(Başvuru no:39933/98)
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ
ÖZET ÇEVİRİSİ
Başvuran 1966 doğumlu Kürt asıllı Türk vatandaşı olup olaylar sırasında Diyarbakır'da ikamet etmektedir. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu avukatlarından İ. Yaşar ve S. Okçuoğlu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1993 yılında başvuran ve ailesi güvenlik güçleri tarafından kendilerine uygulanan tehdit ve baskılar sonucunda köylerini terk etmek zorunda bırakılmışlardır.
1994 yılı Mart veya Nisan ayında Muş'un Yaygın ilçesine bağlı Yelalan köyüne güvenlik güçleri tarafından düzenlenen bir operasyon sonucunda başvuran ve yanındakilerin evi ateşe verilmiştir.
Başvuran 13 Mayıs 1996 tarihinde evinin ateşe verilmesi hakkında Muş valiliğine dilekçe vererek olaydan sorumlu güvenlik güçleri hakkında kamu davası açılmasını ve maruz kaldığı maddi hasarın değerinin belirlenmesini talep etmiştir. 19 Haziran 1996 tarihinde valilik, başvuranın avukatlarına, başvuran kendilerine yardım etmediği için evin PKK üyeleri tarafından ateşe verildiğini bildirerek ne Yaygın (Muş) Jandarma Komutanlığının ne de köy muhtarı ve korucularını olayla ilgisinin bulunmadığını belirtmiştir. 15 Ekim 1996 tarihinde başvuran Muş valiliğine yeni bir dilekçe vermiştir.
Muş valiliği 14 Kasım 1997 tarihli cevabında, başvuranın erkek kardeşinin PKK üyesi olduğunu; köy korucularının uygulamış oldukları psikolojik baskılar sonucunda başvuran (ve ailesinin) İstanbul'a yerleşmek üzere köyü terk etmek zorunda kaldıklarını; başvuran ve ailesinin PKK sempatizanı olduğu ve güvenlik güçlerinin onurunu zedelediklerini; evlerinin bilinmeyen bir nedenden ötürü yandığını; güvenlik güçlerinden hiçbir kişinin bu olayla ilgisinin bulunmadığını ve başvuranın köyüne dönmekte özgür olduğunu belirtmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin (AİHS) 14. maddesiyle birlikte veya ayrı olarak ele alınmak suretiyle 3. maddesine atıfta bulunarak ve evinin ateşe verildiği koşullar ile köyünü terk etmek zorunda kalması için kendisine uygulanan baskıları hatırlatarak, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelelere maruz kaldığı ve evinin Kürt asıllı olması nedeniyle ateşe verildiği iddiasında bulunmuştur.
Başvuran AİHS'nin 14. maddesiyle birlikte 5. maddesine atıfta bulunarak güvenlik güçlerinin kendisini köyü terk etmeye ve bir daha geri dönmemeye zorlayan tutumlarının özgürlük, güvenlik ve gidip-gelme haklarından mahrum bıraktığını iddia etmiştir.
AİHS'nin 14 maddesiyle birlikte 6. ve 13. maddelerine gönderme yaparak başvuran kendisine, evi ile mal ve mülkünün güvenlik güçlerince harap edilmesini şikayet etmesine ve tazminat talep etmesine olanak tanıyacak bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde etkili bir hukuk yolu tanınmadığı şikayetinde bulunmuştur.
AİHS'nin 14 maddesiyle birlikte 8. maddesine atıfta bulunan başvuran, evi ile mal-mülkünün güvenlik güçlerince harap edilmesinin ve köyünden çıkarılmasının, maruz kaldığı tehdit ve baskıların olduğu kadar olağanüstü halin yürürlükte olduğu bölgede güvenlik güçleri ve valinin yetkilerinin de demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ve kamu düzeninin korunmasına yönelik bir önlem teşkil etmediğini iddia etmektedir.
1 no'lu Ek Protokolün 1. maddesine göndermede bulunan başvuran, hiçbir hukuki temele dayanmaksızın mal ve mülkünden yoksun bırakıldığım ve bu mal-mülkün köy korucuları tarafından kullanılmasının mülkiyete saygı hakkının ihlalini sürdürdüğünü ileri sürmektedir.
Başvuran, olağanüstü halin yürürlükte olduğu bölgedeki durum göz önüne alındığında iç hukuk yollarının etkili olmadığını, çünkü olası başvuranların yapacakları başvurunun sonuçlarından korktuklarını ve yetkili makamlar tarafından gerçek bir soruşturma yürütülemeyeceği endişesi taşıdıklarını iddia etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuran evinin ve müştemilatın güvenlik güçleri tarafından ateşe verildiğini iddia ederek AİHS'nin 3,5,6,8,13 ve 14. maddeleri ile 1 no'lu Ek Protokol'ün 1.maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet AİHS'nin 35 § 1 maddesine dayanarak altı aylık süreye uyulmadığı ve iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle iki açıdan şikayetin kabul edilemez olduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet ayrıca başvuranın, 13 Mayıs 1996 tarihinde Muş valiliğine başvurduğunu ve 19 Temmuz 1996 tarihinde, evinin güvenlik güçleri tarafından ateşe verilmediği ve şikayetin amacının idari tazminat almak olduğu yönünde bir cevap aldığım hatırlatmaktadır. Hükümet altı aylık sürenin bu tarihten itibaren işlemesi gerektiğini ve ilgili kişinin aynı şikayeti aynı merciye üç defa iletmek zorunda olmadığını belirtmektedir. Hükümet yapılan üçüncü başvurunun amacının altı aylık süreyi kesintiye uğratmak olduğunu, bu nedenle başvuranın Muş valiliğinden gelen ilk cevabı takiben, yani 19 Temmuz 1996 tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde AİHM'ye başvuru yapmış olması gerektiğini ileri sürmektedir. Diğer yandan Hükümet başvuranın hiçbir idari, cezai veya medeni hukuk yolu aramadığını ve AİHM önünde ileri sürdüğü şikayetleri iç merciler önünde dile getirmediğini açıklamaktadır.
AİHM içtihatlarına gönderme yaparak Hükümet, şayet iç hukuk yollarının etkili olmadığı kanaatindeyse başvuranın başvurusunu evinin sözde ateşe verildiği tarihten, yani 1994 yılının Mart veya Nisan ayından itibaren altı aylık süre içinde Mahkeme'ye iletmesi gerektiğini, oysa başvuranın olayların ardından üç yıldan daha fazla bir zaman geçtikten sonra başvurusunu yaptığını belirtmektedir.
Başvuran 19 Temmuz 1996 tarihli cevabın kendisim tatmin etmediğini, bu nedenle Muş valiliğine yeni bir şikayet dilekçesi sunduğunu, bu dilekçeye cevap alamadığı ve evinin yanmasından sorumlu olanlara karşı dava açılmadığı için 15 Ekim 1996 tarihinde Muş valiliğine bir kez daha şikayet dilekçesi verdiğini iddia etmektedir. Başvuran 14 Kasım 1997 tarihinde Muş Jandarma Komutanlığı tarafından kendisine verilen yanıttan yola çıkarak iç hukukta artık atılacak adım kalmadığı sonucuca vararak AİHM'ye başvuruda bulunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran Muş valiliğine üç şikayet dilekçesi verdiğini ve valiliğin bu şekilde olaylardan haberdar olduktan sonra Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu hükümleri uyarınca Cumhuriyet Savcılığım bilgilendirmek zorunda olduğunu iddia etmektedir. Başvuran ifadesinde Savcılığın ancak valiliğin rızası ile soruşturma başlatabileceğini ifade etmekte ve idari ve medeni hukuk yollarını sonuçlandırma şansının kalmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, AİHS'nin 35 § 1 maddesine gereğince altı aylık süre koşuluna uyulmadığı için aşağıda belirtilen gerekçelerle başvurunun reddine karar vermiştir.
Mahkeme altı aylık süre hükmünün, adli güvenliği temin etme ve AİHS bakımından ortaya çıkan uyuşmazlıkların makul bir süre içinde incelenmesini gözetme amacı güttüğünü hatırlatır. Ayrıca söz konusu hüküm ile ilgili merci ve diğer kişilerin zamanın uzamasıyla belirsizlik içinde kalmalarının önlenmesi amaçlanmaktadır. Buna karşın Mahkeme, başvuranın iç hukuk yollarım kullandığı ancak ardından bu yollan etkisiz kılacak koşulların farkına vardığı ya da varmış olduğunun düşünüldüğü istisnai durumlarda bu ilkeyi tekrar gözden geçirmektedir. Buna benzer durumlarda altı aylık süre, başvuranın bu koşulların farkına vardığı ya da farkına vardığının düşünüldüğü tarihten itibaren başlayacak şekilde hesaplanabilmektedir (Bkz. Hazar ve diğerleri-Türkiye (karar) no: 62566/00-62577/00 ve 62579/00-62581/00, 10 Ocak 2002, ve Sakık ve Seyrek - Türkiye (karar), no: 40076/98, 29 Haziran 1999).
Bu durumda Mahkeme, başvuranın evinin ve müştemilatın 1994 yılı Mart veya Nisan ayında ateşe verildiğini bildiğine ve sorumlulara karşı dava açılması ve maruz kaldığı maddi zararın hesaplanması talebini içeren ilk dilekçesini 13 Mayıs 1996 tarihinde, yani olaylardan yaklaşık iki yıl sonra Muş Valiliğine verdiğine işaret eder. Mahkeme, 19 Temmuz 1996 tarihinde Muş valiliği tarafından başvuranın, evinin güvenlik güçlerince ateşe verilmediği ve talebinin Devletten tazminat almak amacını taşıdığı hususlarında bilgilendirildiğinin farkındadır.
Olayın koşulları dahilinde Mahkeme, başvuranın 19 Temmuz 1996 tarihinden itibaren iç hukuk yollarının etkisiz kaldığını anlamış olması gerektiği tespitinde bulunmuştur. Bu itibarla başvuranın iç hukuk yollarının etkisiz olduğu ve olası başvuranların yapacakları başvurunun sonuçlarından endişe duydukları yönündeki iddiası hatırlatılmalıdır. Sonuç olarak söz konusu kişinin başvurusunu, Muş valiliği tarafından şikayetlerine cevap verildiği tarihten başlayarak altı ay içinde, en geç 19 Ocak 1997'ye kadar yapmış olması gerekmesine karşın başvuru ancak 15 Aralık 1997 tarihinde, açıkça 6 ay sonra yapılmıştır. Diğer açılardan Mahkeme bu altı aylık süreyi kesintiye uğratabilecek hiçbir özel durum tespit etmemiştir. Bu unsurlar ışığında ortaya çıkan sonuç söz konusu şikayetin geciktiği ve AİHS'nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğidir.
Bu nedenlerden dolayı Mahkeme oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy