(Kötü Muamele Yasağı İhlali İddiası)
Başvuru No: 38588/97
Karar Tarihi: 26 Kasım 2002
Çeviren ve Özetleyen: Yrd. Doç. Dr. Ertan BEŞE, Polis Akademisi, Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
OLAYLAR
Başvuru sahibi, Ankara polisi tarafından yasadışı bir örgüt olan THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi)'nin üyesi olduğu şüphesiyle 26 Ocak 1993 tarihinde gözaltına alınmış ve Ankara Güvenlik Şube Müdürlüğü'nde nezarethaneye yerleştirilmiştir. Eşi de aynı tarihte gözaltına alınmıştır. Başvuru sahibine göre, Terörle Mücadele Şubesi'nin C-2 timi olarak bilinen polis memurları, kendisini dövmüşler ve ucunda çivi bulunan bir sopayla başına vurmuşlar, teslislerini sıkmışlar, soğuk bir odada tutmuşlar ve tuvalete gitmesine müsaade etmemişlerdi. Polis memurları eşine cinsel tacizde bulunmuşlar ve gözünün önünde tecavüze yeltenmişlerdi.
Başvuru sahibi 27 Ocak 1993'de Ankara Adli Tıp Kurumu'nda bir doktor tarafından muayene edilmiş ve raporunda şahsın alnında bir beyin ameliyatı (nda olabilecek) yara izi, başın sağ temporal kısmında 3 cm uzunluğunda bir sıyrık, sağ kulak üzerinde 1 cm uzunluğunda bir yırtık, sağ gözün altında 2 cm uzunluğunda bir kanlanma (haematoma), sağ göz kapağında 1 cm uzunluğunda bir berelenme (ekimoz-ecchymosis) ve göz içi kanama (conjunctival hyperaemia) olduğunu not etmiştir. Doktor başvuru sahibini bir beyin cerrahının da muayene etmesini önermiştir. Adli Tıp doktoru, son raporunu beyinle ilgili muayenenin bulguları ışığında yazmaya karar vermiştir. Başvuru sahibi, Terörle Mücadele Şube Müdürü'nün hastaneye hitaben yazdığı bir mektubun akabinde aynı tarihte Numune Hastanesi'ne sevk edilmiştir.
Başvuru sahibi, Numune Hastanesi'ne getirildiğinde ise, bir (bayan) doktor beyin tomografisi çekme imkanı olmadığı için başvuru sahibinin başka bir hastaneye şevkine karar vermiştir. Başvuru sahibi, bir beyin cerrahı tarafından muayene edildiği İbn-i Sina Hastanesi'ne getirilmiştir. Beyin (cerrahının) muayene bulguları, son raporu yazan Adli tıp doktoruna iletilmiştir. Beyin cerrahı tarafından herhangi bir patolojik bulguya işaret edilmediği için, raporda başvurucunun yaralarının hayati ciddiyette olmadığı fakat dört gün çalışmaktan alıkoyacağı sonucuna varılmıştır.
Bir Adli Tıp doktoru da başvuru sahibini 30 Ocak 1993 tarihinde diğer bir muayeneye tabi tuttu. Beyin muayenesindeki bulgulara atıfta bulunarak, başvurucunun ciddi bir tıbbi müdahaleye ihtiyacı olduğu sonucuna varmıştır.
8 Şubat 1993'de Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvurucunun yargılanmasını beklemek üzere tutukluluğuna karar vermiştir.
20 Temmuz 1993'de başvuru sahibi, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne Terörle Mücadele Şubesi'nin C-2 timi tarafından gözaltında ağır işkenceye maruz bırakıldığı iddiası içeren bir yazılı başvuruda bulunmuştur. Başına, ucunda çivi bulunan bir sopayla vurulmuş ve eşi de gözünün önünde cinsel tacize tabi tutulmuştur. Numune ve İbn-i Sina Hastaneleri ile Adli Tıp Kurumu'nda doktorlar tarafından muayene edilmişti. Başvuru sahibi, 11 Haziran 1993'de Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde hazır bulunan C-2 timi mensuplarını tanıdığını iddia etti.
Başvuru sahibi, 16 Ağustos 1993'de Ankara Cumhuriyet Savcısı'na ifade vermiştir. Gömleğinin gözaltında bulunduğu esnada gördüğü işkence nedeniyle kanlı olduğunu ifade etmiştir. Bunu ve eşinin polis memurlarının tecavüz teşebbüsü sırasında yırtılan pantolonunu, 8 Şubat 1993'de çıkarıldığı mahkemede Cumhuriyet Savcısı ve Yargıca göstermiştir.
7 Eylül 1993'de başvuru sahibi Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na yazılı başvuruda bulundu, iddialarını tekrarladı ve kendisine gözaltında işkence yapan polis memurlarının ayrıntılı bir tarifini vermiştir.
Ankara Cumhuriyet Savcısı, 30 Aralık 1994'de polisler hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Savcı, tıbbi raporların başvuru sahibinin (muhtemelen) önceki beyin ameliyatından kaynaklanan öznel şikayetlerinden başka bir şey içermediğini açıklamıştır. Savcı, polis memurlarının başvuru sahibine işkence yaptığını kanıtlayan hiçbir delilin olmadığı sonucuna varmıştır.
Başvuru sahibi, Savcının 20 Aralık 1994 tarihli kararının bozulması için Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz başvurusunda bulunmuştur.
28 Şubat 1995'de Ankara Cumhuriyet Savcısı Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açmıştır. Savcı, 10 polis memurunu Türk Ceza Kanunu (TCK)'nun 243. maddesi kapsamında başvuru sahibine işkence yapmakla suçlamıştır.
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarını 13 Mart 1997'de beraat ettirmiştir. Mahkeme kararında, suçlanan polis memurlarının "başvuru sahibinin gözaltına alındığı esnada polise direndiği için yaralandığı" şeklindeki ifadelerine atıfta bulundu. Tıbbi raporlarda, başvuru sahibinin devam etmekte olan yaralarının olduğu açıkça belirtilmektedir. Adli Tıp Kurumu'ndaki bir doktor tarafından hazırlanan tıbbi rapor, 27 Ocak 1993'de, yani başvuru sahibinin 26 Ocak 1993 saat 17:30'da gözaltına alınmasından sonraki günde verilmiştir. Başvuru sahibinin gözaltına alınırken direndiği gerçeği de dikkate alındığında tıbbi raporlardaki bulgular, gözaltına alma anındaki yaralanmaları yansıtmaktadır. Bundan başka, Mahkeme tarafından dinlenen tanıklar da başvuru sahibinin işkenceye maruz kaldığını görmediklerini zira ayrı sorgulandıklarını beyan etmişlerdir. Mahkeme, başvuru sahibine suçlanan polis memurları tarafından işkence yapıldığını kanıtlayan hiçbir delilin olmadığı sonucuna varmıştır.
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı, savcı temyiz etmediği için 21 Mart 1997'de son karar haline gelmiştir. Mahkeme'nin kararı, başvuru sahibinin işine yaramamıştır.
KARAR
17 Haziran 2002'de Mahkeme, başvuru sahibinin temsilcisi tarafından imzalanmış aşağıdaki açıklamayı aldı:
"Başvuru sahibi Bekir Sıtkı Keçeci'nin temsilcisi sıfatıyla, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin 38588/97 no.lu başvurudan kaynaklanan davanın dostane çözümle sonuçlanması için başvuru sahibine her şey dahil 15.000 Euroyu bir lütuf olarak (ex gratia) ödemeyi kabule hazır olduklarını ifade eden açıklamasını aldım. Bu davayla ilgili gider ve masrafların yanında maddi ve manevi zararları da kapsayacak olan bu miktar, Euro olarak ödeme günü cari kurdan Türk lirasına çevrilerek bir bankada başvuru sahibi adına açılmış bir hesaba yatırılmak suretiyle ödenecektir. Bu miktar uygulanabilecek her türlü vergiden muaf, Avrupa insan Haklan Sözleşmesi'nin 39. maddesine göre verilen kararın bildirilmesinden itibaren 3 ay içerisinde ödenebilir olacaktır. Başvuru sahibine gerektiği gibi danışarak, bu teklifi kabul ediyorum ve sonuç olarak başvuru sahibi, başvurunun kökeninde yer alan hususlar bakımından diğer bütün iddiaları kaldırıyor. Sonuçta davanın çözümlendiğini deklare ediyor ve davayı Sözleşme'nin 43(1) maddesi uyarınca Mahkeme'nin kesin kararından sonra Büyük Daire'ye götürmeyeceğimizi taahhüt ediyoruz, "Bu deklarasyon, başvuru sahibinin de ittifakı ile, benim ve Hükümetin ulaşmış olduğumuz dostane çözümün kapsamı içerisinde yapılmıştır."
19 Ağustos 2002'de Mahkeme, Hükümetten aşağıdaki deklarasyonu almıştır:
"1. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin 38588/97 no'lu başvurudan kaynaklanan davanın dostane çözümle sonuçlanmasını sağlamak için başvuru sahibine her şey dahil 15.000 Euro tutarında bir miktarı lütuf olarak (ex gratia) ödemeyi teklif ettiğini beyan ederim. Bu davayla ilgili gider ve masrafların yanında maddi ve manevi zararları da kapsayacak olan bu miktar, Euro olarak ödeme günü cari kurdan Türk lirasına çevrilerek başvurucunun ismini vereceği bir bankada başvuru sahibi ya da onun yetki vereceği bir temsilcisi adına açılmış bir hesaba yatırılmak suretiyle ödenecektir. Bu miktar uygulanabilecek her türlü vergiden muaf, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 39. maddesine göre verilen kararın bildirilmesinden itibaren 3 ay içerisinde ödenebilir olacaktır. Bu ödeme, davanın son çözümünü teşkil edecektir.
2. Hükümet, bu konuda Türk hukukunun mevcudiyetine ve Hükümetin bu tür eylemleri önleme konusundaki kararlılığına rağmen, başvuru sahibi Bekir Sıtkı Keçeci'nin davasında olduğu gibi, resmi makamların gözaltına alınan kişilere kötü muamelede bulunmasına yönelik bireysel olayların mevcudiyetine üzülmektedir.
3. Mevcut davada olduğu gibi, kötü muamele nedeniyle başvuruda bulunulup yardım istenilmesi ve buna karşılık etkili bir soruşturmanın yapılmaması, Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal eder. Sözleşme'nin 3 ve 13. maddelerine uymanın bir gereği olarak etkili soruşturma yapma yükümlülüğü de dahil olmak üzere, bu tür eylemlerin yasaklanması için uygun talimatnamelerin yayınlanması ve bütün gerekli önlemlerin alınması Hükümetin sorumluluğundadır. Bu bağlamda, diğer şeylerin yanı sıra, bu başvuruya konu olan olaya benzer durumların etkili soruşturulması ile sonuçlanmış yeni yasal ve idari önlemlerin alındığını da belirtmek gerekir.
4. Hükümet, bu ve benzeri davalarda Türkiye'ye ilişkin yargı kararlarının uygulamasının Bakanlar Komitesi tarafından gözetim ve denetimini, bu bağlamda yapılan iyileştirmelerin devam etmesi için uygun bir mekanizma olarak telakki etmektedir. Bu amaçla, bu süreçte gerekli olan işbirliği gerçekleşmeye devam edecektir.
5. Son olarak, Hükümet, davayı Sözleşme'nin 43(1) maddesi uyarınca, Mahkemenin nihai kararından sonra Büyük Daire'ye götürmeyeceğini taahhüt etmektedir.
Mahkeme, taraflar arasında varılan anlaşmaya dikkat etmektedir (Sözleşme'nin 39. maddesi). Çözümün, Sözleşme'de ve Protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygıya dayanması memnun edicidir (Sözleşme Madde 37(1) son ve Mahkeme İçtüzüğü Madde 62(3)).
Bundan dolayı dava, kayıttan düşülmelidir.
Full & Egal Universal Law Academy