(Başvuru no: 33553/96)
Kabuledilebilirlik Kararının Özet Çevirisi
Başvuranlar Kamer Yoltay ve Havva Kutlu T.C. vatandaşı olup sırasıyla 1961 ve 1972 doğumludurlar. Başvuranlar Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara'da avukat Ş.Sarıhan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
İlk başvuran 14 Şubat 1996 tarihinde ölen Kemal Yoltay'ın (K.Y.) erkek kardeşi, ikinci başvuran ölen kişinin nişanlısıdır.
13 Şubat 1996'da K.Y. iş bulmak için evinden ayrılmış bir daha geri dönmemiştir. Adı geçenin cesedi 14 Şubat 1996 tarihinde Altınova (Altındağ-Ankara) yolunun kenarında bulunmuş, ilk başvuran maktulü 15 Şubat 1996'da teşhis etmiştir. Resmi soruşturma başlatılmıştır.
Başvuranlar Jandarmaya giderek K.Y.'nin sendika faaliyetleri nedeniyle tehdit edildiğini ve bir gösteri sırasında polislerce dövüldüğünü 12 Şubat 1996'da içlerinden iki kişi tarafından takip edildiğini dile getirmişlerdir.
İç makamlar tarafından yürütülen süreç
14 Şubat 1996'da Ankara Cumhuriyet Başsavcısı beraberinde adli bir tabip ile olay gelerek incelemelerde bulunmuştur. Hazırlanan raporda başvuranın kafasına üç adet merminin isabet etmesi sonucu hayatını kaybettiği, cesedi teşhis etmenin imkansızlığı ve klasik bir otopsi düzenlenmesi gerektiği kaydedilmiştir. Bedenin durumuna ilişkin detaylı inceleme için sözlü soruşturma yapılmış ve inceleme sırasında fotoğrafları çekilmiştir.
15 Şubat 1996'da ilk başvuran ve amcası adli tıp tarafından çekilen resimlerden K.Y.'yi teşhis etmişlerdir. Üç adli hekim maktul üzerinde otopsi yapmışlar, raporlarında bedene 5 merminin isabet ettiğini, beyin dokularını zedelediği ve beyin kanamasına yol açtığı sonucuna varmışlardır. Yine aynı gün jandarmalar K.Y. ile aynı daireyi paylaşan E.Ç. ile aynı binada oturan bir komşunun ve başka iki kişinin ifadesine başvurmuşlar, sözkonusu evin çevresinde arama emri ile araştırma yapmışlardır.
16 Şubat 1996'da jandarmalar K.Y.'nin 2 iş arkadaşının ve 13 Şubat 1996'da dairesinde bulunan 2 kişinin ifadesine başvurmuşlardır.
26 Şubat 1996'da ikinci başvuran ve K.Y.'nin amcası jandarmaya ifade vermişlerdir. Nişanlısı 10 Şubat 1996'da K.Y. ile telefonla konuştuğunu ve olaydan daha sonra amcası aracılığıyla haberdar olduğunu bildirmiştir. Araştırmaların profesyonel olarak yapı ması için ulusal makamlara bildiride bulunmuşlardır.
4 Mart 1996'da Jandarma Genel Komutanlığı kriminal laboratuarında balistik raporu düzenlenmiştir. Bilirkişi maktulün vücudundan çıkan kurşunların aydınlatılamayan bazı olaylarda bulunanlardan farklı olduğuna karar vermiştir.
Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından başka bir bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Bu raporda K.Y.'nin öldürülmesinde kullanılan mermilerin bilinmeyen kişilerce 20 Nisan 1992'de Yenimahalle'de işlenen başka bir cinayette kullanılanlarla aynı olduğu belirtilmiştir.
4 ve 6 Mart 1996'da jandarmalar K.Y.'nin başka bir komşusunun ve E.Ç.'nin iki tanıdığının ifadesine başvurmuştur.
6 Mart 1996'da jandarmalar E.Ç.'yi 13 Şubatta yaptığı işle ilgili olarak sorgulanmıştır. Bu sorgulamada E.Ç'nin ikinci başvuranı yaklaşık yedi yıldır tanıdığını ve daha önce onunla arasında duygusal bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. İkinci başvuran ve E.Ç. gözaltına alınmıştır.
7 Mart 1996'da Altındağ Jandarma Komutanlığı Cumhuriyet Savcılığına yakınlarıyla ilgili kayıtların yanı sıra diğer on bir duruşma tutanaklarını iletmiştir.
Yine aynı gün ikinci başvuran E.Ç. Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. İkinci başvuran ifadesinde özetle olaylardan sorumlu olmadığını, cinayeti kimin işlediği hakkında bir fikri olmadığını, şu aşamada kimseden şüphelenmediğini belirtmiştir.
Altındağ Cumhuriyet Savcısı Altındağ Jandarma Komutanlığından yapılan tetkiklerden ve mevcut davayla ilgili elde edilen delillerden periyodik olarak bilgilendirmesini talep etmiştir.
ŞİKAYETLER
AİHS'nin 2. ve 5. maddelerine atıfta bulunan başvuranlar K.Y.'nin yargısız infaza uğ iddia etmekte, olayla ilgili yeterli ve etkili cezai soruşturmanın yapılmadığından ve iç yaşam hakkının korunmadığından şikayetçi olmaktadırlar.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuranlar AİHS'nin 2. ve 5. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
AİHM, bu şikayetleri 2. madde çerçevesinde inceleyecektir.
A. Hükümetin ön itirazları hakkında
Hükümet AİHS'nin 35. maddesinde öngörülen altı ay kuralına riayet edilmediğine itiraz ederek başvuranların mevcut davada iç hukuk yollarının etkisiz olduğu şikayetleri olarak altı ay kuralının olayın meydana geldiği 14 Şubat 1996'dan itibaren başladı başvurunun 19 Ağustos 1996 tarihinde yapıldığını savunmaktadır.
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini, başvuranların sorumlu yetkililer hakkında idari mahkeme yollarına başvurabileceklerini ve bununla birlikte sivil mahkemelerde uğradıkları zararın tazminine dönük tazminat davası açabileceklerini savunmaktadır. Hükümet ayrıca cezai soruşturmanın Cumhuriyet Savcılığında halen devam ettiğini eklemektedir.
Hükümet son olarak başvuranın AİHS'nin 34. maddesince mağdur larak nitelendirilemeyeceğini savunmaktadır.
Başvuranlar Hükümetin savlarına karşı çıkarak Hükümet yetkililerince işlenen suçlar karşısında etkili başvuru yolu bulunmadığından şikayetçi olmaktadırlar.
Bununla birlikte AİHM, Hükümetin yapmış olduğu itirazların incelenmesine gerek olmadığını kaydederek Hükümetin öne sürmüş olduğu koşullar yerine getirilse dahi aşağıda nedenlerden dolayı yapılan itirazı kabul edilemez bulmuştur.
B. Esasa ilişkin
Hükümet görüşlerinde K.Y.'nin ölümünün kimliği belirlenemeyen kişilerce gerçekleştirildiğine itiraz etmediğini ve bu olaylardan Sözleşme'nin 2 ve 5. maddeleri uyarınca sonuç çıkarılmasına karşı çıktığını belirtmiştir.
Hükümet başvuranların itirazlarının temelden yoksun olduğunu savunmakta ve dava dosyasında katil zanlısının güvenlik güçlerinden biri olduğunu gösterir hiçbir delilin bulunmadığını belirtmektedir.
Maktulün ölümüyle ilgili sürdürülen cezai soruşturmaya gelince Hükümet, yetkililerin büyük bir özenle şu ana dek yürüttükleri tetkiklerin halen devam ettiğini dile getirerek soruşturmaya ilişkin alınan tüm önlemlerin büyük bir süratle ve etkili bir biçimde alındığını eklemiştir. (olay yeri incelemesi, otopsi raporu, balistik incelemesi tanıkların ifadelerinin alınması)
Hükümet son olarak yetkililerin gerekli tüm incelemeleri yaptıklarını, güvenlik güçlerinin üstü kapalı bir ihmalleri olduğu yönündeki iddiaların asılsın olduğunu belirterek mevcut davada herhangi bir ihlal olmadığını ileri sürmüştür.
Başvuranlar iddialarım tekrarlamıştır.
1. Kemal Yotay'ın ölümüne ilişkin
AİHM, Sözleşmenin 2. maddesinin 3. maddesiyle birlikte Avrupa Konseyini o usturan demokratik bir toplumun temel değerleri arasında yer alan öncelikli maddeler ansında yer aldığını hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Çakıcı - Türkiye, no: 23657/94, § 86, AİHM 1999-IV ve Sabuktekin-Türkiye kararları no: 27243/95, § 91, AİHM 2002-II). Üstelik AİHS'nin 2. maddesinde yer alan unsurların korunması bakımından bu yönde yapılan şikayetlerin incelenmesi daha büyük taşımaktadır.
AİHM, Hükümetin başvuranlar tarafından ortaya konan olaylara itiraz etmediğini hatırlatmakta, buna karşın olayların AİHS'nin 2. maddesi uyarınca sonuçlandırılması konusunda taraflar arasında ciddi fikir ayrılığı olduğunu eklemektedir.
AİHM yapılan şikayetleri mevcut dava dosyasında yer alan belgeler ve özellikle Hükümetin yürütmüş olduğu adli soruşmalar ışığında tarafların sunmuş olduğu görüşler çerçevesinde inceleyecektir. Bu unsurları değerlendirirken "makul şüphe" prensibiyle yaklaşan AİHM, bu tür kanıtların sağlam, dayanağı bulunması ve çürütülebilir bir karineden oluşması gerektiğini ifade etmektedir. Tüm bunların yanı sıra, delillerin toplanması sırasında tarafların tutumları da göz önünde bulundurulmalıdır. (Bkz. Mutatis mutandis. İrlanda-İngiltere kararı 18 Ocak 1978, seri:A no:25, s.64-65, §§ 160-161).
Başvuranlar yakınlarının kasten güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü iddia etmektedirler. AİHM, her defasında bu iddianın hiçbir görgü görgü tanığı veya sağlam kanıtlanmadığını hatırlatmakta, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından ifadesine başvurulan ikinci görgü tanığının hiç kimseyi itham etmediği ve cinayet faillerini tanımadığı yönünde beyanda bulunduğunu eklemektedir.
Bu koşullarda AİHM, K.Y.'nin Devlet güvenlik güçleri veya suç ortakları tarafından öldürüldüğü hususunun sağlam kanıtlardan uzak yalnızca varsayım ve spekülasyonlardan ibaret olduğu ve mevcut delillerin sözkonusu iddiaların ispatı için yeterli olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Yürütülen soruşturmaya ilişkin
AİHM, yaşam hakkının korunmasına dair 2. maddenin ve AİHS'de tanımlanan kişi hak ve özgürlüklerini hatırlatarak ölümle sonuçlanan olayları müteakip etkili bir soruşturma yürütülmesi gerektiğini ifade etmektedir. (Bkz. Mutasis mutandis McCann ve diğerleri-İngiltere kararları, 27 Eylül 1995, seri: A no:324, P.49, § 161, ve Kaya-Türkiye kararı, 19 Şubat 1998 1998-I, s.329, § 105).
AİHM ayrıca yetkililerin ölüm olayında ipso facto fiilen haberdar olması durumunda dahi AİHS'nin 2. maddesi gereğince etkili bir soruşturma yürütme zorunluluğunun bulunduğunu eklemektedir. (Bkz. sözü edilen Sabuktekin kararları ve Hugh Jordan -İngiltere kararı, no:24746/94, §§ 107-109, 4 Mayıs 2001).
Mevcut davada, güvenlik güçlerinin yürütmüş oldukları ön soruşturmada kaydettikleri aşamalar ve ilgili savcılığın olay sonrasındaki tespitler arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Mahkeme bununla birlikte ne ikinci başvuranın nede maktulün yakınlarının soruşturma ile ilgili olarak yakınlarının güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne ya da tahrik edildiğine dair herhangi bir delil sunduklarını, benzer şekilde başvuranlar K.Y.'nin 12 Şubat 1996 tarihli bir gösteri sırasında polis tarafından dövülmesi ve takip edilmesi üzerine de bir şikayette bulunmamış, yetkilileri haberdar etmemişlerdir.
AİHM, soruşturma dosyasında yer alan unsurlar ışığında cinayet faili veya faillerinin tanımlanmasında ve başvuranların yakınlarının öldürülmesinde yetkililerin pasif konumda kaldıklarını gösterir bir bulguya rastlanmadığı sonucuna varmaktadır.
Bu koşullar ışığında yapılan şikayetin AİHS'nin 2., 3. ve 4. maddeleri uyarınca temelden yoksun bulunması nedeniyle reddedilmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerden dolayı Mahkeme oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy