(AİHS. m. 6, 10, 39, 43) (3713 S. K. m. 7, 8) (647 S. K. m. 6) (4304 S. K. m. 1)
Başvuru No: 27529/95
Karar Tarihi: 25 Eylül 2003
OLAYLAR
Başvuru sahibi, 1949 doğumlu ve İstanbul'da ikamet etmekteydi. Olayların olduğu ve mevcut başvurunun yapıldığı sırada, başvuru sahibi "Evrensel Ltd." isimli yayıncılık şirketinin ortağı ve editörü durumundaydı. 1992 senesinde, Evrensel Ltd. Şti., Türk Komünist Partisi (Türkiye'de yasadışı bir politik parti) tarafından düzenlenen konferanslarla ilgili belgeleri kapsayan "Konferans Belgeleri" (Conference Documents) adlı bir kitap yayınlamıştır. 2 Eylül 1992'de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuru sahibini, Terörle Mücadele Kanununun 7 ve 8. maddelerine aykırı olarak Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı ve terör örgütleri lehine propaganda yapmaktan suçlamada bulunmuştur. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yapılan duruşmalarda, başvuru sahibi ifade özgürlüğüne atıfta bulunarak, kitabın sadece tarihi belgeleri içerdiği şeklinde kendini savunmuştur. 1 Temmuz 1993 tarihli kararda, Mahkeme, başvuru sahibini, kitabın yayıncısı olarak Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesine aykırı olarak Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmaktan suçlu bulmuştur. Başvuru sahibi, beş ay hapis ve para cezasına çaptırılmıştır. Mahkeme, kitapta, Türkiye'nin bir bölümünün Kürdistan olarak ifade edildiğini belirtmiştir. Ayrıca kitap, bu bölgede yaşayan Türk vatandaşlarının Kürt milleti olduğunu, bu bölgede yaşayanlara, Devletten ayrılma hakkını da içeren kendi kaderini tayin hakkının verilmesi gerektiğini ve Türk ordusunun bu bölgeyi talan ettiğini iddia etmiştir. Mahkeme, bunların sonun da, kitabın, Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yaptığına karar vermiştir.
Başvuru sahibi, karara karşı temyize gitmiştir. Kararın, Sözleşmenin 10. maddesi ile güvence altına alınmış ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
2 Aralık 1993'te Yargıtay, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını bozmuştur. Zira, kitabın yayınlanmasının Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesine de aykırılık oluşturduğunu ve başvuru sahibinin ayrıca bu maddeden de cezalandırılması gerektiğini belirtmiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 24 Mart 1994 tarihli kararında, başvuru sahibi, Terörle Mücadele Kanununun 7 ve 8. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve para cezasına çaptırılmıştır. Ancak, 1 Temmuz 1993 tarihli karara karşı savcının temyize gitmemesinden dolayı, Mahkeme, başvuru sahibinin cezasının bu kararda verilen cezadan daha fazla verilemeyeceğine karar vermiş ve başvuru sahibi beş ay hapis ve 41.666.666 Türk Lirası para cezasına mahkum olmuştur. Başvuru sahibi, karara karşı tekrar temyize gitmiştir. 22 Eylül 1994 tarihinde Yargıtay temyiz talebini reddetmiştir.
18 Ekim 1994'de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, kararı başvuru sahibine tebliğ etmiş ve başvuru sahibi 17 Mart 1995 tarihinden itibaren İstanbul Bayrampaşa Cezaevinde cezasını çekmeye başlamıştır. Daha sonra İzmit Cezaevine nakledilmiştir. Cezaevinde 112 gün kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Ayrıca 27.090.000 Türk Lirası para cezası ödemiştir. 27 Ekim 1995 tarihinde, başvuru sahibine verilen hapis cezası uygulandıktan sonra, 4126 sayılı kanun, diğerleri ile birlikte, 2713 sayılı kanunun 8. maddesini ıslah için gündeme gelmiştir. Bu, ihtilaf konusu propagandaya dair, 8. maddenin ilk bölümlerinde ifade edilen cürüm kastında değişiklik yapmıştır. Ayrıca, bu kanun söz konusu suça daha hafif hapis cezası öngörürken daha fazla para cezası öngörmüştür. Geçici bir hükmünde, 4126 sayılı kanun 8. madde gereği verilen önceki cezaların da resen incelenmesi gerektiğini öngörmüştür.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından başvuru sahibinin davası resen incelenmiştir. 22 Aralık 1995 tarihli kararında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 647 sayılı kanunun 6. maddesi gereğince, başvuru sahibine verilen beş ay hapis ve 41.666.666 Türk Lirası para cezasının tecil edilmesine karar vermiştir. Mahkeme, bu kararın ulaşmasından itibaren cezanın infazının durdurulmasını emretmiştir.
Bunun üzerine başvuru sahibi Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunmuştur. 27 Şubat 1997 tarihinde Yargıtay, iç hukukun gerektirdiği hapis cezasının para cezasına çevrilmesi konusunun ele alınmaması sebebiyle 22 Aralık 1995 tarihli kararı bozmuştur. 19 Haziran 1997'de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuru sahibinin hapis cezasını 750.000 TL'ye çevrilmesine karar vermiştir. Böylece ceza ertelenmiştir. Başvuru sahibi tekrar temyize gitmiştir. Kendisine verilen cezayı çekiğini ve bu yüzden mahkemenin verdiği tecil kararının yanlış olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay'a verdiği dilekçe de, ayrıca, Sözleşmenin 6. ve 10. maddelerindeki haklarından da bahsetmiştir. 12 Eylül 1997 tarihli kararda, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4304 sayılı kanununun 1(3). maddesine uygun olarak, başvuru sahibine karşı verilen kararın teciline, tecilin kendisine tebliğden itibaren üç yıl içinde başvuru sahibi, editör olarak herhangi aynı neviden bir suç işlememe şartıyla karar verilmiştir.
KARAR
Bunun üzerine başvuru sahipleri, 18 Nisan 1997'de Türk Hükümeti aleyhine, kendisi aleyhine yapılan yargılamanın makul bir sürede bitirilmemesinin ve tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kendisini yargılayıp suçlu bulmasının Sözleşmenin 6/1. maddesi anlamında adil yargılanma hakkına, ifade özgürlüğünün haklı bir sebep olmaksızın sınırlandırılmasının Sözleşmenin 10. maddesi anlamında ifade özgürlüğüne aykırı olduğu iddiasıyla Komisyona başvurmuştur.
10 Temmuz 2003 tarihinde, Mahkeme, sorumlu Devlet'ten aldığı açıklamada, Hükümet, Terörle Mücadele Kanunu anlamında ifade özgürlüğünün Sözleşmenin 10. maddesi gereğince düzenleme yapılacağını ve konu ile ilgili her türlü gerekli tedbirlerin alınacağını ve gerekli yasaklamaların yapılacağını bildirmiştir. Ayrıca Türk Hükümeti karşılık beklemeksizin başvuru sahibine, bahsedilen davaya istinaden dostane çözüm kuralları çerçevesinde toplam 9.500 Euro ödemeyi önermiştir. Tüm muhtemel vergilerden arındırılmış bu rakam, davadan kaynaklanan tüm harcamaları kapsayacak şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 39. maddesi kapsamında, Mahkemenin kararından itibaren 3 ay içerisinde, başvuru sahibinin ya da kanuni temsilcisinin bildireceği bir banka hesabına ödeneceği belirtilmiştir. Bu ödeme davanın nihayete ermesini de gerektirecektir. Bununla birlikte, Hükümet, davayı Sözleşmenin 43/1. maddesi gereğince, Mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra, Büyük Daireye götürmeyeceğini taahhüt etmiştir. Başvuru sahibi de bu öneriyi kabul ettiğini bildirir yazıyı Mahkemeye göndermiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, 25 Eylül 2003 tarihinde sorumlu Hükümetin başvuru sahibine dostane çözüm çerçevesinde 9.500 Euro ödemesine ve başvurunun listeden çıkartılmasına karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy