(AİHS m. 5, 13, 27, 41, 11 NOLU PROTOKOL) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SİLVER VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (PERK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 39360/98)
KARAR
STRAZBURG
19 Haziran 2001
USUL
1. Dava, 16 Haziran 1997'de bir Birleşik Krallık vatandaşı, S.B.C. ("başvuru sahibi") tarafından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25. maddesi çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) yapılan Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı aleyhindeki bir başvurudan kaynaklanmıştır.
2. Başvuru sahibi Mahkeme önünde Exeter'de çalışan bir avukatlık firması olan Cartridges tarafından temsil edilmiştir. Birleşik Krallık Hükümeti ("Hükümet"), Vekilleri, Yabancılar ve Commonwealth (Büyük Britanya) Bürosu Vekili Bay Huw Llewellyn tarafından temsil edilmiştir. 7 Aralık 2000'de Mahkeme Başkanı başvuru sahibinin, isminin ifşa edilmeme talebini kabul etmiştir (Mahkeme Kuralları 47 § 3 Kuralı)
3. Başvuru sahibinin kabul edilebilir şikayetleri, 1994 Cezai Yargı Hakkı ve Kamu Düzeni Kanunu'nun 25. bölümü uyarınca duruşma öncesi otomatik olarak tutuklanması ve icra edilebilir bir tazminat hakkına ve etkin bir hukuki çözüme erişilmesi ile ilgilidir. Başvuru sahibi, Sözleşme'nin 5. ve 13. maddelerine dayanmıştır.
4. Başvuru 1 Kasım 1998'de, Sözleşme'ye ek 11 numaralı Protokol yürürlüğe girdiği zaman (11 numaralı Protokol'ün 5 § 2 Maddesi) Mahkeme'ye iletilmiştir.
5. Bu, Mahkeme'nin Üçüncü Bölümü'ne tahsis edilmiştir (Divan Kuralları 52 § 1 Kuralı). O Bölüm içinde, davayı dikkate alacak olan Daire (Sözleşme'nin 27 § 1 Maddesi), Mahkeme Kuralları'nın 26 § 1 Kuralı'nda öngörüldüğü gibi oluşturulmuştur.
6. 5 Eylül 2000 tarihli bir karar ile Daire başvuruyu kabul edilebilir beyan etmiştir.
7. Hükümet değil, başvuru sahibi esas hakkında mütalaa vermiştir (Kural 59 § 1). Başvuru sahibi, davalı Hükümet'in üzerinde yorumda bulunduğu tazmin teklifleri de vermiştir (Kural 60). Daire taraflara danıştıktan sonra esas hakkında herhangi bir duruşmanın gerekli olmadığına karar vermiştir (kısacası Kural 27 § 1).
OLAYLAR
I - DAVAYA KONU TEŞKİL EDEN OLAYLAR
8. 14 Kasım 1978'de başvuru sahibi, adam öldürmeden dolayı mahkum olmuş ve üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. 14 Nisan 1980'de şartlı tahliye edilmiştir. 17 Aralık 1996'da kız çocuklarından ikisine ensest sarkıntılık şüphesi üzerine tutuklanmıştır. 18 Aralık 1996'da kız çocuklarından ikisine ilişkin başka tecavüz ve ırza geçme suçları şüphesi üzerine tutuklanmıştır. 19 Aralık 1996'da Sulh Mahkemesi başvuru sahibinin tutukevine iadesini kabul etmiş ve 20 Aralık 1996'da başvuru sahibi kız çocuklarından ikisine ilişkin iki ırza geçme suçu ve bir sarkıntılık suçu ile itham edilmiştir. Sonuç olarak, kendisi aleyhinde ileri sürülen iddianame, üç tane ırza geçme fiili, üç tane sarkıntılık fiili ve bir tane bir çocuğa gayri ahlaki harekette bulunma fiilini içermiştir.
9. 21 Aralık 1996'da başvuru sahibi Sulh Mahkemesi'ne kefalet için başvurmuştur. Mahkeme 1994 Cezai Yargı Hakkı ve Kamu Düzeni Kanunu'nun (1994 Kanunu) o uygulanan 25. bölümünü dikkate almamış ve bir tam kefalet başvurusu dinlenmiştir. Mahkeme, ithamların niteliği ve ağırlığı nedeniyle tutuklunun daha fazla suç işleyebileceğine ve şahitlere engel olabileceği veya adaleti engelleyebileceği endişesine dayanarak kefaleti reddetmiştir. Başvuru sahibi 24 Aralık 1996'da Sulh Mahkemesi'nde tekrar hazır bulunmuş ve gözaltında tutukevine iade edilmiştir. Hiçbir kefalet başvurusu yapılmamıştır.
10. Başvuru sahibi kendisine kefil olan ve yargılama esnasında beraber oturabileceği bölge ordusundan bir yüzbaşıyı bulmuş, 14 Ocak 1997'de kefalet başvurusu için daha sonraki bir tarih tespit edilmiştir. O tarihte Sulh Mahkemesi 1994 Kanunu'nun 25. bölümünün uygulanabilirliğinden haberdar edilmiş ve duruşma vuku bulmamıştır. 15 veya 16, 21 ve 28 Ocak'ta ve 25 Şubat 1997'de başvuru sahibi Sulh Mahkemesi'nde hazır bulunmuştur. 25 Şubat 1997 duruşması için Sulh Mahkemesi zabtı, kefalet hakkının istisnaları ile ilgili çizelgedeki "kefalete hükmetmek yetkisi yoktur 1994 CYKDK bölüm 25" hükmüne işaret etmiştir. Başvuru sahibi 20 Haziran 1997 de yargılanmış, tüm ithamlardan beraat etmiş ve serbest bırakılmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
11. Değiştirilmiş şekliyle 1976 Kefalet Kanununun (1976 Kanunu) 4. bölümü, Kanuna ek Çizelge 1'de belirtilenin haricinde bir cezai suçla itham edilen bir kişi için kefalete hükmedilmesinin gerektiğini öngörmüştür. Çizelge 1in 2. fıkrası, eğer mahkeme, bir davalı kefaletle serbest bırakılsaydı nezarete teslim olmayacak, kefaletle serbest olduğu sırada bir suç işleyecek veya şahitlere engel olacak veya ister kendisine ister herhangi başka bir kişiye ilişkin olarak adale1in cereyanını başka şekilde engelleyecek olduğuna inanması için esaslı gerekçeler olduğu kanısında ise, davalı için kefalete hükmedilmesine gerek olmadığını öngörmüştür.
12. 1976 Kanunu'na ek Çizelge 1in 9. fıkrası uyarınca, yukarıdaki kararı alırken mahkeme, aşağıdaki hususları olduğu kadar o mahkemeyle ilgili gözüken herhangi diğer hususları da göz önünde bulundurmuştur:
- Suçun veya ihmalin niteliği ve ağırlığı (ve bunun için davalıyla ilgilenmenin muhtemel yöntemi);
- Davalının kişiliği, geçmişi, dahil olduğu birlikler ve topluluk bağları;
- Davalının, önceki cezai yargılamalarda hükmedilen kefalet çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getirmesine dair sicili; ve
- Davası tahkikat veya bir rapor için ertelenmiş bir davalı olması hali haricinde, suç işlediğine veya ihmali bulunduğuna dair delilin güçlülüğü.
13. 1976 Kanunu'na ek Çizelge 1'in 9/A fıkrasına göre, (kasten adam öldürme, adam öldürme, ırza geçme, kasten adam öldürmeye teşebbüs veya ırza geçmeye teşebbüs ile itham edilmiş olan) bir davalı için kefalete hükmedilirse ve Çizelge 1'in 2. fıkrasında bahsedilen hususlara dair ifadeler verilmişse, mahkeme kefalete hükmetmesinin nedenlerini belirtmek ve bu nedenleri duruşma zabtına geçirtmek zorundadır.
14. 1994 Cezai Yargı Hakkı ve Kamu Düzeni Kanunu'nun ("1994 Kanunu") 25. bölümü 10 Nisan 1995'te yürürlüğe girmiş ve aşağıdaki hükümleri öngörmüştür:
"1. Bu bölümün uygulandığı bir suç ile veya suçtan dolayı yapılan herhangi bir takibatta ve bu bölümün uygulandığı hâl ve şartlarda itham edilmiş veya mahkum olmuş bir kişinin kefalet talebi kabul edilmeyecektir.
2. Bu bölüm aşağıdaki 3. altbölüme bağlı olarak sayılan şu suçlarda uygulanır:
(a) kasten adam öldürme;
(b) kasten adam öldürmeye teşebbüs;
(c) adam öldürme;
(d) ırza geçme; ve
(e) ırza geçmeye teşebbüs.
3. Bu bölüm bu tür herhangi suç ile itham edilmiş veya bundan dolayı mahkum olmuş bir kimiye ancak, bu tür herhangi suçtan veya kusurlu adam öldürmeden dolayı Birleşik Krallıkın herhangi kısmındaki bir mahkeme tarafından veya önünde mahkum edilmiş ise ve adam öldürme veya kusurlu adam öldürmeden dolayı önceki bir mahkumiyet halinde, eğer o zaman hapis cezasına veya o zaman çocuk veya genç bir kişi idiyse kanuni düzenlemelerden herhangi biri çerçevesinde uzun süreli alıkoymaya mahkum edildiyse uygulanır."
15. 1994 Kanunu'nun 25. bölümü, 30 Eylül 1998'de yürürlüğe giren 1998 Cürüm ve Kabahatler Kanunu'nun 56. bölümü ile değiştirilmiştir. 1998 Kanunu'nun 56. bölümü şöyle öngörmektedir:
"1994 Kanunu'nun 25. bölümü 1. altbölümünde (adam öldürme veya ırza geçme ile itham edilmiş veya bundan dolayı mahkum olmuş davalılar için bu tür suçlardan dolayı önceki mahkumiyetten sonra kefalet olmaz), o takibatta kefalete hükmedilmeyecektir' kelimeleri yerine 'o takibatta kefalete ancak, mahkeme veya duruma göre kefalete hükmedilmesiyle ilgili görüş bildiren polis, bunu haklı gösteren olağanüstü haller olduğu kanısındaysa hükmedilecektir' kelimeleri konulacaktır."
HUKUK
I. SÖZLEŞME MADDE 5 §§ 3 ve 5'İN TEK BAŞINA VE MADDE 13 İLE BAĞLANTILI OLARAK İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
16. Başvuru sahibi, 1994 Kanunu'nun 25. Bölümü uyarınca yargılanması esnasında kefaletin otomatik olarak reddinin Sözleşme'nin 5 § 3 Maddesi'nin ihlâli olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca Sözleşme Madde 5 § 5 anlamında icra edilebilir bir tazminat hakkı veya Sözleşme'nin 13. maddesi anlamında o ihlâllere ilişkin etkin bir hukuki çözüm olmadığından şikayet etmiştir.
17. Sözleşme'nin 5. Maddesi ilgili olduğu kadarı ile şöyle öngörmektedir:
"3. Bu Madde'nin 1c fıkrası hükümlerine uygun olarak tutuklanan veya gözaltna alınan her kişi, derhal bir hakim veya yargı yetkisini kullanması için hukuk tarafından yetki verilmiş diğer memur önüne çıkarılacak ve makul bir süre içerisinde yargılanmaya veya yargılanma sırasında salıverilmeye hak kazanacaktır.
Salıverilme, duruşma için hazır bulunma teminatları şartına bağlanabilir.
5. Bu Madde'nin hükümleri ihlâl edilerek tutuklama veya gözaltına alma mağduru olmuş her kişi icra edilebilir bir tazminat hakkına sahip olacaktır."
Madde 13 şöyle öngörmektedir:
"Sözleşme'de belirtilen hakları ve özgürlükleri ihlâl edilen her kişi, ihlâl resmi bir ehliyetle hareket eden kişiler tarafından yapılmış olsa da milli bir makam önünde etkili bir hukuki çareye sahip olacaktır."
18. Hükümet, Sözleşmenin 5 nci maddesi ile bağlantılı olarak 13 ncü maddesinin ihlâl edildiği yönündeki şikayet hakkında yorum yapmamakla birlikte, Sözleşmenin 5 §§ 3 ve 5 nci maddelerinin ihlâl edilmiş olduğunu kabul etmiştir.
19. Mahkeme, yargılamadan önceki benzer bir dava olan Caballero Davası'nda da Hükümet'in aynı kabulü yaptığını hatırlatır. O davada Mahkemece Hükümet'in 'kabulüne rıza gösterilmiş ve şikayetle ileri sürülen md 5 §§ 3 ve 5 in yorumu meselelerinin araştırılmasının, o davanın özel koşullarında gerekli olmadığı mütalaa edilmiştir. Mr Caballero md. 13 hakkındaki bağlantılı şikayetini mahkeme önünde takip etmemiştir. (Caballero v. the United Kingdom (GC), no 32819/96, §§ 21 and 24, ECHR 2000-II).
20. Bununla birlikte Mahkeme, mevcut (şimdiki) davanın koşullarında ve Sözleşmenin 5 §§ 3 ve 5. maddeleri altında şikayetle ileri sürülen meselelerin incelenmesi gerektiğini mütalaa eder(İrlanda v. Birleşik Krallık Davası, 18 Ocak 1978, Seri A no. 25, §§ 154-155 de; Silver ve Diğerleri v. Birleşik Krallık Davası, 23 Eylül 1998, Raporlar 1998-V, § 19 ve Perks ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, nos. 25777/94, 25279/94, 25280/94, 25282/94, 25285/94, 28048/95, 28192/95 ve 28456/95, § 64, 12 Ekim 1999).
21. Bu şikayetlerin esasına göre mahkeme hatırlatır ki; Caballero Davası'nda Hükümet'in "kabul"ü, "1994 Kanunu'nun 25 nci bölümünün uygulanmasının Sözleşmenin 5 §§ 3 ve 5 nci maddelerinin ihlâlinin oluşturduğu" yönündeki Komisyon Raporu'nun benimsenmesinden sonra gerçekleşmiştir.
22. Komisyonun Raporu'ndaki muhakemesi aşağıdaki gibi özetlenebilir. İdare'nin, bireylerin özgürlük hakkına müdahalesinin adli kontrolünün, md. 5 § 3' ün kapsadığı güvencelerin temel öğelerinden birisi olduğuna işaret edilmiştir; suçlanan kişilerin dava öncesi gözaltı sürecindeki keyfilik riskinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Bu 'adli kontrol', usulü ve maddi kesin güvencelerle sağlanmıştır; sanık, idareden ve davada taraf olan diğerlerinden bağımsız olarak ve hemen hâkim (veya diğer memur) huzuruna çıkarılmalıdır; sanığı kendi başına sorgulayan hakim, kamu yaran gereği olup olmadığını tespit etmek için sanığın lehinde ve aleyhinde sanığın özgürlüğüne saygı olması ihtimalini dikkatle olan bütün gerçekleri sorgulamalı, kuralından giderek onun masum incelemeli ve bu hakim, sanığın serbest bırakılmasını emretme gücüne sahip olmalıdır. Mr Caballero'nun 1994 Yasası'nın 25 nci bölümü kapsamında olduğundan şüphe edilmemektedir; onun duruşma öncesi kefalet talebinin her hangi bir Sulh Yargıcı tarafından gözönüne alınması ihtimalinin Yasama Organı tarafından 1994 Yasası'nın 25 inci bölümü ile peşinen engellendiği Komisyonca tespit edilmiştir. Sözleşmenin 5 § 3 maddesinde öngörülmüş olan duruşma öncesi gözaltı sürecinin adli kontrolün burada kaldırılması Komisyon tarafından o maddenin bir ihlâli olarak değerlendirilmiştir.
Komisyon, madde 5 § 5'e göre, Mr Caballero'nun duruşma öncesi gözaltısının iç hukuka uygun olduğu konusunda ve Mr Caballero'nun, sözleşmenin 5 § 5 maddesinin ihlâlini teşkil eden bu gözaltına karşı iç hukukta bir çözümünün olmadığı konusunda herhangi bir şüphesinin olmadığına işaret etmektedir. Bundan dolayı Sözleşmenin 5 § 5 maddesiyle ilgili bir ihlâlinin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Daha sonra Komisyon, Sözleşmenin 5 inci maddesine bağlı şekilde 13 üncü maddesinin ihlâlinin söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır. Bu münasebetle İç Hukuk ve Sözleşme açısından hukuka aykırı olan gözaltılarla ilgili şikayetlerde, sözleşmenin 5 § 4 maddesinin özel hüküm (lex specialis) olduğuna işaret edilmiştir. Bir de madde 5 § 5'in ihlâline işaret edilmiş ve ulusal bir otorite huzurunda md 13'ün, Sözleşme temellerine dayanarak iç hukukun (1994 Yasası 25 inci Bölüm) reddi şeklinde bir çözümü garanti etmediği hatırlatılmıştır.
23. Mahkeme, Mr Caballero davası esnasında md 5 ve 13 ile ilgili olarak Komisyon tarafından verilen raporda ulaşılan sonuçlara katılmamak için hiçbir neden görmemektedir, bu bağlamda, Mr Caballero davası ile mevcut başvurudan kaynaklanan dava arasında vakalarla ilgili maddi bir fark bulunmamaktadır. 1994 Yasası'nın 25 inci bölümünün müracaat eden tarafın davasına uygulandığı ve böylece Sözleşme'nin 5 § 3 üncü maddesince öngörülmüş olan duruşma öncesi gözaltı sürecinin adli kontrolünün ortadan kaldırılmış olduğu mütalaa edilmektedir.
24. Buna dayanarak Mahkeme, Sözleşmenin 5 §§ 3 ve 5 nci maddelerinin ihlâlinin varlığına karar vermiştir. Ayrıca Mahkeme, Sözleşme'nin 5 §§ 3 ve 5. maddeleri ile birarada 13.md.'nin ihlâl edilmediği kararına varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
25. Sözleşmenin 41 inci maddesine göre;
"Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerin ihlâl edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlâli ancak kısmen telafi edilebiliyorsa, mahkeme gerektirdiği takdirde hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafı tatmine hükmeder."
A. ZARAR
26. Başvurucu, 1994 Yasası'nın 25 inci bölümü nedeniyle gözaltına alınması sonucunda çok büyük maddi ve manevi zararlara uğradığını iddia etmiştir. Başvurucu kendi davasını, başlıca temelleri açısından Mr Caballero'nun davasından ayırt etmiştir; ona göre, kendisi en azından 1997 Şubat'ının sonunda kefalet için büyük bir ümide sahipti, oysa Mr Caballero davasında buna benzer durum olmamıştı. Bu bakış açısıyla başvurucu, dikkate değer iş ilişkileri dahil toplumla çok sağlam bağları olduğuna dikkat çekmiştir. Adli kayıttaki suçun, Aralık 1996'daki tutuklamadan yaklaşık 20 yıl önce meydana gelmiş olduğunu ve 1996 Aralığında kendisine karşı yapılan suçlamalardan maddi hukuk açısından farklı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca kefalete hükmetme ihtimalinin tecavüz suçlarına ilişkin davalarda (başvuru sahibinin davası) adam öldürme davalarına nazaran (Bay Caballero) daha yüksek olduğunu delil olarak göstermiş ve hukuki danışmanlarından ikisi tarafından onun kefaletle salıverilmesi ihtimaline dair görüşlerini destekler nitelikte hazırlanan beyannameler sunmuştur.
Ek olarak başvurucu, Mr Caballero'nun mahkum olduğunu ve duruşma öncesi gözaltında geçirdiği sürelerinin verilen mahkumiyet kararından mahsup edilmiş olduğunu oysa kendisinin beraat etmiş bulunduğunu belirtmiştir.
27. Başvurucu, ileri sürülen maddi kayıp konusuyla ilgili; yargılama öncesi gözaltının doğrudan bir sebebi olarak en az 129,000. İngiliz Sterlini tutarında maaş kaybı da dahil olmak üzere, çok önemli iş kayıplarına maruz kaldığını beyan etmiştir.
28. Başvurucu bir de, ileri sürülen manevi zararla ilgili olarak; yargılama öncesi gözatına alınması sebebiyle önemli derecede endişeye, üzüntüye, utanca maruz kaldığını iddia etmiştir ve ilaveten; başvurucunun kendilerine yaptığı önceki açıklamalardan ve ayrıntılı ilk ifadesinden yararlanarak kanuni temsilcilerince hazırlanmış olan, onun yakalanması ve gözaltına alınmasının etrafındaki olayların tanımlanmasının ve bunlara karşı başvurucunun tepkisinin yer aldığı tarihsiz bir özeti arzetmiştir. 1997 Şubat'ına kadar kefaletle tahliye edilmemiş olduğu varsayıldığında bile başvurucu; eğer ulusal mahkemelerde manevi zararı tazmin edilmiş olsaydı, muhtemelen 75.000 İngiliz Sterlini'nden fazla bir miktarda tazminata hükmedileceğini bildirmiştir.
29. Hükümet, başvurucunun iddialarının, 1974 Yasası'nın 25 inci bölümüne rağmen kefaletle tahliye edilmiş olacağı varsayımına dayandığını vurgulamıştır. Fakat hükümet, bunun tamamen spekülatif bir iddia olduğu ve başvurucunun saptanan ihlâl ile zarar arasında herhangi bir açık illiyet bağı tespit etmemiş olduğu görüşündedir. Onlar özellikle, 1996 yılı Aralık ayında Sulh Mahkemesi'nce kefaletin reddedilmesine atıfta bulunmuşlardır. Onlar adil bir tazminat açısından, atıf yaptıkları Caballero Davası ile mevcut davanın ayırt edilmesinin olanaksız olduğu görüşündedirler: her bir şahıs da davada yargılanıncaya kadar suçsuz varsayılmıştır; her bir şahsın duruşma öncesi gözaltısı kanuna uygun şekilde gerçekleşmiştir ve duruşma öncesi gözaltı süresi için daha sonraki mahkumiyetten yapılan mahsup işlemi, kanuna uygun şekilde cezanın çekilmesi olarak kabul edilmiştir ve Sözleşmenin 5 § 3 Maddesi'nin ihlâli sebebiyle tazminata konu olamaz.
30. Mahkeme, sadece başvurucunun özgürlükten mahrumiyeti nedeniyle uğrayacağı zarara ilişkin adil bir tazminata hükmedilebileceğini hatırlatır, başvurucu eğer madde 5'teki garantilerde menfaat sahibiyse ızdırap çekmeyecektir (Hood v. Birleşik Krallık GC, no. 27267/95, §84, ECHR 1999-1). Bununla beraber, Mahkeme 1994 Kanunu'nun 25. bölümünün yokluğu halinde, başvurucunun Sulh Mahkemesi tarafından kefaletle serbest bırakılıp bırakılamayacağı üzerinde mütalaa verememiştir (Nikolova v. Bulgaria GC, no. 31195/96, Bölüm 76, ECHR 1999-II).
Onun için, mevcut davadaki madde 5§§3 ve 5'in ihlâli ile başvurucunun iddia edilen maddi zararı veya başvurucunun ızdırabı nedeniyle iddia edilen manevi tazminat arasında uygun illiyet bağı bulunmamaktadır (Demir ve diğerleri v. Türkiye, 23 Eylül 1998, Raporlar 1998-VI, s.2660, bölüm 63). Dava öncesi tevkifi nedeniyle başvurucunun tahammül ettiği herhangi manevi zarar ve madde 5 § 3'ün ihlâlindeki gibi, mahkeme ihlâlin bulunması halinde faydalı tazminatın tayin edilmesine hükmetmiştir.
31. Bay Caballero'nun manevi zararı için 1000 İngiliz Sterlini tutarında tazminata hükmedildiği doğrudur (yukarıda anılan Caballero kararı, bölüm 31'de). Ancak Hükümet, mevcut davacının yapmış olduğu Sulh Mahkemesi'nin 21 Aralık 1996'daki duruşmasına atıf yaptığı sunumunu tartışırken, 1994 Yasası'nın 25. bölümünde yer almayan yargılama öncesi kefaletle tahliye olanağını da gözönüne alarak Mr. Caballero'nun yeminli beyanını tartışmamıştır. Her ne kadar bu Mahkeme'nin görevi, 1994 Kanunu'nun 25. bölümünün yokluğunda başvurucunun kefalet hükmü üzerine serbest bırakılabilip bırakılamayacağını mütalaa etmek değilken, (önceki paragrafa bakınız) Mahkeme yine de duruşma sürecinde Sulh Mahkemesi'nin uygulanan 1994 Kanunu'nun 25. bölümünü vurgulamayı ihmal etmiş ve başvurucunun yaptığı maddi kefalet talebini, başvurucunun başka suçlar işleyebileceği ve şahitleri etkileyebileceği veya aleyhine yöneltilen suçlamaların niteliği ve ciddiyetine binaen adaleti engelleyebileceği endişesiyle reddetmiş ve karar vermiştir. Mahkeme, bunun, başvurucunun 1994 Kanunu'nun 25. bölümünün yokluğunda kefaletle Aralık 1996 veya Şubat 1997 tarihinde (öne sürdüğü gibi) veya hiç bir surette (yukarıda yer alan Hood Kararı, bölüm 85'te) serbest bırakılma mücadelesini desteklemediğini bulmuştur.
Dahası, Bay Caballero'nun davasında kefalet kararı üzerine serbest bırakılması, ilerlemiş yaşı, sağlık durumu, uzun mahkumiyet süresi nedeniyle son günlerinde özgür bırakılmasına dayansa da, bu mevcut davada uygun, elverişli faktör değildir.
32. Sonuç olarak, Mahkeme mevcut başvurucunun maddi zarar için tazminat taleplerini reddetmiş ve başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı manevi zararlar açısından yeterli bir ihlâlin olduğuna karar vermiştir.
B. MASRAFLAR VE HARCAMALAR
33. Başvurucu, mahkemeye başvurusunda toplam 8643.74 İngiliz Sterlini tutarında masraf ve harcamaların ödenmesini talep etmiştir. Bu, başvurucunun dava vekilinin 48 saatlik çalışması (6240 İngiliz Sterlini), avukatının 20 saatlik çalışması (1880 İngiliz Sterlini) karşılığı ücret, diğer dava vekillerine ödenen ücret (220 İngiliz Sterlini), muhasebeciye başvurucunun maddi zararları hususunda yaptığı çalışma nedeniyle ödenen ücret (300 İngiliz Sterlini) taleplerini kapsamaktadır. Başvurucu ayrıca, 10500 İngiliz Sterlini tutarında olan yasal masraf ve harcamaları da talep etmiştir. Bu rakamların tümüne Katma Değer Vergisi (KDV) dahil değildir.
34. Hükümet, ihlâli erken kabullerine işaret ederek miktarların fazla olduğunu mütalaa etmiştir ve dava vekili ve muhasebeciye talimat verilmesinin gereksiz olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, toplam 5000 İngiliz Sterlini'nin (KDV dahil) makul olacağı görüşündedir.
35. Mahkeme, masraf ve harcamaların Sözleşme'nin 41.md.'sine göre tazmin edilebilmesi için, bunların gerçekten ve gerekli olarak yapıldığını, miktarlarının makul olmasının gerektiğini hatırlatır (bkz. diğer otoritelere göre, yukarıda anılan Nikolova kararı, bölüm 79).
36. Mahkeme, iddia edilen hukuki çalışma saatlerinin, Hükümet'in kabulü ve bu dava ile yukarıda anılan Caballero Davası arasındaki benzerlik dikkate alındığında fazla olduğu düşüncesindedir. Komisyon'un Caballero Davasında raporundaki ihlâl edildiğini tespit ettiği Sözleşme'nin 5 §§3 ve 5. Maddesi Haziran 1998 tarihinde kabul edilmiştir; 1994 Yasası'nın 25. bölümünü değiştiren 1998 Cürüm ve Nizamsızlık Kanunu, Eylül 1998'de yürürlüğe girmiştir ve Hükümet, Mayıs 1999'da mevcut uygulamada Madde 5§§3 ve 5'in ihlâl edildiğini kabul etmiştir.
Bundan başka, başvurucunun işaret ettiği evvelki avukatların Mahkeme önünde kendisini temsil etmediği ve başvurucunun talep ettiği masraflar için yapılan çalışmayı kesinlikle belirtmediği dikkate alınmıştır. Dahası, talep edilen masrafların çoğu davada muhtemel duruşmaya ilişkindir, fakat Mahkeme tarafından böyle bir duruşma yapılmamıştır. İlaveten, madde 41 sunuşunun teslim olunmasından sonra, başvurucunun hukuki temsilcilerinin daha fazla çalışma yapmasına gerek kalmamıştır. Binaenaleyh, yapılan masraflara ilişkin talepler hemen hemen tamamen indirilebilir.
37. Yukarıdaki hususları değerlendirerek, Mahkeme ödenecek meblağı adalet ve nesafete uygun temele oturtarak, KDV dahil 5000 İngiliz Sterlini'nin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.
C. TEMERRÜD FAİZİ
38. Mahkemenin elindeki mevcut olan bilgilere göre, Birleşik Krallıkta mevcut kararın kabul edildiği tarihte, uygulanabilir kanuni faiz oranı yıllık % 7.5'tur.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1- Sözleşme'nin 5§§ 3 ve 5.maddesinin ihlâl edildiğine karar verir;
2- Sözleşme'nin 13. Maddesinin ihlâl edilmediğine karar verir;
3- Başvurucunun katlandığı tüm manevi zararlar için mevcut kararın kendi içinde yeterli tazminat teşkil ettiğine karar verir;
4- Sorumlu devletin başvurucuya, Sözleşme'nin 44§2. maddesine göre, kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde masraflar ve harcamalar için KDV dahil 5000 (beşbin) İngiliz Sterlini ve yukarıda belirtilen 3 aylık sürenin hitamından ödemenin yapıldığı tarihe kadar yılık %7.5 oranında basit faiz ödemesine karar verir;
5- Başvurucunun kalan tazminat taleplerinin reddine karar verir;
İngilizce hazırlanmıştır ve Mahkeme Kurallarının 77§§ 2 ve 3. hükümlerine göre 19 Haziran 2001 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy