(AİHS m. 3 , 5, 35, 41, 44)
(Başvuru No:31734/96)
Strazburg
22 Aralık 2005
OLAYLAR
1977 doğumlu başvuran Ali Şahin Pütün, halihazırda Almanyada ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde İstanbulda fast-food restoranı işletmekteydi.
A. Başvuranın Yakalanması ve Gözaltına Alınması
A.Y. adlı kişinin, silahlı örgüt olan Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) üyelerinin gizli toplantı yapmaları konusunda yaptığı ihbar üzerine, 11 Kasım 1995 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, başvuranı ve diğer dört kişiyi tutuklamışlardır.
Yakalama tutanağında, polislere karşı koyarak arabaya binmeyi reddettiğinden dolayı, başvuranın zor kullanılarak zaptedildiği yer almıştır.
Aynı gün başvuran, Fatih (İstanbul) Şubesinde gözaltına alınmıştır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, Fatih Şubesinin talebi üzerine 13 Kasım 1995 tarihinde, başvuranın gözaltı süresinin 20 Kasım 1995 tarihine kadar uzatılmasına karar vermiştir.
Tutulu olduğu sırada polisler, ilgiliye itirafta bulunması için işkence uygulamışlardır.
Başvuran, 18 Kasım 1995 tarihinde itirafta bulunmuş ancak ifade tutanağını imzalamayı reddetmiştir.
Fatih Şubesi, gözaltının son günü olan 20 Kasım 1995 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından başvuranın muayene edilmesine karar vermiştir.
Başvuran, nörolojik muayenenin ardından Savcı tarafından dinlenmiştir. Başvuran polislere zorluk çıkarmadığını savunarak, işkence altında itirafta bulunduğuna dayanarak kendisine atılan suçlara ve hakkında düzenlenen yakalama tutanağına itiraz etmiştir.
Başvuran, 21 Kasım 1995 tarihinde DGM hakimi önüne çıkarılmıştır. Başvuran Cumhuriyet Başsavcısı önünde verdiği beyanları kabul etmiş ancak, polis tarafından alınan ifadesini kesinlikle reddetmiştir. Dava hakimi, deliller ve başvuranın yerine getirmesi gereken yükümlülükler gözönünde bulundurarak başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, karara itiraz etmiştir. Hakim itiraz talebini kabul ederek başvuranın tutuklanmasına karar vermiş ve sonuç olarak başvuran Bayrampaşa (İstanbul) Cezaevine konulmuştur.
B. Başvuranın Gözaltına Alınmasından Sorumlu Polisler Hakkında Açılan Ceza Muhakemesi Usulü
1995 yılı Kasım sonu Aralık başında, gözaltından sorumlu polisler hakkında başvuranın yaptığı şikayet üzerine, ceza soruşturması açılmıştır.
11 Aralık 1995 tarihinde dava hakkında yapılan soruşturmadan sorumlu Savcı, Fatih Savcılığı lehine ratione loci yetkisizlik kararı almıştır. Savcı, verdiği kararda, yapılan kötü muamele iddialarının, Adli Tıp Kurumunun 20 Kasım 1995 tarihli sağlık raporuyla ve nöroloji kliniği görüşüyle örtüştüklerini ancak Türk Ceza Kanununun (TCK) 243-245 maddelerinin alanlarına girdiklerini açıklamıştır.
Dosya Fatih Savcılığına sevk edilmiştir. 28 Kasım 1997 tarihinde Savcılık, başvuranın dosyasını askıda olan diğer iki dava dosya ile birleştirerek, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde sekiz polisi, başvuranın da aralarında bulunduğu üç tutukluya kötü muamelede bulunma suçuyla itham etmiştir.
Başvuranın ortaya koyduğu olaylardan haklarında dava açılan T.K. ve S.A. adlı polisler suçsuz olduklarını ileri sürmüşlerdir.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Aralık 2000 tarihli kararla, T.K. ve S.A. adlı iki polisi TCKnın 243§1 maddesi gereğince suçlu bularak, her birini bir yıl hapis ve üç ay görevden uzaklaştırma cezasına çarptırmıştır.
TCKnın 59§2 maddesi uyarınca verilen cezaların indirimine gidilerek T.K., on ay hapis iki buçuk ay görevden uzaklaştırma ve S.A., on bir ay yirmi gün hapis ve iki ay yirmi yedi gün görevden uzaklaştırma cezalarına çarptırılmışlardır.
Ağır Ceza Mahkemesi, 647 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince, sanıkların tekerrüren suç işleme eğiliminin bulunmadığı kanaatinde olup sözü edilen suçların infazının ertelenmesi kararı almıştır.
27 Mayıs 2002 tarihinde, T.K.ya ilişkin karar Yargıtay tarafından onanmış ancak S.A. hakkında verilen karar bozulmuştur.
Başvuran serbest bırakıldığı 9 Mayıs 1996 tarihinden itibaren Türkiyeden kaçması nedeniyle sözkonusu usulü işlemler boyunca oturumlara katılmamıştır.
C. Başvuran Hakkında Başlatılan Ceza Muhakemesi Usulü
Savcı, 4 Aralık 1995 tarihli iddianamesiyle, silahlı çeteye yardım ve yataklık yapmaktan oluşan suçlara yer veren TCKnın 169. maddesi gereğince başvuranın mahkum edilmesini talep etmiştir. Savcı, bu talebine dayanak olarak, özellikle başvuranın polise verdiği dava konusu itiraflarını öne sürmüştür.
DGM önünde böylece başlayan ceza muhakemesi usulü, başvuran hakkında kamu davası açılmasının zamanaşımına uğradığı yönündeki 24 Aralık 2002 tarihli kararla sonuçlanmıştır.
I. BAŞVURANIN AİHSNİN 3. MADDESİNE İLİŞKİN ŞİKAYETİNİN YENİDEN İNCELENMESİNE YÖNELİK TALEBİ HAKKINDA
Başvuran, savunmasında, AİHSnin 3. maddesine ilişkin ilk şikayetinin esastan incelenmesini rica etmektedir. Zira hiçbir zaman uygulanan sözkonusu işkencelerden dolayı maruz kalınan zararın tazmin edilmesini sağlamadığından, iç hukuk tarafından teoride tanınan başvuru yollarını tüketmesine gerek yoktur.
Bu bağlamda, başvuran kendisine işkence yapan kişilerin, Türkiyede var olan idari uygulama uyarınca kendilerine tanınan müsamadan faydalanarak zorla itiraf ettirmeye devam ettiklerini hatırlatmaktadır.
AİHM, Türkiyede mevcut olan cezai, hukuki ve idari başvuru yollarını izlemekten başvuranı muaf tutacak nitelikte özel koşulların bulunmadığını tespit ettikten sonra, 18 Kasım 2004 tarihinde, yukarıda belirtilen şikayeti AİHSnin 35§1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bertaraf ettiğini ve bunun da halihazırdaki dava koşullarına uygun olduğunu hatırlatmaktadır (Pütün-Türkiye (karar), no: 31734/96, AİHM 2004-XII).
AİHM, daha önce başvuranın yukarıda dile getirilen yollardan biri veya diğerine başvurmaya çalıştığını düşündürecek hiçbir şey olmadığından, kararına aksi yönde bir karar almak için hiçbir neden görmemekte ve sonuç olarak talebi reddetmektedir.
II. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisinin maruz kaldığı özgürlükten yoksun bırakıcı tedbirlerin sadece itirafta bulunması amacı güttüğünü savunmaktadır. Başvuran AİHSnin 5§1 -c ve 3 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
A. Tarafların Savları
Başvuran, sadece itirafta bulunmasını sağlamak için, başvuranla birlikte yargılanan sanıktan gayri meşru yoldan elde edilen ihbara dayanılarak yakalandığını iddia etmektedir. Bu bağlamda, başvuran, işkence altında, her türlü adli denetimden uzak ve avukatı ve ailesiyle hiçbir bağlantı kuramadan geçirdiği gözaltı süresini ortaya koymaktadır.
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin argümanını ortaya koymuştur. Hükümet, başvuranı, ne Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 128§4 maddesinin sunduğu itiraz yolunu ne de yasaya aykırı olarak yakalanan ya da tutuklanan kişilerin tazmin edilmesine ilişkin 466 sayılı Kanunun 1. maddesine göre tazmin yolunu önceden kullanmadan AİHMye başvurmakla itham etmektedir.
Hükümet esas hakkında ise, Türk hukuk sisteminde öngörülen gözaltı koşullarına atıfta bulunmakta ve Pütünün yakalanmasının yanı sıra tutuklanmasının da, sözkonusu dönemde yürürlükte olan mevzuata uygun olmakla birlikte hakkında varolan şüphelerin ciddiyetiyle kanıtlandığına dikkati çekmektedir.
Hükümet, 6 Mart 1997 tarihli ve 4229 sayılı Kanunla yakalanan kişilerin lehine yapılan değişiklikleri hatırlatmaktadır (Bkz. Pütün).
B. AİHMnin Takdiri
1. Hükümetin ön itirazı hakkında
AİHM, AİHSnin 5. maddesine göre yapılan şikayetler konusunda Hükümetin, ilk kez 7 Mart 2005 tarihli savunmasında iç hukuk yollarının tüketilmemesini ileri sürdüğünü, halbuki bunu AİHM İçtüzüğünün 55. maddesi gereğince kabul edilebilirlik aşamasında sunulan savunmada yapması gerektiğini gözlemlemektedir (N.C.-İtalya, no: 24952/94, § 44, AİHM 2002-X).
AİHM, kesin bir sonuca götüren ve bu aşamadan sonraki hiçbir olayın kendisinin bilgisine sunulmadığından dolayı, Hükümetin ön itirazını dava hakkının düşmesi gerekçesiyle reddetmektedir.
2. Esas hakkında
Bu durumda, Pütünün gözaltı süresinin, 11 Kasım 1995 tarihinde yakalanması ile birlikte başladığını ve 21 Kasım 1995 tarihinde İstanbul DGM yedek hakimi önüne çıkarıldığında sona erdiğine hiç kimse itiraz etmemektedir.
Bu bağlamda, AİHM Türk mevzuatının AİHSnin 5§3 maddesi hükümlerine uyumlu hale getirilmesini amaçlayan kanun değişikliği tekliflerini memnuniyetle karşılamaktadır. Ancak AİHMnin bu durumda, başvuranın davasına özel koşulları değerlendirme görevi bulunmaktadır. Sözkonusu özel koşullar, ilgilinin on gün boyunca, sözkonusu tedbirin uzatılmasına karar veren hukuki merciden başka mercii görme olanağından yoksun olarak, gizli gözaltına maruz kaldığını kesin olarak ortaya konulmasını sağlamaktadır.
İlgilinin sözkonusu faaliyetlere karıştığına dair ciddi şüpheler mevcut olsa da, 5. Madde uyarınca, ulusal makamların, terör ya da benzeri nitelikli suçun bulunduğunu düşündükleri her durumda, ulusal mahkemelerin ve en son AİHSnin denetim organlarının her türlü etkin denetiminden uzak olarak şüphelileri yakalama ya da gözaltına almaya yetkili olmadıklarını hatırlatmak gerekir (Dikme-Türkiye, no: 20869/92, § 64 ve 66, AİHM 2000-VIII).
Benzeri suçlarla mücadele alanında soruşturma makamlarının karşı karşıya kalabileceği özel sorunlar ve en azından başvuran hakkında alınan özgürlükten yoksun bırakan tedbirin, mevcut haliyle iç hukuka uygunluğu, 5§3 maddesinin gerektirdiği gibi makamları, sanığı hemen hakim önüne çıkarmadan muaf tutamaz (ibidem, § 61 ve 64).
Bu konuda AİHM, Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık kararında, daha sonra da birçok kez onaylanan, adli denetimden uzak dört gün altı saatlik bir gözaltının, toplum için teröre karşı gerekli önlemleri alma amacı gütse de, 5§3 maddesinin izin verdiği kesin sınırları aştığına karar vermiştir (29 Kasım 1988 tarihli karar, A serisi no: 145-B, s. 33-34, § 62).
AİHM, sözkonusu karardan vazgeçirmek için, Hükümet haklı hiçbir olay ya da argüman sunmadığından, bu davada gözaltı süresinin 5§3 maddesinde yer alan ivedilik gerekliliğine cevap vermediği sonucuna varmaktadır.
Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmiştir. Böyle bir tespit ise AİHMyi, AİHSnin 5§1 c) maddesi açısından ortaya konulan diğer olayları incelemekle yükümlü kılmamaktadır.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran maddi tazminat olarak 7.000 Euro istemektedir. Ayrıca başvuran, işkence altında tutulması ve ailesinin ve kendi gururunun çiğnenerek, haksız olarak terörist ilan edilmesinden kaynaklanan hem fiziksel hem de psikolojik travmalara maruz kaldığından dolayı manevi zarar olarak 20.000 Euro istemektedir.
AİHM, başvuranın iddia edilen maddi zararının niteliğini açıklamadığını ve herhangi bir belgeyle iddialarını desteklemediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu iddialar kabul edilemez.
Ancak AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi zarar için 3.500 Euro verilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran temsil edilmesine bağlı masraf ve harcamalar adı altında, avukatının mektubunu dayanak olarak sunarak, toplam 3.350 Euro istemektedir.
AİHM, 41. madde gereğince, sadece gerçekten gerekli olarak yapılan ve makul miktardaki masrafların geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96, § 79, AİHM 1999-II).
Başvuran iddialarını belgelemese de, AİHM, hakkaniyete uygun olarak, 1.200 Eurodan, adli yardım olarak Avrupa Konseyinin daha önce vermiş olduğu 4.100 Fransız Frangına denk gelen 625,04 Euro düşürülerek kalan miktarın başvurana ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuranın, AİHSnin 3. maddesine göre yaptığı şikayetinin yeniden incelenmesi talebinin reddedilmesine;
2. Hükümetin ön itirazının reddedilmesine;
3. AİHSnin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Davanın AİHSnin 5§1 -c maddesi açısından incelenmesine gerek olmadığına;
5. a) Bu kararın, AİHSnin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana:
i. manevi tazminat için 3.500 Euro (üç bin beş yüz Euro)
ii. masraf ve harcamalar için 574,96 Euro (beş yüz yetmiş dört Euro doksan altı sent)
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
6. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 22 Aralık 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy