara varmak imkansızdır. Bununla beraber Mahkeme'nin görüşüne göre, başvuru sahibinin şikayetleri evinin ve mallarının güvenlik güçleri tarafından kasten yakılması ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmesi konusundaki eksiklikle ilgilidir. Bu yüzden Mahkeme, bu şikayeti Devletlere, Sözleşme'nin iddia edilen ihlalleri için etkili bir hukuk yolu sağlama bağlamında daha geniş bir zorunluluk getiren 13. maddenin görüş noktasından ele alacaktır (bak. yukarıda bahsedilen Selçuk ve Asker kararı, s. 912, par. 92). Mahkeme bu sebeple Sözleşme'nin 6. maddesinin bir ihlali olup olmadığı konusunda bir inceleme yapmayı gereksiz görmektedir. (par.84)
(4) Madde 13- Etkili Başvuru Hakkı
Mahkeme, Sözleşmenin sağladığı hak ve hürriyetlerin özünün uygulanması bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin, iç hukuk sistemi içerisinde hangi şekilde güvence altına alınabilecekse, ulusal düzeydeki o hukuk yollarını garanti ettiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle 13. maddenin hükmü - her ne kadar Yüksek Akit Devletlere bu maddedeki yükümlülüklerine ne şekilde uyum sağlayacakları konusunda bir dereceye kadar takdir yetkisi verse de- bir iç hukuk yolu hükmünün, Sözleşmeye göre "tartışılabilir bir şikayet"in özüne uygun olmasını ve uygun çözüm yolunu sağlamasını gerektirir. 13. maddedeki yükümlülüğün kapsamı başvuru sahibinin Sözleşmeye göre yaptığı şikayetin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla beraber; 13. maddenin gerektirdiği hukuk yolu, kanunda yer almasının yanı sıra uygulamada da "etkili" olmalıdır. Özellikle de, bu hukuk yolunun uygulaması sorumlu Devletin yetkililerinin eylem yada ihmalleriyle haklı bir gerekçe olmaksızın engellenmemelidir (bak. yukarıda bahsedilen Dulaş kararı, par. 65). (par.87)
Bir bireyin, evi ve mallarının Devlet görevlileri tarafından bilinçli bir şekilde yakıldığına dair tartışılabilir bir iddiası olması durumunda 13. madde, mümkün olan hallerde tazminat ödenmesi ile birlikte faillerin tespiti ve cezalandırılması için şikayetçinin de etkin bir şekilde dahil olacağı tam ve etkin bir soruşturmayı da gerektirir (bak. yukarıda bahsedilen Menteş ve Diğerleri, s. 2715-16, par. 89). (par.88)
Mahkeme, daha önce başvuru sahibinin evi ve mallarının Sözleşme'nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ihlal edecek şekilde yakıldığına karar verdiğine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda başvuru sahibinin iddiaları, 13. maddenin amaçları çerçevesinde "tartışılabilir" bir niteliğe sahiptir (bak. Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık kararı, 27 Nisan 1998, Seri A no. 131, s. 23, par. 52 ve yukarıda bahsedilen Dulaş kararı, par. 67). (par.89)
Mahkeme daha önce, 1990ların ilk yarısında Türkiye'nin güneydoğusunda ceza hukukunun güvenlik güçleri tarafından işlenen kanun dışı eylemlere uygulanmasının bazı özellikler içerdiğine karar vermiştir ve uygulamadaki soruşturma sistemindeki mevcut bu eksiklikler bu süre içerisinde, bölgede ceza hukukunun sağlamış olduğu korumanın etkinliğini azaltmaktadır. Bu uygulama, güvenlik güçleri mensuplarının Sözleşme'de garanti altına alınan temel hak ve özgürlüklere saygılı demokratik bir toplumdaki hukukun üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmayan eylemlerinden doğan sorumluluklarını azalmasına yol açmış veya bunu arttırmıştır (bak. Bilgin v. Türkiye, no.23819/94, par. 119, 16 Kasım 2000). (par. 90)
Dava konusu olaylara dönülecek olursa, Mahkeme, başvuru sahibinin evinin yanmasından kısa bir süre sonra Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu belirtmektedir. Bu başvuru sonucu Malazgirt Cumhuriyet Savcılığı başvuru sahibinin iddiaları hakkında bir soruşturma başlatmıştır. Bununla beraber, bu soruşturmada ciddi ihmal ve eksiklikler mevcuttur. Mahkeme, başvuru sahibinin köylülerinin, kendilerinden boş kağıtları imzalamalarının istendiği ve ifadelerinin daha sonra bu kağıtlara yazıldığı ve bunların da kendilerine okunmadığını belirtmeleri suretiyle jandarmalar tarafından alınan ifadelerinin içeriği ve doğruluğunu yalanladıklarını görmektedir (bakınız yukarıdaki par. 57). Mahkeme, bu üç şahidin ifadelerinin güvenilir olduğuna kanaat getirerek bu uygulamanın, Sözleşme'nin 13. maddesinin gerektirdiği soruşturmanın anlamı ile tamamen zıt olduğuna karar vermiş ve aynı zamanda köy korucularından alınan ifadelerin, savcı tarafından hazırlandığı izlenimini verecek şekilde bir kalıptan çıkma olduğuna ve bu sebeple de bunlara herhangi bir ehemmiyet verilemeyeceğine dair önceki bulgusunun da altını çizmektedir (bak. yukarıdaki par.63). (par.91)
Dahası Mahkeme, başvuru sahibinin, evi ve mallarının yakılmasının failleri olarak güvenlik güçlerini göstermesine rağmen, savcıların soruşturma müddetince güvenlik güçleri mensuplarının ifadelerini almak için herhangi bir çaba göstermediklerine işaret etmektedir. Mahkeme bunu, savcılarda güvenlik güçleri mensuplarının ev yakma olaylarına iştirak ettiklerini kabul etmekte genel bir isteksizlik olduğu şeklinde değerlendirmektedir (bak. yukarıdaki par. 62). Bununla birlikte soruşturma yetkilileri, başvuru sahibinin suç duyurusunu aldıktan iki yıl üç ay sonra olay mahallini gezmişlerdir (bak. yukarıdaki par. 33 (xvi)). (par.92)
9 Eylül 1996 tarihinde soruşturma üzerindeki yetki, jandarmalar aleyhindeki adli işlemlerin durdurulmasına karar veren Malazgirt İlçe İdare Kuruluna geçmiştir (bak. yukarıdaki par. 33 (xv)). Bununla beraber Mahkeme, bir çok davada, hiyerarşik olarak haklarında soruşturma yürütülen güvenlik güçlerinin ikinci amiri olan valiye bağlı olan bu tip kuruluşların bağımsız olarak kabul edilemeyeceği kararı verdiğine dikkat çekmiştir (bak. Güleç v. Türkiye, 27 Temmuz 1998, raporlar 1998-IV, s. 1732-1733, par.80). (par. 93)
Yukarıdaki tespitler ışığında Mahkeme, yetkililerin başvuru sahibinin iddiaları hakkında tam ve etkin bir soruşturma düzenlemede ve tazminat talebine de içerek şekilde etkili bir iç hukuk yolu sağlamada başarısız olduklarına karar vermiştir. Bu sebeple Sözleşme'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir. (par.96-97)
(5) Madde 14- Ayrımcılık Yasağı
Mahkeme, başvuru sahibinin iddialarını kendisine sunulan deliller ışığında değerlendirmiş fakat dayanaksız bulmuştur. Bu yüzden Sözleşme'nin 14. maddesinin herhangi bir ihlali yoktur. (par. 100)
(6) Madde 18- Haklarını Kısıtlanmasının Sınırları
Mahkeme, başvuru sahibinin iddialarını kendisine sunulan deliller ışığında değerlendirmiş fakat dayanaksız bulmuştur. Buna bağlı olarak Sözleşme'nin 18. maddesinin herhangi bir ihlali yoktur. (par. 102)
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
1.Orhan v. Türkiye, no. 25656/94
2. İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978
3. Avşar v. Türkiye, no.25657/94
4. Selçuk ve Asker v. Türkiye, 24 Nisan 1998
5. Menteş ve Diğerleri v. Türkiye, 28 Kasım 1997
6. Dulaş v. Türkiye, 30 Ocak 2001
7. Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık, 27 Nisan 1998
8. Bilgin v. Türkiye, no.23819/94
9. Güleç v. Türkiye, 27 Temmuz 1998
10. Christine Goodwin v. Birleşik Krallık, no. 28957/95
PROSEDÜR
1-8. Dosya, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin ("Sözleşme") 34. Maddesi uyarınca, bir Türk vatandaşı olan Celalettin Yöyler (başvuru sahibi)'nin 4 Nisan 1995 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Sözleşme'nin 3., 6., 8., 13., 14. ve 18 maddeleri ile 1 No.lı Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna ("Komisyon") yapmış olduğu 26973/95 numaralı bir başvurudan kaynaklanmaktadır. Başvuru 13 Ocak 1997 tarihinde Komisyon tarafından kabul edilebilir bulunmuştur. Dosya, Mahkeme Kuralları uyarınca 4. Daire'ye sevk edilmiş, 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme, Dairelerinin oluşumunu değiştirmiş, fakat bu karar eski 4. Daire'de oluşturulan Kurul tarafından incelenmeye devam etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
9. Başvuru sahibi, Celalettin Yöyler 1941 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve İstanbul'da ikamet etmektedir. 1994 yılına kadar ise Muş ili Malazgirt İlçesine bağlı Dirimpınar köyünde yaşamıştır. Başvuru sahibi 1966 ila 1994 yıllarında köyün imamlığını yapmıştır. Sosyal Demokrat Halkçı Parti, Halkın Emek Partisi ve Demokrasi Partisi gibi çeşitli siyasi kuruluşlara katılmasıyla ve yerel lider olması ile beraber birkaç kez tutuklanmıştır. Başvuru sahibi mevcut dosyada iddia edilen olaylardan önce ölümle tehdit edildiği için köyünü terk etmiş ve bir daha da geri dönmemiştir. Başvuru, başvuru sahibinin Devletin güvenlik güçlerinin evini yıkması ile ilgilidir.
A. Olaylar
10. Başvuru sahibinin evinin yıkılması ile ilgili olan olaylar ile ilgili olarak taraflar arasında anlaşmazlık vardır.
1. Başvuru sahibi tarafından anlatılan olaylar
11-12. 1994 yılında, başvuru sahibinin uzaktan akrabası olan, köydeki üç kadın PKK'ya katılmaya karar vermişlerdir. 15 Eylül 1994 tarihinde Malazgirt Jandarma Komutanı köye gelerek bu üç kadının üç gün içerisinde kendisine teslim edilmemesi durumunda kendilerini köyü yakmakla tehdit etmiştir.
13. Başvuru sahibinin ve üç genç kadının aileleri bu tehditten korkarak eşyalarını toplamışlar ve kaçmışlardır. Bununla beraber jandarmalar bunları yakalayıp köye geri dönmeye zorlamışlar, hepsini bir evin içerisinde toplamışlar ve başvuru sahibinin eşi de dahil olmak üzere bazılarına saldırıda bulunmuşlardır.
14. 18 Temmuz 1994 günü saat 20:00 sıralarında özel jandarma birlikleri ve köy korucuları köye gelmişler, köylüleri evlerine girmeye ve ışıklarını kapatmaya zorlamışlar daha sonra köylülerin traktörlerindeki mazotları ve varilleri alarak başvuru sahibinin ailesinin evini ateşe vermişlerdir. Başvuru sahibi evi yandığı zaman İzmir'dedir.
15-16. 23 Eylül 1994 tarihinde başvuru sahibi İzmir Karşıyaka Savcılığı'na, Malazgirt Savcılığı'na iletilmek üzere evinin yakılması olayı ile ilgili olarak olay yerinde inceleme yapılması ve faillerin cezalandırılması istemi ile suç duyurusunda bulunmuştur. Ertesi gün başvuru sahibi, İnsan Hakları Derneği bünyesinde bir basın açıklaması yapmış ve bu açıklama da aynı Kürt taraftarı Özgür Ülke gazetesinde yayınlanmıştır.
17. 8 Kasım 1994 tarihinde Savcılık, Malazgirt Jandarma Komutanlığına başvuru sahibinin iddiaları hakkında bir rapor istediği bir yazı yazmış ve bu isteğini 8 Aralık 1994 ve 2 Şubat 1995 tarihlerindeki yazılarında tekrar etmiştir.
18. 2 Mart 1995 tarihli yazısında Malazgirt Jandarma Komutanlığı, Savcılığın 8 Aralık 1994 tarihli yazısına cevaben almış oldukları ifade tutanaklarını göndermiştir. Cumhuriyet Savcısı daha sonra konu ile ilgili olarak Mayıs 1995'de, Jandarma Komutanı M.A. da Haziran ve Kasım 1995'te çeşitli ifadeler almıştır. Kasım 1995 tarihinden itibaren soruşturmada herhangi bir gelişme olmamıştır.
2. Hükümet tarafından anlatılan olaylar
19. Başvuru sahibi, Dirimpınar Köyünü eşi ve çocukları ile beraber kendi iradesi ile terk etmiş ilk olarak Adapazarı'na daha sonra İstanbul veya İzmir'e yerleşmiştir. Hükümet, başvuru sahibinin evinin yanması ile ilgili olarak yetkililer tarafından alınan çeşitli ifadelerin tutanaklarını sunmuştur.
(a) 29 Mayıs 1995 tarihli ifadeler
20. Dirimpınar Köyü Muhtarı Muhsettin Yöyler, Cumhuriyet Savcısına, olay gecesi başvuru sahibinin etrafında bazı kişiler gördüğü fakat yüzleri kapalı olduğundan kim olduklarını çıkaramadığı ifadesini vermiştir. Bununla birlikte daha sonra bunlardan birisinin Nurettin Köyü korucularından Ahmet (A.K.) olduğunu anımsamıştır. Başvuru sahibinin arkadaşı, aynı köylü, Abdülcebbar Sezen olay esnasında başvuru sahibinin köyde olmadığını fakat ailesinin köyde bulunduğunu söylemiştir.
(b) 19 Haziran 1995 tarihinde Jandarma Komutanı M.A.'nın aldığı ifadeler
21. Muhsettin Yöyler, başvuru sahibinin evinin yandığını görmesine rağmen havanın karanlık olması sebebiyle evi kimin yaktığını görmediğini söylemiştir. Aynı köyden Süleyman Yılmaz ve Ömer Sezen benzer ifadeler vermiştir.
(c) 22 Kasım 1995 tarihli başvuru sahibinin aynı köyden arkadaşlarının Jandarma Komutanı M.A. tarafından alınan ifadeleri
22. Aydın Sezer, başvuru sahibinin Devlete karşı her zaman hasmane tutumlar içerisinde olduğunu, evinin bu sebeple yakılmış olabileceğini, evi yakanları görmediğini fakat bunların güvenlik görevlileri olamayacağını söylemiş ve tüm köylülerin başvuru sahibinin köyü terk etmesinden memnun olduğunu eklemiştir. Başka bir ifadesinde Muhsettin Yöyler, M.A.'ya başvuru sahibinin her zaman bir PKK destekçisi olduğunu, olay gecesi başvuru sahibi ve ailesinin köyde olmadığını, evi yakanları görmediğini ancak bunların güvenlik görevlileri olmadığını söylemiştir. Aynı zamanda belki de başvuru sahibinin evi kendisinin yakmış olabileceğini beyan etmiştir.
23. Abdülcebbar Sezen ise başvuru sahibinin PKK'lı olduğunu, köy için her zaman bir sorun kaynağı olduğunu ve köyü terk etmesinden tüm köylülerin memnun olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte başvuru sahibinin evinin kesinlikle güvenlik güçleri veya jandarmalar tarafından yakılmadığı aksine güvenlik güçlerinin her zaman köylülere yardımcı olduğunu beyan etmiştir.
24. Muhlis Umulgan ise başvuru sahibinin PKK ile işbirliği içerisinde olduğunu, olay gecesi başvuru sahibinin evini yanarken gördüğü için korktuğunu ve PKK'nın o zamanlar bölgede faal olduğunu bildiği için dışarı çıkmadığını söylemiş ve başvuru sahibinin evinin güvenlik güçleri tarafından yakılmadığını eklemiştir.
25. Süleyman Yılmaz, olay zamanında başvuru sahibinin köyde gözükmediğini, karısı ve çocuklarının olaydan üç gün önce mobilyalarını alarak köyü terk ettiklerini, olaydan birkaç gün önce güvenlik güçlerinin köyde olmasına rağmen olay zamanında köyde olmadıklarını beyan etmiştir. Son olarak ise evi kimin yaktığını bilmediğini fakat jandarmalar yakılmadığından emin olduğunu söylemiştir.
26. Başvuru sahibinin yokluğunda soruşturma devam edememiştir. Malazgirt'teki Merkez Jandarma Komutanlığı'nın 2 Nisan 1995 tarihli yazısından başvuru sahibinin Dirimpınar'ı terk ettiği ve bilinmeyen ancak Adapazarı olabilecek bir yere gittiği anlaşılmıştır.
B. Taraflarca sunulan belgeler
1. Başvuru sahibi tarafından sunulan belgeler
27. Bu başlık altındaki belgeler başvuru sahibinin ifade mektupları, şikayetlerini içeren yetkililere yazılmış dilekçeleri ve başvuru sahibinin iddialarını destekleyici mahiyetteki tanık ifadelerinden oluşmaktadır.
(a) Başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili ifadeleri ve dilekçeleri
28. Aşağıda listesi verilen belgeler başvuru sahibinin, evinin Malazgirt jandarması tarafından yakılması ile şikayetleri ile ilgilidir.
(i) Başvuru sahibinin 23 Eylül 1994 tarihli Malazgirt Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesi için Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığına yazmış olduğu dilekçe;
(ii) Başvuru sahibinin Kürt İnsan Hakları Projesi'nde (KİHP) çalışan Kerim Yıldız'a yazdığı, mal varlığının yakılması ile ilgili şikayetlerini içerir mektup;
(iii) Başvuru sahibi tarafından imzalanan 23 Kasım 1994 tarihli iddia edilen olayların gelişimini ve yakılan mallarının detaylarını içerir rapor;
(iv) Başvuru sahibinin KİHP'den Kerim Yıldız ve Filip Liiç'e şikayetleri ile ilgili olarak iç hukuk yollarını başlattığına dair mektubu;
(v) Başvuru sahibinin KİHP'e yazmış olduğu 4 Temmuz 2000 tarihli muhtar Muhsettin Yöyler'in jandarma tarafından alınan ifadesini içerir mektubu;
(vi) Başvuru sahibinin KİHP'den Kerim Yıldız'a, köylüsü olan arkadaşlarının jandarmalar tarafından alınan ifadeleri ile ilgili yaptığı yorumlarını içerir 9 Aralık 2000 tarihli mektup.
(b) Başvuru sahibinin tanıklarının ifadeleri
29. Aşağıdaki ifadelerde tanıklar, 18 Eylül 1994 tarihinde jandarmaların Dirimpınar'da başvuru sahibinin ve bazı başka evleri yaktığını iddia etmişlerdir.
(i) Dilsa, Saliha, Leyla, Evin, Gülistan ve Ziri (Esma) Yöyler ve Kutbettin Fırtına'nın 20 Mayıs 2000 tarihli ifadeleri;
(ii) Ahmet Kınay'ın belirsiz tarihli ve Bahattin Kınay'ın 23 Aralık 1996 ve 20 Mayıs 2000 tarihli ifadeleri;
(iii) Bahattin Sezen'in 9 Ocak 2001 tarihli ifadesi;
(iv) Zeynel Abidin Daş'ın3 Kasım 2000 tarihli ifadesi ve aynı kişinin Sakarya İnsan Hakları Derneğine vermiş olduğu aynı tarihli ifadesi.
(c) Basın açıklamaları ve makaleler
30. Başvuru sahibi, mallarının Devletin güvenlik güçleri tarafından yakılması ve mezkur zamanda Türkiye'nin güneydoğusundaki genel durumla ile ilgili olarak basın açıklamaları yapmış ve makaleler yazmıştır. (Bu başlık altında toplam üç kalemde başvuru sahibinin Türk Deyli Nivs ve Özgür Ülke gazetelerinde yayınlanan iki makalesi ve yaptığı bir basın açıklaması yer almaktadır. (Ç.N.))
(d) Diğer belgeler
(i) Dirimpınar Köyünün bir planı;
(ii) Başvuru sahibinin Dirimpınar'daki evi, arsası ve binalarına ait tapuların bir kopyası;
(iii) Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayınlanan Ülke İçi Yerinden Çıkarma Hakkındaki Yol Gösterici
Prensipleri kararı.
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler
31. Aşağıda belirtilen belgeler; başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili olarak çeşitli tanıklardan alınan ifadeleri, iddia edilen olaylar üzerine ulusal yetkililer tarafından yürütülen soruşturmaya ait belgeleri ve başvuru sahibi aleyhine PKK üyesi olmak iddiasıyla yürütülen adli işlemleri içermektedir.
(a) Başvuru sahibinin aynı köylü arkadaşlarının ifadeleri
32. Aşağıda ifadeleri sıralanan tanıklar yetkililere verdikleri ifadelerinde başvuru sahibinin evini kimin yaktığını bilmediklerini veya görmediklerini beyan etmişlerdir. Başvuru sahibinin, evinin jandarmalar tarafından yakıldığı iddiasını yalanlamışlar ve başvuru sahibinin PKK'lı olduğu iddia etmişler ve bu sebeple kimsenin onu köyde istemediğini söylemişlerdir.
(i) Başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili olarak, Muhsettin Yöyler'in ifadesini de içerir, 27 Aralık 1994 tarihli rapor;
(ii) Zilkif ve Gürsel Polat, Abdülmuttalip, Abdülkerim ve Abdülbaki Koçak ve Celal Çelik'in Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısı tarafından alınan
28 Nisan 1999 tarihli ifadeleri;
(iii) Ali Haydar, Azmi, Yılmaz ve Hüseyin Polat, İhsan Erkoçak, Mehmet, Kemal Bahattin ve Abdullah Koçak ve Nizamettin ve Ahmet Çelik'in Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısı tarafından alınan 29 Nisan 1999 tarihli ifadeleri;
(iv) Ahmet Kınay'ın 20 Mayıs 2000 tarihli ifadesi;
(v) Aydın Sezen'in22 Kasım 1995 ve 20 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;
(vi) Ömer Sezen'in 19 ve 20 Haziran 1995 ve 20 ve 23 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;
(vii) Muhlis Umulgan'ın 22 Kasım 1995, 26 Temmuz 1996 ve 20 ve 23 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;
(viii) Süleyman Yılmaz'ın 19 ve 20 Haziran 1995, 22 Kasım 1995 ve 20 ve 23 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;
(ix) Abdülcebbar Sezen'in 27 Aralık 1994, 29 Mayıs 1995, 19 ve 20 Haziran 1995, 22 Kasım 1995, 26 Temmuz 1996 ve 20 ve 23 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;
(x) Muhsettin Yöyler'in 27 Aralık 1994, 29 Mayıs 1995, 19 ve 20 Haziran 1995, 22 Kasım 1995, 26 Temmuz ve 20 ve 23 Haziran 2000 tarihli ifadeleri;
(b) Yürütülen soruşturma ile ilgili belgeler
33. Bu başlık altındaki belgeler, yetkililerin başvuru sahibinin mallarının jandarmalar tarafından yakıldığı iddiaları ile ilgili olarak yürüttükleri soruşturma evrakını içermektedir.
(i) 15-20 Eylül 1994 tarihli görev yazıları;
(ii) Malazgirt Cumhuriyet Savcılığının Malazgirt'teki Jandarma Komutanlığına yazmış olduğu 8 Kasım 1994, 8 Aralık 1994, 2 Şubat 1995, 14 Mart 1995, 5 Mayıs 1995 ve 7 Ağustos 1995 tarihleri yazıları;
(iii) Malatya Bölge Jandarma Komutanlığının Malazgirt Cumhuriyet Savcılığına yazmış olduğu 2 Mart 1995, 21 Nisan 1995 ve 25 Ağustos 1995 tarihli yazıları;
(iv) Jandarmaların düzenlemiş olduğu 18 Nisan 1994 tarihli rapor;
(v) 19 Haziran 1995 tarihli jandarmalar tarafından düzenlenen olay mahallini gösterir değerlendirme raporu;
(vi) Jandarmaların düzenlemiş olduğu 2 Ağustos 1995 tarihli rapor;
(vii) 30965 no.lu Cumhuriyet Savcısı tarafından Malazgirt Mahkemesine yazılmış yazı;
(viii) Malazgirt Kaymakamı tarafından, İlçe İdare Kurulu tarafından müfettiş olarak görevlendirilen ve ziraat mühendisi olan Metin Alacuklu'ya hitaben yazılan 3 Ekim 1996 tarihli yazı;
(ix) Malazgirt Kaymakamı tarafından Malazgirt Mahkemesine hitaben yazılan 16 Ekim 1996 tarihli yazı;
(x) Malazgirt Kaymakamı tarafından Malazgirt Bölge Jandarma Komutanlığına hitaben yazılan 16 Ekim 1996 tarihli yazı;
(xi) Malazgirt Cumhuriyet Savcısının Malazgirt Kaymakamına hitaben yazmış olduğu yazı;
(xii) Malazgirt Bölge Komutan Yardımcısının Malazgirt Tarım Müdürlüğüne hitaben yazmış olduğu 7 Kasım 1996 tarihli yazı;
(xiii) Metin Alacuklu tarafından hazırlanıp Malazgirt kaymakamlığına sunulan 19 Kasım 1996 tarihli inceleme raporu;
(xiv) Metin Alacuklu'nun Malazgirt Kaymakamı'na hitaben yazmış olduğu 19 Kasım 1996 tarihli yazısı;
(xv) Devlet Memurlarını Kovuşturma Komisyonu'nun (İlçe İdare Kurulu bünyesindeki), başvuru sahibinin mallarını yaktıkları iddiasıyla suçlanan jandarmalar hakkında yürütülen soruşturma için almış olduğu 15 Ocak 1997 tarihli devam etmeme kararı;
(xvi) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısı tarafından hazırlanan 16 Ocak 1997 tarihli keşif raporu;
(xvii) Dirimpınar Köyündeki yanan binalar ile ilgili olarak hazırlanan 16 Ocak 1997 tarihli inceleme raporu;
(xviii) Dirimpınar'daki yanan evler hakkında hazırlanan 21 Ocak 1997 tarihli uzman raporları ve kroki haritaları;
(xix) Malazgirt Belediye Başkan Yardımcısı tarafından Malazgirt Cumhuriyet Savcılığına hitaben yazılan 27 Ocak 1997 tarihli yazı;
(xx) Malazgirt Cumhuriyet Savcısı tarafından Muş Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmek üzere hazırlanan araştırma raporu;
(xxi) Malazgirt Kaymakamı tarafından Van İdare Mahkemesine hitaben yazılan 25 mart 1997 tarihli yazı;
(xxii) Van İdare Mahkemesinin, Devlet Memurlarını Kovuşturma Komisyonu'nun vermiş olduğu 15 Ocak 1997 tarihli kararını onadığı 1 Nisan 1997 tarihli kararı;
(xxiii) Muş Cumhuriyet Savcısı tarafından Muş Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazmış olduğu 4 Haziran 1997 tarihli yazı ve buna verilen aynı gün verilen cevap yazısı;
(xxiv) Muş Cumhuriyet Savcısı tarafından Muş Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazmış olduğu 5 Haziran 1997 tarihli yazı ve buna verilen aynı gün verilen cevap yazısı;
(xxv) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısı'nın 6 Haziran 1997 tarihli görevsizlik kararı;
(xxvi) Dirimpınar Köyü muhtarı Muhsettin Yöyler ve iki köylü tarafından imzalanan 30 Eylül 1997 tarihli rapor;
(xxvii) Malazgirt Cumhuriyet Savcısı'nın, başvuru sahibinin evini yakma olayının failleri hakkında çıkarmış olduğu 14 Kasım 1997 tarihli daimi yakalama müzekkeresi;
(xxviii) Dirimpınar Köyü muhtarı Muhsettin Yöyler ve iki jandarma tarafından imzalanan 4 Şubat 1998, 19 Mayıs 1998, 20 Eylül 1998, 22 Aralık 1998 ve 17 Eylül 1999 tarihli raporlar;
(xxix) Malazgirt Bölge Komutan Yardımcısı tarafından Malazgirt Cumhuriyet Savcısı'na hitaben yazılan 8 Şubat 1998, 24 Haziran 1998 ve 6 Nisan 1999 tarihli yazılar;
(xxx) Malazgirt Bölge Jandarma Komutanı tarafından Malazgirt Cumhuriyet Savcısı'na hitaben yazılan 29 Mart 1998, 24 Haziran 1998, 23 Eylül 1998, 5 Mayıs 1999 ve 22 Eylül 1999 tarihli yazılar;
(xxxi) Malazgirt Cumhuriyet Savcısı'nın Malazgirt Jandarma Komutanlığına hitaben yazmış olduğu 11 Mart 1999 ve 24 Nisan 1999 tarihli yazılar;
(xxxii) Üç jandarma tarafından imzalanan 24 mart 1999 tarihli rapor;
(xxxiii) Malazgirt Cumhuriyet Savcısı'nın Muş Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazmış olduğu 1 Ekim 1999 tarihli yazı;
(xxxiv) Köy muhtarı Muhsettin Yöyler tarafından Abdülcebbar Sezen ve Celalettin Yöyler'in artık köyde ikamet etmediklerine dair hazırlanan tarihsiz yazı;
(c) Ahmet Kınay hakkında yürütülen adli kovuşturma
34. Bu başlık altındaki belgeler başvuru sahibinin evini yakmakla suçlanan, aynı köylü, Ahmet Kınay hakkında yürütülen adli işlemler ile ilgilidir. Ahmet Kınay 6 Mayıs 1997 tarihinde Muş Ağır Ceza Mahkemesinde beraat etmiştir.
(i) Ahmet Kınay'a ait 23 Ekim 1995 tarihli doğum belgesi örneği;
(ii) Sakarya Cumhuriyet Başsavcısı'nın adalet Bakanlığı'na hitaben yazmış olduğu 23 Ekim 1995 tarihli yazı;
(iii) Sakarya Emniyet Müdürü'nün Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazmış olduğu 23 Ekim 1995 tarihli yazı;
(iv) Sakarya'da görevli polis memurlarınca imzalanan 23 Ekim 1995 tarihli rapor;
(v) Malazgirt Mahkemesi tarafından Ahmet Kınay için çıkartılan 25 Ekim 1995 tarihli gıyabi tutuklama kararı;
(vi) Ahmet Kınay'ın 13 Kasım 1996 tarihinde yakalandığına dair tutanak;
(vii) Ahmet Kınay'ın üst arama tutanağı;
(viii) Ahmet Kınay'ın Malazgirt Cumhuriyet Savcılığına iletilmek üzere Sakarya Cumhuriyet Savcılığına vermiş olduğu 15 Kasım 1996 tarihli dilekçesi;
(viii) Malazgirt Cumhuriyet Savcısı'nın Adapazarı Cumhuriyet Savcılığına yazdığı 15 Kasım ve 26 Aralık 1995 tarihli yazılar;
(ix) Sakarya Emniyet Müdürü'nün Asayiş Şube Müdürlüğüne yazdığı 15 Aralık 1995 tarihli yazı;
(x) Ahmet Kınay'ın Malazgirt Ağır Ceza Mahkemesine iletilmek üzere Sakarya Ağır Ceza Mahkemesine vermiş olduğu ve salıverilmesini talep ettiği 18 Kasım 1996 tarihli dilekçesi;
(xi) Ahmet Kınay'ın temsilcisinin Malazgirt Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmek üzere Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğu 18 Kasım 1996 tarihli dilekçesi;
(xii) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısının Malazgirt İlçe İdare Kuruluna gönderdiği 9 Eylül 1996 tarihli yetkisizlik kararı;
(xiii) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcısı'nın 9 Eylül 1996 tarihli jandarmalar aleyhine yürütülen kovuşturma ile Ahmet Kınay hakkında yürütülen kovuşturmanın birbirinden ayırma kararı;
(xiv) Muş Cumhuriyet Başsavcısı'nın Ahmet Kınay'ı başvuru sahibinin mallarını yakmakla suçladığı 31 Ocak 1997 tarihli iddianamesi;
(xv) Muş Cumhuriyet Başsavcısı'nın, 31 Ocak 1997 tarihli, başvuru sahibinin evini yakmakla suçlanan Ahmet Kınay hakkındaki tutukluluk halinin devamı kararı;
(xvi) Muş Ağır Ceza Mahkemesi'nin Ahmet Kınay duruşması ile ilgili 7 Şubat 1997 ve 6 Mart 1997 tarihli ön hazırlık zabıtları;
(xvii) Muş Ağır Ceza Mahkemesi'nin 6 Mayıs 1997 tarihli, Ahmet Kınay'ı başvuru sahibinin evini yakmak suçundan beraat ettirdiği kararı;
(d) Başvuru sahibi hakkında yürütülen adli işlemler
35. Bu başlık altındaki evrak başvuru sahibi aleyhine PKK mensubu olmak iddiası ile başlatılan adli soruşturma ile ilgilidir.
(i) Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesinin 10 Mart 1992 tarihli, başvuru sahibini PKK mensubu olmak ve yıkıcı faaliyetlerde bulunmak suçlarından beraat ettirdiği kararı;
(ii) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başvuru sahibi hakkında PKK mensubu olmak iddiasıyla yürütülen davanın durdurulması için verdiği 24 Eylül 1992 tarihli ek karar;
(iii) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başvuru sahibi hakkında PKK mensubu olmak iddiasıyla yürütülen davanın durdurulması için verdiği 24 Kasım 1992 tarihli ek karar;
(iv) Malazgirt Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başvuru sahibi hakkında PKK mensubu olmak iddiasıyla yürütülen davanın durdurulması için verdiği 11 Mart 1992 tarihli karar;
(v) Yargıtay'ın, başvuru sahibinin soyadını değiştirmek isteğini reddettiği ve ilk derece mahkemesinin kararını onadığı 27 Mart 1992 tarihli kararı;
(vi) Cumhuriyet Başsavcısı'nın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde başvuru sahibi hakkında PKK'ya yardım ve yataklık yapmak iddiasıyla yürütülen davanın durdurulması için verdiği 10 Şubat 1994 tarihli karar;
C. Sözlü ifadeler
36. Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olaylar ile ilgili olarak Mahkeme tarafların yardımıyla bir soruşturma düzenlemiştir. Bu bağlamda Mahkeme'nin üç temsilcisi (A. Pastor Ridruejo, M. Pellonpää ve S. Boutoucharova) 2 ila 5 Nisan 2001 tarihlerinde toplam otuz tanığın ifadesini almıştır. Daha sonra dört tanık daha çağrılsa da çeşitli nedenlerle ifade vermeye gelmemişlerdir. Temsilciler aşağıda listesi verilen tanıkların ifadesini almıştır. (Not: Tanıkların vermiş oldukları ifadelerin tam metinleri Mahkeme'nin arşivinde halka açıktır.): Celalettin Yöyler, Dilsa Yöyler, Saliha Yöyler, Leyla Yöyler, Gülistan Yöyler, Evin Yöyler, Ahmet Kınay, Bahattin Kınay, Esma (Ziri) Yöyler, Kutbettin Fırtına, Zeynel Abidin Daş, Mehmet Şirin Yıldız, Selahattin Yıldırım, Serhat Yöyler, Hakan Tekin, Halil İbrahim Akkan, Muhsettin Yöyler, Abdülcebbar Sezen, Muhlis Umulgan, Ömer Sezen, Ahmet Çelik, İsmail Mezgil, Süleyman Yılmaz, Fuat Girişken, Mustafa Akkan, Erdal Yanıker, Halil İbrahim Kuş, Sacit Savaşçı, Cengiz Yıldız, Turgut Abas.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. Anayasa
37-39. Bu paragraflarda idarenin sorumluluğunun düzenlendiği T.C. Anayasasının 125. maddesi ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 1. bölümüne atıf yapılmıştır. (Bu bölümlere diğer kararlardan da ulaşılabileceği için tercüme edilmemiştir. (ç.n.))
B. Adli sorumluluk
40-43. Bu paragrafta Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun çeşitli maddelerine atıfta bulunulmuştur. (Bu bölümlere diğer kararlardan da ulaşılabileceği için tercüme edilmemiştir. (ç.n.))
C. Tazminata dair düzenlemeler
44. Kamu görevlilerinin görevleri esnasında işlemiş oldukları, maddi veya manevi zararlara sebep olan suç veya kabahatlere karşı genel hukuk mahkemelerine tazminat davası açılabilir.
45. İdareye karşı yapılan hukuki işlemler, işlemleri yazılı olan idare mahkemelerinde görülür.
46. Teröristlerin sebep oldukları zararlar Sosyal Dayanışma ve Yardım Fonundan karşılanır.
D. Sıkıyönetim tedbirleri hakkındaki düzenlemeler
47. Olağanüstü Hal Bölge Valisine, 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu ile yürürlüğe giren kararnamelerle özellikle de 424, 425 ve 430 no.lu Kanun Hükmünde Kararnamelerle (K.H.K.) değişik 285 no.lu kararname ile oldukça geniş yetkiler verilmiştir.
48. 285 no.lu kararname, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun olağanüstü hal uygulamasının geçerli olduğu bölgelerde güvenlik güçlerini kovuşturma yetkisinin savcılardan alınarak sivil memurlardan oluşan yerel idari kurullara verilmesi değişikliğini getirmiştir. Bu kurullara aynı zaman da güvenlik güçlerinin de başı olan mülki idare amirleri başkanlık yapmaktadır.
49. 16 Aralık 1990 tarihli 430 no.lu K.H.K.'nin 8. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Bu Kanun Hükmünde Kararname ile İçişleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Kişilerin sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep etme hakları saklıdır."
Başvuru sahibine göre bu madde, valilere dokunulmazlık sağlamakta ve bölge valisine de geçici veya sürekli olarak köylerin boşaltılması, bölgesel sınırlamalar getirilmesi ve insanların başka bölgelere nakli konusunda yetkiler vermektedir. Terörle mücadele bağlamında sebep olunan zararlar hakkaniyete uygundur ve bu yüzden tazminattan münezzehtir.
HUKUKİ BOYUT
I. MAHKEMENİN DELİLLERİ DEĞERLENDİRMESİ VE OLAYLARI ANLATIMI
A. Tarafların mütalaaları
1. Başvuru sahibi
50. Başvuru sahibi, 18 Eylül 1994 tarihinde jandarmaların köylerini bastığını ve akrabası olan altı köylünün evleri ile beraber evi ve mallarının yakıldığını iddia etmektedir. Mahkemeden, mallarının yakılması ve bu konu ile ilgili olarak yetkililerin etkili bir soruşturma düzenlenmemeleri sebebi ile sorumlu Devletin, Sözleşmenin 3, 6, 8, 13, 14 ve 18. maddeleri ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesi altındaki sorumluluklarını ihlal ettiği kararına varmasını istemektedir.
2. Hükümet
51. Hükümet, başvuru sahibinin evinin güvenlik güçleri tarafından yakıldığını ispatlayacak herhangi bir delilin olmadığını ileri sürmüştür. Başvuru sahibinin köylülerinin vermiş olduğu ifadelere atıfta bulunarak da, o gece jandarmaların Dirimpınar Köyünde olmadıklarını ve bu sebeple de kişisel anlaşmazlık sonucu meydana gelmiş olabilecek başvuru sahibinin evinin yakılması olayından sorumlu tutulamayacaklarını belirtmiştir.
B. Mahkemenin olayları değerlendirmesi
1. Mahkemenin tarafların mütalaalarını ve delilleri değerlendirmesi
52. Delillerin değerlendirmesinde, Mahkeme, "şüpheye mahal bırakmayan" nitelikteki delil standardını uyguladığını hatırlatmaktadır (bak. Orhan v. Türkiye kararı, no. 25656/94, par.264). Bu tip deliller; yeterince güçlü, net ve birbirleriyle uyumlu veya olayların benzer çürütülemeyen varsayımların varlığından oluşmalıdır. Bu bağlamda, bir delil elde edildiğinde tarafların davranışları dikkate alınmalıdır ( 18 Ocak 1978' de verilen İrlanda v. Birleşik Krallık kararı, Seri A No.25, s.65, par.161). Mahkeme daha sonra, Sözleşme dahilinde bir Devletin kendi organlarının, ajanlarının ve memurlarının fiillerinden doğan sorumluluğunun, bireysel ceza-i sorumlulukla birbirine karıştırılmaması gereğini hatırlatmaktadır (Avşar v. Türkiye, no.25657/94, par. 284, AİHM 2001-VII).
53. Mahkeme, başvuru sahibinin, 18 Eylül 1994 tarihinde güvenlik güçlerinin köylerini bastığını ve evini yaktıklarını iddia ettiği, Hükümetin bu iddiayı yalanladığını tespit etmiştir. Bu sebeple Mahkeme, olayları Mahkeme temsilcilerinin elde ettiği deliller ışığında değerlendirecektir.
54. Mahkeme, başvuru sahibinin akrabası olan üç genç kadının ortadan kaybolmaları ve başvuru sahibinin ve akrabalarının evlerinin 18 Eylül 1994 tarihinde yandıkları konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık olmadığını gözlemlemektedir. Bununla beraber Mahkeme, 18 Eylül 1994 tarihinde başvuru sahibinin evinin yanmasına sebep olan olayların gelişimi ve bundan kimin sorumlu olduğu konusunda çelişkili ifadeler olduğunu belirtir.
55. Mahkeme, başvuru sahibinin Mahkeme temsilcilerine detaylı ve kesin bilgiler verdiğini kaydetmektedir. Olayların bütünüyle ile ilgili olarak vermiş olduğu deliller evinin yanması ile ilgili olarak ulusal yetkililer ve Sözleşme organlarına yapmış olduğu başvurular ve vermiş olduğu ifadelerle tutarlılık arz etmektedir. Başvuru sahibinin sunmuş olduğu deliller çerçevesinde, Dirimpınar'daki diğer altı evle beraber, kendi evinin de jandarmalar tarafından yakıldığı anlaşılmaktadır.
56. Başvuru sahibinin aile üyelerinin, sırasıyla, Dilsa Yöyler (eşi), Saliha Yöyler (gelini), Leyla, Gülistan ve Evin Yöyler (kızları), ve Esma Yöyler (baldızı), vermiş olduğu sözlü ifadeler de, Sözleşme organlarına verdikleri diğer ifadelerle tutarlılık arz etmektedir. 15 ila 18 Eylül 1994 tarihleri arasındaki iddia edilen olaylar ile ilgili olarak tarih ve zaman konularında hafif farklılıklar olsa da kızların kaybolmasından sonra güvenlik güçlerinin köye gelmesi, Malazgirt Jandarma Komutanın yaptığı tehditler ve muhtara evleri yakılacak kişilerin listesini gösteren ve bu evleri kendilerine göstermesini isteyen Ahmet Çelik tarafından refakat edilen jandarmalar gibi evlerin yanmasına sebep olan değişik olaylar ile ilgili olarak detaylı bilgiler vermişlerdir. İfadeleri başvuru sahibinin 18 Eylül 1994 tarihinde köydeki diğer altı evle beraber kendi evinin de jandarmalar tarafından yakıldığı iddialarını desteklemektedir.
57. Başvuru sahibinin köylüleri; Ahmet ve Bahattin Kınay, Kutbettin Fırtına, Zeynel ağabeydin Daş, Muhsettin Yöyler, Abdülcebbar Sezen ve Muhlis Umulgan vermiş oldukları ifadelerinde önemli detaylarda tutarlılık arz eden güvenilir tanıklardır. İfadeleri başvuru sahibinin olaylar hakkında vermiş olduğu ifadeleri desteklemektedir. Daha sonra Köy İhtiyar Meclisi üyesi olacak Muhsettin Yöyler, Abdülcebbar Sezen ve Muhlis Umulgan jandarmalar tarafından alınan ifadelerinin doğruluğunu yalanlamaktadırlar. Daha sonra jandarmalar tarafından doldurulan boş sayfalara imza atmaya veya parmak basmaya zorlandıklarını ileri sürmektedirler. Alternatif olarak da jandarmalar tarafından hazırlanan ifadelerinin kendilerine okunmadığını ve uydurma oldukları için de okuyamadıklarını beyan etmişlerdir. Abdülcebbar Sezen daha sonra Türkiye'nin güneydoğusundaki her jandarma karakolunda muhtarlar tarafından imzalanmış boş kağıtlar olduğunu ileri sürmüştür. Bu tanıkların tutarlı ifadeleri ve sorgulama esnasında alınan ifadelerin bir kalıptan çıkmış görünüşleri çerçevesinde, Mahkeme, jandarmalar tarafından ifadelere herhangi bir önem atfedilemeyeceğine karar vermiştir.
58. Serhat Yöyler, Ömer Sezen ve Süleyman Yılmaz ile ilgili olarak ise, Mahkeme, bu tanıkların gördüklerini veya bildiklerini mümkün mertebe azaltma gayretinde oldukları tespitinde bulunmaktadır. Genel olarak fail veya failleri görmediklerini veya evleri kimin yaktığını ile ilgili olarak işleri ile meşgul oldukları için bir fikir sahibi olmadıklarını ifade etmişlerdir. Mehmet Şirin Yıldız ve Selatin Yıldırım, komşu köy Beşçatak Köyü sakini ve muhtarı, ile ilgili olarak ise Mahkeme, Dirimpınar'dan sadece altı veya yedi kilometre uzaklıkta oturmalarına rağmen Dirimpınar'daki yanan evlerle ilgili olarak hiçbir şey bilmediklerini beyan ettiklerinden tanıkların ifadelerinin kaçamaklı olduğuna ve buna bağlı olarak da bu tanıkların ifadelerinden bir sonuca varılamayacağına karar vermiştir.
59. Nurettin Köyü baş korucusu Ahmet Çelik hakkında ise, Mahkeme, tanığın vermiş olduğu ifadelerin tutarsız olması sebebiyle kendisine çok itimat edilemeyeceğini düşünmektedir. Mahkeme bu bağlamda, tanığın, köylülerin evleri teröristlerin yaktığını söylediğini fakat bunu kendisine söyleyen herhangi bir köylünün adını verememiştir. İddia edilen olaylara karıştığı iddiasını ise reddetmiş ve olay gecesi uyuduğunu beyan etmiştir.
60. Malazgirt Jandarma Komutanı Yüzbaşı İsmail Mezgil'in vermiş olduğu ifade de kaçamak gözükmektedir. Başvuru sahibinin evinin yakılması emrini verdiği iddiasını reddetmiştir. Bununla beraber, kızların ortadan kaybolmasından hemen sonra köye gittiğini ve ailelerine kızlarını geri getirmelerini söylediği köy meydanında köylülerle konuştuğunu beyan etmiştir.
61. Mahkeme aynı zamanda, başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili soruşturmaya katılan jandarmalar; Fuat Girişken, Mustafa Akün, Erdal Yanıker, Cengiz Yıldız ve Turgut Abas'ın da ifadelerine başvurmuştur. Tanıkların hepsi, muhtar veya Köy İhtiyar Heyeti'nden daha sonra kendilerince doldurulmak üzere boş kağıtları imzalamalarını istedikleri varsayımını reddetmişlerdir. Köylülerin ifadelerinin birer birer alındığını ve söyledikleri her şeyin kağıda geçirildiğini beyan etmişlerdir. Köylülerden alınan ifadelerin bir kalıptan çıkmış görüntüleri ile ilgili olarak ise tanıklar, karakola gelirken köylülerin ne söyleyecekleri konusunu kendi aralarında tartışmış olabilecekleri yönünde ifade vermişlerdir. Cengiz Yıldız, daha sonra ifadelerin kağıda geçirilmesi esnasında herkesin kendi tarzını yansıttığını beyan etmiştir. Kendi görüşüne göre, jandarmaların evleri yakması mümkün değildir. Mahkeme bu tanıkların ifadelerine herhangi bir değer atfetmemektedir.
62. Yetkisizlik kararı veren Halil İbrahim Kuş için ise, Mahkeme, bu savcının başvuru sahibinin evinin yanması soruşturması ile ilgili olarak en önemli savcı olduğunu düşünmektedir. Başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili olarak muhtarın ve Köy İhtiyar Heyetinin ifadelerini almıştır. Bununla beraber olay yerini görmemiştir. Mahkeme, tanığın başvuru sahibinin evinin yakılması ile suçlanan jandarmaların ifadelerine başvurmaya gerek görmemesine anlam verememiştir. Tanığa göre, jandarmaların ifadelerini almış olsa bile jandarmalar bu iddiaları reddedeceklerdir ve her halükarda Dirimpınar Köyü'ndeki evlerin yakılmasının failleri jandarmalar olamaz.
63. Diğer Cumhuriyet savcıları ile ilgili olarak ise, Mahkeme, Sacit Savaşçı'nın Ocak ve Ağustos 2000 tarihleri arasında başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili olarak Nurettin Köyü korucularının on beşinin ifadesini aldığını gözlemlemektedir. Tanık, ifade alınırken söylenen her şeyin kelimesi kelimesine kağıda geçirildiğini iddia etmiştir. Bununla beraber, köy korucularından alınan ifadelerin aynı uzunlukta, içerikte ve dilde olması tanığın iddiaları hakkında bir şüphe bu da tanığın güvenilirliliği konusunda şüphe doğurmaktadır.
Olay mahallinde 16 Ocak 1997 tarihinde keşifte bulunan ve muhtar ve diğer köylülerin ifadelerini alan Hakan Tekin ise Malazgirt'te görevi devraldığında soruşturma dosyasındaki tek eksiğin keşif olduğunu ifade etmiştir. Mahkeme, bu tanığın ifadesinin, bir yandan da evlerin jandarmalar tarafından yakıldığına dair herhangi bir ifade ile karşılaşmadığını iddia etmesine rağmen, başvuru sahibinin, evinin güvenlik güçlerince yakıldığı iddiasını da içeren dilekçesini gördüğünü beyan ettiği için çelişkili görmektedir. Mahkeme, tanığın, yanan diğer evleri görmediği veya keşif yaparken köylülerden bu tip bir iddia duymadığını belirtmesi sebebiyle kaçamaklı davrandığına karar vermiştir.
Halil İbrahim Akkan'ın vermiş olduğu ifade ile ilgili olarak, Mahkeme, tanığın soruşturmaya katılımının başvuru sahibinin evinin yakılması olayının fail veya failleri hakkında çıkartmış olduğu daimi arama kararı yayınlamakla sınırlı olduğunu belirtmektedir. Buna bağlı olarak bu şahitlikten Mahkeme herhangi bir sonuç çıkartamaz.
2. Mahkemenin olaylar hakkındaki bulguları ve sonuç
64. Mahkeme temsilcilerinin almış olduğu ifadeler (yukarıdaki 36. paragraf) ve taraflarca sunulan belgeler (yukarıdaki 27-35. paragraflar) ışığında, Mahkeme, başvuru sahibinin evi ve müştemilatının güvenlik güçleri tarafından kasten yakıldığının ve başvuru sahibinin ailesinin Dirimpınar Köyünden ayrılamaya zorlandığının şüpheye mahal bırakmayacak surette kanıtlandığına karar vermiştir. Buna bağlı olarak Mahkeme, başvuru sahibinin evinin yakılması olayı ile ilgili olarak aşağıdaki(leri) (paragraftaki) açıklamayı kabul etmektedir.
65. Haziran 1994'te başvuru sahibi, bölgedeki güvenlik güçlerinin aşırı baskısına maruz kaldığı için köyünü terk etmiş ve buraya bir daha da geri dönmemiştir.
66. 15 Eylül 1994 gecesi, başvuru sahibinin uzaktan akrabası olan üç genç kız PKK'ya katılmak üzere Dirimpınar'ı terk etmiştir.
67. 16 Eylül 1994 günü sabahın erken saatlerinde, üç kızın babaları ve muhtar, kızların kaybolmasını bildirmek üzere Malazgirt'e jandarma karakoluna gitmişlerdir. Jandarmalar önce bu kişileri polis karakoluna götürmüşlerdir. Daha sonra, o zaman üsteğmen olan İsmail Mezgil'in kumandasındaki güvenlik güçlerince köye getirilmişlerdir. Komutan, Dirimpınar sakinlerini köy meydanında toplamış ve çok sayıda tanığın verdiği tutarlı ifadelere göre, bu kızların üç gün içerisinde kendisine teslim edilmemesi durumunda, köylerinin yakılacağı ve eşyalarını toplayıp köyü terk etmek zorunda kalacaklarını söyleyerek hepsini tehdit etmiştir.
68. 17 Eylül 1994 tarihinde, köylülerin eşyalarını toplayarak köyü terk ettikleri bilgisini alan jandarmalar, özel timlerle beraber, yolu kamyonları durdurmuş, köylüleri geri dönmeye ve eşyalarını boşaltmaya zorlamıştır. Jandarmaların köyü terk etmesinden sonra başvuru sahibinin ailesi eşyalarının bir kısmını muhtarın garajına saklamıştır.
69. 18 Eylül 1994 günü saat 20:00 sıralarında maskeli jandarma timleri köye gelmiştir. Bir çok tanık tarafından da teşhis edilen, Nurettin köyünün baş korucusu Ahmet Çelik de bunlarla beraberdir. Ahmet Çelik maske takmamaktadır ve elinde evleri yakılacak kişilerin listesi vardır. Köylüler evlerine girmeye ve ışıklarını söndürmeye zorlanmışlardır. Jandarmalar muhtarı çağırmış ve kendisinden listedeki kişilerin evlerini göstermesini istemişlerdir. Muhtar bu isteği yerine getirmiştir. Jandarmalar daha sonra köyün varillerinden ve traktörlerden mazot almışlar ve başvuru sahibinin ve akrabalarının evlerini ateşe vermişlerdir. Daha sonra köyü terk etmişlerdir.
70. Bu bulgulara temelinde, Mahkeme, başvuru sahibinin Sözleşmenin diğer maddeleri altında yapmış olduğu şikayetlerini incelemeye devam edecektir.
II. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
71. Başvuru sahibi, evinin yakılması ve ailesinin köyden tahliyesine atıfta bulunarak aşağıda madde metni verilen Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. (Madde tercüme edilmemiştir. (ç.n.)).
72. Hükümet, bu şikayeti dayanaksız olması sebebiyle kabul etmemiştir.
73. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden biri olduğunu belirtmektedir. Organize terörizm ve suçla mücadele gibi çok zor durumlarda dahi Sözleşme, bu düzenlemeye aykırı muameleleri mutlak ifadelerle yasaklar. Kötü muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi çerçevesinde değerlendirilebilmesi için asgari bir şiddeti haiz olması gerekir. Asgari düzeyin belirlenmesi göreceli olup dava muhtevasının tamamına, muamelenin süresine, fiziksel ve/veya etkilerine ve bazı olaylarda da yaş, cinsiyet ve mağdurun sağlık durumuna bağlıdır (bak. Selçuk ve Asker v. Türkiye, 24 Nisan 1998, 1998-II, s. 909, par. 75-76).
74. Mahkeme, başvuru sahibinin evinin, aile bireylerini sığınacak bir yerden mahrum bırakacak ve kendilerinin ve tanıdıklarının yaşadıkları yerden ayrılmaya zorlayıcı ve teşvik edici şekilde yine bu kişilerin gözü önünde yakıldığını hatırlatmaktadır. Mahkeme'nin görüşüne göre, iddia edilen fiilin amacı, başvuru sahibi ve akrabalarının, PKK'ya iddia edilen mensubiyetleri için cezalandırılmaları da olsa bu, bu tip bir kötü muamele için haklı bir sebep teşkil etmez.
75. Mahkeme, aile üyelerinin maruz kaldıkları sıkıntı ve ızdırap ile beraber başvuru sahibinin evinin ve mallarının yakılmasının, başvuru sahibi üzerinde Sözleşmenin 3. maddesi bağlamında insanlık dışı muamele olarak vasıflandırılabilecek bir şiddette sıkıntıya sebep olduğu kanaatine varmıştır (bak. Yukarıdaki Selçuk ve Asker kararı, s. 910, par. 77-78).
76. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği kararına varmıştır.
III. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN VE 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİ İHLALLERİ İDDİALARI
77. Başvuru sahibi, evinin kasten yakılmasından şikayet etmiş ve Sözleşmenin 8. maddesi ile 1 No.lu Protokolün 1. maddesine atıfta bulunmuştur. (Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkının düzenlendiği 8. madde ile mülkiyet hakkının düzenlendiği 1 No.lu Protokolün 1. maddesi tercüme edilmemiştir. (ç.n.)).
78. Hükümet, başvuru sahibinin şikayetlerini reddetmiş ve bunların temelsiz olduğunu ileri sürmüştür.
79. Mahkeme, güvenlik güçlerinin başvuru sahibinin evini kasten yaktıklarını ve ailesini köyü terk etmeye zorladıklarını tespit etmiştir (bak. yukarıdaki par.64). Bu fiillerin, 3. maddenin ihlaline yol açmakla beraber, başvuru sahibinin özel hayatı ve aile hayatının korunması hakkı ile mülkiyetin korunması hakları üzerinde ağır ve haksız sonuçlar doğuracağı konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır (bak. Menteş ve Diğerleri v. Türkiye, 28 Kasım 1997, Raporlar 1997-VIII, s. 2711, par. 73 ve Dulaş v. Türkiye, 30 Ocak 2001).
80. Mahkeme, bu sebeplerle, Sözleşmenin 8. maddesinin ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin birer ihlali olduğuna karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLALLERİ İDDİALARI
81. Başvuru sahibi, evinin ve mallarının güvenlik güçleri tarafından yakılmasına karşı müracaat edebileceği etkili bir hukuk yolu olmadığından ve tazminata dair haklarını temin etmek için de bir mahkemeye başvuramadığından şikayetle, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ve Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
A. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası
82. Başvuru sahibi, yetkililerin, kendi iddiaları hakkında etkili bir soruşturma düzenlemedeki başarısızlıkları sebebiyle medeni hakları ile ilgili olarak bir mahkemeye müracaat etme hakkını kullanamadığını belirtmiştir. Başvuru sahibine göre, böyle bir soruşturma olmaksızın hukuk mahkemelerinde bir tazminat alma şansı bulunmamaktadır.
83. Hükümet, başvuru sahibinin iç hukuktaki mümkün hukuk yollarını tüketme konusunda başarısız olduğunu ileri sürmüştür. Başvuru sahibinin bir özel hukuk davası açmış olma durumunda, adil yargılanma hakkından faydalanabileceğini belirtmiştir.
84. Mahkeme, başvuru sahibinin 13 Ocak 1997 tarihli kabul edilebilirlik kararında belirtilen sebepler yüzünden özel hukuk davası açmadığını belirtmektedir. Bu yüzden başvuru sahibinin işlemleri başlatması durumunda yerel mahkemelerin başvuru sahibinin iddiaları hakkında karar verip veremeyeceği konusunda bir karara varmak imkansızdır. Bununla beraber, Mahkeme'nin görüşüne göre, başvuru sahibinin şikayetleri evinin ve mallarının güvenlik güçleri tarafından kasten yakılması ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmesi konusundaki eksiklikle ilgilidir. Bu yüzden Mahkeme, bu şikayeti Devletlere, Sözleşme'nin iddia edilen ihlalleri için etkili bir hukuk yolu sağlama bağlamında daha geniş bir zorunluluk getiren 13. maddenin görüş noktasından ele alacaktır (bak. yukarıda bahsedilen Selçuk ve Asker kararı, s. 912, par. 92). Mahkeme, bu sebeple, Sözleşme'nin 6. maddesinin bir ihlali olup olmadığı konusunda bir inceleme yapmayı gereksiz görmektedir.
B. Sözleşme'nin 13. maddesi
85. Başvuru sahibi, Sözleşmede korunan hakları ile ilgili olan şikayetleri hakkında etkili bir başvuru yoluna sahip olmadığını belirtmektedir. Köy yakma ile ilgili olan diğer davalara atıfta bulunarak başvuru sahibi, Türkiye'nin güneydoğusunda 13. madde ihlali içeren idari bir uygulamanın olduğunu ve kendisinin de bu uygulamanın mağduru olduğunu iddia etmektedir.
86. Hükümet, başvuru sahibinin iç hukuk yollarını bilerek tüketmediği konusunu dile getirmiştir. Bu bağlamda başvuru sahibinin İzmir'deki Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduktan sonra adli makamlara herhangi bir adres bırakmaksızın ortadan kaybolduğuna işaret etmiştir. Bu ihmale rağmen adli makamlar başvuru sahibinin köylülerinin ifadelerini almak ve başvuru sahibinin evini yakmak iddiasıyla bir zanlı hakkında dava açmak suretiyle başvuru sahibinin ileri sürdüğü iddialar hakkında etkili bir soruşturma yürütmüşlerdir.
87. Mahkeme, Sözleşmenin sağladığı hak ve hürriyetlerin özünün uygulanması bakımından Sözleşmenin 13. maddesinin, iç hukuk sistemi içerisinde hangi şekilde güvence altına alınabilecekse, ulusal düzeydeki o hukuk yollarını garanti ettiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle 13. maddenin hükmü - her ne kadar Yüksek Akit Devletlere bu maddedeki yükümlülüklerine ne şekilde uyum sağlayacakları konusunda bir dereceye kadar takdir yetkisi verse de- bir iç hukuk yolu hükmünün, Sözleşmeye göre "tartışılabilir bir şikayet"in özüne uygun olmasını ve uygun çözüm yolunu sağlamasını gerektirir. 13. maddedeki yükümlülüğün kapsamı başvuru sahibinin Sözleşmeye göre yaptığı şikayetin niteliğine bağlı olarak değişir. Bununla beraber; 13. maddenin gerektirdiği hukuk yolu, kanunda yer almasının yanı sıra uygulamada da "etkili" olmalıdır. Özellikle de, bu hukuk yolunun uygulaması sorumlu Devletin yetkililerinin eylem ya da ihmalleriyle haklı bir gerekçe olmaksızın engellenmemelidir (bak. yukarıda bahsedilen Dulaş kararı, par. 65).
88. Bir bireyin, evi ve mallarının Devlet görevlileri tarafından bilinçli bir şekilde yakıldığına dair tartışılabilir bir iddiası olması durumunda 13. madde, mümkün olan hallerde tazminat ödenmesi ile birlikte faillerin tespiti ve cezalandırılması için şikayetçinin de etkin bir şekilde dahil olacağı tam ve etkin bir soruşturmayı da gerektirir (bak. yukarıda bahsedilen Menteş ve Diğerleri, s. 2715-16, par. 89).
89. Mahkeme, daha önce başvuru sahibinin evi ve mallarının Sözleşme'nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ihlal edecek şekilde yakıldığına karar verdiğine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda başvuru sahibinin iddiaları, 13. maddenin amaçları çerçevesinde "tartışılabilir" bir niteliğe sahiptir (bak. Boyle ve Rice v. Birleşik Krallık kararı, 27 Nisan 1998, Seri A no. 131, s. 23, par. 52 ve yukarıda bahsedilen Dulaş kararı, par. 67).
90. Mahkeme, daha önce, 1990'ların ilk yarısında Türkiye'nin güneydoğusunda ceza hukukunun güvenlik güçleri tarafından işlenen kanun dışı eylemlere uygulanmasının bazı özellikler içerdiğine karar vermiştir ve uygulamadaki soruşturma sistemindeki mevcut bu eksiklikler bu süre içerisinde, bölgede ceza hukukunun sağlamış olduğu korumanın etkinliğini azaltmaktadır. Bu uygulama, güvenlik güçleri mensuplarının Sözleşme'de garanti altına alınan temel hak ve özgürlüklere saygılı demokratik bir toplumdaki hukukun üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmayan eylemlerinden doğan sorumluluklarını azalmasına yol açmış veya bunu arttırmıştır (bak. Bilgin v. Türkiye, no.23819/94, par. 119, 16 Kasım 2000,).
91. Dava konusu olaylara dönülecek olursa, Mahkeme, başvuru sahibinin evinin yanmasından kısa bir süre sonra Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu belirtmektedir. Bu başvuru sonucu Malazgirt Cumhuriyet Savcılığı başvuru sahibinin iddiaları hakkında bir soruşturma başlatmıştır. Bununla beraber, bu soruşturmada ciddi ihmal ve eksiklikler mevcuttur. Mahkeme, başvuru sahibinin köylülerinin, kendilerinden boş kağıtları imzalamalarının istendiği ve ifadelerinin daha sonra bu kağıtlara yazıldığı ve bunların da kendilerine okunmadığını belirtmeleri suretiyle jandarmalar tarafından alınan ifadelerinin içeriği ve doğruluğunu yalanladıklarını görmektedir (bakınız yukarıdaki par. 57). Mahkeme, bu üç şahidin ifadelerinin güvenilir olduğuna kanaat getirerek bu uygulamanın, Sözleşme'nin 13. maddesinin gerektirdiği soruşturmanın anlamı ile tamamen zıt olduğuna karar vermiş ve aynı zamanda köy korucularından alınan ifadelerin, savcı tarafından hazırlandığı izlenimini verecek şekilde bir kalıptan çıkma olduğuna ve bu sebeple de bunlara herhangi bir ehemmiyet verilemeyeceğine dair önceki bulgusunun da altını çizmektedir (bak. yukarıdaki par.63).
92. Dahası Mahkeme, başvuru sahibinin, evi ve mallarının yakılmasının failleri olarak güvenlik güçlerini göstermesine rağmen, savcıların soruşturma müddetince güvenlik güçleri mensuplarının ifadelerini almak için herhangi bir çaba göstermediklerine işaret etmektedir. Mahkeme bunu, savcılarda güvenlik güçleri mensuplarının ev yakma olaylarına iştirak ettiklerini kabul etmekte genel bir isteksizlik olduğu şeklinde değerlendirmektedir (bak. yukarıdaki par. 62). Bununla birlikte soruşturma yetkilileri, başvuru sahibinin suç duyurusunu aldıktan iki yıl üç ay sonra olay mahallini gezmişlerdir (bak. yukarıdaki par. 33 (xvi)).
93. 9 Eylül 1996 tarihinde soruşturma üzerindeki yetki, jandarmalar aleyhindeki adli işlemlerin durdurulmasına karar veren Malazgirt İlçe
İdare Kuruluna geçmiştir (bak. yukarıdaki par. 33 (xv)). Bununla beraber Mahkeme, bir çok davada, hiyerarşik olarak haklarında soruşturma yürütülen güvenlik güçlerinin ikinci amiri olan valiye bağlı olan bu tip kuruluşların bağımsız olarak kabul edilemeyeceği kararı verdiğine dikkat çekmiştir (bak. Güleç v. Türkiye, 27 Temmuz 1998, Raporlar 1998-IV, s. 1732-1733, par.80).
94. Son olarak Mahkeme, adli makamların, suçun faili olmamasına ve hakkında hiçbir adli şikayet bulunmamasına rağmen Ahmet Kınay hakkında soruşturma yürütmelerini, bu şahsı tutuklamalarını üzüntü verici bulmaktadır. Bunun dayanağının 20 Haziran 1995 tarihinde jandarmalar tarafından alınan ve Muhsettin Yöyler isim ve imzasını taşıyan bir ifade metni olduğu açıktır. Ancak bu şahıs Mahkeme temsilcilerine böyle bir ifade vermediğini ve imzanın da sahte olduğunu söylemiştir. Mahkeme'ye göre, bu, başvuru sahibinin Sözleşme ile ilgili şikayetleri hakkında ciddi bir soruşturma düzenlenmediğinin ve jandarmaların soruşturmaya katılımlarının belli gerçeklerin üstünü örtme ile sonuçlandığının açık bir göstergesidir.
95. Hükümet'in tezine göre, soruşturma, başvuru sahibinin, yetkililere kendisine ulaşılabilecek bir adres bırakmaması sebebiyle kesintiye uğramıştır. Mahkeme, başvuru sahibinin iddiaları ile ilgili olarak ifadesinin alınması için başvuru sahibinin yerinin tespit edilmeye çalışıldığını kabul etmektedir. Bununla beraber, evinin yakılmasından sonra sürekli bir adresi kalmayan başvuru sahibinin kendisine ve ailesine barınacak bir yer bulmak amacıyla bir şehirden başka bir şehre taşınmak zorunda olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Korunmasızlık ve kendini güvende hissetmeme duyguları da bu bağlamda bir etken sayılabilir (bak. yukarıda bahsedilen Menteş ve Diğerleri, s. 2707, par. 59). Buna bağlı olarak, Mahkeme, başvuru sahibinin kişisel şartları ile yerel soruşturmadaki ihmal ve eksikliklerin başvuru sahibinin yetkililere kendisine ulaşılabilecek bir adres bırakmadaki hatasını hafiflettiğini düşünmektedir.
96. Yukarıdaki tespitler ışığında, Mahkeme, yetkililerin başvuru sahibinin iddiaları hakkında tam ve etkin bir soruşturma düzenlemede ve tazminat talebine de içerek şekilde etkili bir iç hukuk yolu sağlamada başarısız olduklarına karar vermiştir.
97. Bu sebeple Sözleşme'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
V. SÖZLEŞME'NİN 3, 6, 8 VE 13. MADDELERİ VE 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİ BAĞLAMINDA SÖZLEŞME'NİN 14. MADDESİNİN
İHLALİ İDDİASI
98. Başvuru sahibi, Kürt kökenli olduğu için Sözleşmenin 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.lu Protokolün 1. Maddesi bağlamında Sözleşmenin 14. maddesini ihlal edecek şekilde ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmiştir. 14. madde aşağıdaki hükümleri ihtiva etmektedir:
"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır."
99. Başvuru sahibi, ulusal bir azınlığa mensup olması sebebiyle ayrımcılık göstergesi olan evinin ve mallarının yakılmasının resmi politika sonucu olduğunu ileri sürmüştür.
100. Mahkeme, başvuru sahibinin iddialarını kendisine sunulan deliller ışığında değerlendirmiş, fakat dayanaksız bulmuştur. Bu yüzden Sözleşme'nin 14. maddesinin herhangi bir ihlali yoktur.
VI. SÖZLEŞME'NİN 18. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
101. Başvuru sahibi, uygulamadaki sınırlamaların Sözleşme'de belirtilen amaçlarla uyuşmadığını iddia ederek Sözleşme'nin 18. maddesine atıfta bulunmuştur. 18. madde aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir."
102. Mahkeme, başvuru sahibinin iddialarını kendisine sunulan deliller ışığında değerlendirmiş fakat dayanaksız bulmuştur. Buna bağlı olarak Sözleşme'nin 18. maddesinin herhangi bir ihlali yoktur.
VII. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Maddi Zarar
104. Başvuru sahibi, evi ve müştemilatının, ev eşyalarının ve tarım aletlerinin yakılması sonucu ortaya çıkan ve mecburi ikamet değişikliğinden kaynaklanan masraflardan dolayı bu başlık altında 454.320 amerikan doları tazminat talep etmiştir.
105. Hükümet, başvuru sahibinin bu iddiaları için herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.
106. Mahkeme, başvuru sahibinin evi ve mallarının güvenlik güçleri tarafından yakıldığı bulgusunun ışığında maddi tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Bununla beraber başvuru sahibi iddialarını destekleyecek bilgiler sunmadığı için Mahkeme bu miktarı hakkaniyete uygun bir şekilde kendisi tayin edecektir.
1. Ev ve müştemilatı
107-108. Başvuru sahibi, iki katlı 166 metre karelik evi, tek katlı bir evi, 60 metre karelik bir garaj ve tahıl ambarı için tazminat talebinde bulunmuş ve bu üç gayri mülkü için 70.000 $ talep etmiştir. Bu iddiaları destekleyecek mevcut herhangi bir delil bulunmaması sebebiyle Mahkeme, hakkaniyete uygun bir şekilde 10.000 'luk bir tazminata hükmetmiştir.
2. Diğer mallar
109-110. Başvuru sahibi, halı, el yazması kitaplar ve mutfak malzemeleri gibi ev eşyaları için 50.000 $ ek olarak tarım alet ve makineleri
için de 20.000$ dolar talep etmiştir. Mahkeme, tarafsız delilerin yokluğunda bu başlık altında 2.500 'luk bir tazminata hükmetmiştir.
3. Gelir kaybı
111-112. Başvuru sahibi, çiftçilik yapamadığı için 290.000 $ kaybı olduğunu bildirmiştir. Mahkeme, yine, delillerin yoluğunda, bu başlık altında toplam 6.000 'luk bir tazminata hükmetmiştir.
4. Mecburi ikamet değişikliği
113-114. Başvuru sahibi, doksan dokuz ay boyunca ödemek zorunda kaldığı; ev kirası, su parası, benzin ve yiyecek parası için 24.320 $ talep etmiş Mahkeme, bu başlık altında toplam 6.500 tazminata hükmetmiştir.
5. Özet
115. Sonuç olarak maddi tazminat olarak Mahkeme toplam 25.000 tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Manevi zarar
116. Başvuru sahibi, bu başlık altında toplam 654.523 $ tazminat talep etmektedir.
117. Hükümet, başvuru sahibinin bu iddiası hakkında bir yorumda bulunmamıştır.
118. Mahkeme ise toplam 14.500 manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Masraf ve harcamalar
119. Başvuru sahibi bu başlık altında; İngiliz temsilcisi Andrew Collender'in 90 saatlik çalışması için 9000 İngiliz Sterlini, Londra'daki Kürt İnsan Hakları Projesi'ne bağlı Kerim Yılsız, Philip Leach ve diğer çalışanların 244 saatlik çalışmaları için 23.942,98 İngiliz Sterlini, tercümeler için 1.570 İngiliz Sterlini ve telefon konuşmaları, posta ücretleri ve fotokopi masrafları gibi diğer masraflar için de 304 İngiliz Sterlini olmak üzere toplam 30.246,98 İngiliz Sterlini tazminat talep etmiştir.
120. Hükümet, bu talepler için de görüş bildirmemiştir.
121. Mahkeme, elindeki deliller ışığında hakkaniyete uygun olarak başvuru sahibine Avrupa Konseyi'nden alınan 355 çıkartılmak üzere toplam 14.700 tazminat ödenmesine karar vermiştir.
D. Hakların tekrar sağlanması isteği
122. Başvuru sahibi, kendisinin ve ailesinin tekrar köylerine yerleştirilmelerini ve Eylül 1994'te meydana gelen olaydan önce olduğu gibi hayatlarını sürdürmeye devam etmelerinin sağlanmasını istemektedir.
123. Hükümet bu konuda da görüş bildirmemiştir.
124. Mahkeme, ihlal kararı verilen bir yargılamanın sorumlu Devlet'e bu ihlali sona erdirme ve mümkün olduğu kadar ihlalden önceki şartları sağlama yükümlülüğü restitutio in integrum getirdiğini hatırlatmaktadır. Bununla beraber restitutio in integrum uygulanmada mümkün değilse sorumlu Devlet, Mahkeme'nin ihlal kararı verdiği bir yargılamanın yükümlülüklerini getirmede serbesttir ve Mahkeme bu bağlamda sonuca götürücü emirler veya ifadeler vermemektedir. Bu Sözleşme'nin 46/2 maddesi uyarınca hareket eden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne düşmektedir (bak. yukarıda bahsedilen Selçuk ve Asker v. Türkiye, s. 918, par.125).
E. Gecikme faizi
125. Mahkeme, kesin kararın verilmesinden sonraki üç aylık içerisinde tazminatların ödenmemesi durumunda ödenecek tazminat miktarlarına Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı aylık faiz oranının yüzde üç arttırılması ile oluşacak oranın aylık faiz oranı olarak uygulanmasına (bak. Christine Goodwin v. Birleşik Krallık, no. 28957/95, par. 124) karar vermiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşme'nin 8. maddesinin ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme'nin 6/1. maddesinin incelenmesine gerek olmadığına;
4. Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Sözleşme'nin 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamında Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Sözleşme'nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;
7. (a)Sorumlu Devlet'in, üç ay içerisinde başvuru sahibine, ödeme tarihinde Türk Lirasına çevrilmek suretiyle aşağıdaki tazminat miktarlarını
ödemesine;
(i) maddi tazminat için 25.000 ,
(ii) manevi tazminat için 14.500 ,
(b) kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içerisinde ödeme yapılmazsa tazminat miktarlarına Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı aylık faiz oranının yüzde üç arttırılması ile oluşacak oranın aylık faiz oranı olarak uygulanmasına;
8. (a) Sorumlu Devlet'in başvuru sahibinin temsilcilerine üç ay içerisinde masraflar ve harcamalar için, Avrupa Konseyi'nden alınan 355 düşülmek kaydıyla 14.700 ödemesine;
(b) kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içerisinde ödeme yapılmazsa bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı aylık faiz oranının yüzde üç fazlası aylık faiz uygulanmasına;
9. Hakkaniyete dair diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
Yorum
Yöyler v. Türkiye kararı 1994-95 yılları arasında AİHM'e açılmış ve karara bağlanmış diğer köy yakma iddialarını içeren davalar gibi Sözleşme'nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlali ile sonuçlanmıştır. Mahkeme'nin bu kararı alırken kullanmış olduğu en önemli delil ise kendi temsilcilerinin almış olduğu sözlü ifadelerdir. Bu kararın alınmasında diğer bir etken ise olayı soruşturmakla görevli makamların çeşitli eksiklik veya ihmalleri, alınmış olan ifadelerdeki tutarsızlıklar veya verilen ifadelerin daha sonra yalanlanmasıdır.
Burada dikkat çekmek istediğimiz bir konu ise, teknik bir konu olsa da, Mahkeme'nin kendi temsilcilerinin almış olduğu ifade metinlerine kararda yer verilmemesidir. Mahkeme, olayları ortaya koyup bunları değerlendirdiği hukuki boyut bölümünde atıf yaptığı ifadelerin metinlerine kararda yer vermemiştir. Oysa bu karardan önce verilen Akdeniz ve Diğerleri v. Türkiye, Aktaş v. Türkiye, Matyar v. Türkiye kararları ve bu karardan sonra verilen Elçi ve Diğerleri v. Türkiye kararları gibi diğer bazı uzun kabul edilebilecek kararlarda bu tip bir uygulamadan kaçınılmıştır. Bu kararda böyle bir uygulamaya gidilmesi okuyucuların olayın maddi unsurlarını tarafsız olarak inceleme imkanını kısıtlamıştır. Bu ifade metinlerine her ne kadar Mahkeme arşivlerinden ulaşılabileceği kararda belirtilmişse de, bu kararlara Mahkeme'ye en kolay ulaşım yolu olan internet üzerinden ulaşmak mümkün değildir.
Full & Egal Universal Law Academy