KABUL EDİLEBİLİRLİK KARARI
Başvuru No: 35841/97
(Özet Çeviri)
Başvuru sahibi Selal Saraç Türk vatandaşı olup 1970 doğumludur ve Almanya'da yaşamaktadır.
Başvuranın Şikayetleri
Başvuran Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak 1991 ve 1996 yılları arasında sistematik olarak gözaltına alındığını ve kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür.
Başvuran, 5. maddeye aykırı olarak herhangi bir yasal amaç olmaksızın sistematik olarak polis tarafından gözaltına alındığını iddia etmiştir. Sözleşmenin 5/2 maddesine aykırı olarak tutuklanma sebepleri başvurana açıklanmamıştır. Sözleşmenin 5/3 maddesine dayanarak 18 Eylül ve 12 Ekim 1995 tarihleri arasında gözaltında tutulduğu 24 günlük sürenin çok uzun olduğunu belirtmiştir. Son olarak Sözleşmenin 5/4 maddesine dayanarak gözaltının yasallığını sorgulayabileceği bir iç hukuk yolu olmadığını ileri sürmüştür.
Başvuran Sözleşmenin 5. maddesine dayanarak 6 Nisan 1996 tarihinde onaysız gözaltına alınmasının başvuranın özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir.
Başvuran Sözleşmenin 6/3 (c) maddesine dayanarak gözaltında iken avukata danışmasına izin verilmediğini ileri sürmüştür.
Başvuran aynca Sözleşmenin 8. maddesine dayanarak tekrar tekrar gözaltına alınması ve kötü muamele görmesi gibi nedenlerle yaşadığı yerden kaçmak zorunda bırakıldığı için aile hayatına saygı ilkesinin ihlal edildiğini savunmuştur.
Başvuran son olarak uygulamadaki haksız farklılık sebebiyle 14. maddenin ihlal edildiğini; o dönemde yörede yürürlükte olan yasalar sebebiyle Sözleşmenin sağladığı korumadan faydalanamadığım iddia etmiştir.
HUKUK
Başvuran gözaltında iken gördüğü kötü muameleden şikayetçi olarak Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Hükümet başvuranın Sözleşmenin 35/1 maddesinin anlamı dahilinde iç hukuk yollarının tüketilmediğini ifade etmiştir. Bu hususta CMUK'un 165. maddesi uyarınca savcının yetkisizlik kararına başvuranın itiraz etmediğine dikkati çekmiştir.
Mahkeme öncelikle başvuranın şikayet konusu kötü muamele iddialarının Ceza Kanununca yasaklandığım belirtmiştir. İddia edildiği gibi bu tür olaylar gerçekleştiyse Ceza Kanununun ihlali sözkonusudur. Bu tür durumlarda Türk hukuk sistemi soruşturma yürütülmesini gerektirir, savcı elindeki kanıtlara bakarak dava açılıp açılmayacağına karar verir. Men-i muhakeme kararına karşı başvuranın CMUK'un 165. maddesi uyarınca en yakın ceza mahkemesine başvurma hakkı vardır.
Mahkeme önündeki dava dosyasına bakarak başvuranın kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak İstanbul Savcısına şikayetini iletmeleri için iki avukatla anlaştığını gözlemlemiştir. 5 Eylül 1996 tarihinde başvuranın yasal temsilcisi şikayette bulunmuş ve 17 Aralık 1996 tarihinde savcıya verdiği ifadesinde başvuranın kötü muameleye maruz kaldığım savunmuştur. Avukat başvuranın adresini vermiş ve istendiğinde başvuranın ifade vermek üzere geleceğini belirtmiştir. Ancak Mahkeme başvuranın ifade vermek üzere savcıya gitmediğini belirtmiştir.
Dava dosyasına göre başvuran, 15 Ağustos 1996 tarihinde İnsan Haklan Derneği'nden tıbbi rapor almıştır, fakat, ne bu rapor ne de iddiaları destekleyecek herhangi bir belge savcıya verilmemiştir. Savcı iddialar hakkında bir soruşturma yürütmüş ve 10 Ekim 1996 tarihinde iddiaları reddeden köy korucusunun ifadesini almıştır. Savcı 3 Mart 1997 tarihinde yeterli kanıt olmadığı için men-i muhakeme karan vermiştir. Başvuran bu karara itiraz etmemiştir.
Mahkeme, savcıların men-i muhakeme kararlarına karşı sunulan itiraz dilekçelerinin geçmişte başvuranın lehine sonuçlandığı örnekler vermiştir. Ayrıca başvuranın iddialarını destekleyecek hiçbir belge sunmadığını belirtmiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, sözkonusu dava şartlarında başvuranın Sözleşmenin 35/1 maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına uyulmadığım belirtmiştir. Bu nedenle başvuranın Sözleşmenin 3. maddesi bağlamındaki şikayeti reddedilmelidir.
Başvuran ayrıca gözaltının yasal olmadığını ileri sürerek tutuklanma sebeplerinin kendisine açıklanmadığını belirtmiştir. 18 Eylül ve 12 Ekim 1995 tarihleri arasında gözaltında geçen sürenin Sözleşmenin 5/3 maddesinde belirtilen makul süre kuralına aylan olduğunu iddia etmiştir. Son olarak gözaltının yasallığının sorgulanması amacıyla dava açamadığı için Sözleşmenin 5/4 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Hükümet, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesi bağlamındaki şikayetlerinin müsade edilen süre içinde sunulmadığım savunmuştur. Gözaltının 12 Ekim 1995 tarihinde sona erdiğini, başvurunun ise 24 Şubat 1997 tarihinde yapıldığı için altı ay kuralı ile uyumlu olmadığım belirtmiştir.
Mahkeme Sözleşmenin 35/1 maddesi uyarınca nihai kararın verildiği tarihten itibaren altı ay içinde sunulan şikayetleri inceleyebileceğini tekrarlamıştır.
Mahkeme, başvuranın 18 Eylül 1995 tarihinde gözaltına alındığını ve 12 Ekim 1995 tarihinde tutuklu yargılanmasına karar verildiğini gözlemlemiştir. Ancak başvuran, altı aydan uzun bir süre sonra, 16 Eylül 1996 tarihinde başvuruda bulunmuştur. Bu nedenle başvuru Sözleşmenin 35/1,4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Başvuran, 6 Nisan 1996 tarihinde yasadışı olarak gözaltına alınması sebebiyle Sözleşmenin 5. maddesinin ihlal edildiğini ifade etmiştir.
Hükümet, başvuranın iddiasını reddetmiş ve 6 Nisan 1996 tarihinde gözaltına alınmadığını ifade etmiştir. Bu hususta ilgili kayıtlan sunmuşlar ve başvuranın isminin kayıtlarda olmadığını belirtmişlerdir.
Mahkeme başvuranın iddialarını destekleyemediğini belirtmiştir. Bu nedenle başvurunun bu kısmı Sözleşmenin 35. maddesinin anlamı dahilinde temelden yoksun olduğu için kabuledilemez bulunmalıdır.
Başvuran Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak gözaltında iken avukatına danışmasına izin verilmediğinden şikayetçi olmuştur.
Hükümet, yargılamanın adilliği konusunun bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Hükümete göre yapılan yargılama adildir ve başvurunun bu kısmı temelden yoksundur.
Mahkeme hazırlık soruşturması aşamasında bile polis tarafından işlenen suça 6. maddenin uygulanabildiğini hatırlatmıştır.
Madde 6/3'ün hazırlık soruşturması" aşamasında hangi şekilde uygulanacağı davanın özel şartlarına bağlıdır.
6. madde sanığın soruşturma aşamasındayken bir avukatın yardımından faydalanmasını gerektirir. Ancak Sözleşmede açık bir şekilde belirtilmeyen bu hak bir amaç doğrultusunda kısıtlanabilir. Çözülmesi gereken konu, getirilen kısıtlamanın sanığı adil yargılanma hakkından mahrum edip etmediğidir.
Bu davada başvuranın bir avukatın yardımından faydalanma hakkı ilgili zamanda yürürlükte olan ulusal hukuk gereğince kısıtlanmıştır.
Ancak başvuran yargılanma esnasında bir avukat tarafından temsil edilmiştir ve suçlamalara itiraz etme şansı mevcuttur. Mahkeme başvuranın gözaltındayken bir avukatın yardımından faydalanmasına izin verilmemesinin yargılamanın adilliğine zarar vermediğini düşünmektedir. Mahkeme, kararını sadece polis ifadelerine değil, tutuklanmasına yol açan olaylara dayandırmıştır. Mahkeme bu bağlamda başvuranın evinde bir barınak ve bomba bulunduğunu hatırlatmıştır.
Dava dosyasından bellidir ki ilk derece mahkemesi ve Yargıtay karar vermeden önce davayı detaylı olarak incelemiştir.
Yukarıda anlatılanların ışığında Mahkeme, ulusal mahkemelerin ulusal kanunları yorumlarken makul davranmadığını veya keyfi olarak hareket ettiğini gösterecek hiçbir belirti olmadığını tespit etmiştir.
Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın şikayetinin bu kısmı temelden yoksun olduğu için Sözleşmenin 35/3,4 maddesi gereğince reddedilmesine karar vermiştir.
Başvuran Sözleşmenin 8. maddesine aykırı olarak tekrarlanan aralıklarla gözaltına alındığı ve kötü muamele gördüğü için yaşadığı yerden ayrılmak zorunda bırakıldığını ileri sürmüştür. Bu durum aile hayatının bozulmasına yol açmıştır.
Hükümet başvuranın iddialarının temelden yoksun olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Mahkeme sözkonusu dava olaylarının aile hayatım saygı ilkesini ihlal ettiği kanaatinde değildir.
Mahkeme başvurunun bu kısmının temel yoksun olduğuna ve Sözleşmenin 35/3,4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Başvuran uygulamadaki haksız farklılığın Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edilmesine neden olduğunu, tutuklandığı tarihte yürürlükte olan yasalar sebebiyle Sözleşmenin sağladığı korumadan faydalanamadığını belirtmiştir.
Hükümet bu konu hakkında yorum yapmamıştır.
Mahkeme başvuranın ileri sürdüğü farklılıkların, farklı gruplar arasında değil farklı suç türleri arasında olduğunu belirtmiştir. Ayrıca daha önce verdiği kararlarda bu tür ayırımların 14. maddeye aykırı olmadığım belirtmiştir.
Dolayısıyla başvurunun bu kısmı Sözleşmenin 35/3,4 maddesi uyarınca temelden yoksundur ve reddedilmelidir.
Yukarıdaki nedenlerden dolayı Mahkeme oybirliğiyle başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy