(AİHS m. 6, 8)
(Başvuru No:29871/96)
6 Aralık 2005
OLAYLAR
1953 doğumlu başvuran olayların geçtiği dönemde İzmirde ikamet etmekteydi.
Başvuran 1975 yılında, Almanyaya gitmiş ve Bremen Üniversitesine kaydolmuştur.
Başvuran 1979 yılında bir Türk kızıyla evlenmiştir. Oturma izni olan başvuran ve eşi, işçi olarak çalışmışlardır. Birlikteliklerinden 1981 ve 1986 yıllarında doğan iki çocukları Almanyada okula gitmişlerdir.
Dışişleri Bakanlığı, 19 Mart 1984 tarihli gizli yazısıyla, Savunma Bakanlığına başvuranın Türk Öğrenci Birliği üyesi ve Bremende faaliyet gösteren Kürdistan Kürt Komitesinin yandaşı olduğu yönünde bilgi vermiştir. Ayrıca başvuran, 12 Eylül 1980 askeri harekâtını protesto etmek amacıyla bölücü sol örgütlerin düzenlediği bir gösteriye katılmıştır.
Savunma Bakanlığı, 28 Mart 1984 tarihinde, Elazığ 8. Sıkıyönetim Komutanlığına yukarıda belirtilen olaylardan haberdar etmek amacıyla yazı göndermiştir. Elazığ 8. Sıkıyönetim Komutanlığı, 3 Nisan 1984 tarihli kripto ile, başvuranı Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcısına ihbar etmiştir. Askeri Savcı hazırlık soruşturması başlatmıştır. Başvuran, Türk Ceza Kanununun (TCK) 140. maddesinde öngörülen yabancı ülkede milli menfaatlere zarar verici faaliyetlerde bulunmakla suçlanmıştır.
Millet Meclisinin 13 Mart 1986 tarihinde Elazığdaki sıkıyönetimi kaldırmasının ardından, 18 Nisan günü başvuranın davasından sorumlu Askeri Savcı, görevsizlik kararı vererek dosyayı, dava soruşturmasını yeniden başlatan Elazığ Cumhuriyet Başsavcısına göndermiştir.
Türkiyeye ailesine ziyarete gelen başvuran, 21 Şubat 1992 tarihinde, İzmirde polis tarafından yakalanmış ve İstanbulda yedi gün süren gözaltı sırasında sorguya çekilmiştir. Başvuranın pasaportuna el konulmuştur.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 27 Şubat 1992 tarihinde, başvuranı serbest bırakmış ancak pasaportu teslim edilmemiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı 14 Nisan 1992 tarihinde, başvuranı Devlet aleyhinde bölücü faaliyette bulunmakla suçlayarak, ihanet ve silahlı örgüt kurmayı öngören TCKnın 125 ve 168§ 1 maddelerinin uygulanmasını istemiştir.
Elazığ Ağır Ceza Mahkemesi 16 Nisan 1992 tarihinde Adalet Bakanlığı aracılığıyla Alman makamlarının Türk Öğrenci Birliği ve Kürdistan Komitesinin kurumsal özellikleri ve faaliyetleri üzerine bilgi vermelerinin istenmesine karar vermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi 2 Haziran 1992 tarihinde, istenilen bilgilerin ulaşmadığını tespit etmiş ve duruşma tarihini 14 Temmuz 1992 olarak belirlemiştir. Mahkeme sözkonusu tarihte Adalet Bakanlığından cevap alınamadığı gerekçesiyle duruşmayı 24 Eylül 1992 tarihine ertelemiştir. 24 Eylül tarihli duruşma ve daha sonraki on dokuz duruşma davanın esası hakkında, Alman makamlarından cevap beklentisi içinde hiçbir işlem yapılmadan geçmiş ve yapılan sözkonusu duruşmalar sadece yedek hakimlerin dosya içeriğinden haberdar edilmesine yaramıştır.
Davası sürmesine rağmen başvuran, birçok kez Kaymakamlıkdan pasaportunun kendisine teslim edilmesini istemiştir. Bu talepler reddedilmiştir. Başvurana pasaportunun ancak yargılandığı mahkemenin vereceği, ülkeyi terk etmesi için hiçbir sakınca olmadığına dair belgeyle teslim edilebileceği belirtilmiştir.
Başvuranın avukatı, 3 Şubat 1994 tarihli duruşmada, yurtdışına çıkma yasağının kaldırılmasını istemiştir. Başvuranın avukatı böyle bir yasağın bulunmadığına dair belge verilmesini istemiştir.
1 Mart 1994 tarihli duruşma tutanağına göre, Ağır Ceza Mahkemesi, bu yönde hiçbir yasaklamanın bulunmadığını ve verebileceği tek belgenin ancak yargılamanın huzurunda devam etmesi ile ilgili olabileceğini belirtmiştir.
Başvuranın avukatı, 18 Ocak 1995 tarihinde, AİHSnin 6§1 maddesini ileri sürerek, yargılama süresinin aşırı olmasından şikayetçi olduğu ve davanın çözüme kavuşturulması için Alman makamlarından cevap beklenmemesini istediği savunmasını sunmuştur. Başvuranın avukatı, müvekkilinin, yargılamanın devam etmesinden ve bunun da yasaklamalara neden olduğundan dolayı, özgür olmasına rağmen ne Almanyaya dönebildiğini ne de Türkiyede yaşam kurabildiğini vurgulamıştır.
Başvuran, 17 Eylül 1995 tarihinde, Valilikten, pasaportun teslim edilmesi talebinin reddedilmesinin, Ankara Emniyet Müdürlüğünün aldığı hala geçerli olan tedbire dayandığının yer aldığı bir belge almıştır. Sözkonusu tedbir tarihi ve gerekçesi, bir polis memuru tarafından imzalanan belgede belirtilmemiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran 1998 tarihli duruşma sırasında dosyada, Savunma Bakanlığının istenilen bilgileri Ocak 1998 tarihinde verdiğini belirttiği bir yazı bulunduğunu fark etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, durumun böyle olmadığını belirterek, sözkonusu bilgilerin gelmesini beklemek üzere 14 Eylül 1998 tarihi için başka bir duruşmanın yapılmasını öngörmüştür. Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu son duruşmada -tutanaklar okunduktan sonra- Savunma Bakanlığının, Türkiyenin Hannover Başkonsolosluğu kayıtlarında, Bremende KOMKARın yöneticilerinden biri olan Gülşen İletmişin kardeşi olması dışında, başvuran hakkında hiçbir kaydın bulunmadığının belirtildiği 22 Ocak 1998 tarihli bir belge göndermiş olduğunu tespit etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Eylül 1998 tarihinde, başvuran aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarmıştır.
Başvuranın avukatı, 22 Mart 1999 tarihinde, dosyadaki delil durumunu ileri sürerek sözkonusu müzekkerenin iptal edilmesini istemiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Mart 1999 tarihinde yakalama müzekkeresini iptal etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Temmuz 1999 tarihli kararıyla, aleyhinde delil bulunmadığından dolayı başvuranın beraatına karar vermiştir.
Daha sonra belirtilmeyen bir tarihte başvurana pasaportu teslim edilmiştir. Başvuran ailesiyle birlikte Almanyaya geri gitmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHSNİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, cezai yargılama süresinin AİHSnin 6§1 maddesi tarafından öngörülen makul süre ilkesini tanımadığını ileri sürmektedir.
A. Kabul edilebilirlik Hakkında
AİHM, şikayetin AİHSnin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başvurunun başka hiçbir kabul edilemezlik ilkesiyle ters düşmediğini ortaya koymaktadır.
B. Esas Hakkında
Değerlendirmeye alınacak dönem, 3 Nisan 1984 tarihinde Askeri Savcılığın açtığı hazırlık soruşturması ile başlayıp, 1 Temmuz 1999 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararıyla sona ermiştir. Dolayısıyla yargılama süreci bir tek yargı aşaması için on beş yıl sürmüştür.
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. örneğin, Frydlender-Fransa, no: 30979/96, AİHM 2000-VII).
AİHM, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, Hükümetin, sözkonusu durumda farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, konuya ilişkin içtihadını gözönünde bulundurarak, bu davada yargılama süresinin aşırı olduğuna ve makul süre koşuluna cevap vermediğine kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, bu davada kendisine getirilen yurtdışına çıkış yasağının özel ve aile yaşamına saygı hakkının ihlalini oluşturduğunu iddia etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet, adli makamlar tarafından hiçbir yurtdışına çıkış yasağı kararının alınmadığından dolayı, başvuranın şikayetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.
Başvuran, şikayet konusunun, varlığı ortaya konulan hukuk dışı idari tedbir olduğunu ileri sürmektedir.
AİHM, şikayetin AİHSnin 35§ 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başvurunun başka hiçbir kabul edilemezlik ilkesiyle ters düşmediğini ortaya koymaktadır.
B. Esas Hakkında
AİHM, yeterince güçlü özel ilişkilerinin ciddi bir şekilde etkileme riski bulunduğunu tespit ettiğinden dolayı, idari merciler tarafından başvuranın pasaportuna yıllarca müsadere edilmesi ve geri verilmemesi tedbirinin, özel yaşamına saygı hakkına müdahale oluşturduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Moustaquim-Belçika, 18 Şubat 1991 tarihli karar, A serisi no: 193, s. 18, § 36, Dalia-Fransa, 19 Şubat 1998 tarihli karar, 1998-I, s. 91, § 52 ve Amrollahi-Danimarka, no: 56811/00, § 33, 11 Temmuz 2002). Bu bakımdan AİHM, başvuranın on yedi yıldan bu yana Almanyada yaşadığını gözlemlemektedir. Başvuran üniversite eğitimine devam etmek için yirmi iki yaşında Almanyaya gitmiştir. Başvuran daha sonra evlenmiş, iki çocuğu Almanyada doğmuş ve eşi ve kendisi işçi olarak bu ülkede yaşamıştır.
Böyle bir müdahale, kanun tarafından öngörülen müdahalenin, 8. maddenin ikinci paragrafı bakımından bir ya da birçok meşru amaç güttüğü ve sözkonusu amaçlara ulaşmak için demokratik toplumda gerekli olduğu ortaya çıkan durumlar dışında, sözüedilen maddeyi ihlal etmektedir.
AİHM, öncelikle AİHSnin 8§2 maddesi uyarınca, yasal olma kriteri konusunda, müdahalenin yasalar tarafından öngörüldüğünü kabul etmektedir (bu durumda Pasaport Kanununun 22. maddesi).
Aynı şekilde AİHM, 1992 yılında başvuranın yakalanması sırasında pasaportun geri alınmasının, bu hükümde yer verilen milli güvenlik ve/veya suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlardan birini güttüğünü kabul etmektedir.
AİHM, sözkonusu tedbirin demokratik toplumda gerekli olup olmaması, yani kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca cevap verip vermediği ve güdülen meşru amaçla orantılı olup olmadığı sorusu konusunda ve başvuranın pasaportunun geri alınması hususunda, AİHSnin benzeri önleyici tedbirleri engellemediğini not etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, M.c.-İtalya, no: 12386/86, 15 Nisan 1991 tarihli Komisyon kararı, Karar ve Raporlar 70. Cilt, s. 59).
Ancak, AİHMye göre, hiçbir gelişme göstermeden yargılama uzadıkça ve başvuran aleyhinde kanıt yoksunluğu devam ettikçe, meşru amaca bağlı çıkar oranı ağırlığını kaybedecektir. Buna paralel olarak, zaman geçtikçe, bu davada özel yaşama saygı hakkının bir yönü olan başvuranın dolaşım özgürlüğü hakkına bağlı çıkar, milli güvenlik gereklilikleri ya da suçların öngörülmesinden önce gelmektedir.
Bu açıdan AİHM, başvuranın yurtdışına çıkışı yasaklanan on beş yıllık yargı süresince, milli güvenlik adına bir tehlikenin ya da suç işleme riskinin bulunduğu yönünde dosyada hiçbir delilin yer almadığını gözlemlemektedir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi başvuran aleyhinde yurtdışına çıkış yasağı kararı almadığından dolayı, böyle bir tehlikenin bulunmadığı doğrulanmış olmaktadır. Bunun dışında idari makamlar ise, sözkonusu yasağı hiçbir zaman gerekçelendirmemişlerdir. Oysa AİHM, yalnızca 1984 yılında başvuranın yasadışı örgüte mensup olmakla suçlanmasının ya da buna bağlı yargılamanın hala devam etmesinin, on beş yıl boyunca, suç işlemesi için gerçek bir riskin bulunduğunu gösterecek somut bir delil bulunmamasına rağmen aleyhinde böyle ağır tedbirlerin alınmasını haklı göstermesini anlamamaktadır. Ayrıca AİHM, başvuranın geçmişinde başka hiçbir suç bulunmadığını ve hazırlık soruşturmaları ve yargı aşamasında sözkonusu örgütlere bağlılığını gösteren hiçbir somut delilin bulunmadığı gerekçesiyle sözkonusu suçtan beraat ettiğini vurgulamaktadır.
AİHM son olarak, başvuranın Almanyada yaşadığı sırada bulunduğu aile ve kişisel durumunu hatırlatmakta ve alınan tedbirin belirsiz bir şekilde devam ettirilmesinin yaşamında neden olabileceği bunalım ve belirsizliği gözönünde bulundurmaktadır.
Dolaşım özgürlüğünün ve özellikle sınır ötesi ulaşımın, başvuran gibi birçok ülkede yerleşmiş olan aile, iş ve ekonomik bağlantıları bulunan kişiler sözkonusu olduğunda, özel yaşamın gelişmesi için temel unsur olarak değerlendirildiği dönemde, hiçbir gerekçe olmadan sözkonusu özgürlüğü kısıtlamak, yargılamasına tabi kişiler karşısında Devletin yükümlülüklerini ciddi şekilde ihmalini oluşturmaktadır.
Türkiye tarafından imzalanan ama onaylanmayan Ek 4 Nolu Protokolün 2. maddesinde olduğu gibi dolaşım özgürlüğünün güvence altına alınması, bir tek ve aynı fiil Sözleşme ve Ek Protokollerin birçok hükümleriyle ters düşebileceğinden dolayı, sözkonusu tespit konusunda bir sakınca doğurmamaktadır (Bkz. Poiss-Avusturya, 23 Nisan 1987 tarihli karar, A serisi no: 117, s. 108, §66).
AİHM, yurtdışına çıkış yasağının devam ettirilmesinin kaçınılmaz sosyal bir ihtiyaç olmadığını ve AİHSnin 8. maddesinde yer verilen amaçlarla orantılı olmadığı sonucuna varmaktadır.
Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran uğradığı maddi zarar adı altında 153.000 Euro ve manevi zarar adı altında 50.000 Euro istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, AİHSnin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, başvurana uğranılan maddi ve manevi zararlar için 25.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran AİHM ve ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar için 6.670 Euro istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM içtihadına göre bir başvurana, masraf ve harcamaların geri ödemesi ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yönü ortaya konulduğu sürece yapılmaktadır. Bu davada, elinde bulunan unsurları, yukarıda belirtilen kriterleri ve adli yardım adı altında ödenen miktarı gözönünde bulundurarak, AİHM, yapılan bütün masraflar için başvurana 1.350 Euronun ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) Bu kararın, AİHSnin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin, maddi ve manevi tazminat adı altında 25.000 Euro (yirmi beş bin Euro) ile birlikte masraf ve harcamalar için 1.350 Euroyu (bin üç yüz elli Euro) miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak başvurana ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 6 Aralık 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy