(Yaşama Hakkı İhlali İddiası)
Başvuru No: 36189/97
Karar Tarihi: 26 Kasım 2002
Çeviren ve Özetleyen: Kemal BAŞLAR, Yrd. Doç. Dr., Raportör, Anayasa Mahkemesi
OLAYLAR
Başvuru sahibi olay sırasında 16 yaşında olan merhum Orhan Yakar'ın babasıdır. 1949 doğumlu olup, Ağrı'da yaşamaktadır. Haziran 1996'da başvuru sahibinin oğlu birkaç aylığına boyacı olarak çalıştığı İstanbul'a gitmiştir. Eylül 1996'da başvuru sahibi oğluyla irtibatını kaybetti. Kasım 1996'da başvuru sahibi, oğlunun nerede olduğunu bulmak için İstanbul'a gitmiştir. Orhan'ın komşuları iki ay önce ortadan kaybolduğunu söylemişlerdir.
Başvuru sahibi, 13 Kasım 1996'da İstanbul Savcılığına başvurup oğlunun bulunmasını ve ona bir şey olmuşsa sorumluların cezalandırılmasını istemiştir. Başvuru sahibi oğlunun nerede olduğunun bulunması için İstanbul Emniyet Müdürlüğüne de başvurmuştur. Daha sonra da Ağrı'daki köyüne dönmüştür.
17 Kasım 1996'da, güvenlik güçleri Bingöl Sancak beldesinde bulunan bir PKK üyesini yakalamak için bir araştırma başlatmışlar; bu araştırma sırasında başvuru sahibinin oğlunu da bulmuşlardır. Jandarma tarafından hazırlanan olay raporunda, başvuru sahibinin oğlunun yakalandığı sırada tüfek ve mühimmat taşıdığı ifade edilmiştir. Daha sonra hazırlanan bir raporda ise, Orhan Yakar'ın saat 14:45'te yakalandığı ve ardından helikopterle İl Jandarma Komutanlığı Sorgu Kısım Amirliğine götürüldüğü belirtilmiştir.
Raporların hiçbirinde başvuru sahibinin oğlunun imzası yer almamaktadır. 18 Kasım 1996'da jandarma başvuru sahibinin oğlunu da alarak, teröristin cesedini aramak için bir araştırma yapmaya başlamıştır. Jandarmalar cesedin bulunduğu yere 40 ya da 45 metre uzaktayken, jandarmaların önünde yürüyen Orhan, PKK tarafından yerleştirilen bir mayına basmış ve ölmüştür. Jandarmalar araştırmalarını sürdürerek teröristin cesedini bulmuşlardır. Ayrıca bir PKK üyesi ve iki tüfek ele geçirmişlerdir.
Bu arada, Doğubeyazıt Jandarma Komutanlığında başvuru sahibine oğlunun PKK'ya katıldığı ve göz altında tutulduğu Bingöl'de güvenlik güçlerine teslim olduğu söylenmiştir. Başvuru sahibi oğlunu bulmak için Bingöl'e gitmiştir. Bingöl Jandarma Komutanlığı ise, güvenlik güçlerine teslim olan oğlunun mayına basarak öldüğünü söylemiştir.
22 Kasım 1996 tarihli bir mektupla, Bingöl Jandarma Komutanlığı, Bingöl Savcılığına başvuru sahibinin oğlunun 17 Kasım 1996'da saat 14:30'da, Karapınar köyü yakınlarındaki Sancak beldesinde yakalandığını, İl Jandarma Komutanlığı Sorgu Kısım Amirliğine götürüldüğünü bildirmiştir. Bu soruşturma sırasında, davacının oğlu 16 Kasım 1996 sırasındaki çatışmalarda ölen İhsan Meriç'in cesedinin nereye saklandığını bildiğini söylemiştir. Jandarmalar, Orhan'la birlikte cesedin nerede olduğunu bulmak için araştırmalar başlamışlardır. Ancak Orhan bir mayına basarak ölmüştür.
23 Aralık 1996'da, başvuru sahibi Bingöl Savcılığına başvurmuş ve oğlunun cesedinin kendisine verilmesini istemiş; 6 Ocak 1997'de başvuru sahibi Bingöl Jandarma Komutanlığından oğlunun ölümüne ilişkin tüm bilgi ve belgeleri istemiştir. Bingöl Jandarma Komutanlığı 9 Ocak 1996 tarihli mektubunda oğlunun ölümüyle ilgili tüm belgelerin Bingöl Savcılığına verildiğini ve jandarmanın kendisine bilgi verme yetkisi olmadığını bildirmiştir. Başvuru sahibine, aradığı bilgileri Bingöl Savcılığından veya İçişleri Bakanlığından isteyebileceği söylenmiştir.
14 Mart 1997'de başvuru sahibi İçişleri Bakanlığına bir dilekçeyle başvurmuştur. Başvuru sahibi, yetkililerden oğlunun ölümüyle ilgili bilgi ve belgeleri alamadığını ifade etmiş; ve ilgili bilgi ve belgelerin kendisine verilmesini istemiştir. 22 Mayıs 1997'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Bingöl Jandarma Komutanlığından alınan ilgili bilgi ve belgeleri başvuru sahibinin İstanbul'daki avukatına iletmiştir.
27 Mayıs 1997'de Bingöl Savcısı, Bingöl Jandarma Komutanlığına yazılı bir bildiride bulunarak başvuru sahibinin oğlunun ölümüne tanık olan jandarmaları çağırmıştır. Savcı, başvuru sahibinin oğlunun ölümüyle ilgili olarak yapılan ilk incelemede dinlemek istediğini belirtmiştir.
10 Temmuz 1997 tarihinde Binbaşı Muharrem Fındık Bingöl savcısına ifade vermiş, ve başvuru sahibinin oğlunun, İhsan Meriç'in cesedinin bulunması için yapılan bir operasyon sırasında öldüğünü ifade etmiştir. Binbaşı Fındık patlama sesini duyduğunda başvuru sahibinin oğlunun 40 ya da 45 metre arkasından yürüyormuş, ve Jandarmalar, ağır hava koşulları nedeniyle parçalanmış cesedi toplayamamışlar. Savcıya ifade veren jandarmalar Gürbüz Bektaş, Mehmet Tutak ve Niyazi Patir, Binbaşının ifadesini tekrarlamışlardır. Bingöl Cumhuriyet Savcısı başvuru sahibinin oğlunun ölümünü, 11 Temmuz 1997 tarihli bir mektupla Bingöl Nüfus müdürlüğüne bildirmiştir.
22 Ağustos 1997 tarihinde Diyarbakır DGM savcısı, 18 Kasım 1996 tarihinde öldüğünden Orhan Yakar aleyhine PKK'ya üye olması dolayısıyla soruşturma başlatılmayacağı kararına varmıştır. 23 Eylül 1999 tarihinde başvuru sahibi Çavuş Süleyman Üçkuyulu'ya ifade vermiş, ve 1996'dan bu yana oğlunun nerede olduğunu bulmaya çalıştığını belirtmiştir. Yetkililer oğlunun bir mayına bastıktan sonra öldüğünü söylemiştir. Ancak, tüm isteğine rağmen, başvuru sahibine oğlunun cesedi verilmemiştir. Bunun üzerine, başvuru sahibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur ve başvurusu hala Mahkemede görülmektedir. Oğlunun cesedinin kendisine verilmesini talep etmiştir.
Başvuru sahibinin oğlunun ölümüne ilişkin olarak yapılan soruşturma sırasında Bingöl Vilayet İdare Kurulu 23 Ağustos 2000 tarihinde güvenlik güçleri aleyhine soruşturma başlatılmaması kararını almıştır. Kurula göre Orhan Yakar, PKK tarafından yerleştirilmiş olan bir mayına bastıktan sonra ölmüştür. Ağır hava şartları ve bölgede başka mayınlar bulunabileceği nedeniyle Orhan'ın cesedini toplayamamışlardır. Güvenlik güçlerinin görevlerini titizlikle yaptıkları ifade edilmiştir.
3 Ekim 2000 tarihinde Doğubeyazıt Jandarma Komutanlığı, 23 Ağustos 2000 tarihli Kurul kararını Sarısu Jandarma Komutanlığına iletmiştir. Doğubeyazıt Jandarma Komutanlığı bu kararın başvuru sahibine bildirilmesi isteminde bulunmuştur.
Başvuru sahibi, 16 Ekim 2000 tarihli bir mektupla avukatına, Sarısu Jandarma Komutanlığında okumaksızın bazı belgeler imzalamaya zorlandığını bildirmiştir. Belgeleri görmeyi talep etmiş, fakat avukatı Jandarma Komutanlığını aradıktan sonra ilgili belgeleri almıştır. Mahkemeye yaptığı başvuruyu geri alması ve ulusal mercilerden tazminat talep etmesi önerilmiştir.
16 Ekim 2000 tarihinde başvuru sahibi Bingöl Bölge İdare Mahkemesine, Bingöl İl İdare Kurulu kararının iptali için dava açmıştır. Sözkonusu dava halen Bingöl Bölge İdare Mahkemesinde görülmektedir.
KARAR
Mahkeme, Hükümetten 27 Ağustos 2002 tarihinde aşağıdaki beyanı almıştır:
"Hükümet, mevcut yasalar ve Hükümetin bu türden olayların önlenmesi yönündeki kararıyla birlikte, Orhan Yakar'ın ölümü durumunda olduğu gibi, bireysel ölüm olaylarını üzüntü ile karşılamaktadır. Mevcut davada başvuru sahibinin oğlunun yaşam hakkının yetkililer tarafından korunmamasının Sözleşmenin 2. maddesinin bir İhlali olduğu kabul edilmektedir. Hükümet gelecekte yaşam hakkına saygı duyulması için - etkin soruşturmaların yapılması zorunluluğu dahil olmak üzere gerekli talimatları vereceğini ve gerekli bütün önlemleri alacağını taahhüt eder. Bu bağlamda, sözkonusu olaydakine benzer şartlarda ölüm olaylarının azalmasıyla sonuçlanan yeni yasal ve idari önlemler alınmış ve daha etkin soruşturmaların yapılması sağlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti başvuru sahibine bir iyi niyet göstergesi olarak (ex gratia) 40.000 Euro ödemeyi teklif etmektedir. Bu davanın neden olduğu maddi ve manevi zararı ayrıca da hukuki masraf ve harcamaları kapsayacak bu tutar vergiden muaf olarak Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 39. maddesine uygun olarak euro cinsinden verilecek karar tarihi itibariyle üç ay içerisinde başvuru sahibi adına bir banka hesabına yatırılacaktır. Bu ödeme davanın nihai çözümü olacaktır.
Hükümet, Mahkeme tarafından Türkiye'ye ilişkin verilen bu ve benzer kararların Bakanlar Kurulu tarafından yürütülmesinin, bu bağlamda gerekli iyileştirmelerin yapılmasını sağlayacak uygun bir mekanizma olarak değerlendirmektedir: Bu amaçla, bu süreçte gerekli işbirliğinin yapılmasına devam edilecektir.
Sonuç olarak, Hükümet, Mahkeme kararından sonra, davayı Sözleşmenin 43.1 maddesi uyarınca, Büyük Daire'ye götürülmesini talep etmeyeceğini taahhüt eder."
13 Ağustos 2002'de Mahkeme, öncesinde başvuru sahibi vekili tarafından imzalanmış olan aşağıdaki beyanı almıştır:
"Başvuru sahibi Mehmet Yakar'ın vekili olarak yetkim dahilinde Türkiye Hükümetinin 36189/97 sayılı başvurudan kaynaklanan davanın dostane bir şekilde kapatılması için, başvuru sahibine her şey dahil 40.000 EURO ödemeye hazır olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım. Bu davanın neden olduğu maddi ve manevi zararı ayrıca da hukuki masraf ve harcamaları kapsayacak bu tutar, Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 39. maddesine uygun olarak verilecek karar tarihi itibariyle üç ay içerisinde ilgili beyanatta belirtilen şartlara göre ödenecektir.
Başvuru sahibine usulüne göre danışarak sözkonusu teklifi kabul ediyorum ve sonuç olarak başvuru sahibi başvuru konusunu oluşturan Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan tüm iddiaları geri almaktadır. Davanın sona erdiğini beyan eder ve Mahkeme kararından sonra, davayı Sözleşmenin 43.1 maddesi uyarınca, Büyük Daireye götürmeyi talep etmeyeceğimizi taahhüt ederiz."
Sonuçta, Mahkeme tarafların dostane çözümle anlaşmaları üzerine davanın dava listesinden silinmesine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy