(Başvuru no: 35979/97)
Kararın Özet Çevirisi
STRAZBURG
21 MART 2006
İşbu karar Sözleşme 'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 35979/97 başvuru nolu davanın nedeni, Türk vatandaşı Safter Korkmaz, Cüneyt Tışkaya, Gonca Balyemez (Dönmezer) ve Canan Kaya'nın (Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 25 Şubat 1997 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur. Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından İbrahim Ergün tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
Sırasıyla 1972, 1980, 1973 ve 1972 doğumlu olan başvuranlar İstanbul'da ikamet etmektedirler. Olayların meydana geldiği dönemde Balyemez (Dönmezer), sol görüşlü olan Kızıl Bayrak, Sosyalizm Yolunda Kızıl Bayrak ve Ekim Gençliği adlı aylık dergilerin sahibi ve Yazı İşleri Müdürü idi. Diğer üç başvuran ise, ilgili yayın evinin personeli idi.
Balyemez, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından Ekim adlı yasadışı örgüt hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde 5 Kasım 1996 tarihinde, bindiği otobüs polisler tarafından durdurularak yakalanmıştır.
6 Kasım 1996 tarihinde, saat 1:00 - 1:45 sularında diğer üç başvuranın evlerinde polisler arama yapmış ve başvuranlar yakalanmışlardır. Polis, arama sırasında söz konusu yasadışı silahlı örgütü destekleyen çok sayıda yayın, kitap, broşür, rapor ve diğer belgeler ele geçirmiştir. Ayrıca başvuranlar, 1996 yılı Temmuz ayında iki polisin öldürülmesine karışan söz konusu örgüt militanı D.Z. adında bir kişi ile ilişkilerinin bulunmasıyla suçlanmışlardır.
Başvuranların hepsi, yakalandıkları gün söz konusu Şube'de gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar gözaltındayken polis tarafından sorgulanmışlardır. Başvuran Canan Kaya, iki polisin öldürülmesi olayında diğer cinayet zanlısı olan A.E.'yi tanıdığını, ancak beş aydır kendisini görmediğini belirtmiştir.
Başvuranların akıbeti hakkında bilgi almaya çalışan Avukat İbrahim Ergün'ün girişimleri başarısız olmuştur.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, Emniyet Müdürlüğü'nün talebi üzerine 7 Kasım 1996 tarihinde, başvuranların gözaltı sürelerinin 20 Kasım'a kadar uzatılmasına karar vermiştir.
Avukat Ergün, 11 Kasım'da iki başvuruda bulunmuştur. İlk olarak Ergün, Savcılıktan başvuranlar Korkmaz, Kaya ve Balyemez ile görüşme izni istemiştir. Savcılık bu talebi reddedince, Ergün, DGM yedek hâkimine başvurmuş ve dört başvuranın gözaltı sürelerinin uzatılmasına itiraz etmiştir. Ergün, başvurusunda, tutuksuz yargılanmak üzere müvekkillerinin serbest bırakılmalarını isteyerek, yaptığı itiraza ilişkin argümanlarını sunmuştur. Ergün, 3842 sayılı Kanun ile değiştirilen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 128. maddesini ileri sürerek, hâkimden polis soruşturmasına ilişkin dosyayı getirttirmesini ve dava konusu özgürlükten yoksun bırakan gözaltının yasallığı hakkında karar vermesini istemiştir. Ergün, böyle bir tedbirin sadece Emniyet Müdürlüğü polis memurlarının öznel değerlendirmelerine dayanılarak alınmasının kabul edilemez bir durum olduğunu belirtmiştir.
Ertesi gün, DGM yedek hakimi ara kararla yapılan itirazı bertaraf etmiştir.
Başvuranlar, 15 Kasım 1996 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir. Cumhuriyet Başsavcısı, soruşturmanın bulunduğu aşamada, başvuranlar hakkında henüz yeterli aleyhte delil toplanmasının ve söz konusu kişiler ile Ekim örgütü arasındaki ilişkilerin ortaya konulmasının mümkün olmadığına kanaat getirerek, tutuksuz yargılanmak üzere başvuranların serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 25 Kasım 1996 tarihinde başvuranları DGM önünde, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 169. maddesi uyarınca söz konusu örgüte yardım yapmakla itham etmiştir.
11 Kasım 1998 tarihli kararla, DGM başvuranların, kendilerine atılı olaylardan suçlu olmadıklarına karar vermiştir. Temyiz başvurusu yapılmadığından başvuranlar hakkındaki beraat kararı nihai kararı oluşturmaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
1. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, suç işlediklerine dair itham edilmeleri için makul neden bulunmadığından dolayı, yakalanmalarının meşru olmamasından şikâyetçi olmaktadırlar. Ayrıca başvuranlar, yetkililerin kendilerine yakalanma nedenleri hakkında bilgi vermemelerinden, gözaltı süresinden ve bu tedbirin yasallığını denetletebilecekleri hukuki yolun bulunmamasından şikâyetçi olmaktadırlar. Başvuranlar AİHS'nin 5. maddesinin 1 -c,
2. 3 ve 4 bentlerini ileri sürmektedirler.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
AİHM, şikâyetlerin AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AIHM, başvuru hakkında başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla şikâyetleri kabul edilebilir ilan etmek uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
1. AÎHS 'nin 5§1 -c Maddesi
Hükümet, TCK'nin 169. maddesi uyarınca silahlı çeteye yardım ve yataklık suçunu işledikleri gerekçesiyle yakalanan başvuranları itham etmek için makul gerekçelerin mevcut olduğunu savunmaktadır. Hükümet, başvuranların söz konusu silahlı örgütle olan olası ilişkileri, Terörle Mücadele Şubesi tarafından bu örgüt hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde ortaya çıkarıldığını ve başvuranların evlerinde yapılan aramalar sırasında polisin söz konusu silahlı örgütü destekleyen çok sayıda belge, afiş ve broşür ele geçirdiğini belirtmektedir. Polis, iki polisin öldürüldüğü 1996 yılı Temmuz ayında meydana gelen olaylarla başvuranların olası ilişkilerinin bulunmasından şüphelenmiştir. Başvuran Canan Kaya polise verdiği ifadesinde, iki polisin öldürülmesi olayına adı karışan ve polis tarafından aranan cinayet zanlılarından biri olan A.E.'yi tanıdığını belirtmiştir.
AİHM, yakalamanın dayandırılacağı şüphelerin makul olma niteliği, 5§1 -c maddesinin özgürlükten yoksun bırakıcı keyfi kararlara karşı sağlanan korumanın temel unsurunu oluşturmaktadır. Makul şüphelerin var olduğu durumda, dava konusu bir kimsenin suçu işlemiş olabileceğine dair nesnel gözle bakan bir gözlemciyi ikna edici olay ya da bilginin mevcut olduğu varsayılır (Fox kararı, Campbell ve Hartley - Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990 tarihli karar, A serisi no 182, § 32).
Bu davada, AİHM başvuranların, programlanmış bir operasyon çerçevesinde, yasadışı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık yaptıklarından şüphelenildiği gerekçesiyle gözaltına alındıklarını tespit etmektedir. Başvuranların evlerinde yapılan aramalar sırasında, söz konusu silahlı örgütün propagandasını yapan yayınlar ele geçirilmiştir. Başvuranlar polis tarafından yakalanmalarının ardından dava konusu örgüt bünyesindeki sözde faaliyetleri hakkında sorgulanmışlardır.
AİHM, şüphe uyandıran olayların, mahkûmiyet kararını haklı göstermek için gerekli olaylarla aynı seviyede olmasının gerekmediğini, bunun da cezai yargılamanın bir sonraki aşamasında ortaya çıktığını hatırlatmaktadır (Murray-İngiltere, 20 Ekim 1994 tarihli karar, A serisi no 300-A, § 55). Neticede AİHM, mevcut davadaki olayları göz önüne alarak, AİHS'nin 5§1 maddesi uyarınca cezai suç işlediklerinden "şüphelenilen makul nedenlere" dayanılarak, başvuranların yakalanarak tutuklandıklarının düşünülebileceğine kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla AİHS'nin 5§1 maddesi ihlal edilmemiştir.
2. AİHS'nin 5§2 Maddesi
AİHM, AİHS'nin 5§2 maddesinin "yakalanan her kişiye yakalama nedenleri bildirilir" gibi temel bir güvenceye yer verdiğini hatırlatmaktadır. Bu madde, bir kimsenin 4. paragraf gereğince mahkeme önünde özgürlükten yoksun bırakılmasının yasal olup olmadığının ortaya konulmasını sağlaması amacıyla, bu durumdaki kişiye, özgürlükten yoksun bırakılmanın hukuki ve olgusal nedenlerini bildirmeyi zorunlu kılmaktadır. Söz konusu kişi, "en kısa sürede" bu bilgilere sahip olmalıdır. Ancak kendisini yakalayan polis, söz konusu bilgileri bütünüyle ve anında bu kişiye vermeyebilir. Bu kişinin gerektiği kadar ve yeterince erken bilgilendirilip bilgilendirilmediğini tespit etmek amacıyla, davanın özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekir (Bkz. sözü edilen Fox, Campbell ve Hartley, § 40).
Bu davada AİHM, 5-6 Kasım 1996 tarihlerinde başvuranların polis tarafından yasadışı silahlı örgüt aleyhinde yürütülen operasyon çerçevesinde yakalandıklarını tespit etmektedir. Başvuranlar gözaltında sözü edilen örgüt ile olan sözde bağlantıları ve aynı örgüt adına iki polisin öldürülmesi olayına karışan D.Z. adındaki bir kişi ile olan ilişkileri hakkında sorgulanmışlardır. Daha sonra başvuranlar, 25 Kasım 1996 tarihinde verilen iddianameyle yasadışı örgüte yardım ve yataklık yapmakla itham edilmişlerdir.
AİHM, yakalanan bir kimsenin bilgilendirilmesi için hiçbir özel bir usulün gerekmediğini hatırlatmaktadır (Dikme-Türkiye, no 20869/92, AİHM 2000-VIII). AİHM, gözaltında, sessiz kaldıkları sorgulamaları sırasında başvuranlara sorulan soruların, haklarındaki şüpheler konusunda yeterince açık bilgiler içerdiği görüşündedir.
Diğer yandan dosyadaki hiçbir unsur, başvuranların yakalanmaları ve gözaltına alındıkları sırada yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirilmedikleri sonucuna varılmasını sağlamamaktadır.
Neticede dava koşullarında AİHS'nin 5§2 maddesi ihlal edilmemiştir.
3. AIHS 'nin 5§3 Maddesi
Hükümet, başvuranların gözaltına alınmasının ilgili ulusal mevzuata uygun olduğuna dikkati çekmektedir. Bu amaçla, Hükümet birçok kişiyi ilgilendiren, silahlı çeteye yardım ve yataklık yapmakla suçlanan başvuranlara atılı suç gibi terör suçlarına ilişkin soruşturmaların özellikleri ve neden oldukları zorlukları vurgulamakta ve davada verilen gözaltı süresinin delillerin toplanması amacıyla gerekli olduğunu savunmaktadır.
AİHM, terör suçlarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturmaların hiç kuşkusuz yetkili makamları özel bir takım sorunlarla karşı karşıya bıraktığını daha önce kabul etmiştir (Bkz. Brogan ve diğerleri-Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, A serisi no: 145-B, § 61; sözü edilen Murray, § 58; 18 Aralık 1996 tarihli karar, 1996-VI, s. 2282, §78; Ancak bu husus, yetkili makamların, her defasında terör suçu bulunduğunu belirterek yerel mahkemeler ve AIHM tarafından yapılacak her türlü denetiminden uzak bir şekilde şüphelileri yakalayıp gözaltına alma hakkına sahip oldukları anlamına gelmemektedir (Sakık ve diğerleri-Türkiye, no: 23878/94, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VII, s. 2623-2624, § 44).
AİHM, dava konusu gözaltı süresinin, başvuranların yakalandıkları 5-6 Kasım 1996 tarihlerinde başladığını ve serbest bırakıldıkları 15 Kasım 1996 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir.
AİHM, Brogan ve diğerleri kararında toplumu teröre karşı koruma amacı gütse de, ilgilinin hakim karşısına çıkartılmadan dört gün ve altı saat gözaltında tutulmasının AİHS'nin 5 §3 maddesinde belirtilen süreyi aştığına karar verdiğini hatırlatmaktadır (Brogan ve diğerleri, § 62).
AİHM, başvuranların "hakim önüne çıkarılmadan" sırasıyla dokuz ve on gün boyunca tutulu bulundurulmasının gerekli olduğunu kabul edemez.
Dolayısıyla AİHS'nin 5§3 maddesi ihlal edilmiştir.
4. AİHS'nin 5§4 Maddesi
AİHM, 5 §4 maddesi uyarınca mahkeme kavramının, karar vermeye çağrılan makamın hukuki niteliğinin bulunmasını, yani yürütme erkinden bağımsız olmasını gerektirdiğini belirtmektedir (Bkz. Neumeister - Avusturya kararı, 27 Haziran 1968, A serisi no 8).
AİHM, Sakık ve diğerleri kararında daha önce, olayların meydana geldiği dönemde DGM önündeki yargılamada, gözaltının AİHS yaptırımlarına uygunluğunu tartışma konusu yapmayı sağlayacak uygun ve etkili başvuru yolunun bulunmadığını belirttiğini hatırlatmaktadır (sözü edilen Sakık ve diğerleri, § 53). Bu davada da böyle bir durum söz konusudur.
Sonuç olarak AİHS'nin 5§4 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranlar, maddi tazminat olarak 40.000 Euro ve manevi tazminat olarak 120.000 Euro istemektedirler.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, dosya unsurlarından maddi zararın ortaya çıkmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla AİHM talebi haklı bulamaz (Demir ve diğerleri-Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VI, § 63).
Buna karşın AIHM başvuranların hukuki müdahale olmaksızın dokuz ve on gün süren gözaltına maruz kaldıklarını belirtmekte ve büyük olasılıkla bu olayların, ulusal mahkemelerin hiçbir telafide bulunmadığı manevi bir zarara neden olduğuna kanaat getirmektedir.
AİHM, davanın farklı yönlerini göz önüne alarak ve 41. madde uyarınca hakkaniyete uygun olarak başvuranlara ortaklaşa 12.500 Euro ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış oldukları masraf ve harcamalar için 10.000 Euro istemektedirler.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak başvuranlara ortaklaşa 1.250 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 5§1 maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AİHS'nin 5§2 maddesinin ihlal edilmediğine;
4. AİHS'nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;
5. AİHS'nin 5§4 maddesinin ihlal edildiğine;
6. a) AİHS'nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara ortaklaşa;
i. manevi tazminat için 12.500 Euro (on iki bin beş yüz Euro);
ii. masraf ve harcamalar için 1.250 Euro (bin iki yüz elli Euro);
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet'in, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
7. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü'nün 77§§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 21 Mart 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy