(Başvuru no:40262/98)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
6 Ekim 2005
İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 40262/98 başvuru no'lu davanın nedeni, Türk vatandaşı H.Y. ve Hü.Y.'nin (Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) 12 Ocak 1998 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur. Daire Başkanı başvuranların kimliklerinin açığa vurulmaması talebini kabul etmiştir.
Adli yardımdan faydalanan başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedirler.
Başvuranlar AİHS'nin 2. maddesine gönderme yaparak oğulları Mahmut Y.'nin ölümünde Devlet'in sorumluluğu bulunduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlar aynı zamanda AİHS'nin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkralarına aykırı olarak Mahmut Y.'nin keyfi olarak yakalandığını ve derhal hakim önüne çıkarılmadığını ileri sürmektedirler.
OLAYLAR
Sırasıyla 1951 ve 1953 doğumlu H.Y. ve Hü.Y. İstanbul'da ikamet etmektedirler.
Başvuranların oğlu 21 Aralık 1981 doğumlu Mahmut Y., 21 Kasım 1997 tarihinde yakalanmasının ardından nakledildiği Diyarbakır Askeri Hastanesi'nde 5 Aralık 1997 tarihinde ölmüştür.
A. Mahmut Y.'nin yakalanması
Mahmut Y., PKK militanı N.S.'nin ihbarı üzerine Siirt Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polisler tarafından 21 Kasım 1997 tarihinde saat 22:45'de Siirt'de yakalanmış ve Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltına alınmıştır.
Mahmut Y. 22 Kasım 1997 tarihinde saat 13:05'de Emniyet Müdürlüğü'nde bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, Mahmut Y.'nin vücudunda hiçbir şiddet izine rastlanılmadığını rapor etmiştir.
Aynı gün saat 14:45'de Mahmut Y. Siirt İl Bölge Jandarma Komutanlığı jandarmalarına teslim edilmiş ve N.S. ile yüzleştirilmek üzere gözaltına alınmıştır.
Yine aynı gün saat 15:55'de Mahmut Y. bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, raporunda hiçbir şiddet veya darp izinin tespit edilmediğini belirtmiştir.
23 Kasım 1997 tarihinde N.S.'nin Mahmut Y.'yi teşhis ettiğine dair bir yüzleştirme tutanağı düzenlenmiştir.
Aynı gün kendisine sunulan dosyayı temel alarak, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı Mahmut Y.'nin gözaltı süresinin dört gün uzatılmasına karar vermiştir.
Dosyada başvuranın Siirt İl Jandarma Komutanlığı'ndaki gözaltı koşulları hakkında çok az detay yer almaktadır. Dosyada bulunan unsurlara göre başvuranın tutuklu bulundurulduğu nezarethane odasının boyutları 9,70x2,20 m'dir. 36 cm genişliğinde tahtadan iki bank bulunmaktadır. Odada tutuklular için ne bir tuvalet ne de bir yatak bulunmaktadır.
B. Mahmut Y.'nin ölümü
Aynı gün jandarmalar tarafından düzenlenen tutanağa göre 24 Kasım 1997 tarihinde saat 6'ya doğru Mahmut Y. nezarethanede yürürken düşüp kafasını yere çarpmıştır.
Aynı gün Mahmut Y. ile aynı nezarethane odasında bulunan A. Satık ve L. Arslan'ın tanıklıklarına dair tutanak düzenlenmiştir.
Yine aynı gün, olay günü gözaltı bölgesinde nöbetçi olan iki jandarma Y. Aras ve K. Tonguç'un beyanları Jandarma Komutanı tarafından kayda geçirilmiştir.
İddia edilen düşmenin ardından Dr. Kayacı olay yerine gelip Mahmut Y.'yi muayene etmiş ve Mahmut Y. daha sonra ambulansla Siirt Askeri Hastanesi'ne gönderilmiştir.
Askeri Hastane'de saat 8'e doğru, anestezi ve reanimasyon uzmanı Dr. Yosunkaya Mahmut Y.'yi muayene etmiş ve Diyarbakır Askeri Hastanesi'ne sevk edilmesi emri vermiştir. Mahmut Y. hastaneye helikopterle götürülmüştür.
Diyarbakır Askeri Hastanesi'ndeki kayıtlara göre 24 Kasım 1997 tarihinde, Mahmut Y. Diyarbakır Üniversite Hastanesi biyokimya servisine sevk edilmiştir.
Aynı gün, Mahmut Y. Diyarbakır Askeri Hastanesi'nde nöroloji cerrahı Dr. Özer tarafından ameliyat edilmiştir.
25 Kasım 1997 tarihli bir yazıyla Diyarbakır İl Jandarma Bölük Komutanı, köy korucusu Mahmut Y.'nin bir operasyon sırasında düştüğü yönünde Diyarbakır Askeri Hastanesi'ne bilgi vermiş ve nöroşirürji bölümünde muayene edilmesini istemiştir.
Dosyadan Mahmut Y.'nin birçok kez Diyarbakır Üniversite Hastanesi'ne tetkikler için götürüldüğü ortaya çıkmaktadır.
Mahmut Y. 5 Aralık 1997 tarihinde saat 4'te Diyarbakır Askeri Hastanesi'nde ölmüştür.
C. Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen ön soruşturma
5 Aralık 1997 tarihinde Diyarbakır ve Siirt Cumhuriyet Savcılıkları tarafından re'sen açılan ön soruşturmalar çerçevesinde, Cumhuriyet Başsavcısı ve bir katip eşliğinde bir adli tabip ve iki asistan otopsi yapmışlardır.
Otopsi sırasında cesedin fotoğrafı çekilmemiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı tarafından aynı gün düzenlenen defin ruhsatına göre, yapılan otopsi sonucunda, Diyarbakır Askeri Hastanesi'nde 5 Aralık 1997 tarihinde ölen maktulun (künt travmaya bağlı kanama) nedeniyle hayatını kaybettiği rapor edilmiştir.
Yine 5 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı A. Satık'ı dinlemiştir. A. Satık, 22 Kasım 1997 tarihinde maktul ile beraber gözaltına alındığını belirtmiştir. Sorgulamalar ve tuvalete gidip-gelmeler dışında Mahmut Y. ile devamlı beraber kalmıştır.
8 Aralık 1997 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı L. Arslan'ın ifadesini almıştır.
12 Aralık 1997 tarihinde, dava konusu olayların Siirt ilinde meydana gelmiş olmasından dolayı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vermiştir. Bununla birlikte dosyayı Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermeden önce soruşturmasını sürdürmüştür.
12 Aralık 1997 tarihinde, Dr. Yosunkaya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dinlenmiştir. Dr. Yosunkaya, Mahmut Y.'yi, 24 Kasım günü saat 8'de Siirt Askeri Hastanesi'ne kaldırılmasından sonra gördüğünü, Mahmut Y.'nin beyninde ödem teşhis ettiğini ve vücudunda hiçbir şiddet izine rastlamadığını belirtmiştir. Hasta Diyarbakır Askeri Hastanesi'ne helikopterle getirilmiştir.
16 Aralık 1997 tarihinde, Dr. Kayacı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı'na verdiği ifadesinde, saat 6:00 - 6:30 civarında acil olarak çağırıldığını ifade etmiştir. Hemen olay yerine gitmiş ve Mahmut Y.'yi yerde uzanmış ve bilinçsiz bir halde yatarken bulmuştur. Kendisine, ağzından beyaz bir köpük akan Mahmut Y.'nin düştüğü söylenmiştir. Doktor Mahmut Y.'nin vücudunda işkence izine rastlamadığını söylemiş, ayrıca Diyarbakır'a nakledildiği sırada yanında olduğunu ifade etmiştir.
8 Ocak 1998 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı, Mahmut Y.'nin ölüm nedenlerinin belirlenebilmesi için tıbbi bir inceleme başlatmaya karar vermiş ve dosyayı İstanbul Adli Tıp Kurumu'na göndermiştir.
4 Şubat 1998 tarihinde başvuranlar, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na, oğullarının gözaltından sorumlu olan jandarmalar hakkında işkence yapıldığı gerekçesiyle şikayette bulunmuşlardır.
4 Mart 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ekspertiz raporu soruşturma dosyasına eklenmiştir. Üç sayfa olan bu raporun büyük bir kısmı olayların tespitine ilişkindir.
29 Nisan 1998 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcılığı, başvuranların işkence yapıldığına ilişkin şikayetini, sürdürülmekte olan soruşturmayla birleştirmeye karar vermiştir.
11 Mayıs 1998 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcılığı ek soruşturma raporu hazırlamış, bu raporda başvuranların oğullarının ifadesinin ölümünden önce alınmadığı belirtilmiştir.
29 Aralık 1998 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcısı, maktulün vücudunda gözaltı süresi boyunca, işkence ya da kötü muamele mağduru olup olmadığının tespit edilmesini sağlayacak izlerin bulunup bulunmadığını öğrenebilmek amacıyla, bir kez daha Adli Tıp Kurumu'na başvurmuştur. Ayrıca bu tür davranışların maktulün düşmesine ya da ölmesine sebep olup olamayacağını ortaya koyacak bir raporun düzenlenmesini talep etmiştir.
4 Ocak 1999 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcısı jandarma çavuş C. Demir'in ifadesini almıştır.
27 Nisan 1999 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcısı, bir uzmanın da katıldığı olay tatbikatı gerçekleştirmiştir. Tanık C. Demir'in olay yerinde alınan ifadesi aynı zamanda Cumhuriyet Savcısı tarafından kaydedilmiştir.
Uzman, olay yerlerinin fotoğraflarını çekmiş, bir rapor ve kroki hazırlamış, bunları üç gün sonra Cumhuriyet Savcılığı'na teslim etmiştir.
Bu rapor ve krokide, genişliği 2,20 m. uzunluğu 9,70 m. ve yüksekliği 3,50 m. olan bir yerden bahsedilmektedir. Karşılıklı iki cephe demir parmaklıklarla kapatılmıştı. İçeride, 36 cm. genişliğinde ve 7,50 m. uzunluğunda iki ahşap bank bulunuyordu. Zemin, mozaik döşenmiş betonla kaplıydı ve kaygandı.
3 Mayıs 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı yeni bir bilirkişi tayin edilmesine karar vermiştir. Adli Tıp Kurumu uzmanlarına bir kere daha, maktulün vücudunda işkenceye ya da kötü muameleye maruz kaldığını doğrulayacak izlerin bulunup bulunmadığı konusunu, bunun doğrulandığı takdirde ise bunların ölüme ya da düşmeye sebep olup olamayacağını sormuştur.
30 Haziran 1999 tarihinde, Adli Tıp Kurumu'nun yedi adli tabipten oluşan İhtisas Kurulu, bir bilirkişi raporu hazırlamış,, bu rapor soruşturma dosyasına eklenmiştir.
Soruşturma dosyasında yer alan belgelerin incelenmesi neticesinde, bu kurul ölümün kaza sonucu düşme sonrasında oluşabilecek travmatik bir şok nedeniyle ya da bir başkası tarafından düşürülmek suretiyle meydana gelmiş olabileceğine karar vermiştir. Bununla birlikte bu varsayımlardan birinin olası olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
D. 9 Kasım 1999 tarihli muhakemenin men'i kararı
9 Kasım 1999 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcılığı jandarmalar hakkında muhakemenin men'i kararı vermiştir.
Cumhuriyet Savcısı, Adli Tıp Kurumu tarafından 30 Haziran 1999 tarihinde hazırlanan rapor sonuçlarına gönderme bulunmuş ve aynı zamanda A. Satık ve L. Arslan adlı tanıkların 8 Aralık 1997 tarihinde alınan ifadelerini temel almıştır.
Cumhuriyet Savcısı, maktulün diğer iki görgü tanığı ile aynı nezarethanede bulunduğunu saptamıştır. Adıgeçenlerin ifadeleri ve Adli Tıp Kurumu'nun raporu ışığında, Mahmut Y.'nin düşerek başını beton zemine çarpması ile meydana gelen beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiğinin belirlendiği kanaatine varmıştır. Bu düşmenin ardından yapılan tıbbi müdahalede geç kalınmadığı veya ihmalkâr davranılmadığı ve maktulün gözaltında bulunduğu sırada şiddete maruz kaldığı hususunda her türlü şüphenin ötesinde herhangi bir kanıt bulunmadığı dikkate alındığında, Cumhuriyet Savcısı, bir soruşturma yapılmasına gerek olmadığı neticesine varmıştır.
E. Jandarma görevlileri hakkında yapılan itham
24 Kasım 1999 tarihinde başvuranlar, Cumhuriyet Savcılığı'nın men'i muhakeme kararına karşı Batman Ağır Ceza Mahkemesi'ne itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlar Adli Tıp Kurumu'nun raporlarında oğullarının kafasını çarpması sonucu yaşamını yitirdiği yönünde düzenlenen raporlara değinmişlerdir. Başvuranlar bu durumun açık ve hakkaniyete uygun bir yargılama usulünü gerektirdiğini ileri sürmektedirler. Ayrıca, Cumhuriyet Savcılığı tarafından yaklaşık iki yıl boyunca hiçbir işlem yapılmamasını eleştirmişlerdir. Son olarak başvuranlar, ölüme neden olan darp izlerinin küçük bir bölgede olduğunu ve düşme sözkonusu olsaydı yaranın daha geniş bir alana yayılacağını öne sürerek bu hipotezin açıkça çürütüldüğünü iddia etmektedirler.
5 Ocak 2000 tarihinde Batman Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı men'i muhakeme kararını kaldırmış ve jandarma görevlileri hakkında yürütülen cezai soruşturmanın derinleştirilmesini kararlaştırmıştır. Mahkeme Başkanı, özellikle dava dosyasında yer alan deliller ışığında ölüm nedeninin kesin olarak belirlenemediğini ve ölümün gözaltı sırasında meydana geldiğini ifade etmiştir.
4 Nisan 2000'de Cumhuriyet Savcısı, Mahmut Y.'nin gözaltından sorumlu yedi jandarmayı (D. Şenel, B. Gebelek, C. Evgi, Y. Gürlek, H. Küçük, A. Bozkuş ve C. Demir) itham etmiş ve TCK'nın 452. (kasıtsız adam öldürme ) ve 243. (işkence) maddelerine dayalı olarak mahkumiyetlerini talep etmiştir.
5 Nisan 2000 tarihinde Siirt Ağır Ceza Mahkemesi'nin (Ağır Ceza Mahkemesi), ilk duruşmasını, dava dosyasının oluşumu için yapmıştır.
2 Haziran 2000'de başvuranlar oğullarının gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı kötü muamele sonucu hayatını kaybettiğini ve yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın AİHS'nin 2.,5.,6. ve 13. maddesinde öngörülen zorunluluklara uygun olarak gerçekleştirilmediğini öne sürerek ceza davasına müdahil taraf olarak katılma talebinde bulunmuşlardır.
6 Haziran 2000 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi bir duruşma yapmıştır.
Eşzamanlı olarak 6 Haziran 2000 tarihinde istinabe yoluyla K.Tonguç'un ifadesi alınmıştır. Adıgeçen olay günü arkadaşı Y.Aras'la birlikte çıkarken Mahmut Y.'yi yere düşerken gördüğünü, daha sonra gelen ambulansın yaralıyı hastaneye götürdüğünü ifade etmiştir.
20 Haziran 2000 tarihinde Dr. Yosunkaya istinabe yoluyla dinlenmiştir.
28 Eylül 2000 tarihli duruşmada Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranları "müdahil taraf" olarak kabul etmiştir. Mahkeme ayrıca sanıklardan biri olan A. Bozkuş'u dinlemiştir. Adıgeçen, hakkında yapılan suçlamaları reddederek bir tutuklunun ifadesini aldığı sırada Mahmut Y.'nin düştüğü haberini aldığını beyan etmiştir.
9 Kasım 2000 tarihli duruşmada Ağır Ceza Mahkemesi, Mahmut Y.'nin annesini "müdahil taraf" olarak dinlemiştir. Adıgeçen kişi oğlunun Siirt'e gittiğini, üç gün boyunca kendisinden haber alamadığını, yaptığı aramalar sonucunda oğlunun askeri hastanede olduğunu öğrendiğini, oğlunu ziyaret etmek istediğinde çabalarının sonuçsuz kaldığını ve daha sonra hastaneye yatışından on bir gün sonra ölüm haberini aldığını dile getirmiş, sorumluların mahkum edilmesini talep etmiştir.
Aynı duruşmada, Ağır Ceza Mahkemesi, A. Satık adlı tutukluyu dinlemiştir. A. Satık, Mahmut Y. ve L. Aslan ile aynı hücrede üç dört saat boyunca kaldığını, sonra aniden Mahmut Y.'nin yere düşüp bayıldığını, ardından jandarmalara haber verildiğini, sözkonusu olayın ardından yaşanan olaylarla ilgili ifade vermediğini, gözaltı sırasında hiçbir kötü muamelenin sözkonusu olmadığını ifade etmiştir.
Mahmut Y.'nin erkek kardeşi Ha.Y.'nin ifadesi de aynı duruşmada alınmıştır.
3 Kasım 2000 tarihinde istinabe yoluyla Jandarma Çavuş B.Gebelek'in ifadesi alınmıştır.
17 Kasım 2000'de Jandarma Astsubayın ifadesi istinabe aracılığıyla alınmıştır.
C.Demir 29 Kasım 2000 tarihinde istinabe yoluyla alınan ifadesinde 4 Ocak 1999 tarihli beyanlarını teyit etmiştir.
19 Aralık 2000 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi yapmış olduğu duruşmada istinabe yoluyla alınan beyanların dava dosyasına eklenmesine karar vermiştir.
13 Şubat, 15 Mart, 31 Mayıs ve 19 Temmuz 2001 tarihli duruşmalarda Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasını tamamlamıştır.
Bu sırada, 21 Mart 2001 tarihinde sanık H. Küçük istinabe yoluyla dinlenmiş, adı geçen ifadesinde Mahmut Y.'nin düştüğünü gördüğünü beyan etmiştir.
26 Nisan 2001 tarihinde sanık Y. Gürlek'in ifadesinin alınmasında istinabe yoluna gidilmiştir. Adıgeçen kişi tüm suçlamaları reddetmiştir.
29 Haziran 2001 tarihinde Dr. Kayacı istinabe yoluyla dinlenmiş, adıgeçen kişi Cumhuriyet Savcılığı'ndaki beyanlarını reddetmiştir.
2 Ekim 2001 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi, Ha.Y.'nin kardeşinin vücudunda tespit ettiği morlukların nedeninin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Enstitüsü'nden ek rapor hazırlanmasını talep etmiştir.
2 Kasım 2001 tarihinde Adli Tıp Enstitüsü tarafından hazırlanan rapor dosyaya eklenmiştir. Buna göre Mahmut Y.'nin vücudunda herhangi bir şiddet izine rastlanmamış, morluklar ise ölümden sonra vücutta meydana gelen değişimlerle açıklanmıştır.
Bu arada 31 Ekim 2001 tarihinde istinabe yoluyla Y. Aras'ın ifadesi alınmıştır.
29 Ocak 2002 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi, Mahmut Y.'nin gözaltında tutulmasından sorumlu olan jandarmalar hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı vermiştir. Mahkeme bu hükmünü, görgü tanıklarının ifadelerinin birbirini tuttuğu gerçeğine ve Adli Tıp Enstitüsü tarafından hazırlanan rapora dayandırmıştır.
11 Mart 2002 tarihinde başvuranlar 29 Ocak 2002 tarihli kararı temyiz etmişlerdir. Başvuranlar dilekçelerinde sanıkların beraat etmelerine itiraz etmiş ve soruşturmayı yürütmekle yetkili mercilerin iki yıl boyunca hiçbir işlem yapmadıklarını belirtmişlerdir. Diğer yandan başvuranlar Cumhuriyet Savcılığı tarafından olay yeri incelemesinin yapılmamasını eleştirmişlerdir. Son olarak başvuranlar Adli Tıp Enstitüsü tarafından düzenlenen raporlarda, Mahmut Y.'nin başına aldığı bir darbe sonucunda öldüğünün belirtildiğini, oysa herhangi bir düşme durumunda yaranın daha büyük ve yaygın olacağını fakat mevcut durumda ölüme neden olan darp izlerinin dar bir bölgede yoğunlaştığını, bunun da ölümün düşmeye bağlı olduğu hipotezini açıkça geçersiz kıldığını ileri sürmektedirler.
Şu anda ceza davası halen Yargıtay'da görülmektedir.
F. Başvuranlar tarafından sunulan belgeler
Başvuranlar özellikle L. Arslan'ın beyanlarına itiraz etmekte ve adıgeçen kişinin güvenlik güçlerinin baskısı altında ifade verdiğini ileri sürmektedirler. Bu amaçla başvuranlar Dr. İ. Öz tarafından 23 Kasım 1997 tarihinde saat 11'de düzenlenen ve L. Arslan'ın genel sağlık durumunun iyi olduğunu belirten sağlık raporunu sunmaktadırlar.
Başvuranlar ayrıca L. Arslan tarafından 3 Aralık 1997 tarihinde salıverilmesine ilişkin yaptığı talebin bir kopyasını AİHM'ye sunmuşlardır. Adıgeçen kişi gözaltında baskılara maruz kaldığını ve birçok belgeyi okumadan imzaladığını belirtmiştir. Aynı şekilde aralarında L. Arslan'ın da bulunduğu dört tutuklu tarafından 16 Aralık 1997 tarihinde yapılan bir diğer salıverilme talebinde, ilgili kişiler masum olduklarını iddia etmişler ve sekiz-on gün boyunca kendilerine işkence edildiğini ileri sürmüşlerdir. Öte yandan L. Arslan, aleyhindeki suçlamaları reddetmiş ve ifadesini imzalaması için kendisine işkence yapıldığını ileri sürmüştür.
HUKUK AÇISINDAN
I. HÜKÜMETİN İTİRAZI HAKKINDA
Hükümet ihtilaf konusu yargılama usulünün halen Yargıtay tarafından görülmekte olduğunu belirterek, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
Başvuranlar, Hükümet'in argümanlarına itiraz etmektedir.
AİHM, 13 Mayıs 2004 tarihli kabul edilebilirlik kararında, suçlanan jandarmalar aleyhinde başlatılan usul işlemlerinin halen ulusal mahkemeler tarafından görülmekte olduğunu gözönüne alarak bu itirazı esasla birleştirmeye karar verdiğini hatırlatmaktadır.
AİHM, Hükümet'in itirazının başvuranların şikayetlerinin esasına yakından bağlı olduğundan dolayı, hukuki ve cezai başvuru yollarının etkin olmasıyla alakalı olduğu kadarıyla bu yaklaşımı kabul etmektedir ( Salman-Türkiye, no: 21986/93, § 81-88, 2000-VII ve Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, § 104, 3 Haziran 2004).
II. AİHS'NİN 2. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Mahmut Y.'nin ölümü hakkında
1. Tarafların Argümanları
Başvuranlar oğullarının gözaltı sırasında maruz kaldığı kötü muamele sonucu öldüğünü iddia etmektedirler. Başvuranlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları ve İşkenceyi Önleme Komitesi'nin raporlarına dayanarak, özellikle Türkiye'de işkencenin sistematik sorgulama yöntemi olduğunu savunmaktadırlar. Ayrıca AİHM içtihatlarına atıfta bulunarak, benzeri uygulamalarda bulunan memurların cezalandırılmadığını belirtmektedirler. Başvuranlar diğer yandan, oğullarıyla aynı yerde ve dönemde gözaltında tutulan sanıkların yargı önünde kötü muameleye maruz kaldıklarını dile getirdiklerini ve bunun da sağlık raporlarıyla kanıtlandığını belirtmektedirler. Bunlar arasında, oğullarının ölümünden sorumlu jandarmaların beraat kararını vermede Ağır Ceza Mahkemesi'nin dayanak aldığı L.Arslan'ın tanık ifadesine dayanmıştır.
Hükümet, soruşturmayı yapan yetkililerin ortaya koyduğu şekliyle olaylara atıfta bulunmakta ve başvuranların oğullarının gözaltına alınmasından sorumlu jandarmalar aleyhinde başlatılan cezai yargılamanın halen devam ettiğini hatırlatmakla yetinmektedir.
2. AİHM'nin Takdiri
AİHM, olayların geçtiği dönemde on beş yaşında olan Mahmut Y.'nin 21 Kasım 1997 tarihinde bir PKK militanından elde edilen bilgilerden yola çıkarak yakalandığını gözlemlemiştir. Mahmut Y. öncelikle Emniyet Müdürlüğü'nde tutuklu bulundurulmuş, ardından Siirt İl Jandarma Komutanlığı'na sevk edilerek, 24 Kasım 1997 tarihinde hastaneye kaldırılmasına kadar burada gözaltında tutulmuştur.
5 Aralık 1997 tarihinde, bu genç adam Diyarbakır Askeri Hastanesi'nde künt travmaya bağlı kanamaya neden olan kafa travması sonucu ölmüştür. Bu tutuklama süresi boyunca, Mahmut Y. güvenlik güçlerinin sıkı denetimi altında bulunmuştur. Kimse Mahmut Y.'nin yakalanmasından önceki bir dönemde ölümcül travmanın oluşabileceğini iddia etmemektedir.
AİHM, kanıtları değerlendirmek için genellikle "her türlü makul şüphenin ötesinde" kriterini benimsemektedir (Bkz. Salman kararı, § 100). "Makul şüphe" yalnızca teorik bir olasılığa dayanan veya hoş olmayan bir sonucun ortaya çıkmasını engelleyecek nitelikte bir şüphe değil, nedenleri, sunulan olaylardan çıkarılan şüphedir (Chamaiev ve diğerleri-Gürcistan ve Rusya, no: 6378/02, § 338, 12 Nisan 2005). Kanıt, bir dizi ipucu veya yeterince ciddi, kesin ve uygun çürütülemez karinelerden ileri gelebilir. Kanıtların değerlendirilmesi konusunda AİHM'nin ikincil bir rolü olup, dava koşulları gerektirmediği durumda, olayları inceleyen ilk derece mahkemesinin rolünü üstlenmeden önce temkinli olmak durumundadır (Tahsin Acar-Türkiye, no: 26307/95, § 216, 8 Nisan 2004).
Bir kimse gözaltına alınırken sağlıklı olduğu halde daha sonra öldüğünde, Devlet ölüme sebebiyet veren olaylar hakkında makul bir açıklama getirmelidir. Bu bakımdan, tutukluluk döneminde meydana gelen her türlü yaralanma veya ölüm güçlü maddi karinelere yol açmaktadır. Gerçekte kanıt sunma yükümlülüğünün yetkililere ait olması uygun olup, yetkililer yeterli ve inandırıcı açıklama getirmelidirler (Bkz. Salman kararı, § 100 ve mutatis mutandis, Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 87, 1999-V, Velikova-Bulgaristan, no: 41488/98, §70, 2000-VI ve Anguelova-Bulgaristan, no: 38361/97, § 110, 2002-IV).
Gözaltındaki kişiler hassas bir durumdadır ve yetkililerin bu kişilere yapılan muameleyi haklı kılma yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrıca, AİHS'nin 3. maddesinin Devlet'e özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin sağlığını ve fiziksel bütünlüğünü, özellikle gerekli sağlık hizmetlerini sağlayarak koruma yükümlülüğü getirdiği (Bkz. Slimani-Fransa, no: 57671/00, § 27, 27 Temmuz 2004) kanaatinde olan AİHM, bir tutuklunun sağlık problemi sonucunda ölmesi durumda, Devlet'in bu ölümün nedenleri ve ölmeden önce ilgiliye yapılan tedavi konusunda açıklama getirmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.
Genel olarak, bir kimsenin, özgürlüğünden yoksun olduğu halde şüphe uyandıran koşullarda ölmesi bile, tek başına, Devlet'in bu kişinin yaşam hakkını koruma zorunluluğuna riayet edip etmediği sorusunu ortaya çıkarır.
Bu bakımdan AİHM, ulusal düzeyde başlatılan yargılamanın sonucu ne olursa olsun, devlet memurlarının suçlu olduğu veya olmadığına dair bir tespitin, Savunmacı Devlet'in AİHS bakımından sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını hatırlatmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Selmouni kararı, § 87).
2. maddenin sağladığı korumanın önemi ve tutuklu bulundurulan reşit olmayan bir kimsenin ölümünün sözkonusu olduğu gözönüne alındığında, AİHM, uygun koşulların tümünü değerlendirerek elinde bulunan bütün unsurlar ışığında davaya ilişkin olayları büyük bir dikkatle incelemelidir.
Başvuranlara göre oğulları, gözaltı sırasında maruz kaldığı işkence sonucu ölmüştür.
Hükümet ise, Mahmut Y.'nin ölümünün güvenlik güçlerince uygulandığı iddia edilen kötü muameleden kaynaklanmasının mümkün olmayacağını ileri sürmektedir. Zira ölümün, kurbanın kazara düşüp yere kafasını çarpma sonucunda meydana gelen travmaya bağlı kanamadan ileri geldiği ortaya konmuştur.
AİHM, 4 Mart 1998 tarihli adli tıp raporuna göre, Mahmut Y.'nin ölümünün, ölümcül travmadan kaynaklanan "künt travmaya bağlı kanama" sonucunda meydana gelen komplikasyonlardan ileri geldiğini kaydeder. Sonuç itibariyle, sağ tarafta meydana gelen travmanın kafanın sol tarafında kanamaya neden olması sözkonusudur. Kanıt belgelerine ve otopsi rapor sonuçlarına dayanan bu tespit, 30 Haziran 1999 tarihli ve 2 Kasım 2001 tarihli adli tıp raporları gibi birçok bilirkişi raporu tarafından onaylanmıştır.
Sözkonusu travmanın kaynağı, bütün raporların onayladığı gibi, kafaya doğrudan uygulanan travma (darp) veya kazara veya başkası tarafından itilerek düşme olabilir. Adli tıp bilirkişilerinin savındaki hata, bu travmanın kaynağı konusunda şüphe uyandırmaktadır. Ancak, hiç kuşku yok ki, "maktulun kafanın diğer kısımlarında veya vücudunda başka travmalara maruz kaldığını düşündürecek tıbbi kanıt" olmadığını vurgulayan bilirkişiler, maktulun vücudunda hiçbir şiddet izini ortaya çıkarmamıştır. Bu bakımdan, davalarına ilişkin ayrıntılı açıklamanın olmamasına karşın, sol parietal bölgede tespit edilen ekimozun ve vücutta bulunan diğer izlerin şiddetten ileri geldikleri düşünülmemiştir. Diğer yandan olayın hemen ardından müdahalede bulunan doktor, Mahmut Y.'nin vücudunda ve başında hiçbir şiddet izine rastlamadığını ifade etmiştir. Ayrıca maktulün yakınları tarafından görülen morlukların, ölüm sonrası değişimler olduğu ortaya konmuştur.
AİHM, dört görgü tanığının Mahmut Y.'nin kaza eseri düştüğünü doğruladıklarını gözlemlemektedir. Özellikle de, olayların meydana geldiği sırada nöbet tutan iki jandarmanın da doğruladığı gibi, nezarethanede bulunan tutuklulardan biri olan A. Satık, olayın meydana geldiği gün alınan ve Cumhuriyet Savcılığı ile Ağır Ceza Mahkemesi'nde de yinelediği beyanlarında, maktulün yere düştüğünü gördüğünü ifade etmiştir.
Aynı zamanda, nezarethanede bulunan diğer tutuklulardan biri olan L. Arslan da soruşturma sırasında verdiği ifadesinde sözkonusu olayın bir düşme olduğunu açıklamıştır.
AİHM, başvuranların, işkence gördüğünü ve belgeleri okumadan imzaladığını daha sonradan ifade ettiği için L. Arslan'ın beyanlarının inandırıcı olarak kabuledilemeyeceği yönündeki savlarını kabul etmemektedir. Kuşkusuz bu tanığın Ağır Ceza Mahkemesi hakimleri tarafından dinlenmesi tercih edilirdi, bununla birlikte AİHM bu tanığın 8 Aralık 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı'nda beyanlarını tekrarladığını, hiçbir şekilde ilk ifadesini inkar etmediğini ve ifadeyi baskı altında imzaladığını söylemediğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, tanık L. Arslan'nın ifadesinin inandırıcı olup olmadığı konusunu yeniden tartışmaya açmak için AİHM'nin elinde yeterli unsur bulunmamaktadır.
AİHM elindeki mevcut unsurlardan hareketle, başvuranların, Mahmut Y.'nin güvenlik güçleri tarafından yapılan işkence sonucu öldüğüne ilişkin iddialarının, kanıtlanabilir ve somut olaylara dayanmadığını ve hiçbir tıbbi kanıt veya tanık ifadesi ya da başka bir kanıt unsuruyla inandırıcı bir şekilde desteklenmediklerini düşünmektedir. Bu durumda AİHM, böyle bir sonucun, elbette haklı şüpheler üzerine temellenen fakat elle tutulur kanıtlarla desteklenmeyen varsayımlara dayanacağı kanaatindedir.
Bu nedenle mevcut koşullar ışığında, özellikle de sağlık raporlarının birbirleriyle uyumluluğu ve bu tezi doğrulayan iki görgü tanığına ait tekrarlanan ve tutarlı beyanlar göz önüne alındığında, Mahmut Y.'nin düşerek başından yaralandığına ilişkin açıklama, şüpheli olarak değerlendirilemez (Karşılaştırınız, Anguelova kararı, § 119).
Bu koşullarda AİHM, Mahmut Y.'nin ölümünden Savunmacı Devlet'in sorumlu olduğunun, her türlü makul şüphenin ötesinde ortaya konulamayacağını ve olayların AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar alınması için yeterli olmadığını gözlemlemiştir.
B.Yürütülen soruşturmaların niteliği hakkında
AİHM, 1. madde uyarınca Devlete "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese Sözleşme'de tanımlanan hak ve özgürlükleri tanımak" yükümlülüğü getiren genel görevle birlikte, Sözleşme'nin 2. maddesinde yer alan yaşama hakkının korunması zorunluluğunun, kuvvete başvurmanın ölüme sebebiyet vermesi halinde etkili bir soruşturma yürütülmesini zorunlu ve gerekli kıldığını hatırlatır. Soruşturma eksiksiz, tarafsız ve derin olmalıdır (Bkz. McCann ve diğerleri-Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A serisi no:324, s. 49, §§ 161-163, Kaya-Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-I, s. 329, § 105, ve Çakıcı-Türkiye (GC), no:23657/94, § 86, CEDH 1999-IV).
Bu bakımdan AİHM, yukarıda bahsi geçen zorunluluğun, sadece ölümün bir devlet görevlisi tarafından gerçekleştirildiğinin ortaya konulduğu hallerde geçerli olmadığının altını çizmektedir. Başvuranlar, işkenceden ileri geldiğini iddia ederek, soruşturmayla yetkili makamlara ölüm konusunda resmi olarak şikayette bulunmuşlardır. Ayrıca, Mahmut Y.'nin gözaltında bulunduğu sırada ölmesi üzerine makamların bilgilendirilmiş olması, ipso facto 2. maddeden doğan; ölümün hangi şartlarda meydana geldiği üzerine etkili bir soruşturma yürütülmesi zorunluluğunu doğurmaktadır ( Bkz. mutatis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1778, § 82, ve Yaşa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VI, s. 2438, § 100).
AİHM, bu konuda çok sayıda soruşturma açılmış olduğunu gözlemlemektedir. Soruşturma re'sen ve hızla başlamış ve makamlar etkili bir şekilde çalışmışlardır. Ölümün meydana geldiği gün otopsi yapılmış ve soruşturma süresince çok sayıda bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Cumhuriyet Savcısı, olayların meydana geldiği tarihten iki yıl sonra, 9 Kasım 1999 tarihinde, jandarma görevlileri hakkında, delil yetersizliğinden muhakemenin men'i kararı vermiştir. Batman Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ocak 2000 tarihinde muhakemenin men'i kararını kaldırmıştır. 4 Nisan 2000 tarihinde Siirt Cumhuriyet Savcılığı maktulün gözaltında tutulmasından sorumlu olan yedi jandarma hakkında iddianame sunmuştur. Daha sonra 29 Ocak 2002 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi dosyadaki unsurları göz önüne alarak sanıkların suçsuzluğuna karar vermiştir. Ayrıca, başvuranlar sözkonusu davaya aktif olarak katılmışlardır.
Bununla birlikte AİHM, ardı ardına düzenlenen bilirkişi raporlarına karşın, sözkonusu ölüme sebep olan beyin travmasının kaynağının, kesin bir şekilde ortaya konulmasının mümkün olmamasının üzücü olduğunu düşünmektedir. Aslında, sağlık belgeleri sadece olasılıklara dayanmakta olup, herhangi bir olasılığı öncelikli kılmadığından, ölümcül travmanın kaynağına ilişkin bir şüpheye yer vermektedirler.
AİHM'ye göre, olayın tamamıyla Jandarma'da meydana geldiği gözönüne alındığında, soruşturmanın yürütülmesinden sorumlu olan makamlar, adli tıp raporları tarafından ortaya konan olasılıkları destekleyecek ya da çürütecek kanıt unsurlarını bir araya getirebilirlerdi hatta getirmelilerdi. Bununla birlikte, bu uzmanlar maktulü inceleyememiş ve maktulün vücudunun fotoğraflarını görememişlerdir. 4 Mart 1998 ve 30 Haziran 1999 tarihli raporların sonuçları kanıt belgelerine ve özellikle de otopsi raporundaki tespitlere dayanmaktadır. Ayrıca, bilirkişi raporlarında, sol parietal bölgede tespit edilen ekimozun ve vücutta bulunan diğer izlerin kaynağı açıklanmamış, kafa ve vücutta işkence izine rastlanılmadığı genel bir şekilde ifade edilmiştir.
Diğer yandan, olayın üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra, 27 Nisan 1999 tarihinden yapılan olay yeri tatbikatında, yalnızca olay yerinin betimlenmesine ve bir sanığın beyanlarına yer verilmiş olması oldukça önemlidir. Cumhuriyet Savcısı, Mahmut Y.'nin nezarethanede gözaltına alınması ile yerde yattığı an arasında geçen zaman dilimi konusunda sessiz kalmıştır, oysa L. Arslan'a göre maktul olaydan sadece bir gece önce nezarethaneye konmuştur. Cumhuriyet Savcısı, bir kısım varsayımları ortadan kaldırıp, bir diğerinin olma olasılığını artırmayı sağlayabilecek bir olay tatbikatı bile yaptırmamıştır.
Bu boşluk davaya bakan hakimler tarafından doldurulmamıştır.
Bu bakımdan AİHM, cezai yargılamanın yürütüldüğü usule şaşırmıştır. Başvuranların dışında sadece A. Bozkuş adındaki bir sanıkla bir görgü tanığı davanın esasına bakan hakimlerin karşısına çıkmışlardır. Diğer iki görgü tanığı, doktorlar ve diğer sanıklar istinabe yoluyla dinlenmiştir. Diğer yandan, dosyada, Ağır Ceza Mahkemesi'nin, olayın meydana gelmesinden hemen sonra Cumhuriyet Savcılığı'ndaki beyanlarını tekrarlamasına karşın, olayın meydana gelişine ilişkin açıklayıcı bilgiler verebilecek kilit tanık niteliğinde olan L. Arslan'ı dinlemek amacıyla, gerekli bütün girişimlerde bulunduğu sonucu çıkmamaktadır.
AİHM nezdinde, davada bir kronoloji izlenmesi ve olayların yeniden güvenilir bir şekilde gözden geçirilmesi bakımından, esasa bakan hakimlerinin bu sanıkların ve şahitlerin tanıklık ifadelerinin doğrudan değerlendirmesi büyük önem arz etmektedir.
AİHM bu doğrultuda, soruşturmanın titizlikle incelenmesinde eksikliklerin bulunduğunu ve buna, Mahmut Y.'nin ölümüne neden olan beyin travmasının kaynağının daha kesin bir biçimde saptanma olanağının da dahil olduğuna itibar etmektedir.
Son olarak, jandarmalar hakkında yürütülen cezai soruşturma sürecinin Yargıtay önünde halen devam ettiğini hatırlatan AİHM, tutuklu bulunan bir kimsenin ölümüne yönelik bir soruşturma sözkonusu olduğunda, yetkililerce hemen verilecek bir yanıtın, yasallık ilkesi içinde kamuoyunun güvenini korumak ve yasadışı fiillere ilişkin her türlü işbirliğinden ve toleranstan kaçınmak bakımından temel bir unsur sayılacağını belirtmektedir. (Bkz. mutatis mutandis, Paul ve Audrey Edwards-Birleşik Krallık kararı, no: 46477/99, § 72, AİHM 2002-II).
Sonuç itibariyle AİHM, Mahmut Y.'nin ölümünü çevreleyen koşullarla ilgili olarak yetkili merciler tarafından etkili bir soruşturma yürütülmediğini, ve bunun, mevcut davaya ait koşullarda, hukuki yolları aynı ölçüde etkisiz kıldığı sonucuna varmıştır (Bkz. aynı yönde, Salman kararı, § 109, ve mutatis mutandis, ve Batı ve diğerleri kararı, § 148).
Yukarıdakilerin ışığı altında, başvuranların bu alandaki ilgili hukuki yolları tüketme koşulunu yerine getirdikleri kabul edilmelidir.
Dolayısıyla, AİHS'nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 5 §§ 1, 3. VE 4. MADDELERİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, oğullarının keyfi olarak tutuklandığını ve hemen bir hakim veya yargıç karşısına çıkarılmadığını iddia etmekte, bu yönde AİHS'nin 5 §§ 1, 3. ve 4. maddelerini öne sürmektedirler.
Başvuranlar, oğullarının gözaltına alınmasının yasal yollardan gerçekleşmediğini, bunu 5. madde açısından haklı kılacak hiçbir kanunun bulunmadığını iddia etmektedirler. Bununla birlikte başvuranın, AİHS'nin 5 § 3. maddesinde öngörüldüğü gibi derhal bir hakim veya yargıç karşısına çıkarılmadığını, 5 § 4. maddesi uyarınca mahkeme önünde bir başvuruda bulunma hakkından yoksun olduğunu ileri sürmektedirler.
Hükümet, güvenlik güçleri tarafından Mahmut Y.'nin PKK'ya ve terörist faaliyetlere karışıp karışmadığının belirlenmesine olanak sağlayacak kadar makul şüphe beslediklerini ve olağan olduğu üzere başvuranın karakola götürüldüğünü ifade etmekte, ayrıca bu üzücü kaza meydana gelmemiş olsaydı, adıgeçenin hakim karşısına çıkarılmış olacağını eklemektedir. Bu doğrultuda AİHS'nin 5. maddesi ihlal edilmemiştir.
AİHM, Mahmut Y.'nin 21 Kasım 1997 tarihinden itibaren hürriyetinden yoksun bırakıldığına karşı çıkılmadığını gözlemlemektedir.
24 Kasım'da hastaneye yatırılışıyla ilgili olarak AİHM, bu işlemin doktor kararı üzerine gerçekleştiğini ve yasal olarak ebeveyn izninin alınmadığını gözlemlemiştir. AİHM ayrıca gözaltına alındıktan üç gün sonra oğullarının hastaneye kaldırıldığını öğrenen Mahmut Y.'nin anne ve babasından izin almak için hiçbir girişiminde bulunulmadığını belirtmektedir. Bu dönem için de AİHS'nin 5. maddenin uygulanması gerekmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Koniarska-Birleşik Krallık kararı, no: 33670/96, 12 Ekim 2000).
AİHM, mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında, AİHS'nin 5. maddesi kapsamında, yetkililerin keyfi tutuklama kararı karşısında bireyin haklarının korunması açısından sağlanacak güvencelerin temel önemini vurgulamaktadır. Bu bağlamda her türlü hürriyetten yoksun bırakma, yalnızca ulusal hukukun hükümlerine esastan ve usulden uyulmasını değil, aynı zamanda bireyi keyfi tutuklama işleminden koruyacak 5. maddenin sağladığı güvencelerle bağdaşır şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Keyfi tutuklama risklerini asgari düzeye indirmek amacıyla 5. maddede, hürriyetten yoksun bırakma işleminin mahkemelerin bağımsız incelemesine sunulmasına ve bu tedbir nedeniyle yetkililere sorumluluk yüklenmesine olanak sağlayan maddi haklar bütünü öngörülmüştür (Bkz. Tanlı-Türkiye kararı, no: 26129/95, § 164, AİHM 2001-III).
AİHM, 5. maddenin 3. fıkrasının ile birlikte 1. fıkrasının c) bendinin keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma fiilleri karşısında sağladığı güvencelerin önemini hatırlatmaktadır. "İvedilik" zorunluluğu, özellikle yargılananları güvenlik güçlerinin ve idari yetkililerin uzun süreli tutuklamalarına karşı güvence sağlamaktadır.
AİHM, ayrıca AİHS'nin 5 § 3. maddesinin hakimler ile tüm diğer adli görevlilere, olay koşullarının tutukluluk halini gerektirip gerektirmediğini inceleme, yargı kriterlerine uygun olarak tutukluluk halini haklı kılan nedenler konusunda görüş bildirme ve bunların bulunmaması halinde tutuklunun serbest bırakılmasına karar verme yükümlülüğü yüklediğini hatırlatır. Aynı zamanda huzuruna çıkan şahsı bireysel olarak dinleme zorunluluğunu yüklemektedir (Bkz. Schiesser-İsviçre kararı, 4 Aralık 1979, seri: A no:34, s. 13, § 31). Özellikle yukarıda belirtilenlerden, ancak bir hakim ya da adli görevli ilgili kişiyi şahsen dinlemiş ve sözkonusu kişinin tutuklanmasını gerektirecek ya da gerektirmeyecek nedenleri incelemişse, AİHS'nin 5 § 1 c) maddesine göre özgürlükten yoksun bırakma süresinin, "derhal hakim karşısına çıkarılma" kavramına denk düşen sürenin ötesine geçebileceği anlaşılmaktadır.
AİHM bununla birlikte, yetkililerin ivedilik koşuluna riayet edip etmediklerinin belirlenmesi bakımından her davanın kendine has özelliklerine göre incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz., De Jong, Baljet ve Van den Brink-Hollanda kararı, 22 Mayıs 1984, seri: A no: 77, s. 24-25, § 52, ve Brogan ve diğerleri- Birleşik Krallık kararı, 28 kasım 1988, seri: A no: 145-B, s. 32, § 59). AİHM aynı zamanda, istisnai koşulların, adli bir yetkili karşısına çıkarılmadan önceki daha uzun bir süreyi haklı kılabileceğini hatırlatmaktadır (De Jong, Baljet ve Van den Brink-Hollanda kararı, no: 8805/79, Komisyon'un 11 Ekim 1982 tarihli raporu).
Mevcut davada Mahmut Y. 21 Kasım 1997 tarihinde jandarmalar tarafından yakalanarak aynı akşam gözaltına alınmış ve yaklaşık on dört gün sonra 5 Aralık 1997 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Adıgeçen kişi önce Jandarma'da yaklaşık elli beş saat boyunca tutuklu kalmış, ardından hastanede on bir gün yatmıştır. Dolayısıyla, bu hürriyetten yoksun bırakma fiilinde AİHS'nin 5 §§ 1, 3. ve 4. maddelerinde dile getirilen koşullara riayet edilip edilmediğinin sorgulanması gerekmektedir.
Polislerin vermiş oldukları beyanlardan ve PKK üyesi N.S.'nin Jandarma'da verdiği ifadeden edinilen bilgilerden, Mahmut Y.'nin PKK eylemlerine karıştığı ortaya çıkmaktadır. AİHM elinde bulunan unsurların tümünü dikkate alarak, güvenlik güçlerinin, Mahmut Y.'nin bir suç işlediğinden şüphelenilmesi için ortada makul bir neden yokken harekete geçmiş oldukları iddiasını ikna edici bulmamıştır.
Ayrıca ondört günlük sürenin, AİHS'nin 5§3. maddesinde öngörülen, derhal hakim karşısına çıkarılma kavramı ile bağdaşmadığı açıktır ve yalnızca istisnai koşullar böyle bir süreyi haklı kılabilir. Dolayısıyla AİHM mevcut davada bu türden istisnai koşulların bulunup bulunmadığını inceleyecektir.
Bu itibarla AİHM, Mahmut Y.'nin, yaklaşık elli beş saat boyunca, hakim veya yasayla yetkili kılınmış bir diğer adli görevli karşısına çıkarılmadan gözaltında tutulduğunu kaydeder. Bu süre AİHS'nin içtihatları dikkate alındığında aşırı uzun görünmemektedir (Brogan ve diğerleri kararı, s. 33, § 62).
Hastanede yatırılma süresi konusunda ise AİHM, maddi bir olanaksızlığın sözkonusu olduğunu gözlemlemiştir: ağır bir ameliyat geçiren Mahmut Y. komadadır (bkz., mutatis mutandis, Rigopoulos-İspanya, no: 37388/97, CEDH 1999-II). Bu koşullarda AİHM, mevcut davaya ilişkin tamamıyla istisnai olan koşullar gözönünde bulundurulduğunda, geçen sürenin, AİHS'nin 5. maddesinin 3. fıkrasında kabul edilen ivediliği aştığı sonucuna varılamayacağına karar vermiştir.
Bu gerekçelerle AİHM, Mahmut Y.'nin tutukluluk süresinin yasallığına itiraz etme olanağından yoksun bırakıldığı sonucuna varılamayacağı kanaatindedir (bkz., aynı yönde, Tanlı kararı, §166).
Sonuç olarak AİHM, mevcut davada, AİHS'nin 5. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
IV. AİHS'NİN 6§3. MADDESİ'NİN VE 14. MADDESİ'NİN 2. MADDE İLE BİRLİKTE İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar AİHS'nin 6§3. maddesine gönderme yaparak, Mahmut Y. gözaltındayken yakınları ve avukatları ile hiçbir temas kuramadığı için adıgeçen kişinin savunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Ayrıca başvuranlara göre oğulları etnik kökeni ve kişisel görüşleri nedeniyle öldürüldüğünden, AİHS'nin 2. maddesi ile birlikte 14. maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM öncelikle, Mahmut Y.'nin ölümünden sonra herhangi bir ceza davası açılmadığını gözlemlemektedir. Diğer yandan AİHM mevcut unsurların, Mahmut Y.'nin, başvuranların iddia ettiği gibi, politik görüşleri veya etnik kökeni nedeniyle öldürüldüğünü desteklemediğini kaydeder.
Sonuç olarak başvuranlar tarafından atıfta bulunulan maddelerin herhangi bir biçimde ihlal edildiği tespit edilmemiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranlar gelecekteki gelir kayıplarından ötürü 206.000 Euro talep etmektedirler. 15 yaşındaki oğullarının ailenin ihtiyaçlarını karşıladığı ve o dönemde Türkiye'deki ortalama yaşam beklentisi dikkate alındığında istatistik hesap tabloları, yukarıda belirtilen rakamı vermiştir.
Başvuranlar diğer yandan oğullarının AİHS'de yer alan haklarının ihlalinin neden olduğu acı ve sıkıntılar için 20.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedirler.
Adil tazmin verilmesini gerektiren herhangi bir ihlalin varlığını kabul etmeyen Hükümet, talep edilen tazminatların fahiş tutarda olduğunu ve Türkiye'nin ekonomik gerçeklerinin hiçbir şekilde hesaba katılmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, AİHS'yi ihlal ettiği varsayılan olaylar - etkili bir soruşturmanın yapılmayışı- ile başvuranlar tarafından iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağı görememiştir. Dolayısıyla AİHM başvuranların maddi tazminat talebini reddetmiştir (Tahsin Acar kararı, § 260). Manevi zarar konusunda ise AİHM, benzer davalarda vermiş olduğu kararları (Velikova kararı, § 98 ve Anguelova kararı, § 173) ve mevcut davanın gözaltında ölen bir küçüğün ölümüne ilişkin oluşunu dikkate alarak, başvuranların manevi tazminat taleplerinin tamamını kabul etmiş ve 20.000 (yirmi bin) Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 3.170 (üç bin yüz yetmiş) Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda AİHM, talep edilen tutardan Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 685 (altıyüz seksenbeş) Euro tutarındaki adli yardım düşülerek, kalan miktarın başvuranlara ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,
1. Oybirliğiyle Hükümet'in itirazının reddine,
2. İkiye karşı beş oyla başvuranların oğullarının ölümü konusunda AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Oybirliğiyle, Savunmacı Devlet'in etkili bir soruşturma yürütüme yükümlülüğü konusunda AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine,
4. Oybirliğiyle, AİHS'nin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkralarına dayanan şikayetlerde ihlal olmadığına;
5. Oybirliğiyle, AİHS'nin 6. maddesinin 3. fıkrasına ve 2. madde ile birlikte 14. maddesine dayanan şikayetlerde ihlal olmadığına;
6. a) Oybirliğiyle, AİHS'nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana,
i. manevi tazminat için 20.000 (yirmi bin) Euro ödenmesine,
ii. masraf ve harcamalar için 3.170 (üç bin yüz yetmiş) Euro'dan, 685 (altı yüz seksen beş) Euro tutarındaki adli yardım düşülerek kalan miktarın ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Oybirliğiyle, adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77§§2. ve 3. maddesine uygun olarak 6 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Kararın ekinde Sn. Vajic ve Botoucharova'nın ortak muhalefet şerhi yer almaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy