(Kötü Muamele Yasağı ile Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği, Adil Yargılanma Hakları İhlali İddiası)
Başvuru No: 31246/96
Karar Tarihi:25 Eylül 2001
Çeviren ve Özetleyen: Zühtü Arslan, Yrd.Doç.Dr. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
OLAYLAR
26 Temmuz 1995 tarihinde bir polis memuru, o sırada bir parkta bulunan başvuru sahibi ve erkek arkadaşı Tarık Ziya Yıldırım'ın kimliklerini görmek ister. Üzerlerinde yapılan aramada Tarık Ziya Yıldırım'ın çantasından iki adet tabanca çıkar. Polis memuru karakolu arayıp yardım ister, ancak bu arada çıkan kavgada hem kendisi hem de başvuru sahibinin erkek arkadaşı kurşunla yaralanırlar. Başvurucu ve erkek arkadaşı kaçmaya çalışırlarken polisler tarafından yakalanırlar. Yaralı polis memuru olay yerinde, Tarık Ziya Yıldırım da kaldırıldığı hastanede ölürler.
Başvuru sahibi, sorgulanmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür. Emniyet Müdürlüğünün istemi üzerine İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvurucunun gözaltı süresini 26 Temmuz 1995'ten başlamak üzere 8 Ağustos 1995 tarihine kadar uzatmıştır. Gözaltı süresinin son gününde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü savcıdan bir gün daha ek süre istemiş ve bu süre verilmiştir. Sorgulama sırasında başvurucu, yasadışı Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist örgütünün silahlı kanadı olan Leninist Gerilla Birlikleri adlı yasadışı bir örgüte üye olduğunu ve erkek arkadaşıyla polis arasında çıkan kavgada polis memuruna kendisinin ateş ettiğini itiraf etmiştir.
Başvuru sahibi, daha sonra bu ifade tutanağını fiziki ve psikolojik işkence altında imzaladığını açıklamıştır. 9 Ağustos 1995 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan bir doktor, raporunda, başvurucunun muayenesi sonucunda işkence yapıldığını gösteren hiçbir dayak ya da yara izine rastlanmadığım belirtmiştir. Başvurucu, hem savcılıkta hem de çıkarıldığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde gözaltında alınan ifadelerini reddetmiştir. 9 Ağustos 1995 tarihinde başvurucu tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. 11 Ağustos 1995 tarihinde başvuru sahibini muayene eden cezaevi doktoru, raporunda başvurucunun sol elinin gücünü kaybettiğini ve sol kolda omuzlardan parmaklara kadar bir uyuşukluk olduğunu, ayrıca sol kolun hareketi sırasında acı duyulduğunu belirtmiştir.
23 Ekim 1995'de İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan bir grup doktor bir rapor düzenlemişlerdir. Bu raporda başvurucunun 11 Ağustos, 2 Ekim ve 5 Ekim 1995 tarihlerinde muayene edildiği belirtilmektedir. 2 Ekim 1995 tarihli muayenede başvurucunun sol omuzunu hareket ettirmede zorlandığının ve kolundaki bükülme ve çekilmeden dolayı acı çektiğinin gözlendiği, yumruklarında ve sağ omuzunda da benzer problemlerin bulunduğu ifade edilmektedir. Başvurucu aynı zamanda negatif biceps (pazı), stiloradial refleksler, ve yukarı, orta ve aşağı kol pecsusdaki lezyonlardan kaynaklanan ağrılar çekmektedir. 11 Ekim 1995 tarihli muayenede, başvurucunun kol pecsusundaki lezyondan, negatif kemik refleksinden ve sağ koldaki hipostasisden dolayı acı çektiği gözlenmiştir. Doktorlar, başvurucun 15 gün çalışamayacağına karar vermişlerdir.
Başvuru sahibi, 24 Ocak 1996 tarihinde, Fatih Savcılığına başvurarak gözaltında işkence gördüğünü iddia etmiştir. Başvurucu, kendisine elektrik verildiğini, soğuk su tutulduğunu, dövüldüğünü ve hakarete maruz kaldığını söylemiştir. Ayrıca, falakaya yatırıldığını ve cinsel tacize uğradığını, kelepçeli olarak ayakta tutulduğunu, uyumasına izin verilmediğini, ve filistin askısına alındığını ileri sürmüştür. Başvurucu, doktor raporlarını işkencenin delili olarak sunmuştur.
Savcı bu şikayet hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucunun takipsizlik kararına itirazı da 7 Ağustos 1996 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Mayıs 1998 tarihinde verdiği kararla başvurucuyu yasadışı örgüt üyesi olmaktan dolayı, Türk Ceza Kanunu'nun 146 § 1 maddesi uyarınca müebbet hapse mahkum etmiştir. Bu karar, Yargıtay tarafından 2 Mart 1999 tarihinde onanmıştır.
Başvuru sahibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvuruda Sözleşmenin 3, 5 §§ 1(a) ve (b), 3 ve 4, 6 §§ 1 ve 3(c) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Mahkeme, tarafların açıklamalarını değerlendirdikten sonra 17 Ekim 2000'de başvurucunun Sözleşmenin 3, 5 §§ 3 ve 4, 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerine yönelik şikayetlerini kabul edilebilir bulmuş, diğerlerini ise reddetmiştir.
KARAR
Hükümet, 23 Temmuz 2001 tarihinde Mahkemeye ilettiği bildiride dostça çözüm amacıyla Bayan Ayfer Ercan'a 30.000 İngiliz Sterlini ödemeyi önerdiğini, mevcut mevzuata ve hükümetin bu yöndeki gayretlerine karşın, mevcut davada olduğu gibi, yetkililerin gözaltındaki kişilere yönelik münferit kötü muamele uygulamalarından dolayı üzüntü duyduğunu ve bu gibi kötü muamelelerin gelecekte tamamen ortadan kaldırılması için, etkili soruşturmalar dahil, her türlü tedbirin alınacağını belirtmiştir. 11 Haziran 2001 tarihinde Mahkeme, başvurucunun Hükümetin dostça çözüm teklifini ve şartların kabul ettiğini beyan eden cevabını almıştır. Bunun üzerine. Mahkeme davanın kayıttan düşülmesine 25 Eylül 2001 tarihinde oybirliğiyle karar vermiştir.
Yorum
Dostane çözüme konu olan kötü muamele iddiası enteresan bir Türkiye gerçeğini yansıtmaktadır;. Gözaltına alınan başvurucunun ilk muayenesinde Adli Tıp Kurumu herhangi bir kötü muamele izi bulamazken olaydan hemen 2 gün ve yaklaşık 2 ay sonra verilen 3, toplam 4, doktor raporu kişinin gözaltında iken kötü muameleye tabi tutulduğunu ortaya koymuştur.
Gözaltında kötü muamele yapıldığını ortaya koyan bu dört rapora dayanılarak yapılan suç duyurusunda Cumhuriyet Savcılığı takipsizlik kararı vermiş ve bu karar Ağır Ceza Mahkemesince onaylanmıştır.
Aynı doktor raporlarına dayanılarak AİHM'ne yapılan müracaatta ise Hükümet mahkum edilmemek için dostane çözümü kabul ederek doktor raporlarının doğruluğunu kabul ederek kendi Savcılığının ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararını yok saymıştır. Bu durumda açıklanması gereken şudur; Doktor raporları gerçeği yansıtıyorsa Cumhuriyet Savcılığı (ve onaylayan Ağır Ceza Mahkemesi) neden takipsizlik kararı vermiştir? Gerçeği yansıtmıyorsa neden dostane çözüm yoluna gidilerek yaklaşık 60 milyar lira gibi astronomik bir rakamı ödeme yolu seçilmiştir.
Neticede kötü muamele yapıldığını gösteren 4 doktor raporu varken dostane çözüm yolunun seçilmesi mantıklıdır.
Full & Egal Universal Law Academy