(Başvuru no:35065/97)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
25 Ekim 2005
İşbu karar AİHS'nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (35065/97) başvuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı N.M.'nin (başvuran) 16 Aralık 1996 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından Z.S. Özdoğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1961 doğumlu olup, olayların meydana geldiği dönemde işçi olarak çalıştığı Amasya'da ikamet etmektedir.
21 Ocak 1995 tarihinde başvuran İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştır. Başvuran 26 Ocak 1995 tarihinde polise ifade vermiştir.
Başvuran 30 Ocak 1995'te İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlendikten sonra aynı mahkeme önüne çıkarılmış ve hakkında tutuklu yargılama kararı verilmiştir.
İzmir DGM Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan iddianamede, başvuranla birlikte yirmisekiz kişinin daha ismi geçmektedir.
24 Şubat 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranı, TCK'nın 168. maddesi uyarınca yasadışı TDKP örgütüne üye olmakla suçlamıştır.
İlk duruşma 20 Nisan 1995 tarihinde İzmir DGM'de yapılmıştır.
20 Aralık 1995'te başvuran esas hakkında son görüşlerini sunmuştur.
Başvuran ve avukatı çeşitli tarihlerde tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuşlar, her seferinde bu talepleri reddedilmiştir.
Başvuran 11 Haziran 1996'da serbest bırakılma talebinin reddedilmesine itiraz etmiştir. Başvuranın serbest bırakılma talebi önce İzmir DGM, ardından Konya DGM tarafından sırasıyla 20 Haziran 1996 ve 1 Temmuz 1996 tarihlerinde reddedilmiştir.
Başvuran bu talebini daha sonra da farklı tarihlerde yinelemiştir. Başvuran özellikle hakkında toplanacak başka delil bulunmadığını, esas hakkında son görüşlerini birkaç ay önce verdiğini, yargılama sürecinin kendisine bağlı olmayan nedenlerden ötürü uzadığını ve serbest bırakılmak için başta sabit bir ikamet adresi olmak üzere yeterli güvenceleri verdiğini ileri sürmüştür.
Tutuklu yargılama süresinin uzatılması konusunda İzmir DGM yedi kez, "isnat edilen suçların niteliği, delillerin durumu ve dosyanın kapsamı"ndan bahsetmiştir. İkisinde ise karar gerekçelendirilmemiştir.
18 Aralık 1996 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmasına karar verilmiştir.
İzmir DGM davaya ilişkin olayları yeniden nitelendirdikten sonra 2 Nisan 1997 tarihinde başvuranı, TCK'nın 169. maddesine aykırı olarak yasadışı bir örgüte yardım etmekle suçlu bulmuştur. Mahkeme başvurana, tutukluluk süresi düşülmek üzere bir yıl üç ay hapis cezası vermiştir.
Başvuran bu kararı Yargıtay'da temyize götürmüştür. 6 Mayıs 1998 tarihli savunma dilekçesinde iki yıl cezaevinde tutuklu bulundurulmasının masumiyet karinesi ilkesine aykırı olduğunu ve ilk derece mahkemesinin, bu tutukluluk süresini haklı gösterme endişesiyle kendisini mahkum etmeye şartlanmış olduğunu ileri sürmüştür.
Yargıtay 25 Mayıs 1998 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin verdiği kararı onamış; Yargıtay'ın kararı 14 Eylül 1998 tarihinde başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 5§3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran tutuklu yargılandığı sürenin aşırı ölçüde uzun olduğundan ve bunun AİHS'nin 5§3. maddesini ihlal ettiğinden şikayetçi olmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet başvuranın tutukluluk süresinin, aleyhinde verilen cezadan düşüldüğünü, dolayısıyla AİHS açısından ilgili kişinin mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini belirtmektedir.
Başvuran bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM daha önceden de, tutuklu yargılanma süresinin tamamının ulusal mahkemeler tarafından verilen cezadan düşülmesinin, ilkesel olarak başvuranın, AİHS'nin 5§3. maddesinde belirtilen koşulların sağlanmamasından doğduğunu iddia ettiği mağduriyetini ortadan kaldırmadığı değerlendirmesini yapmıştır. Tutuklu yargılanma süresinin cezadan düşülmesi ancak, başvuranın maruz kalmış olabileceği zararın boyutu değerlendirilirken hesaba katılabilir (bkz., örneğin, Kimran-Türkiye, no: 61440/00, §41, 5 Nisan 2005).
Sonuç olarak AİHM, başvuranın AİHS'nin 5§3. maddesinin ihlal edilmesinden ötürü mağdur olduğunu iddia edebileceği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda bunun dışında başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit ederek, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
Hükümet tutuklu yargılamanın CMUK açısından usule uygun olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, özellikle davada bir çok sanığın yer almasından dolayı, bunun ciddi ve karışık bir dava olduğunu ve toplanması gereken delil miktarının tutuklu yargılama süresini haklı kıldığını belirtmektedir.
Başvuran defalarca yinelediği serbest bırakılma talebinin, hiçbir şekilde ayrıntı veya gerekçe belirtilmeden İzmir DGM tarafından sistematik bir biçimde reddedildiğini belirtmektedir. Ulusal mahkemeler başvuranın tutukluluk halinin devamının niçin gerekli olduğunu açığa kavuşturmamışlardır. Başvuran ayrıca, 20 Aralık 1995 tarihinde esas hakkında son görüşlerini sunduğu tarihten itibaren İzmir DGM tarafından hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını eklemektedir.
AİHM ilk olarak başvuranın tutukluluk halinin 30 Ocak 1995 tarihinde başladığını ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 18 Aralık 1996 tarihinde sona erdiğini, yani tutukluluk süresinin yaklaşık yirmi üç ay sürdüğünü saptamıştır.
AİHM ardından ulusal yargı mercilerine düşen ilk görevin, bir davadaki sanığın tutuklu yargılanma süresinin, makul olma sınırını aşmamasını gözetmeleri olduğunu hatırlatır. Bu amaçla yargı mercileri, masumiyet karinesi doğrultusunda, bireysel özgürlüğe saygı gösterilmesi ilkesine istisna teşkil edecek bir durumu haklı kılan gerçek bir kamusal yararın bulunup bulunmadığını ortaya çıkaracak tüm koşulları incelemek ve serbest bırakılma taleplerini reddettikleri kararlarında bunları açıklamak zorundadırlar. AİHM, AİHS'nin 5§3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini esas olarak, sözkonusu kararlarda yer alan gerekçeler temelinde ve ilgili kişinin başvurularında belirtmiş olduğu ihtilaf yaratmayan olayları dayanak alarak tespit edecektir (bkz., Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler, 1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, yakalanmış olan bir kişinin suç işlediğinden şüphe edilmesini sağlayacak makul nedenlerin bulunması tutukluluk halinin devamının hukuka uygunluğu açısından olmazsa olmaz bir koşuludur. Ancak belli bir zaman geçtikten sonra bu da yeterli olmamaktadır. Bu durumda AİHM, yargı mercileri tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin, ilgili kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklı kılmaya yetip yetmediğini ortaya koymalıdır. Bu gerekçelerin "uygun" ve "yeterli" olduğu ortaya çıktığında, AİHM ayrıca, yetkili ulusal mercilerin "yargılama usulünün devamına ayrı bir özen gösterip göstermediklerini" araştıracaktır (bkz, diğerleri arasında, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995, A serisi, no: 319-B, §52).
Mevcut davada, dosyada yer alan unsurlardan, İzmir DGM'nin düzenli olarak her duruşma sonunda, basmakalıp olmasa da neredeyse hep aynı ifadeyi kullanarak, isnat edilen suçun niteliğine, delillerin durumuna ve dosyanın kapsamına atıfta bulunarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verdiği ortaya çıkmaktadır. İki seferinde ise İzmir DGM kararında gerekçeye yer vermemiştir.
AİHM'ye göre "delillerin durumu"ndan, suçluluk yönünde ciddi emarelerin bulunduğu anlaşılabilir ve genel olarak bu koşullar uygun bir etken teşkil edebilirse de, bunlar tek başına sözkonusu tutukluluk halinin bu kadar uzun süre boyunca devamını haklı çıkarmamaktadır (Mansur kararı, § 56).
Sonuç olarak AİHM, başvuranın tutukluluk halinin belirtilen süre boyunca devam etmesinin AİHS'nin 5§3. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran maruz kaldığı maddi zarar için 20.000 Euro, manevi zarar için ise 9.000 Euro tutarında tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasından nedensellik bağı bulamadığından bu maddi tazminat talebini reddetmiştir. Buna karşılık AİHM manevi tazminat olarak başvurana 2.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 11.000 (onbir bin) Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM'nin bu konudaki içtihadına göre, başvuranlar ancak yaptıkları masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve miktarının makul olduğunu ortaya koyduklarında sözkonusu masraf ve harcamalar geri ödenebilir. Bu durumda AİHM, elindeki unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne alarak, tüm masraflarla birlikte başvurana 2.000 (iki bin) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OY BİRLİYLE;
1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 5§3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS'nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvurana, manevi tazminat olarak 2.500 (ikibin beşyüz) Euro, masraf ve harcamalar için ise 2.000 (ikibin) Euro ödenmesine;
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına uygun olarak 25 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy