(Başvuru no:39244/98)
Kabuledilebilirlik Kararının Özet Çevirisi
OLAYLAR
Başvuran İhsan Metin Erdoğan 1967 doğumlu Türk vatandaşı olup İzmir'de ikamet etmekte ve avukat olarak çalışmaktadır. Başvuran AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından H. Öztürk tarafından temsil edilmektedir.
1. Başvuranın yakalanmasına neden olan olaylar ve soruşturmanın ilk safhaları
i. Başvuranın yorumu
20 Ocak 1997 tarihinde gece yarısına doğru, başvuran üç arkadaşı ile birlikte İzmir'de bir kafeteryada iken müzisyenle aralarında tartışma çıkmıştır. Başvuranın arkadaşlarından ikisi ve birkaç garson çıkan arbedeye karışmıştır.
Kantar Polis Karakolu'ndan derhal olay yerine gelen üç polis memuru, başvurana kelepçe takmış ve D.S. adlı arkadaşını yakalamıştır. Polisler ayrıca adıgeçen kişileri tekme ve yumruklarla dövmüşlerdir. Başvuran avukat olduğunu söyledikten sonra bu aşağılayıcı davranışlardan kurtulabilmiştir. Polis karakolunda garsonlar iyi muamele görmüşken, başvuran polislerden yine dayak yemiş, ardından da sabaha kadar bir hücrede tutulmuştur.
22 Ocak 1997 tarihinde İzmir Tabip Odası İnsan Hakları Muayene ve Rapor Komisyonu'na giden başvuran aynı gün ve 27 ve 28 Ocak 1997 tarihlerinde tabiplerce muayene edilmiştir. Bu arada başvuran üç polis memuru ile kafeteryada çalışan personelden şikayetçi olmuştur.
13 Şubat 1997 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığı polis memurları hakkındaki şikayetle ilgili olarak yetkisizlik kararı vermiştir. Başvuranın 2 Nisan 1997 tarihinde yaptığı itiraz reddedilmiştir.
27 Mayıs 1997 tarihinde İzmir Tabip Odası İnsan Hakları Muayene ve Rapor Komisyonu başvuranın vücudunun çeşitli yerlerinde ekimoz, hafif sıyrık ve lezyon saptandığını belirten bir rapor düzenlemiştir. Doktorlar ayrıca başvuranda psikoterapi gerektiren anksiyete tespit etmişlerdir. Sözkonusu raporu imzalayan dört doktor "başvurandaki travmaların işkenceye işaret ettiği" sonucuna varmışlardır.
ii. Hükümet'in yorumu
21 Ocak 1997 tarihinde saat 00:45'e doğru C.A., B.M. ve A.İ. adlı üç polis memuru Kantar Polis Karakolu karşısındaki bir kafeteryada çıkan kavgaya müdahale etmişlerdir.
Başvuran ile D.S. ve N.B.M. adlı arkadaşları alkolün etkisiyle polis memurlarına hakaret etmişler ve Karakol'a gitmeyi reddetmişlerdir. Çıkan ağız dalaşı sonucunda başvuran polis memurları tarafından zor kullanarak yakalanmıştır.
Başvuran karakola götürülürken yolda kaçmaya çalışmış ve karakolun önünde yere düşmüştür. Başvuran ve arkadaşları karakolda da bağırıp çağırmaya devam etmiş ve avukat olduklarını, bu nedenle de hiç kimsenin kendilerine karşı bir şey yapamayacağını söyleyerek personele hakaret etmişlerdir. Başvuran hücreye kapatıldığında komiser yardımcısı B.A.'nın başına tekme atmış, diğer yandan arkadaşı N.B.M., A.İ. adlı polis memurunun bacaklarının arasına tekme atmıştır.
Saat 1:00'de polisler yakalanan kişiler hakkında yakalama ve arama tutanağı düzenlemişlerdir.
Adli tıp doktoru tarafından yapılan alkol muayenesi sonucunda garsonlar ve müzisyenlerde alkol bulunamazken başvuranda ve diğer iki arkadaşında çeşitli oranlarda alkol saptanmıştır. Yine aynı doktor tarafından hazırlanan sağlık raporuna göre kafeterya personelinde herhangi bir darp izine veya yaraya rastlanmazken, saat 2 civarında muayene edilen başvuranın vücudunda ciddi ödemler ve yüz bölgesinde şişlikler saptanmıştır.
Aynı gün yukarıda belirtilen raporlar hakkında karar vermesi istenen Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı, Ö.T. adlı müzisyenin alt dudağında şişlik tespit ederken, başvuranın radyografi sonucunda göre herhangi bir kırık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Adli tıp doktorları ilk raporu tasdik ederek üç günlük istirahat vermiştir.
Saat 3:00 ve 9:00 arasında polisler garsonların, müzisyenin, kafeterya işletmecisinin, D.S.'nin, A.A.İ.'nin ve başvuranın yanındaki üçüncü kişinin tanıklık ifadesini almışlardır. İzmir Cumhuriyet Savcısı'nın talimatı üzerine başvuran ve N.B.M. avukat olduklarından ötürü polis tarafından sorgulanmamıştır.
Saat 5:05'te B.M., C.A. ve A.İ. adlı üç polis memuru alkol muayenesinden geçmiş ve sonuç negatif çıkmıştır. Ardından İzmir Devlet Hastanesi'nde muayene edilen polislerden C.A.'nın sol elinde ekimoz saptanmıştır.
Muayene sonucunda hazırlanan kesin rapora göre B.M.'nin alnında hafif sıyrık ve kızarıklık, C.A.'nın sol kolunda ise ısırma kaynaklı olabilecek bir yara saptanmıştır. Adli tıp doktoru A.İ.'nin vücudunda herhangi bir şiddet izine rastlamazken, sözkonusu kişinin sol kasığındaki ağrılardan şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
2. Yürütülen cezai usul işlemleri
21 Ocak 1997 tarihinde Kantar Polis Karakolu'nda üç polis memuru, kafeterya personeli ve başvuran ile arkadaşları tarafından yapılan şikayetleri içeren bir fezleke hazırlanmıştır.
Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenen başvuran ve N.B.M., kafeterya çalışanları ile kavga ettiklerini belirterek polisler tarafından kendilerine kötü muamelede bulunulduğundan şikayetçi olmuştur.
3 Şubat 1997 tarihinde, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuranı, D.S.'yi ve N.B.M.'yi kamu görevlilerine karşı müessir fiilde bulunmak, kamu malına zarar vermek ve sarhoşken gece gürültü yapmakla suçlamıştır.
4 Şubat 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı kafeterya çalışanları ile başvuran ve arkadaşları tarafından karşılıklı olarak yapılan şikayetleri, kamu davası açılmasını gerektirecek unsurların bulunmayışı ve CMUK'un 344. maddesi gereğince şikayetçilerin şahsi dava açabilecekleri gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itiraz 2 Nisan 1997 tarihinde reddedilmiştir.
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi 20 Kasım 1998 tarihli kararla, olay anındaki sarhoşluk durumunu dikkate alarak suçun işlenmesinde kasıt unsuru bulunmadığı sonucuna varmış ve başvuranın kamu malına zarar vermek suçundan beraat etmesine karar vermiştir. Buna karşılık Asliye Ceza Mahkemesi, başvurana hakkındaki diğer suçlamalardan ötürü iki ay hapis cezası vermiş, ardından başvuranın sabıkasını dikkate alarak altıda bir oranında artırmıştır. Son olarak Mahkeme sözkonusu hapis cezasını para cezasına çevirerek ertelemiştir.
ŞİKAYET
Başvuran Kantar Polis Karakolu'nda görev yapan polis memurları tarafından kendisine hakaret edildiğini, dövüldüğünü ve işkence edildiğini ileri sürmektedir. Bu itibarla başvuran yaralarını gösteren fotoğraflar sunmakta ve 27 Mayıs 1997 tarihinde İzmir Tabip Odası İnsan Hakları Muayene ve Rapor Komisyonu tarafından hazırlanan sağlık raporunun aksine, kendisiyle ilgili diğer adli tıp raporlarının ciddiyetten yoksun olduğunu ileri sürmektedir. Dolayısıyla başvuran AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
A. Hükümet'in ön itirazı hakkında
Hükümet Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi'nin polis memurları hakkında başlatılan takibatı sonlandırdığı 2 Nisan 1997 tarihli kararına atıfta bulunmakta ve AİHS'nin 35§1. maddesine göre 15 Kasım 1997 tarihinde yapılan başvurunun gecikmiş olduğu kanaatine varmıştır.
Başvuran bahsedilen kararın kendisine ancak 15 Mayıs 1997 tarihinde tebliğ edildiğini belirtmektedir.
AİHM Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi kaleminin bir yazısından, sözkonusu kararın gerçekten belirtilen tarihte tebliğ edildiğini tespit etmiştir. 15 Kasım 1997 tarihinde imzalanıp postaya verilen mevcut başvuru (Bkz., Aydın-Türkiye, no: 63739/00, 24 Mart 2005) bu durumda altı aylık süre açısından sorun çıkarmamaktadır.
Sonuç olarak AİHM Hükümet'in itirazını reddetmiştir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların savları
Hükümet başvuranın vücudunda tespit edilen lezyonların kötü muameleden veya haksız bir biçimde zor kullanılmasından kaynaklandığı iddiasına karşı çıkmaktadır. Başvuran önce kafeteryadaki garsonlarla kavga ederek, ardından polislerin elinden kaçmaya çalışırken düştüğü için kendi kendini yaralamıştır. Her ne olursa olsun polisler ilgili kişiyi yakalamaya çalışırken zor kullanmışsa, bu gerekli olduğu içindir ve alkolün etkisi altında hareket eden başvuran ve arkadaşlarının davranışlarıyla kesinlikle orantılıdır.
Bu itibarla Hükümet, olaya karışan polis memurlarının vücutlarında saptanan yaraların belirtildiği sağlık raporlarını ortaya koymaktadır.
Başvuran kafeterya çalışanlarıyla aralarındaki tartışmanın sözlü sataşmadan ibaret olduğunu, çıkan kavgada fiziksel bir temasın yaşanmadığını ileri sürmekte ve kendilerine vuranın polisler olduğunu eklemektedir. Başvuran diğer yandan olay esnasında kendisinde saptanan alkol oranından yola çıkılarak hiçbir sonuca ulaşılamayacağını, zira araba kullanmadığını belirtmektedir.
2. AİHM'nin Takdiri
Dosyada yer alan tıbbi belgeler, başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların, özellikle de bunlar kendisinin iddia ettiği gibi polislerden kaynaklandıysa, AİHS'nin 3. maddesinin kapsamına girecek kadar ağır olduğunu düşündürmektedir (bkz., örneğin, Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-VIII, ss.3287-3288, §§ 90-95; A.-Birleşik Krallık, 23 Eylül 1998, Derleme 1998-VI, s. 2699, § 21, ve Ribitisch-Avusturya, 4 Aralık 1995, A serisi no: 336, ss. 9 ve 26, §§ 13 ve 39).
Bununla birlikte, Savunmacı Devlet'in sözkonusu yaralardan sorumlu tutulup tutulamayacağının da incelenmesi gerekmektedir.
Mevcut davada AİHM başvuranın aldığı darbe ve yaralardan ötürü kafeteryada çalışan garsonlara karşı şikayette bulunduğunu gözlemlemiştir. Buradan çıkan sonuca göre başvuranın, garsonlarla aralarında çıkan tartışmada fiziksel bir şiddet yaşanmadığı yönlü iddiası önem taşımamaktadır. Kuşkusuz başvuran bir gece polisin elinde kalmıştır ve şurası da bir gerçektir ki benzer durumlarda başvuranın vücudunda saptanan yaraların nedenine makul bir açıklama getirmek ilkesel olarak Hükümet'in üzerine düşen bir görevdir (bkz., diğerleri arasında, Tekin-Türkiye, 9 Haziran 1998, Derleme 1998-IV, ss. 1517-1518, §§ 52 ve 53, Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001, ve Esen-Türkiye, no: 29484/95, § 25, 22 Temmuz 2003). Fakat mevcut davada benzeri bir açıklamanın yapılmış olduğu kabul edilebilir (a contrario, Altay-Türkiye kararı). Bu itibarla Cumhuriyet Savcısı'nın başvuranın polis memurlarına karşı yaptığı şikayeti sağlam temellere dayanarak reddettiğini hatırlatmak uygun olacaktır. Sağlık raporlarını gözönünde bulunduran ve farklı tanıkları dinleyen Cumhuriyet Savcısı ilgili kişinin, üçüncü şahıslarla kavga ederek yaralanmasına kendisinin sebep olduğu sonucuna varmıştır. Oysa başvuran AİHM'ye bu tespiti şüpheye düşürmeye yetecek herhangi bir unsur sunmadığı gibi, mevcut davada bu bakış açısından bazı çıkarsamaların yapılmasına elverişli olan hiçbir gizli gözaltı uygulaması bulunmamaktadır (Karşılaştırınız, Tomasi-Fransa, 27 Ağustos 1992, A serisi no: 241-A, ss.40.42, §§ 108-115).
Kısacası AİHM dava dosyasında, başvuranın şikayetçi olduğu kötü muamelelerin polis memurları tarafından uygulanmış olabileceği yönünde şüphe uyandıran ya da ulusal yargı mercilerinin mevcut davayı ele alış biçimlerinin AİHS'nin 3. maddesinin usulü yönü açısından sözkonusu edilebileceği herhangi bir unsur gözlemlememektedir.
Dolayısıyla AİHM başvurunun AİHS'nin 35§3. maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, AİHM, oybirliğiyle,
Başvuruyu kabuledilemez bulmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy