(AİHS. m. 2, 6, 25) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KILIÇ - TÜRKİYE DAVASI)
İtalya - Cosenza'da bulunan "La Madonnia" özel kliniğindeki doğumu müteakiben, başvuru sahiplerinin, Bay Pietro Calvelli ile Bayan Sonia Ciglio, yeni doğmuş olan bebekleri, doğum esnasındaki pozisyonundan kaynaklanan bir nedenden dolayı ciddi anlamda solunum yetersizliği ve nörolojik post-asfıksi sendromu teşhisleriyle Cosenza Hastanesi yoğun balom servisine kaldırılmıştır. Bebek, doğumundan iki gün sonra, 9 Şubat 1987 tarihinde ölmüştür.
Başvuru sahipleri doğumdan hemen sonra ölen çocuklarının doğumu esnasında sorumlu olan doktorun prosedürel bazı engellemelerden dolayı ortaya çıkan zaman aşımından dolayı ceza açısından yargılanamaması yüzünden Sözleşmenin 2. ve 6 § 1. maddelerinde ifadesini bulan haklarının ihlal edildiği yolunda iddialarda bulunmuşlardır. Başvurulan 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşmenin 11 Nolu Protokolünün yürürlüğe girdiği tarihte, mahkemeye intikal ettirilmiştir.
Mahkeme;
1. Oybirliğiyle Hükümetin davanın gerçekleri üzerine öncelikli konulara ilişkin yaptığı ön itirazları reddetmiştir;
2. 3 oya karşı 14 oyla Sözleşmenin 2. maddesinin uygulanabilir olduğuna fakat ihlal edilmediğine;
3. 1 oya karşı 16 oyla Sözleşmenin 6 § 1. maddesinin uygulanabilir olduğuna fakat ihlal edilmediğine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Dujardin v. Fransa Kararı, Başvuru no. 16734/90
2. McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararı, 27 Eylül 1995
3. L. C. B. v. Birleşik Krallık Kararı, 9 Haziran 1998
4. Eriksson v. İtalya kararı, 26 Ekim 1999, Başvuru no. 37900/97
5. Powell v. Birleşik Krallık kararı, 4 Mayıs 2000, Başvuru no. 45305/99
6. Kılıç v. Türkiye kararı, Başvuru no. 22492/93
7. Mahmut Kaya v. Türkiye kararı, Başvuru no. 22535/93
8. Torri v. İtalya Kararı
DAVANIN ESASI
PROSEDÜR
1. Dava, 29 Aralık 1995 tarihinde iki İtalyan vatandaşı olan Pietro Calvelli ile Sonia Ciglio ("Başvuru Sahipleri") tarafından Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ("Komisyon") na İtalya Cumhuriyeti ("Hükümet") aleyhine İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi ("Sözleşme") eski 25. maddesi uyarınca yapılan başvurudan (no. 32967/96) kaynağını almaktadır.
2. Başvuru sahipleri Cosenza - İtalya'da avukat olarak çalışmakta olan Q. Lorelli ve müteakiben F. Pema tararından davada temsil edilmişlerdir, İtalyan Hükümeti, Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Anlaşmazlıklar Dairesi Başkanı U. Leanza ve onun yardımcısı olan V. Esposito tarafından temsil edilmiştir. Komisyon önündeki ifadelerinde P.C. ve S.C. baş harflerini temsilen kullanan başvuru sahipleri takip eden zaman içinde isimlerini açıklamaya karar vermişleridir.
3. Başvuru sahipleri doğumdan hemen sonra ölen çocuklarının doğumu esnasında sorumlu olan doktorun prosedürel bazı engellemelerden dolayı ortaya çıkan zaman aşımından dolayı ceza açısından yargılanamaması yüzünden Sözleşmenin 2. ve 6 § 1. maddelerinde ifadesini bulan haklarının ihlal edildiği yolunda iddialarda bulunmuşlardır.
4. Başvuru 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşmenin 11 Nolu Protokolünün yürürlüğe girdiği tarihte, Mahkemeye intikal ettirilmiştir (11 Nolu Protokolün 5 § 2 nci maddesi).
5. Başvuru Mahkemenin ikinci Dairesine gönderilmiştir (Mahkeme Kuralları, 52 § 1. maddesi), ikinci Daire içerisinde, davaya bakacak olan Kurul 26 § 1. kuralda ifadesini bulduğu şekilde oluşturulmuştur.
6. 6 Nisan 2000 tarihinde Kurul tarafından yapılan bir açıklamayla başvurunun kabul edildiği belirtilmiştir. Müteakiben, Kurul 10 Temmuz 2001 tarihinde yargılama yetkisini Büyük Daireye tevdi etmiş ve bu göndermeden dolayı tarafların her ikisi de şikayette bulunmamıştır (Sözleşmenin 30. maddesi ve 72. kural).
7. Büyük Daire, Sözleşmenin 27 §§ 2 ve 3. maddeleri ile 24. kural doğrultusunda teşekkül ettirilmiştir.
8. Başvuru sahipleri ve Hükümet gerekçeler üzerindeki mütealalarını belirtmişlerdir (59 § 1. kural). Taraflarla görüşmesinden sonra Büyük Daire tarafların dinlenmelerine gerek olmadığına karar vermiştir (59 § 2. kural).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Soruşturma ve Ceza Takibatı Süreçleri
9. Cosenza'da bulunan "La Madonnia" özel kliniğindeki doğumu müteakiben, başvuru sahiplerinin yeni doğmuş olan bebekleri, doğum esnasındaki pozisyonundan kaynaklanan bir nedenden dolayı ciddi anlamda solunum yetersizliği ve nörolojik post-asfiksi sendromu teşhisleriyle Cosenza Hastanesi yoğun bakını servisine kaldırılmıştır. Bebek, doğumundan iki gün sonra, 9 Şubat 1987 tarihinde ölmüştür.
10. Başvuru sahipleri 10 Şubat 1987 tarihinde şikayette bulunmuşlardır. Cosenza Savcılığı aynı gün soruşturma başlatmıştır.
11. 12 Şubat 1987 tarihinde Bayan Ciglio şahit sıfatıyla ifade vermiştir. Üç kişiden oluşan bir uzman heyeti oluşturulmuştur.
12. Süreçte herhangi bir şey olmadığını gözlemleyen başvuru sahipleri, özellikle 16 Ekim 1987,12 Nisan ve 10 haziran 1988 tarihleri başta olmak üzere, değişik zamanlarda soruşturmanın sonuçlandırılması için başvurularda bulunmuşlardır. 16 Kasım 1988 tarihinde Cosenza Savcılığı da re'sen uzman heyetinin raporlarını tamamlamasını istemiştir.
13. 19 Haziran 1989 tarihinde başvuru sahiplerine yapılan bir bildirimde, Savcılığın isteği üzerine sorgu hakiminin E. C.'yi, bebeğin doğumundan sorumlu olan ve özel kliniğin ortaklarından biri olan doktor, suçlamaların onun hakkında yapılacağı konusunda bildirimde bulunduğu belirtilmiştir.
14. Müteakiben, kimi tanıkların ifadelerinin alınması doğrultusunda daha önceden belirlenmiş olan 18 Temmuz 1989 tarihinde duruşma, davaya bakmakta olan hakimin izinli olması nedeniyle yapılamamıştır.
15. Bu esnada, başvuru sahipleri 7 Temmuz 1989 tarihinde davaya sivil taraflar olarak müdahil olmuşlardır.
16. Savcılık, 19 Ocak 1990 tarihinde herhangi bir yeni işlem yapılmaksızın dava dosyasının gündemden çıkarılması yönünde başvuruda bulunmuştur. Bu başvuru 20 Mayıs 1990 tarihinde reddedilmiştir.
17. 3 Ekim 1990 tarihinde sorgu hakimi savcılığın soruşturmayı ilerletmesi yönünde bildirimde bulunmuştur. Bunun neticesinde, savcı yardımcısı 29 Kasım 1990 tarihinde adli tıp testleri yapılmasını istemiştir. Adli tıp test sonuçlan 5 Ocak 1991 tarihinde açıklanmıştır.
18. 12 Haziran 1991 tarihinde Doktor E. C. kazaen adam öldürme suçundan dolayı yargılanmak üzere Cosenza Ceza Mahkemesine sevk edilmiş ve başvuru sahipleri davaya sivil taraf olarak müdahil olmaları konusundaki taleplerini yenilemişlerdir.
19. İlk duruşma 2 Temmuz 1992 tarihine verilmiş olsa da, avukatların grevde olmalarından dolayı ertelenmek zorunda kalınmıştır. 15 Ekim 1992 tarihindeki duruşma da sanığa mahkemeye gelmesi yolunda yapılması gereken tebligatın gecikmesi nedeniyle ertelenmiştir.
20. Yeni duruşma tarihi olarak 15 Ocak 1993 tespit edilmiştir. Sanık o tarihte yapılan duruşmaya katılmayarak mahkeme kayıtlarında "duruşmada bulunmadığı" belirtilmiştir. Bunların yanışım, sanık avukatlarını değiştirdiği için yargılamaya 19 Mart 1993 tarihine kadar başlamak mümkün olmamıştır. 29 Nisan 1993 tarihine atılan duruşma günü, mahkeme heyetinin ve avukatların şikayetin yapıldığı gün ile aynı olmamasından dolayı 3 Temmuz 1993 tarihine kadar ertelenmiştir. Dava bundan sonra 27 Mayıs, 10 ve 17 Haziran'da devam etmiştir (17 Haziran'daki dava mahkeme tarafından atanmış olan uzman heyetinden birinin değiştirilmesinden dolayı ertelenmiş olan bir duruşmadır). 15 Temmuz 1993 tarihinde yapılması gereken duruşma da, yine mahkeme heyetinin ve avukatların ilk başvuru yapılan tarihle aynı olmaması gerekçesiyle, 16 Eylül 1993 tarihine ertelenmiştir. 14 ve 26 Ekim 1993 tarihlerinde duruşmalara devam edilmiştir. 26 Ekim'deki duruşmada sanık hakkında bulunulan "duruşmada bulunmama" kararı kaldırılmış, fakat bu defa da uzmanlardan biri kabul edilebilir bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmediği için duruşma 14 Aralık 1993 tarihine ertelenmiştir (kabul edilebilir bir özürü olmaksızın duruşmaya gelmeyen uzmana gelecek duruşmaya katılması için uyanda bulunulmuş ve para cezası verilmiştir). 17 Aralık 1993 tarihinde son duruşma yapılmıştır. Sanık, 26 Ekim ve 14 Aralık tarihlerindeki duruşmalara katılmasına rağmen bu duruşmaya katılmamıştır.
21. 17 Aralık 1993 tarihinde Cosenza Ceza Mahkemesi sanığın, mahkemede bulunmamasına rağmen kazaen adam öldürme suçundan dolayı suçlu bulmuştur. Karar 19 Şubat 1994 tarihinde zabıtlarıyla birlikte kayda geçmiştir. Ceza Mahkemesi sanığı bir yıl hapis cezasına ve sivil müdahillerin mahkeme giderleri ile mahkeme tarafından daha sonra değerlendirilerek belirlenecek olan tazminat miktarını ödemeye mahkum etmiştir.
22. İlk etapta sanık doktorun söz konusu doğumun, annenin A seviyesinde şeker hastası olması ve fetüsün genişliği nedeniyle çok zor lohusalık dönemleri geçirmesi nedenleriyle yüksek risk bölgesinde bulunduğunu bildiği ortaya çıkmıştır. Bu durumlar dahilinde yapılacak olan bir doğumun, Ceza Mahkemesi tarafından tayin edilen uzman heyetin "açık olarak görülebilir" şeklinde nitelendirdiği durumun, doğumdan önce gerekli tedbirlerin alınmasının gerekirliliğine ve de sorumlu olan doktorun doğum esnasında hazır bulunması anlamına geldiği açıktır. Ceza Mahkemesi, bununla birlikte, başvuru sahibine doğumdan önce konsültasyonda bulunan Doktor E. C.'nin, doğum anına ilişkin olarak, fetüs genişliğinin çok fazla olmasının normal bir doğum için uygun olup olmadığını tayin etmek gibi çok basit olan harici muayene dahi yapmadığını ve doğum için gerekli tedbirleri almadığını tespit etmiştir. Bütün bunların üstünde, kendisi doğum esnasında orada bulunmamıştır. Şikayetler ortaya çıkmaya başladığında hemşirelerin, o an hastanenin başka bir bölümündeki hastalarla birlikte olan Doktor E. C.'nin yerini tespit etmeleri altı, yedi dakikalarını almıştır. Doktor E. C.'nin kendi yetenekleri ve kabiliyeti dahilinde olan fetüsün ayrılması safhasındaki manipülasyondaki müdahalede geç kalması yaşama ihtimalini belirgin derecede azaltmıştır.
23. Bunlara rağmen, Ceza Mahkemesi verdiği cezayı tehir etmiş ve Doktor E. C.'nin adli sicilinde bu kaydın görülmemesini istemiştir. Ayrıca, sivil müdahillerin tazminat taleplerini de reddetmiştir.
24. Doktor E. C. 17 Mart 1994 tarihinde Catanzaro Temyiz Mahkemesine temyiz başvurusunda bulunmuştur.
25. Temyiz Mahkemesi, 3 Ağustos 1994 tarihinde, temyiz için başvuruda bulunan tarafın mahkemede olmadığı bir duruşmada 17 Ağustos 1994 tarihinde kayıtlara geçen temyiz başvurusunun kabul edilmediğine karar vermiştir, tik bakışta her ne kadar başvuru sahibinin duruşmaya gelmediği anlaşılsa da, Temyiz Mahkemesi Doktor E. C.'nin bu gibi durumlarda geçerli olan kurallar çerçevesince avukatına kendini mahkemede temsil etmesi için gereken yetkiyi vermediğini belirtmiştir. Ayrıca doktora sivil tarafların mahkeme giderlerini de ödemeyi yüklemiştir.
26. Doktor E. C. 7 Ekim 1994 tarihinde Yargıtay'a başvurmuştur. 23 Ocak 1995 tarihinde kayıtlara geçen, 22 Aralık 1994 tarihli duruşmada Yargıtay, Catanzaro Temyiz Mahkemesinin kararını, yeniden yargılanma isteminin yerine getirilmediği gerekçesiyle geri döndürmüştür. Yargıtay, Catanzaro Mahkemesinin, Doktor E. C. duruşmanın başlangıcında mahkemede hazır olduğu ve duruşma devam ederken mahkemeden ayrılmasını yanlış yorumlayarak başvuru sahibinin Mahkemede bulunmadığı doğrultusundaki yargılanmasının yanlış olduğunu belirtmiştir.
27. 10 Temmuz 1995 tarihinde kayıtlara geçen, 3 Temmuz 1995 tarihli duruşmada Catanzaro Temyiz Mahkemesi davaya konu olan suçun zaman aşımına uğradığına karar vermiştir.
28. Böylesi bir karar vererek, Doktor E. C.'nin yargılanmakta olduğu suçun 9 Ağustos 1994 tarihinde, diğer bir deyişle Yargıtay kararını vermeden önce zaman aşımına uğradığım vurgulanmıştır.
B. Sivil Yargılamalar
29. Doktor E. C.'nin 19 Şubat 1994 tarihinde Cosenza Ceza Mahkemesi tarafından ilk defa suçlu bulunmasını müteakiben (yukarıdaki 21 ve 22. paragraflara bakınız), başvuru sahipleri Doktor E. C.'nin o şehrin yerel mahkemesi önüne çıkartılması için ihzarname çıkartmışlardır.
30. Bununla birlikte, 27 Nisan 1995 tarihinde başvuru sahipleri ile E. C.'nin ve özel kliniğin sigorta şirketi arasında varılan bir anlaşmayla, başvuru sahiplerinin görmüş oldukları zararların tazmini için 95.000.000 İtalyan Liretinin (ITL)ödenmesi yolunda anlaşma sağlanmıştır. Bu miktarın 15.000.000 ITL'i Bayan Ciglio'nun görmüş olduğu özel kayıpların giderilmesi yolunda kullanılmıştır. Bu esnada ise, olayın ceza mahkemesine bakan tarafı Yargılayın 22 Aralık 1994 tarihli kararından sonra Catanzaro Temyiz Mahkemesinde beklemekteydi (yukarıdaki 26ncı paragrafa bakınız).
31. Neticede, 16 Kasım 1995 tarihindeki duruşmaya hiçbir taraf katılmayınca dava sivil mahkeme listesinden çıkartılmıştır. Bu aşamada ceza mahkemesine bakan yönü ise, Temyiz Mahkemesi 17 Ekim 1995 tarihi itibariyle davaya konu olan suçun zaman aşımına uğradığı yolunda vermiş olduğu nihai karar ile ancak bitmiştir.
D. İLGİLİ İÇ HUKUK
32. İtalyan Anayasasının 112. maddesine göre; "Savcılık makamı suçlan kovuşturmakla yükümlüdür."
33. Ceza Kanunu 589. maddesi uyarınca kazaen adam öldürme suçunun cezası altı ay ile 5 yıl arası hapis cezasıdır.
34. Ayrıca, Ceza Kanununun 157 § 1, 4. alt paragrafı uyarınca kazaen adam öldürme suçunun zaman aşımı limiti beş yıldır. Bu süre muhataplar arasında çıkabilecek anlaşmazlıklardan dolayı yansı kadar uzayabilir, ancak hiçbir şart altında bu süre yedi buçuk yılı geçemez.
35. Son olarak, Medeni Kanununun 120. maddesine göre;
"Kararın yayınlanmasının davada zarar gören tarafın görmüş olduğu zararın onarılması yönünde katkıda bulunacağına inanması halinde Mahkeme, ilgili tarafın talebi üzerine, masraftan davayı kaybeden tarafça ödenilmesi üzere bir veya birden fazla gazetede yayımlanmasını isteyebilir.
Eğer karar, Mahkeme tarafından belirlenmiş tarihte yayımlanmaz ise, zarar gören taraf, masrafların kaybeden tarafça ödetilmesi kaydıyla, kararın yayımlanması yolunda çalışmalarda bulunabilir."
III. KAZAEN ADAM ÖLDÜRME VE KARAYOLLARINDAKİ KAZALARDA YARALANMALARDAKİ CEZALANDIRMALAR HAKKINDA AVRUPA BAKANLAR KOMİTESİNİN (75) 24 NUMARALI KARARNAMESİNDEKİ İLGİLİ DÜZENLEMELER
36. 18 Eylül 1975 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin yukarıda bahsedilen düzenlemesi ile, üye ülke hükümetlerinin yapacakları iç düzenlemelere yol gösterici olması bakımından aşağıdaki esaslar belirlenmiştir.
"1. Kazaen adam öldürmeler ve küçük çaplı trafik kazalarından kaynaklanan hafif bedensel yaralanmalar, yani; kazaya sebep olan kişinin kendini veya başkalarını açık bir tehlikeye maruz bıraktığını bilmediği trafik suçlarında, ceza yargılamaları yoluna gidilmemeli veya yaptırımlar uygulanmamalıdır,
2. Kazaen adam öldüren veya bedensel yaralanmaya neden olan kişiye, kendi veya çok yakını olan birinin yaralanması durumunda ceza verilmesinin anlamsız ve gayri insani olacağı gibi, işlenen kabahatin özelliği göz önünde bulundurularak, aynı prensip bu durumlar için de uygulanmalıdır;
3. Yukarıda bahsedilen öneriler hiçbir şart altında mağdurların zararlarını tazmin etme yolunda bir önyargıya neden olmamalıdır."
HUKUKİ BOYUT
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZLARI
37. Hükümet, başvuru sahiplerinin "mağdur" sıfatıyla mahkemeye başvuramayacakları nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğunu iddia etmektedir. Hükümete göre başvuru sahiplerinin konuyu mahkemeye intikal ettirmelerinin arkasında yatan temel neden sivil yargılama sürecindeki erteleme değil, sadece çocuklarının ölümünden sorumlu olan doktorun cezalandırılmamasıdır. Bu nedenden dolayı, Sözleşmenin üçüncü taraflar hakkında ceza takibatı yaptırılamayacağını belirtmesiyle birlikte, özellikle 2. maddenin ruhuna göre, başvuru sahipleri "mağdur" değildirler. Bu kişiler 6. maddede, ifadesi bulunan haklarının, ilgilendikleri konu sivil yargılamanın süresinin uzunluğu olmadığı için, ki 6. maddenin işleme koyulması için gerekli olan tek koşul budur, ihlal edildiği yolundaki iddialardan dolayı da "mağdur" durumda değildirler.
38. 2. madde uyarınca yapılan şikayete karşı Hükümet tarafından yapılan itiraz incelendiğinde, Mahkemeye göre, tıbbi ihmallerden kaynaklanan ölümlere yasal düzenlemeler ile cezai müeyyide uygulanıp uygulanmayacağı ya da kovuşturulmakta olan suçun zaman aşımına uğraması 2. madde çerçevesince ele alınması gerektiğinden, şikayetin, davanın gerçekleri arasında incelenmesi gerekmektedir.
39. Hükümet tarafından öne sürülen öncelikli itiraz konulan 6. madde uyarınca yapılan şikayetleri de kapsadığı için, Mahkeme, şikayetin, davanın tümünü mü yoksa başvuru sahiplerinin sivil müdahil olarak davaya katıldıktan sonraki safhada ceza kovuşturması ayağını mı kapsadığı konusundaki itirazlar da davanın gerçekleri arasında incelenmesi gerektiğin inanmaktadır.
40. Bu nedenlerden dolayı Hükümetin yapmış olduğu öncelikli itiraz konularının davanın gerçeklerine dahil edilmesine karar verilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
41. Başvuru sahipleri ilk olarak, doğumundan hemen sonra ölen çocuklarının doğumu safhasında sorumlu olan doktorun prosedürel gecikmelerden dolayı ortaya çıkan zaman aşımı nedeniyle yargılanmasının imkansız hale gelmesiyle Sözleşmenin 2. maddesinde ifadesini bulan haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
42. 2. maddenin birinci paragrafına göre;
"Herkesin yaşama hakkı kanun tarafından korunur..."
A. Tarafların İfadeleri
(a) Başvuru Sahipleri
43. Başvuru sahiplerine göre, her ne sebeple olursa olsun adam öldürme gibi bir suçun prosedürel bazı hatalar ve yargı sistemindeki bazı gecikmeler nedeniyle yargılanmasının zaman aşımına uğradığı yolunda verilen bir karar 2. madde ile bağdaşamaz, tik soruşturma için geçen sürenin toplam yedi yılı aşağı (bu süreye dört yıllık soruşturma dahil olup, Hükümetin bu süreye ilişkin olarak hiçbir açıklaması bulunmamaktadır) göz önünde bulundurulursa, suç için öne sürülen zaman aşımı limiti hiçbir şekilde dolmayacaktı. Bu şartlar altında, Devlet ciddi bir suçun sanığı olan birini kovuşturmamakla hatasını daha derin bir hale getirmektedir. Daha genel olarak belirtmek gerekirse, başvuru sahipleri kendi durumlarında olan bir suç için belirlenmiş olan zaman aşımı limitinin 2. maddenin gerekirleri ile bağdaşmadığını iddia etmektedirler. Bu bağlamda düşünüldüğünde, başvuru sahiplerine sivil yargılamalar neticesinde verilen tazminat da, ceza yargılamasının zaman aşımına uğraması gerçeği göz önünde bulundurulduğunda tatmin edici değildir.
(b) Hükümet
44. Olayın gerçeklerine bakılırsa, Hükümete göre zaman aşımı konusu, baş vuru sahiplerinin görmüş oldukları zararın Doktor E. C. tarafından tazmin edilmiş obuasına bir engel teşkil etmemiştir. Bütün şartlar altında, Sözleşmenin 2. maddesi Devletlerin kazaen adam öldürme suçundan dolayı ceza yargılamasına gitmesi doğrultusunda bir baskı unsuru olarak görülemeyeceği gibi, yürürlükteki yerel yasal düzenlemeler de bu konulara ilişkin adli ve idari yaptırımları belirlemiştir. Bu bağlamda, Hükümet cezai müeyyidenin bu durumlar için extrema ratio (marjinal oranda) olduğunu ve yaşama hakkı ve bedensel bütünlüğün korunmasına ilişkin (taammüden adam öldürmek gibi) suçlar için böylesi müeyyidelerin olmasının her ne kadar uygun olmadığı belirtilmişse de, bu tür durumlarda hafifletici nedenler göz önünde bulundurulduğunda, örneğin ihmal ve kaza sonucu kazaen adam öldürme gibi, yapılan işlemler gayet uygun durumda bulunmaktadır. Bu bağlamda, Hükümet, Bakanlar Komitesinin, karayolu trafiği alanında olsa dahi, üye ülkelere tavsiye niteliğinde almış olduğu (75) 24 sayılı kararla küçük çaplı suçlar hakkında ceza kovuşturmasının yapılmasını mümkün olduğunca azaltmak ve anlamsız veya gayri insani yaptırımlara neden olacak takibatın azaltılması yolunda vermiş olduğu karara atıfta bulunmaktadır. Buna göre, Hükümet insan hayatının koruma altında bulundurulması gerçeğinin sistematik olarak ceza verilmesine gerek doğurmadığına ve kovuşturma yapılmaması yolunda verilmiş olan bir kararın Sözleşmenin 2. maddesinde bulunan pozitif yükümlülükleri bozmadığına inanmaktadır. Hatta, tam tersine olarak, konu caydırıcılık olduğunda bazı özel durumlarda yapılacak olan ceza takibatı sanıldığından daha faydasız ve üretken olmayan sonuçlar verebilir. Ayrıca, yukarıda bahsedilen Komite kararın da mağdurların zararlarının tazmin edilmesinin hiç bir şekilde önyargıya neden olamayacağı belirtilmiş ve böylece sivil sorumluluğun cezai sorumluluğun yerine geçebileceği ima edilmiştir.
45. Bu nedenlerden dolayı Hükümet, yaşama hakkının sona erdirilmesi suçundan daha hafif suçlar için Devletlerin nasıl bir sorumluluk çeşidini benimseyeceği ve ceza takibatının mümkün olan tek sorumluluk çeşidi olmadığı (İtalyan kanunlarına göre durum bu kapsamdaydı) kabul edildikten sonra, özel bir tek davada neden ceza takibatına gidilmediği yolundaki iddialar da 2. maddenin amacına aykırı düşmektedir. Ayrıca, başvuru sahiplerinin çocuklarının ölümünden sorumlu tutulan doktorun sivil yargılama sonucunda sorumlu tutulduğu gözönünde bulundurulduğunda, bu durumda doktorun disiplin cezasına da çarptırılacağı anlamına gelmektedir.
46. Hükümet ayrıca zaman aşımı süresinin hızlı ve adil yargılanma hakkının en güçlü öğesi olduğunu vurgulamaktadır, çünkü bu sayede cezalandırmadan ince gereksiz gecikmelerin önüne geçiliyor ve bir cezanın veriliş amaçlan olan intikamın alınması, caydırıcılık ve rehabilitasyon yönlerinden cezanın verilmesinin bir anlamı kalmıyorsa bunun da önüne geçilmiş olduğunu savunuyor. Bu bakımdan, Hükümet Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun Dujardin v. Fransa (başvuru no. 16734/90) davasındaki 2 Eylül 1991 tarihli kararına atıfta bulunmaktadır, (Kararlar ve Raporlar (DR) 72, sayfa 236). Hükümet bu davada Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği yönünde bir karar alınmasının anlamsız olacağını söylemektedir, çünkü suçun kovuşturulmasına yönelik zamanaşımı süresinin dolmuş olması gerçeklerin ortaya çıkmasını engellememiş ve doktorun meydana gelen zararı tazmin etmesi yolunda cezalandırılmış olduğu gerçeğini değiştirmemiştir.
47. Hükümet ayrıca, Devletlerin suçların önemine göre hangi suçun kovuşturulmasına öncelik vereceği konusundaki yetkisinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtmektedir. Başka bir deyişle, söz konusu suçun işlenmiş olduğu Calabria bölgesinin, Sözleşmenin 2. maddesinde ifadesini bulan hakların, kazaen adam öldürme suçundan doğan ihlalden daha fazla oranda o bölgede etkin halde bulunan "n'drangheta" mafya örgütü tarafından ihlal edilmekte olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurmakta fayda vardır. Hükümet konuya bu açıdan bakıldığında, bölgede meydana gelen mafya kaynaklı olayların adli sistem üzerinde ortaya çıkardığı çok fazla iş yükünden ve bu konulara diğer suçlara göre öncelik verildiği gerçeği nedeninden dolayı, zaman aşımı süresinin dolmuş olmasını çok büyük bir sürpriz olarak görmemektedir.
B. Sözleşmenin 2. Maddesinin Uygulanabilirliği
48. Mahkeme, Sözleşmenin en temel konularından biri ve Avrupa Konseyini oluşturan demokratik üye ülkelerin en temel değerlerinden biri olan 2. maddenin ilk cümlesini yeniden hatırlatarak (diğer örneklerde olduğu gibi, 27 Eylül 1995 tarihli McCam ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararı, A Serisi, no. 324, § 147), Devletin "tammüden" yaşama hakkının elinden alınması konularında olduğu gibi kendi sınırları içinde yaşayan halkının yaşama haklarının korunması bakımından gerekli tedbirleri alması konusunu da tanımaktadır (9 Haziran 1998 tarihli 1 C. B. v. Birleşik Krallık kararı, Reports of Judgements and Decisions 1998 - III, § 36).
49. Bu prensipler kamu sağlığı alanında da geçerlidir. Yukarıda değinilen pozitif yükümlülükler Devletlerin ister özel isterse kamuya ait olsun, hastaneleri de kapsayacak şekilde, buralarda yatan hastaların yaşama haklarının koruma altına alınması için gerekli düzenlemeleri yapmalarını gerektirmektedir. Yine bu pozitif yükümlülükler uyarınca Devletlerin ister özel ister kamu sektörüne ait hastanelerde olsun tıbbi bakım altında bulunan bir hastanın ölmesi sonucunda ölüm nedeninin tespit edilmesi ve sorumlularının sorumluluklarının belirlenebilmesi için etkin ve bağımsız bir yargı sisteminin oluşturulmasını gerektirmektedir (diğer örneklerde olduğu gibi, 26 Ekim 1999 tarih ve 37900/97 numaralı Eriksson v. İtalya kararı, 4 Mayıs 2000 tarih ve 45305/99 numaralı Powell v. Birleşik Krallık kararı; ile 22 Mayıs 1995 tarih ve 20948/92 sayılı başvuruya ilişkin Komisyon Kararına, DR 81 - A, sayfa. 35 ve 40'a bakınız).
50. Bu nedenlerden dolayı Mahkeme 2. maddenin uygulanabilir olduğuna karar vermiştir. Şimdi çözümlenecek konu ise halihazırdaki davaya ilişkin şartlarda ne tür bir yargılama gerektiğine karar verilmesidir.
C. Sözleşmenin 2. Maddesi ile Uyumluluğu
51. Her ne kadar Sözleşmenin üçüncü şahıslar aleyhinde ceza takibatı yapılması hakkını garanti altına almıyorsa da, Mahkeme 2. madde tarafından gerekirliliği açık olan yargılama sisteminin bazı durumlarda inisiyatifine bağlı .olarak ve bazı durumlarda da mecburen ceza kanununa başvuruda bulunmasını gerektirdiğini belirtmektedir (diğer örneklerde olduğu gibi, Kılıç v. Türkiye, no. 22492/93, § 62, ECHR 2000 - III; ve Mahmut Kaya v. Türkiye, no. 22535/93, § 85, ECHR 2000 - III). Bundan dolayı, davalı Hükümetin öncelikli konulardaki itirazı, Mahkeme olayın gerçekleri noktasında Hükümete katılmıştır, (yukarıdaki 38 inci paragrafa bakınız), reddedilmelidir. Bununla birlikte, eğer yaşama hakkının sona erdirilmesi veya bedensel bütünlüğün bozulması suçlan taammüden işlenilmediği takdirde, 2. madde tarafından empoze edilen pozitif yükümlülükler her bir dava için yargı yoluyla cezai müeyyidelerin uygulanmasını gerektirmemektedir. Tıbbi ihmalin söz konusu olduğu halihazırdaki davada ise adli yükümlülüklerin belirlenebilmesi için yargı sistemi, gerek tek başına olsun gerekse ceza mahkemeleri ile ortaklaşa olsun, ilgili doktorların sorumluluklarının tespit edilmesine imkan sağlanması ve zararların tazmin edilmesi ile mahkeme kararının yayınlattırılması gibi sivil yollarla zararların telafi edilmesi konularında hukuk mahkemeleri de yeterli bulmaktadır. Disiplin cezası da ayrıca göz önünde bulundurulabilir.
52. Halihazırdaki davada ceza kanunu yaptırımları da dahil olmak üzere hastaların yaşamlarını korumak için yasal düzenlemelerin olmadığı yolunda bir iddiada bulunulmamaktadır. Başvuru sahiplerinin esas olarak şikayette bulundukları konu, çocuklarının ölümünden sorumlu bulunan doktor hakkında zamanaşımı yüzünden ceza kovuşturması yoluyla herhangi bir ceza verilememiş olmasıdır. Başvuru sahipleri ayrıca çocuklarının ölümünün de "taammüden" olduğu yolunda da bir iddiada bulunmamaktadırlar.
53. Mahkeme, tıbbi ihmallerden kaynaklanan ölüm olaylarında, İtalyan yargı sisteminin zarar gören tarafın konuyu ceza mahkemeleri önünde kovuşturtma zorunluluğu olduğunu ve konuya uygun olan sivil yargılama yollarının da ayrıca açık olduğunu belirtmektedir (yukarıdaki 32 ve 33. paragraflara bakınız). Hükümetin doğruladığı ve başvuru sahiplerinin de itiraz etmedikleri gibi, doktorun sivil yargılamada sorumlu bulunması halinde hakkında disiplin işlemleri de yapılabilecektir. Neticede, İtalyan yargı sisteminde, teorik olarak, zarar gören kişilerin zararlarının tazmin edilmesi yolunda 2. maddedeki gerekirlilikleri karşılayan bir yol vardır. Ancak, bu düzenleme yerel yargı yollarının sadece teorik olarak bulunmasıyla tatmin edilemez: her şeyden öte bu sistem, mahkemelerin önlerine gelen bütün ve her bir davanın gerçeklerini tam olarak inceleyebilecekleri bir zaman dilimi içerisinde etkin olarak da işlemek zorundadır.
54. Mahkeme halihazırdaki davada, söz konusu doktor hakkında işleme konulan ceza takibatı, özellikle polis soruşturması ve adli soruşturma safhalarındaki, gecikmelere neden olan bazı prosedürel aksaklıklardan dolayı zaman aşımına uğradığını belirtmektedir. Bunun yanısıra, başvuru sahipleri ayrıca sivil yargılama yoluna gitme haklarını da kullanmışlardır (yukarıdaki 29. paragrafa bakınız). Doktor aleyhinde hiçbir sivil yargılama sürecinde sorumlu bulunduğuna dair bir karar verilmediği diğer bir gerçektir. Ancak, dava dosyası incelendiğinde Cosenza ilk Safha Mahkemesinde başvuru sahipleri ile doktorun ve kliniğin sigorta şirketleri arasında varılan bir anlaşma olduğunu ve bu anlaşmaya istinaden başvuru sahiplerinin sivil yargılama yolu haklarından gönüllü olarak vazgeçtikleri görülmektedir (yukarıdaki 30 ve 31. paragraflara bakınız). Bu durum doktorun zararları tazmin etmesi ve de mahkeme kararının basın yoluyla yayınlanması neticesi verebilirdi (yukarıdaki 35. paragrafa bakınız). Hükümetin de vurguladığı gibi (yukarıdaki 45. paragrafa bakınız), sivil yargılama sonucunda varılabilecek bir kararla doktor hakkında disiplin işlemleri de yapılabilirdi.
55. Bu nedenlerden dolayı Mahkeme halihazırdaki davada başvuru sahiplerinin doktorun çocuklarının ölümünden ne dereceye kadar sorumlu olduğunun açığa kavuşturulması için kendilerine tanınan en iyi yoldan, ki bu yol, halihazırdaki davanın özellikleri göz önünde bulundurulursa, 2. maddenin uygulanmasını istediği pozitif yükümlülükleri tatmin edebilecek durumdadır, gönüllü olarak feragat ettiklerini belirtmektedir. Bu bağlamda Mahkeme mutatis mutandisi (teferruatta gereken değişikliğin yapılmış obuası hali) yeniden hatırlatıyor; "tıbbi ihmallerden dolayı hayatını kaybetmiş birinin yakını sivil iddialar neticesinde karşı taraf ile zararlarının tazmin edilmesi yolunda bir anlaşmaya varırsa, o kişi prensipte, o anlaşmadan sonra mağdur sıfatıyla iddiada bulunamaz" (yukarıda bahsedilen Powell v. Birleşik Krallık (dec.) kararı).
56. Bu sonuçla Mahkeme, halihazırdaki davanın özel koşullarını da gözönünde bulundurarak, doktorun zaman aşımı nedeniyle iddia edilen suçtan dolayı ceza kovuşturulmasına tutulup tutulmadığının 2. madde ile uyumluluğunun incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.
57. Bundan dolayı Mahkeme halihazırdaki davada 2. madde ifadesini bulan hakların ihlal edilmediğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
58. Başvuru sahipleri ayrıca yargılama sürecinin uzunluğu konusunda da, Sözleşmenin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği yolundaki iddialar ile ayrı bir şikayette bulunmuşlardır. Maddenin ilgili bölümüne göre;
"Her kişi, gerek vatandaşlık hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar, gerek ceza alanında kendisine karşı yapılan bir suçlama konusunda karar verecek olan yasal, bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından davasının, makul süre içerisinde, hakkaniyete uygun ve açık biçimde dinlenmesini istemek hakkına sahiptir."
A. Tarafların ifadeleri
59. Hükümet halihazırdaki davada başvuru sahiplerinin 6 § 1. madde uyarınca yaptıkları şikayetin İtalyan mahkemelerinin sivil hak ve hükümlülükleri konusunda vermiş olduğu kararlarla ilgisi olmadığını iddia etmektedir. Başvuru sahiplerinin ceza kovuşturmasına sivil taraflar olarak müdahil olmalarına rağmen, başvuru sahiplerinin şikayetlerinin ardında yatan itici nedenin, savcılık ofisi tarafından ceza kovuşturması safhasında gereksiz olarak meydana çıkan gecikmelerin neticede kovuşturulmakta olan suçun zaman aşımına uğramasına neden olduğu gerçeğidir. Doktorun sivil yargılamadaki sorumluluğu farklı bir yargı sürecinde belirlendiği için başvuru sahipleri ceza takibatı açısından 6 § 1. maddeye atıfta bulunamazlar.
60. Bunlara rağmen Mahkeme 6. maddenin uygulanabilirliği yönünde bir karara varırsa, o takdirde Hükümet zaman aşımı konusundaki -sürenin başlangıcı olarak başvuru sahiplerinin davaya sivil taraflara olarak müdahil oldukları tarihin geçerli olması gerektiğini belirtmektedir. Davanın karmaşıklığı, Cosenza İlk Safha Mahkemesinin iş yoğunluğu ve bazı erteleme konularının ilgili makamlara atfetmenin mümkün olmadığı da göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu zamanın (Hükümetin hesaplamalarına göre; başvuru sahiplerinin sivil taraf olarak davaya müdahil olmaları yolunda vermiş oldukları yenilenmiş başvuru tarihi başlangıç tarihi olarak kabul edildiğinde, dört ayrı yetki alanı için toplam üç yıl ve üç aydır) mantık dışı olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Ayrıca, Temyiz Mahkemesi ve Yargıtay önünde davanın bakılması örnek bir sürede tamamlanmıştır.
61. Başvuru sahipleri bu konu hakkında bir fikir beyan etmemişlerdir.
B. Sözleşmenin 6 § 1. Maddesinin Uygulanabilirliği
62. Mahkeme Hükümetin öncelikli konularda davanın gerçekleri konularına ilişkin 6 § 1. maddenin uygulanabilir olmadığı yolunda verdiği mütealalarını katılmaktadır (yukarıdaki 39. paragrafa bakınız). Mahkeme başvuru sahiplerinin sivil taraf olarak davaya müdahil olmasının doğal karşılanması gerektiğini ve bu nedenden dolayı ceza mahkemelerindeki yargılamanın her ne kadar sorumlu olan doktor aleyhindeki suçlamaların belirlenmesi ile ilgili olsa dahi, başvuru sahiplerinin sivil yargılama yollarına ilişkin yaptığı başvuru üzerinde de yansımaları olması temayülünde olmasının mümkün olabileceğini belirtmektedir. Mahkeme 6 § 1. maddenin ceza takibatına da uygulanabilir olduğuna inanmaktadır. Kesin olan nokta ise başvuru sahiplerinin davaya sivil taraf olarak müdahil oldukları andan, davanın zaman aşımı nedeninden dolayı düştüğüne karar verildiği nihai karar zamanına kadar, davanın sivil yargılamama sürecinin ceza yargılanması süreci ile yakın bir ilişki içinde bulunduğudur. Bu bağlamda, Mahkemenin uygulamakta olduğu dava kuralları doğrultusunda, başvuru sahiplerinin 6 § 1. maddeye itimat etmeleri Hakları vardır (diğer örneklerde olduğu gibi, 1 Temmuz 1997 tarihli Torri v. İtalya kararına bakınız, Reports 1997 - IV, § 23). Bu kanıya göre, Hükümetin öncelikli konularda yapmış olduğu itiraz reddedilmiştir.
C. Sözleşmenin 6 § 1. Maddesinin Uyumluluğu
1. Gözönüne alınması gereken zaman hakkında,
63.Göz önüne alınması gereken zamanın başlangıç tarihi, başvuru sahiplerinin ceza yargılamasına sivil taraflara konumunda müdahil oldukları ilk katılımları olan 7 Temmuz 1989 olup bitiş tarihi ise Catanzaro Temyiz Mahkemesinin 3 Temmuz 1995 tarihli kararının 17 Ekim 1995 tarihi itibariyle kesinleşmiş olduğu tarihtir (yukarıdaki 27. paragrafa bakınız). Bu hesaba göre dava altı yıl, Uç ay ve on gün sürmüştür.
2. Yargılama sürecinin mantıklı olup olmadığı hakkında,
64. Yargılama sürecinin mantıklılığı halihazırdaki davanın özel konumu ışığı altında ve Mahkemenin ortaya koymuş olduğu dava kuralları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuru sahipleri ve diğer ilgili makamların davranışları göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir (diğer örneklerde olduğu gibi, yukarıda değinilen Torri v. İtalya kararma bakınız, § 24).
65. Mahkeme halihazırdaki davanın yargılama sürecinin son derece karmaşık olduğunu vurguluyor. Ayrıca, başvuru sahipleri yargılama sürecine müdahil konumunda ilk olarak 7 Temmuz 1989 tarihinde davaya katılmış olmalarına rağmen ilk zamanlardaki ertelemeler makul nedenleri olmuştur (özellikle, E. C.'nin davaya katılmaya başladığı 12 Haziran 1991 tarihi ile ilk duruşma tarihi - bir yıl sonrası - olan 2 Temmuz 1992 tarihleri arasında geçen zaman), ve bundan başka ilgili makamlara ithaf edilebilecek ciddi anlamda bir duraksama süreci olmamıştır (avukatların grevi nedeniyle ertelenmiş olan ilk duruşmanın haricinde - yukarıdaki 19. paragrafa bakınız).
66. Mahkeme tüm bu şartlan göz önünde bulundurduğunda, dört ayrı yargılama seviyesinde geçen altı yıl, üç ay ve on günlük sürenin mantık dışı olarak kabul edilemeyeceğine inanmaktadır.
67. Sonuç olarak, Sözleşmenin 6 § 1. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME;
1. Oybirliğiyle Hükümetin davanın gerçekleri üzerine öncelikli konulara ilişkin yaptığı ön itirazları reddetmiştir;
2. 3 oya karşı 14 oyla Sözleşmenin 2. Maddesinin uygulanabilir olduğuna fakat ihlal edilmediğine;
3. 1 oya karşı 16 oyla Sözleşmenin 6 § 1. maddesinin uygulanabilir olduğuna fakat ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy