(Adil Yargılanma Hakkı İhlali İddiaları)
Başvuru No: 34896/97
Karar Tarihi: 5 Aralık 2002
Çeviren ve Özetrleyen: Abdullah ARKAYA, Emniyet Amiri, İçişleri Bakanlığı DİAB
OLAYLAR
Davanın kaynağında İtalyan vatandaşı Bay Benedetto Craxi'nin (1934'te doğumlu) İtalya Cumhuriyetine karşı yaptığı başvuru bulunmaktadır. Mahkeme önünde, başvuru sahibini Milano Barosundan avukatlar G. Guiso ve V. Lo Giudice, davalı hükümeti ise memuru Bay U. Leanza ve ortak memuru V. Esposito temsil etmişlerdir. Başvuru sahibi özellikle kendisine karşı yöneltilen ceza yargılama usulü işleminin hakkaniyete uygun olmayan niteliğini beyan etmekteydi. Şöyle ki, savunmasını hazırlamasına gerekli zaman ve kolaylıklardan yararlanmamış ve kamu tanıklarını sorgulayamamış ve sorgulatamamıştı ve yine aynı şekilde dava süresince devam eden basın kampanyası kendisi hakkında karar veren hâkimler üzerinde etkide bulunmuştu. Başvurunun Mahkeme tarafından değerlendirilmeye alınmasından sonra Craxi'nin 19 Ocak 2000 Hammame'de (Tunus) ölmesinden sonra, dul karısı Anna Mana Concini Craxi ve iki çocukları yargılamanın Mahkeme nezdinde devamını arzu ettikleri talebinde bulunmuşlardır.
Dava konusunu oluşturan olaylara gelince, Aralık 1988'de, Eni ve Montedison şirketleri, kimya sektöründe faaliyetlerini geliştirmek amacıyla birleşmeyi öngören bir sözleşme imzaladılar. Bu anlaşmanın netice vermesi, her iki şirketin temsilcilerinin büyük siyasi parti temsilcileriyle bir düzine toplantı ve görüşmelerinden sonra meydana gelmiştir. Takiben Milano savcısı, birleşme muameleleri esnasında, Montedison şirketinin usulsüz olarak lehine ve Eni şirketinin çıkarlarının da aleyhine gerçekleşen ciddi usulsüzlüklerin bilgisini edinmiştir. 1992'de Milano savcısı içlerinde başvuru sahibi de olmak üzere bir çok kişiyi sahte muhasebe işlemlerini yapmak, siyasi partilerin yasadışı finanse edilmesi, rüşvet, irtikap, özellikle de Kasım 1992'de Montedison şirketinin Enimont şirketine katılımı oturumunda ve 1992 yasama seçimleri sırasında işlenen tüm suçlardan dolayı itham etmiştir. Savcının talebi üzerine sanıklardan Sergio Cusani'nin ayrık bir usul işlemiyle kovuşturmaya tabi tutulmasına Milano Soruşturma Hâkimi tarafından karar verilmiştir.
Dava kamuoyunda büyük bir ilgi uyandırmıştır. Eylül 1993'ten Nisan 1994'e kadar yapılan duruşmalar sırasında Milano Mahkemesi çok sayıda tanığı dinlemiştir. 17 Aralık 1993'te başvuru sahibi dinlenmiştir. Diğer duruşmalarda olduğu gibi bu duruşma da radyo ve televizyonlarda yayınlanmış ve tüm dünya basınında haberlere konu olmuştur. 23 Nisan 1994'te, sahte muhasebe işlemleri yapmaktan, siyasi partilerin finansmanı mevzuatına aykırı fiiller işlemekten Bay Cusani sekiz ay hapis ve 16.000.000 İtalyan Lireti (8 263 Euro) para cezasına mahkum edilmiştir. Diğerleri arasında, başvuru sahibine en az 3.409.000.000 İtalyan Lireti (yaklaşık 1.760.601 Euro) ödemekten suçlu bulunmuştur. Ocak 1993 ile Ekim 1993 arasında Milano savcısı, başvuru sahibine karşı özellikle rüşvet, irtikap, yataklık ve gizleme ve siyasi partilerin finansmanı mevzuatına aykırı fiillerden dolayı yirmi altı (26) soruşturma tebligatı yapmıştır. 10 Mayıs ve 10 Eylül 1993 ve 7 Mayıs 1994 tarihlerinde, yukarıdaki suçlardan Roma Savcılığı da başvuru sahibine karşı yukarıdaki suçlar ve yetkinin kötüye kullanılmasından dolayı kovuşturma ihbarında bulunmuştur. Başvuru sahibine ve siyasi, ekonomik ve kamu kurumlan dünyasına ait diğer kişilere karşı kovuşturmanın başlaması medyanın ilgisini çekmeye devam etmiştir. Başvuru sahibi sekiz farklı yargılama işleminden, yani Eni- Sai, Banko Ambrosiano, Enimont, Metropolitana Milanese, Cariplo ve Enel davalarında Milano Mahkemesine yargılanmak üzere gönderilmiştir. Kasım 1994 tarihinde, başvuru sahibinin avukatı müvekkiline karşı açılan davaların duruşma günlerinin kesiştiğini öne sürerek Milano Mahkemesi Başkanından çeşitli yargılama usul işlemlerinin savunmanın haklarına uyulacak biçimde düzenlenmesini talep etmiştir. 10 Ocak 1995 tarihli bir görüşmede Milano Asliye Ceza Mahkemesi Başkam avukata bu sorunu kendi başına çözebilecek durumda olmadığını ancak çeşitli mahkemelerin başkanlarına önerinin sunulduğunu bildirmiştir.
Milano Mahkemesi başvuru sahibini; 29 Temmuz 1994'te Banko Ambrosiano Davasında, hileli iflastan sekiz yıl altı ay hapse, 6 Andık 1994'te Eni- Sai Davasında, rüşvetten beş yıl altı ay hapse, 27 Ekim 1995'te Enimont Davasında, sahte muhasebe hesaplarından, siyasi partilerin finansmanı mevzuatına aykırı fiillerden dört yıl hapse, 16 Nisan 1996'da Metropolitana Milanese Davasında, rüşvetten sekiz yıl üç ay hapis ve 150.000.000 İtalyan Lireti (yaklaşık 77.468 Euro) para cezasına mahkum etmiş ve 26 Nisan 1996'da Cariplo Davasında, yataklık ve gizleme suçlamasından ise beraatına karar vermiştir.
Bu davalarla ilgili birinci ve itiraz sonrası ikinci derecede yargılama duruşmalarında, başvuru sahibi 5 Mayıs 1994 tarihinde İtalya'yı terk edip Tunus'a yerleşmiş, 19 Ocak 2000'de ölümüne kadar İtalya'ya hiç dönmemiştir. 17 Mayıs 1994 tarihinde Milano Valiliği, başvuru sahibinin avukatlarını müvekkillerinin bir rehin tedbirine konu olduğunu yani İtalyan topraklarından ayrılma yasağı bulunduğu konusunda bilgilendirmiştir. Eni-Sai Davasında avukatı Mahkemeye müvekkilinin şeker hastası olduğunu ve kalp damarlarındaki rahatsızlıktan dolayı Tunus'ta bir hastaneye yatırıldığını gösterir belgeleri sunmuş, aynı zamanda da müvekkili için Milano'da var olan tehlikeye, polis tutanağında da anlaşıldığı üzere başka bir adli soruşturma sırasında maruz kalmış olduğu saldırıya dikkat çekmiştir. Mahkeme bu özel durumların başvuru sahibinin Mahkemede bulunmayışını haklı göstermediğini belirtmiştir. 1994 Nisan ve Aralık aylan içinde diğer elli beş duruşma yapılmıştır. Duruşmalar sırasında Mahkeme, 16 Temmuz 1993 tarihinde Bay Cagliari tarafından Savcı temsilcisine verilen beyanların okunmasını gerçekleştirmiştir. Bu beyana göre, başvuru sahibi şirket birleşimi tasarısına onay vermiş olan temel siyasi kişiliklerden biriydi. Suç ortaklarından Curanı, Ligresti ve Molino suskun kalma haklarından yararlanmayı talep etmişlerdir. Bundan dolayı Mahkeme Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 513. Maddesi gereğince daha önceden yapılmış olan açıklamaların okunmasına izin vermiştir. Bu açıklamalar, ki başvuru sahibinin sorumluluğunu ortaya koymaktaydılar, hâkimin dosyasına eklendiler ve başvuru sahibine karşı tesis edilen işlem hakkındaki karar için kullanıldılar. Daha sonra Rapisarda ve Martelli ile ilişik bir davada yargılanan Pacini Battaglia da ifade vermişlerdir. Delillerin toplanması 18 Ekim 1994'te tamamlandı ve başvuru sahibi sorgulayamadığı tanıkların açıklamalarına itiraz etmemiştir. Başvuru sahibi, hakkında gıyabında verilen beş yıl altı aylık hapis cezasına Yargıtay'da itirazda bulunmuştur. Ancak Yargıtay diğer yukarıda belirtilen tanıkların da ifadelerini dikkate alarak itirazı reddetmiştir. Craxi'nin Mahkemede bulunmadığı iddialarını ise, hiçbir rahatsızlığın Mahkemeye katılmaya engel teşkil etmediğini belirterek reddetmiştir.
Başvuru sahibine karşı yürütülen yargılama usul işlemlerinin tarihlerinin yakınlığı gerekçesiyle savunmanın hazırlanması için gereken zamanın verilmediğinden dolayı başvuru sahibince Sözleşmenin 6. Maddesinin ihlali iddiaları hakkında:
Başvuru sahibi, İtalya'da adli işlemlerin uzun olmakla bilindiğini ve davaların sayıca çokluğu ve yoğunlaşmasının kendisinin siyasi imajına zarar verici olduğunu; şayet yeterli zaman olsaydı İtalyan Parlamentosu, sözkonusu şirketler ve Sosyalist Parti arşivlerinde gerçeği ortaya çıkarabilecek olduğunu, özellikle de Sosyalist Partiye ödenen paralarla ilgili hiçbir şekilde "Craxi'nin şahsi hazinesinin var olmadığını ispatlayabileceğini öne sürmüştür.
Hükümet ise, Başvuru sahibinin kendisini savunmak için gerekli zaman ve avukatlara sahip olduğunu belirtmiştir.
Mahkemenin değerlendirmesinde ise, yukarıda belirtilen davaların görülme aşamalarında savunma için yeterli zaman ve avukatların yardımcı olmaları hakkının temin edilmiş olduğunu, kaldı ki Sözleşme Organları önünde Başvuru sahibinin temsilcileri Vincenzo La Giudice ve Giannino Guiso'nun savunma haklarını ihlal edici nitelikte hiçbir yaklaşım sunamadıklarını, bu koşullar itibarıyla Eni-Sai Davasının görülmesi takviminden Sözleşmenin 6. Maddesini ihlal edici olduğu sonucunun çıkarılamayacağı hükmünü vermiştir.
Kamu tanıklarının sorgulanması veya sorgulanmasının imkansızlığı gerekçesiyle Sözleşmenin 6. Maddesinin ihlali iddiası hakkında;
Başvuru sahibi, mahkumiyetinin tesisinde kullanılan yukarıda da belirtilen açıklamaların kendisinin yokluğunda yapıldığını ve söz konusu kişilerin kendisi veya avukattan tarafından sorgulanmamış olduğunu, Cagliari ve Molino'nun uzun ve güç bir hürriyetten yoksun bırakılma ve bu halde insanlık dışı muameleler ve işkence tehdidi altında yargılanmaya mecbur bırakıldığını, bu durumun da Sözleşmenin 3 ve 5/1 maddeleriyle uygunluk taşımadığını öne sürmüştür.
Hükümet, doğrudan suç ortaklan tarafından yapılan açıklamalara itiraz etmemiş olduğunu tespit etmiştir. Prensipte İtalyan Hukuk Sisteminin her kamu tanığının sorgulanma hakkının olduğunu, ancak bazı olaylarda ve yasayla tespit edilmiş koşullarda, hâkimin kararını tesis etmesi için ön kovuşturma çerçevesinde toplanan öğeleri kullanmasının mümkün olduğunu ileri sürmüştür.
Halihazır davada, ki bunlar suç iştirakçisinin suskunluğunu koruması, sanığın suç iştirakçisi tanığı sorgulaması ve adli makamın tahkikat sırasında toplanan delilleri kaybolmaktan koruması noktasında üç ayrı yararın var olduğunu, bu hususun defalarca incelendiğini, özellikle Anayasa Mahkemesinin içtihatlarında, delillerin kaybolmasını önleme "non- dispersione" ilkesini hatırlattığını savunmuştur.
Nihayet, Hükümet, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 10 Eylül 1997 tarihli R (97) 13 Tavsiye Kararının "tanığın mahkeme önünde kendisinin veya yakınlarının hayatı için ciddi risk oluşturması nedeniyle bulunmamamı durumunda, ön soruşturma esnasında bir adli makam önünde yapılan açıklamaların mahkeme önünde yapılmış olan bir tanıklık değerinde olduğunu" içeren hükmünü gözlemlemiştir.
Mahkeme (İnsan Hakları Mahkemesi) doğrudan Pacini Battaglia'nın açıklamalarının başvuru sahibinin mahkumiyetinin tesisine yardım etmemiş olduğunu ve celpname çıkartmanın imkansızlığının ilgilinin sorgulama veya sorgulattırma hakkını ihlal etmemiş olduğunu belirtmektedir. Ayrıca başvuru sahibinin Battaglia'nın bir kamu tanığı olduğunu belirttiği ölçüler içinde, hangi özel durumlar için kamu tanığı olduğunu belirtmediğini ortaya koymaktadır.
Ayrıca başvuru sahibinin sadece Battaglia'nın açıklamalarıyla mahkum edilmediğini, Milano Mahkemesi önünde avukatlarının da Cagliari, Cusani, Ligresti ve Molino'nun ifadelerinin dosyaya ilave edilmesine itirazda bulunmadıklarını vurgulamaktadır.
Cagliari ve Molino'nun işkence veya insanlık dışı muamele gördükleri iddialarına gelince söz konusu kötü muamele iddialarının konusunu oluşturan kişilerin ne kendileri de ne de mirasçıları Sözleşme Organları önünde böyle bir iddiada bulunmamışlardır.
Başvuru sahibine karşı yürütülen basın kampanyası gerekçesiyle Sözleşmenin 6. Maddesinin ihlali iddiaları hakkında;
Mahkeme, Sözleşme Organlarının içtihatlarının lafzı itibarıyla, güçlü bir basın kampanyasının bazı durumlarda hakkaniyetli bir duruşma ilkesini bozabilecek nitelikte olduğunu hatırlatmaktadır. Ancak demokratik bir toplumda basın organlarının önemli siyasi kişiler ve görevlilerin durumlarını ilgilendiren ceza davalarında bazen sert olabilen yorumlar da yapabileceklerini belirtmektedir. Ayrıca mahkumiyet kararını veren hâkimler meslek hâkimleridir, jüri hâkimleri değildir. Başvuru sahibinin, kendisinin siyasi imajını zedeleyebilecek bilgilerin savcı tarafından düzenli ve iradi olarak basına verildiği iddialarına gelince, ilgili bu iddiaların kendisinin toplumsal imajını zedelemek gayesiyle savcı veya yardımcılarının kendilerine düşen görevlerinde eksikliliklerinden dolayı suçlanabilecekleri hiçbir objektif unsur üretememiş olduğunu Mahkeme ortaya koymaktadır.
Sözleşmenin 41. Maddesinin uygulanması hükümleri içinde; Başvuru sahibi kendisine karşı yürütülen ceza davası nedeniyle, başka bir ülkeye gurbete gitmesi, siyasi kariyerinin bitmesi ve aynı zamanda sağlığının ciddi bozulmasından dolayı maddi ve manevi zararının tazminini, Mahkemenin de miktarı tespit etmesini talep etmiştir. Mahkeme Hükümetle beraber halihazır kararın hakkaniyetli tatmin oluşturduğunu değerlendirmektedir.
Mahkeme harcamalarına gelince; başvuru sahibi ceza davasının yüksek maliyetlerinin ve kendisi için olumsuz finanssal sonuçları olduğunu savunmuş, diğer taraftan ise mahkeme katibine ne bu miktarın ne de Mahkeme önündeki harcamalarının detaylı bir listesini vermiştir. Mahkemenin kalıcı içtihatlarına göre, başvuru sahibi, miktarın gerçeğine, gerekliliğine ve makul niteliğine uygun olduğu ölçüde müdahale edebilir. Mahkeme başvuru sahibinin ödenmesini talep ettiği harcamalarla ilgili olarak hiçbir kesin rakam vermemektedir. Bu durumda talebinin reddi uygundur.
KARAR
Bu gerekçelerle Mahkeme oybirliğiyle;
1. Başvuru sahibine karşı yürütülen işlemlerin duruşma tarihlerinin yakınlığı nedeniyle Sözleşmenin 6/1 ve 3-b madde hükümlerinin ihlal edilmediğine;
2. Vefat etmiş veya suskun kalma haklarının korunması değerlendirilmiş tanıkların sorgulaması veya sorgulattırmasının imkansızlığı gerekçesiyle Sözleşmenin 671 ve 3-b madde hükümlerinin ihlal edilmediğine;
3. Başvuru sahibine karşı yürütülen basın kampanyası nedeniyle Sözleşmenin 6. Maddesi hükümlerinin ihlal edilmediğine;
4. Halihazır kararın başvuru sahibinin iddia ettiği maddi ve manevi zararın tazmini için yeterli bir hakkaniyetle tatmin olduğuna;
5. Hakkaniyetle tatmin talebinin reddedilmesine karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy