(Başvuru No 36218/97)
KABUL EDİLEBİLİRLİK
(Özet Tercüme)
OLAYLAR
Başvuranlar, Diyarbakır'da yaşayan Türk vatandaşları 1931 doğumlu Mehmet Tangüner ile 1939 doğumlu Mihti Tangüner'dir. AİHM önünde Londra merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan Kürt İnsan Hakları Projesi'nde görevli A. Stock tarafından temsil edilmektedirler.
Dava Olayları
Tarafların anlattığı şekilde dava olayları şu şekilde özetlenebilir:
Başvuranların Olaylarla İlgili İddiaları
Başvuranlar 25 Mart 1995'e kadar Diyarbakır iline bağlı Uğrak köyünde yaşamışlardır. Başvuranların ailesiyle köyün belediye başkanı arasında yıllardır süregelen bir kan davası vardır. Başvuranların ailesinin kan davasına karışan üyeleri sık sık güvenlik kuvvetlerinin baskısına maruz kalmaktadır. Bazen köy meydanında toplanıp kötü muameleye tabi tutulmaktadırlar. Güvenlik kuvvetleri aynı zamanda başvuranları PKK'ya yardım ve yataklık etmekle suçlayarak onları köy korucusu olmaya zorlamaktadır.
Süregelen kötü muameleler sonucunda başvuranlar 25 Mart 1995'te köylerini terk ederek Diyarbakır'a yerleşmiştir. Aileleri ve çocukları da 30 Nisan 1995 tarihinde bu şehre gelmiştir.
Başvuranlar, 4 Mayıs 1995'te köyden tanıdıkları Metin Biçim'den evlerinin Kamışlı kışlasına bağlı askerler tarafından yakıldığını öğrenmiştir.
Mayıs 1995'te başvuranlar Diyarbakır İl Valiliği'ne bir dilekçe sunmuştur. Dilekçeleri kendilerine iade edilmiş ve yetkililer tarafından şikayetlerine ilişkin bir işlemde bulunulmamıştır.
Başvuranlar, 6 Mayıs 2004'te AİHM'ye Eylül 2002'de köylerine döndüklerini bildirmiştir. Evlerini yeniden inşa ederek Uğrak köyünde yaşamaya başlamışlardır.
Hükümet'in Anlattığı Şekliyle Olaylar
Hükümet, ilk olarak, 18 Mayıs 1998'de başvurunun kendilerine iletilmesinden sonra yetkililerin başvuranların iddialarını soruşturmaya başladığını öne sürmektedir. Uğrak köyünde hiçbir askeri operasyon yürütülmediği ve köyün boşaltılmadığı anlaşılmıştır. Birçok aile halen köyde yaşamaktadır. Başvuranlar köyü mali sorunlar nedeniyle kendi istekleriyle terk etmiştir ve evlerinin güvenlik kuvvetleri mensupları tarafından yıkıldığını gösteren hiçbir kanıt yoktur.
Hükümet ayrıca evlerinin ahşap kısımlarının bizzat başvuranlar tarafından yıkılıp Şanlı köyünden Ramazan Yengin adlı bir köylüye satıldığını öne sürmektedir. Kerpiçten yapılan diğer kısımlar kötü hava koşulları nedeniyle harap olmuştur.
Hükümet, başvuranların, kendilerinden köy korucusu olmalarının istendiği yönündeki iddialarını da reddetmekte ve hiçbir zaman köylülere korucu olmaları yönünde bir baskı yapılmadığını belirtmektedir. Ayrıca Uğrak köyünde PKK etkinliğine rastlanmadığını da vurgulamaktadır.
Hükümet, Uğrak köyündeki arazilerin halen başvuranlara ait olduğunu ve bu araziyi ekmelerinin mümkün olduğunu belirtmektedir. Son olarak, başvuranların Uğrak köyüne geri döndüğünü ve Eylül 2002'den beri burada ikamet ettiklerini vurgulamaktadır.
İddialarını desteklemek amacıyla Hükümet, başvuranların komşularından alınan ifadelerin kopyalarını AİHM'ye sunmuştur.
Mehmet Biçim ifadesinde;
"Yirmi iki yıldır Uğrak köyünde yaşıyorum. Bazı köylülerin mali sorunlar nedeniyle köyü terk etmesine rağmen halen köyde yaşayan birçok aile var. Mehmet ve Mihti Tangüner mali sorunlar nedeniyle köyden ayrılan köylüler arasındaydı. Köyden kendi istekleriyle göç ettiler. Diğer köylüler onlara ait tarlaları ekmiyor ve caminin yanındaki evleri şu anda meskün değil. Gitmeden önce evlerinin ahşap kısımlarını Şanlı köyünden Ramazan diye bir köylüye sattılar. Köyümüzde hiçbir askeri operasyon düzenlenmedi ve hiçbir zaman korucu olmaya zorlanmadık." demiştir.
Zeydin Güçlü ifadesinde;
"Otuz iki yıldır Uğrak köyünde yaşıyorum. Halen bu köyde ikamet eden birçok insan var. Geçmişte bazıları mali zorluklar nedeniyle göç etti. Ancak hiçbir zaman köyü boşaltmaları için baskı yapılmadı. Mihti ve Mehmet Tangüner köyden kendi rızalarıyla ayrılıp Diyarbakır'a yerleştiler. Diğer köylüler onlara ait tarlaları ekmiyor. Mali sorunlar yaşadıkları için evlerinin ahşap kısımlarını yıkarak Şanlı köyünden Ramazan adında bir köylüye sattılar. Köyümüzde 25 Mart 1995'te askeri bir operasyon düzenlenmedi. Hiçbir zaman korucu olmaya zorlanmadık ve şu anda köyümüzde korucu bulunmamaktadır." demiştir.
Mehmet Gök ifadesinde;
"Uğrak köyünde yaşıyorum. Köyde halen birçok aile ikamet etmektedir. Geçmişte bazı köylüler mali sorunlar nedeniyle köyden göç etti. Mehmet ve Mihti Tangüner köyden kendi istekleriyle ayrıldılar. Ancak tarlalarını halen ekiyorlar. Bu kişilerin evlerinin ahşap kısımlarını yıkıp sattıklarını biliyorum. Evleri kerpiçtendi. Bu nedenle zamanla kötü hava yüzünden harap oldu. Köyde korucu bulunmamaktadır ve hiçbir zaman korucu olmaya zorlanmadık. Köyümüzde hiçbir askeri operasyon yapılmadı." demiştir.
Emin Güçlü ifadesinde;
"Uğrak köyünde yaşıyorum ve aynı zamanda köy muhtarıyım. Geçmişte bazı köylüler mali zorluklar nedeniyle göç etti. Ancak hala köyde ikamet eden aileler var. Mehmet ve Mihti Tangüner mali zorluklar nedeniyle köyden ayrılıp Diyarbakır'a göç etti. Ancak hala tarlalarını ekiyorlar. Bu kişilerin evlerinin ahşap kısımlarını yıkıp sattığını biliyorum. Evleri kerpiçtendi. Bu nedenle zamanla kötü hava şartları nedeniyle harap oldu. Güvenlik kuvvetleri hiçbir zaman köy korucusu olmamız için bize baskı yapmadı ve köyümüzde hiçbir askeri operasyon düzenlenmedi." demiştir.
Nezir Ayhan ifadesinde;
"Elli yedi yıldır Uğrak köyünde yaşıyorum. Halen köyde oturan bazı köylüler var. Geçmişte bazı insanlar kendi istekleriyle ayrıldı. Mehmet ve Mihti Tangüner'in tarlaları başka bir köylü tarafından ekilmedi. Evleri caminin yanındadır. Bazı mali sorunlar yaşıyorlardı ve köyden ayrılırken evlerinin ahşap kısımlarını yıkıp Şanlı köyünden Ramazan adlı bir köylüye sattılar. Köyümüzdeki evler kerpiçten yapıldığından evleri zamanla kötü hava nedeniyle harap oldu," demiştir.
Adnan Tangüner ifadesinde;
"Uğrak köyünde 1996'ya kadar yaşadım ve şu anda Bismil İlçesinde oturuyorum çünkü Bismil itfaiyesinde bir iş buldum. Mehmet ve Mihti Tangüner akrabamdır. Bu kişiler 1993'te Diyarbakır'a kendi istekleriyle taşındı. Her yıl tarlalarını ekmek için köye dönerler. Kerpiçten yapılmış olan evleri zamanla harap oldu ve ahşap kısımlar da Şanlı köyünden Ramazan'a satıldı. Güvenlik kuvvetleri hiçbir zaman korucu olmamız için bize baskıda bulunmadı ve bildiğim kadarıyla şu anda Uğrak köyünde köy korucusu bulunmamaktadır. 25 Mart 1995 tarihine yakın zamanlarda köyümüzde hiçbir askeri operasyon düzenlenmemiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuranlar AİHS'nin 3. maddesi uyarınca güvenlik kuvvetleri mensupları tarafından uğradıkları muamelenin ve köyden zorla çıkartılmalarının işkence anlamına geldiğinden şikayetçi olmuşlardır.
AİHS'nin 5. Maddesi ile ilgili olarak başvuranlar, köylerinden güvenlik kuvvetleri mensupları tarafından zorla çıkartılmalarının kişi güvenliği haklarını ihlal ettiğini öne sürmektedir.
Başvuranlar, ailelerine ait evlerin ve mülklerin yıkılmasına karşı çıkamamalarının, AİHS'nin 6. maddesinin anlamı dahilinde, medeni haklarının tespiti için mahkemeye başvurma haklarını kullanmaya yönelik bir ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedir.
Ayrıca AİHS'nin 8. maddesi uyarınca başvuranlar, evlerinin ve mülklerinin haksız olarak yok edilmesinin aile hayatları ve konutlarına saygı gösterilmesi haklarını çiğnediğini ileri sürmektedir.
Başvuranlar, AİHS'nin 13. maddesine aykırı olarak evlerinin ve eşyalarının yok edilmesine itiraz etmek için etkili iç hukuk yollarının bulunmadığından şikayet etmektedir.
Sözleşmenin 18. maddesi ile ilgili olarak, başvuranlar yukarıda sözü geçen müdahalelerin AİHS ile izin verilen amaçlar doğrultusunda olmadığını belirtmişlerdir.
Son olarak, 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile ilgili olarak başvuranlar, evleri ve eşyaları güvenlik kuvvetleri tarafından yok edildiği için mülklerinden faydalanma hakkından mahrum kaldıklarından şikayetçi olmuşlardır.
HUKUK
Başvuranlar, kötü muamele ve köyden zorla çıkartılma iddiaları ile evlerinin yok edilmesi iddialarına ilişkin olarak AİHS'nin 3. (işkence yasağı), 5. (özgürlük ve güvenlik hakkı), 6. (adil yargılanma hakkı), 8. (özel hayata ve aile hayatına saygı), 13. (etkili başvuru hakkı) ve 18. (hakların kısıtlanmasının sınırları) maddelerinin ve Protokol No. 1'in 1.maddesinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedir.
1. Başvuranlara kötü muamele edildiği iddialarına dair
Başvuranlar AİHS'nin 3. maddesi uyarınca, Uğrak köyünden ayrılmadan önce güvenlik kuvvetleri tarafından tehdit edildiklerini iddia etmektedir. Mütemadiyen dayak yediklerini ve aşağılandıklarını öne sürmektedirler.
Hükümet bu iddiaları reddetmektedir. Aynı zamanda başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini ve altı aylık süre içerisinde başvuruda bulunmadıklarını öne sürmektedir.
AİHM, bu şikayet her halükarda aşağıdaki nedenle reddedileceği için başvuranların AİHS'nin 35. § 1 maddesinin şartlarına uyup uymadığına karar vermenin gerekli olmadığına dikkat çekmektedir.
AİHM, öncelikle, başvuranların iddialarını destekleyen somut bir kanıt getiremediği ve dolayısıyla güvenlik kuvvetleri tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarına dair savunulabilir bir iddianın temellerini oluşturamadığı kanaatindedir.
Dolayısıyla iddiaların bu kısmı, AİHS'nin 35. §§ 3 ve 4 maddelerinin anlamı dahilinde temelsiz olduklarından kabul edilemez bulunmuştur.
2. Başvuranların özgürlük ve güvenlik haklarına dair
AİHS'nin 5. maddesi uyarınca başvuranlar, kişisel güvenlik haklarına aykırı bir biçimde evlerini ve köylerini terk etmeye zorlandıklarını iddia etmişlerdir.
Hükümet hiçbir zaman başvuranların özgürlüğünün kısıtlanmadığını ileri sürmekte ve iddia konusu olayların AİHS'nin 5. Maddesini ihlal etmediğini savunmaktadır.
AİHM, AİHS'nin 5. § 1 maddesinin temelde özgürlüklerin Devlet tarafından nedensiz olarak kısıtlanmasından korumaya yönelik olduğunu hatırlamaktadır.
Söz konusu davada başvuranlar hiçbir zaman tutuklanmamış ya da göz altına alınmamış ya da başka bir şekilde özgürlükleri kısıtlanmamıştır. Başvuranların evlerini kaybettikleri iddiasından kaynaklanan güvensiz kişisel şartları AİHS'nin 5 § 1 maddesinde tasarlanan kişisel güvenlik kavramının sınırları içerisinde yer almamaktadır (bkz. Kıbrıs/Türkiye (GC), no. 25781/94, § 228, ECHR 2001-IV).
Yukarıda belirtilenlerin ışığı altında AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS'nin 35 §§ 3. ve 4. maddelerinin anlamı uyarınca belirgin bir şekilde temelsiz olduğu için kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
3. Başvuranların köylerinden zorla çıkartıldıklarına ilişkin şikayetine dair
Evlerinden ve köylerinden zorla çıkartıldıkları iddiasına ilişkin olarak başvuranlar AİHS'nin 3. 6. 8. 13. ve 18. maddelerinin ve Protokol No.1'in 1. Maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
Hükümet, başvuranların AİHS'nin 35 § 1. maddesinin anlamı dahilinde iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir. Alternatif olarak başvuranların AİHS'nin 35 § 1. maddesinde belirtilen altı ay kuralına uymadıklarını da öne sürmüştür.
Başvuranlar iç hukuk yollarından herhangi birini kullanmalarına gerek olmadığını zira tüm iç hukuk yollarının yanıltıcı, yetersiz ve etkisiz olduğunu iddia etmiştir. Güvenlik kuvvetleri tarafından yapılan istismarlar için etkin bir başvuru yolu sağlamamaya ve Türkiyenin güneydoğusundaki köyleri yok etmeye yönelik bir idari uygulama bulunduğunu ileri sürmüştür.
Davanın esasına ilişkin olarak Hükümet, başvuranların iddialarını öğrenince yetkililerin öne sürülen olaylara ilişkin bir soruşturma açtığını bildirmiştir. Yetkililer başvuranları evlerinin yıkılmadığını bulmuştur. Evlerin ahşap kısımları başvuranlar tarafından sökülerek satılmıştır. Üstelik başvuranlar köye dönerek burada yaşamaya ve tarlalarını ekmeye devam etmiştir. Köylüler jandarmalara kimsenin korucu olmaya zorlanmadığını söylemiştir. Korucu olmayı reddettikleri için başvuranların güvenlik kuvvetleri tarafından köyü terk etmeye zorlandıkları da doğru değildir. Ayrıca askeri yetkililer tarafından tutulan kayıtlara göre güvenlik kuvvetleri köyde herhangi bir operasyon düzenlememiştir.
Başvuranlar Hükümetin savlarına itiraz etmektedir. Güvenlik kuvvetleri tarafından zulme uğramaktan korktuklarından tanıkların gerçeği söylemediğini öne sürmektedirler. Köyden, 1995 yılında güvenlik kuvvetlerinin tehditleri sonucunda ayrıldıklarını bildirmektedirler. Şu anda köye dönmüş olmalarına rağmen başvuranlar olayların anlattıkları şekilde gerçekleştiğini savunmakta ve AİHM'den başvurularının kabul edilebilir olduğu kararını almasını talep etmektedirler.
AİHM başvuranların AİHS'nin 35 § 1. maddesinde öngörülen şartlara uyup uymadığına karar vermenin gerekli olmadığı, zira aşağıdaki nedenlerle başvurunun bu kısmı hakkında temelsizlik nedeniyle kabul edilemez kararı verilmesi gerektiği görüşündedir.
AİHM iddiaların doğasına ilişkin bir tartışma ile karşı karşıya olduğunun farkındadır. Bu açıdan AİHM taraflar tarafından sunulan kanıtlara dayanarak bir yargıya varması gerektiği kanısındadır (bkz. Pardo/Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 261-B s. 31, § 28).
AİHM öncelikle başvuranların köy muhtarının ailesiyle aralarında süregelen bir kan davası olduğunu öne sürdüklerinin farkındadır. Başvuranlara göre, bu çatışmanın sonucunda güvenlik kuvvetleri tarafından tehdit edilmiş ve köyü terk etmek zorunda kalmışlardır. Başvuranlar dava işlemlerinin hiçbir aşamasında köyde askeri bir operasyon düzenlendiğini ya da köyün tamamen boşaltıldığını söylememişlerdir.
AİHM'nin kanaatince başvuranlar tarafından sunulan belgeler iddialarını doğrulamaya yetecek prima facie kanıt (kati olmayan karine) oluşturmamakta ve köylülerin verdiği ifadeler konuya ışık tutmaktadır. Tüm tanıklar açıkça başvuranların köyü kendi istekleriyle terk ettiğini belirtmiştir. Tanıkların çoğu evlerin ahşap kısımlarının başvuranlar tarafından sökülüp Şanlı köyünden Ramazan adlı bir köylüye satıldığını ifade etmiştir. Buna ek olarak, köylülerin verdiği ifadelerden başvuranların rahatça tarlalarını ekmeye devam ettiği ve hiçbir şekilde köye dönmelerinin engellenmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla AİHM başvuranların, evlerinin güvenlik kuvvetleri tarafından yakıldığı ya da yıkıldığına yönelik savunulabilir bir iddiaya temel oluşturamadığı görüşündedir.
AİHM aynı zamanda başvuranların Eylül 2002'de köye döndüklerini ve bu tarihten beri orada yaşadıklarını da dikkate almaktadır.
Başvuranlar tarafından Hükümet'in iddialarını çürütecek bir kanıt sunulmadığı göz önüne alındığında AİHM başvuranların, köy korucusu olmayı reddettikleri için güvenlik kuvvetleri tarafından köyü terk etmeye zorlandıkları yönündeki iddialarını da kanıtlayamadıklarını düşünmektedir.
Dolayısıyla AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddelerinin anlamı dahilinde bu şikayetler asılsız bulunarak reddedilmelidir.
Bu nedenlerle AİHM oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy