(Başvuru no: 32458/96)
Kararın Özet Çevirisi
STRAZBURG
30 Mart 2006
İşbu karar AÎHS 'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (32458/96) başvuru nolu davanın nedeni bu ülke vatandaşı Atılcan Saday'ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na 6 Mayıs 1996 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir barosu avukatlarından Gül Kireçkaya tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1977 doğumludur. Olayların meydana geldiği dönemde öğrenciydi ve cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
Başvuran, 10 Mart 1995 tarihinde yasadışı bir örgüt mensubu olmakla suçlanan kişilere karşı açılan polis soruşturması kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıştır.
22 Mart 1995 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı karşısına daha sonra yetkili hakimi karşısına çıkarılmıştır. Başvuran hakkında tutuklu yargılanma kararı verilerek Buca Cezaevine gönderilmiştir.
Cumhuriyet Savcısı 18 Mayıs 1995 tarihli bir iddianame ile TCK'nın 146 § 1. maddesi uyarınca başvuranı Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasal rejimini tehlikeye atmakla suçlamış ve başvuranın mahkûmiyetini talep etmiştir.
7 Kasım 1995 tarihinde DGM'deki ilk duruşmada dinlenen başvuran, hazırladığı yedi sayfalık savunmasında sözü edilen örgütle Ağustos 1994 tarihine kadar olan bağlantısını inkâr etmemiş, siyasi görüşünün meşru olduğunu savunmuştur.
DGM, başvuranın kendi makamına dair sözlerini "uygunsuz" olarak değerlendirmiş ve başvuranı özellikle mahkeme heyetine saygısızlık etmekle yargılamıştır. Cumhuriyet Savcısı, hâkimlere hakareti içeren 2845 sayılı Kanun'un 23 § 3. ve 4. maddelerinin uygulanmasını talep etmiştir. Başvuran takdiri mahkemeye bırakmış, oturum bu şekilde sona ermiştir.
DGM, oturumdan ayrı tutmayarak sözü edilen maddede öngörülen ve iki ayı hücre hapsi olmak üzere 6 aylık maksimum "disiplin" cezasının uygulanmasına karar vermiştir. Mahkeme tutanağına göre bu ceza hiçbir başvuru yoluna elverişli değildi.
2 aylık hücre hapis cezası infaz edilmiştir. DGM, 24 Ocak 1996 tarihinde başvuranın iyi halini dikkate alarak kalan 4 aylık hapis cezasının ertelenmesine karar vermiştir.
Başvuran 12 Ekim 1996 tarihinde Konya E tipi Cezaevine nakledilmiş, davası Konya DGM'ye geçmiştir.
Bu arada Konya DGM feshedilmiş, buradaki davalar Adana DGM'ye geçmiştir. Sonuç olarak başvuran, 4 Temmuz 1997 tarihinde Adana E tipi Cezaevine alınmıştır.
Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Kasım 1998 tarihli bir kararla, 18 Mayıs 1995 tarihli iddianameye dayalı olarak başvuranı ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay belirtilmeyen bir tarihte İlk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 6. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran ilk olarak kendisini 2845 sayılı Kanun'un 23 §§3. ve 4. maddeleri ve TCK'nin 146 § 1. maddesinin uygulanmasına istinaden yargılayıp mahkum eden İzmir ve Adana Devlet Güvenlik Mahkemelerinin özellikle bünyelerinde askeri bir hakimi bulundurmaları nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemeler olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürmektedir.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde hâkimlere hakaret suçundan mahkûm edilmesiyle ilgili olarak, başvuran aynı gün sorgulanıp, yargılanması ve mahkûm edilmesi nedeniyle savunmasını hazırlaması için gerekli kolaylığın ve zamanın tanınmadığını öne sürmekte, bu yönde AİHS'nin 6 §§ 1. ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi 'nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında
AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikâyetin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. söz edilen Özel kararı, no: 42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002).
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir hâkimin de yer aldığı Adana ve İzmir Devlet Güvenlik Mahkemeleri önünde ulusal güvenliğe dayalı olarak yargılanma konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu tespitinde bulunmaktadır. Başvuran, hakkında açılan davada bu iki yargı makamının kararını yabancı gerekçelere dayandırdığı yönünde bir şüphe duyabilir. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamlarının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir, (sözü edilen Incal kararı s. 1573, § 72 in fine ).
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkûm eden İzmir ve Adana Devlet Güvenlik Mahkemelerinin 6 § 1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır.
2. Yargı sürecinin adilliği hakkında
AİHM, daha önce de benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun bir mahkemenin kendi yargısına tabi olan kişilere her halükârda adil bir yargılamayı garanti edemeyeceği hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti ışığında, Mahkeme savunma haklarının ihlal edildiği yönündeki şikayetleri ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Çıraklar kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VII, §§ 44-45).
II. AİHS'NİN 10. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran 2845 sayılı Kanun'un 23 § 3. ve 4. maddesinin uygulanması üzerine hâkimlere hakaret suçundan mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünün ihlaline yol açtığından şikâyetçi olmakta ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, söz konusu mahkûmiyet kararının AİHS'nin 10 § 1. maddesi ile güvence altına alınan başvuranın ifade özgürlüğüne bir müdahaleyi oluşturduğuna dair taraflar arasında bir ihtilafa yer verilmediğini not etmektedir. 2845 sayılı Kanun'un 23 § 3. ve 4. maddeleri ile öngörülen müdahalenin AİHS'nin 10 § 2. maddesi uyarınca "adli yetkiyi güvence altına alma" gibi meşru bir amacı taşıdığına itiraz edilmemektedir (Bkz. Worm-Avusturya kararı, 29 Ağustos 1997, 1997-V). Bununla birlikte, bu müdahalenin "demokratik bir toplum için gereklilik" oluşturup oluşturmadığının bilinmesi gerekir.
Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin duruşmaların iyi işleyişini garanti altına almak bakımından gerekli olduğu görüşündedir.
Adaleti sağlayan ve hukuk Devletinin temelini oluşturan mahkemeler halkın güvenine ihtiyaç duyar ve yargıçlar karışıklığa yol açmadan, bu güvenden yararlanmak adına görevlerini yerine getirmek durumundadırlar. Yargı erkinin görevlerini yerine getirdikleri sırada maruz kaldıkları sözlü saldırılara karşı korunmalarını gerektirici haller oluşabilir (Bkz. mutatis mutandis, Janawski-Polonya no: 25716/94, § 33, AIHM 1999-1; Schöpfer-İsviçre kararı, 20 Mayıs 1989, seri: A no: 149, §§ 34-35; R.S. ve Z-İsviçre kararı, no: 10414/83, Komisyonun 1 Ekim 1984 tarihli kararı, Kararlar ve Raporlar 40, s. 214; ve De Haes ve Gijsels-Belçika kararı, 24 Şubat 1997, 1997-1, § 37).
Bunun yanı sıra, başvuran tarafından dile getirilen görüşler savunmasının bir parçasıdır ve savunma haklan ile ilintilidir. Bu doğrultuda AİHM, kimi koşullarda, ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin duruşma sırasında sanığın bu haklarının ihlal edilmesini görmezden gelememektedir. Hakkaniyete uygun mülahazalar taraflar arasında sert de olsa görüş alışverişine olanak tanımalıdır (Bkz. mutatis mutandis, Nikula-Finlandiya kararı, no: 31611/96, § 49, AİHM 2002-11). Bir dava sırasında sanığın ifade özgürlüğünün sınırları kesin bir yorumlamayı gerektirir.
AİHM, yargılananların savunmalarını yerine getirmek için mahkeme salonunda açıkça görüşlerini dile getirme hakları varsa, eleştirilerinin bazı sınırlara tabi tutulamayacağını hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, yargı erkinin yetkisi gibi bazı yetkiler bu hakkın kısıtlanması bakımından önemli bir yere sahiptir (Bkz. mutatis mutandis, Kyprianou-Kıbrıs no: 73797/01, § 174, AİHM 2005-...).
Mevcut başvuruda başvuranın savunmasında yer alan "Devlet cübbe giydirilmiş cellâtlar tarafından katledilmemizi istemektedir" ve "Faşist yönetim (...) şimdi beni Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılamak istiyor" gibi ifadelerin derin husumet içeren bir tabloyu çizdiğine şüphe yoktur. AİHM, başvuranın suçlandığı düşünceyi Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısına yönelik bir eleştiri düzeyine indirgememektedir. Bunun yanı sıra, başvuranın mahkeme heyetine kişisel saldırıda bulunmaksızın DGM'nin yapısını veya işleyişini sorgulaması pekâlâ mümkün bulunmaktadır. Bu tespit sonucu itibariyle adaletin iyi işleyişine zarar verecek güvenliksiz bir ortam yaratarak yargı erkini saymayan ve ilgili tarafından genelleştirilerek derecesi giderek artan şikâyet kalıpları içinde yer almaktadır. Başvuran tarafından öne sürülen görüşler karşısında hâkimlerin saygınlığı doğrudan söz konusu olduğundan AIHM, mahkemenin bu doğrultuda bir yaptırımı gerekli görmesini kabul etmektedir. Bu bağlamda verilen cezanın niteliğinin ve ağırlığının uygulanan müeyyide karşısında orantılı olup olmadığının dikkate alınması zorunludur (Bkz. diğerleri arasında, Feridun Yazar-Türkiye kararı, no: 42713/98, § 28, 23 Eylül 2004). Mevcut başvuruda, başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 2845 sayılı Kanun'un 23 § 3. maddesinde öngörülen ve iki ayı hücre hapsi olmak üzere maksimum hapis cezasına çarptırılmıştır. DGM'nin ilk iki aylık hücre hapsinden bağımsız olarak kalan dört aylık cezanın infazını ertelemesine karşın, verilen cezanın ağırlığı ve ciddiyeti öngörülen amaçlar karşısında orantısız bulunmakta ve "demokratik bir toplum için gereklilik" teşkil etmemektedir.
Bu durumda AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran 20.000 Euro'ya varan manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Hükümet, bu miktarı aşırı olarak değerlendirmekte ve ihlal kararının tespitinin başvuranın maruz kaldığı manevi zararın tazmini için yeterli olacağını ifade etmektedir.
AİHM, AİHS'nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun, manevi tazminat olarak başvurana 3.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
6. maddeyle ilgili olarak, Sözleşme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkûmiyet kararı alındığında, ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir sürecin ya da yargılamanın başlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir yöntemi oluşturur (Bkz. Öcalan-Türkiye Büyük Daire kararı, no: 46221/99, AİHM 2005-...).
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış olduğu yargı giderleri için 4.000 Euro talep etmiş, bu yönde kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.
Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.
Mahkemeye sunulan unsurlar ve bu yöndeki yerleşik içtihat doğrultusunda AİHM, tüm yargı giderleri için başvurana 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. İzmir ve Adana Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AİHS'nin 6. maddesine ilişkin diğer şikâyetlerin incelenmesinin gerekli olmadığına;
3. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS'nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.' ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana manevi zarar için 3.000 (üç bin) Euro, masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödemesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 30 Mart 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Mevcut karar ekinde AİHS'nin 45 § 2. ve İçtüzüğün 74 § 2. maddeleri uyarınca yargıç A. Kovler'in ayrık oy görüşü yer almaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy