(Başvuru no. 40303/98)
KARAR
ÖZET ÇEVİRİ
STRAZBURG
15 MART 2005
Bu karar Sözleşme'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik kazanacaktır. Şekle ilişkin değişiklik yapılması mümkündür.
USULİ İŞLEMLER
Dava, Fethi Gümüş, Ali Öncü, Sevtap Yokuş, Sabahattin Acar ve Vezir Perişan isimli beş Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") nin eski 25. maddesine dayanarak Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon) Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 9 Şubat 1998 tarihinde yapılan 40303/98 sayılı başvurudan kaynaklamaktadır.
2 Aralık 2003 tarihli bir kararla, AİHM, başvurunun kısmen kabuledilebilir olduğuna karar vermiştir. AİHM, başvuranların ifade özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahale, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlık ve tarafsızlığı, Yargıtay'ın duruşma yapmayı reddetmesi ve Cumhuriyet Başsavcısı'nın savunmasının kendilerine bildirilmemesine ilişkin şikayetlerini dikkate almıştır.
OLAYLAR VE OLGULAR
I.DAVA ŞARTLARI
İlk başvuran Fethi Gümüş, Türk vatandaşıdır, 1947 doğumludur ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir. Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. İkinci başvuran Ali Öncü, Türk vatandaşıdır, 1960 doğumludur ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir. TESİŞ Sendikası üyesidir. Üçüncü başvuran Sevtap Yokuş, Türk vatandaşıdır, 1966 doğumludur ve Kocaeli'de ikamet etmektedir. Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğretim görevlisidir. Dördüncü başvuran Sabahattin Acar, Türk vatandaşıdır, 1964 doğumludur ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir. Diyarbakır'da avukatlık yapmaktadır. Beşinci başvuran Vezir Perişan, Türk vatandaşıdır, 1951 doğumludur ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir. Belediye-İş Sendikası üyesidir.
"Diyarbakır Söz" gazetesinin 24 Mart 1992 tarihli sayısında ve "Felak" isimli gazetenin 25 Mart 1992 tarihli sayısında, başvuranlar, iki eski milletvekili olan Leyla Zana ve Hatip Dicle ve çeşitli siyasi partilerden ve demokratik toplum örgütlerinden yirmi temsilciden müteşekkil bir heyet tarafından hazırlanmış bir basın duyurusu yayınlanmıştır.
Bildiri aşağıdaki gibidir:
"
"
19 Haziran 1992 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, bildiride imzası bulunan başvuranlar ve diğer on altı kişiye yönelik cezai işlemler başlatmıştır. Cumhuriyet Savcısı, bildirinin içeriğine dikkat çekmiş ve sözkonusu kişileri, etnik kökene dayalı ayrımcılık yapmak suretiyle vatandaşları kin ve düşmanlığa sevk etmekle suçlamıştır. Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden Türk Ceza Kanunu'nun 312 §§ 2. ve 3. maddeleri ile 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesini uygulanmasını talep etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı, işlemler süresince görüşlerini bildirmiş ve mahkemeden Hüseyin Turhallı'nın davasını, diğerlerinin davasından ayırmasını, N.Y., T.K. ve S.K'nın beraat ettirilmesini ve diğer sanıklar için 312 § 2. maddenin ve 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde devam eden işlemlerde başvuranlar ve diğer sanıklar, bildiriyi imzaladıklarını inkar etmemiştir. Ancak, bildirilerinin, gazetelerde yayınlanan ve suçlanmalarına sebep olan bildiri ile içerik itibarıyla aynı olmadığını iddia etmişlerdir. Cumhuriyet Savcısı'nın, Hatip Dicle ve Leyla Zana tarafından hazırlanan başka bir basın bildirisine dayanarak işlem başlattığını ileri sürmüşlerdir. Aynı zamanda kendi basın bildirilerinin dava dosyasına eklenmediğini ve dolayısıyla kendi basın bildirilerinin içeriği temelinde suçlanmadıklarını öne sürmüşlerdir.
20 Şubat 1995 tarihinde, üç yargıç ve bir askeri yargıçtan müteşekkil Devlet Güvenlik Mahkemesi heyeti, başvuranların ve diğer sanıkların savunmasını almıştır. Tümü beraat etmiştir.
21 Şubat 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, temyize gitmiş ve Yargıtay, 19 Mayıs 1995 tarihinde N.Y., T.K. ve S.K'nin beraat kararını onamış fakat başvuranların ve diğer sanıkların beraat kararını bozmuştur. Dava, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne geri gönderilmiştir.
24 Şubat 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları ve diğer yedi sanığı, Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesi uyarınca, bölgeler arası ayrımcılık yapmak suretiyle halkı kine teşvik etmekten mahkum etmiştir. Mahkeme, sözkonusu kişileri bir yıl sekiz ay hapis ve 100,000 TL para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, sözkonusu basın bildirisinin, sanıkların hazırladığı bildirinin bir özeti olduğunu not etmiştir. Ancak, mahkeme, daha önceden mahkumiyet almamış olmaları ve duruşma esnasındaki iyi hallerini göz önüne alarak, başvuranların ve diğer sanıkların cezalarını ertelemiştir.
Başvuranlar ve diğer sanıklar temyize gitmiştir. Yargıtay, 8 Ekim 1997 tarihinde başvuruyu reddetmiş ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kanıt değerlendirmesini ve başvuranların savunmasını reddetmesinin gerekçelerini yerinde bulmuştur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALAR
İlgili iç hukuk ve uygulamalar, izleyen kararlarda bulunabilir: Karkın - Türkiye (no. 43928/98, §§ 17 ve 19, 23 Eylül 2003), Özel - Türkiye (no. 42739/98, §§ 20-21, 7 Kasım 2002), Özdemir - Türkiye, no. 59659/00, §§ 21-22, 6 Şubat 2003 ve Gencel - Türkiye (53431/99, §§ 11-12, 23 Ekim 2003).
HUKUK
I.AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, mahkumiyetlerinin ifade özgürlüklerini ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur. Bu anlamda, AİHS'nin 10. maddesine atıfta bulunmuşlardır; 10. maddenin ilgili bölümleri şöyledir:
"1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir.
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir."
AİHM, öncelikle, mevcut davadaki konuya benzer konuları olan birkaç dava incelediğini ve 10. maddenin ihlal edildiğini tespit ettiğini not eder (bkz. özellikle, Ceylan - Türkiye [BD], no.23556/94, §38, AİHM 1999-IV, Öztürk - Türkiye (BD), no. 22479/93, § 74, AİHM 1999-VI, İbrahim Aksoy - Türkiye, no. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, § 80, yukarıda anılan Karkın, § 39, ve Kızılyaprak - Türkiye, no. 27528/95, § 43 2 Ekim 2003).
Bu davada, AİHM, şikayetçi olunan mahkumiyetin, başvuranın 10 § 1. madde ile korunan ifade özgürlüğüne bir müdahale olduğu kanısındadır. Müdahalenin yasa ile öngörüldüğünü ve 10 § 2. madde kapsamında meşru bir amacı, yani toprak bütünlüğünü korumayı hedeflediğini, not eder (bkz. Yağmurdereli - Türkiye, no. 29590/96, § 40, 4. Haziran 2002). Dolayısıyla, AİHM, davanın incelenmesini, müdahalenin "bir demokratik toplumda gerekli" olup olmadığı konusu ile sınırlandıracaktır.
AİHM, davayı içtihadı temelinde ele almıştır ve Hükümet'in, yukarıdaki paragraflarda bahsi edilen sonuçlardan farklı bir sonuça ulaşmayı sağlayacak herhangi bir kanıt veya sav sunmadığı kanısına varmıştır. Hakkında suç duyurusunda bulunulan basın bildirisinin içeriği üzerinde özellikle durmuştur. Aynı zamanda davanın geçmişini ve özellikle terörle mücadele ile ilgili sorunları dikkate almıştır (bkz. İbrahim Aksoy, § 60, ve Incal - Türkiye, 9 Haziran 1998 kararı, Raporlar 1998-IV, s. 1568, § 58).
Bu bağlamda, AİHM, sözkonusu basın bildirisinin, Türkiye'nin Kürt sorununa ilişkin politikalarına ve özellikle 1992 yılında polisin Cizre, Nusaybin ve Şırnak'taki Nevruz kutlamalarına müdahalesine dair eleştirel bir değerlendirme olduğu görüşünü belirtir. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, hakkında suç duyurusunda bulunulan basın bildirisinin belirli bölümlerini halkı kin ve düşmanlığa teşvik eder nitelikte gördüğünü gözlemler. AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararındaki gerekçeleri incelemiştir ve bunların başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı kılmak için yeterli olmadığı kanısındadır (bkz. mutatis mutandis, Sürek - Türkiye (no.4) (BD), no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bildiride, açıkça olumsuz olduğu görülen bazı pasajların Türk Devleti hakkında aşırı olumsuz bir tablo çizdiği ve bu şekilde, anlatıma düşmanca bir ton verdiği ancak, bunların şiddeti, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik etmediği ve nefret içeren bir konuşma olmadığı kanısındadır. AİHM'ye göre, tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde, bu, temel faktördür (karşılaştırmak için bkz. Sürek - Türkiye (no. 1) (BD), no 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV, ve Gerger - Türkiye (BD), no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). AİHM, aynı zamanda, müdahalenin orantısallığını incelerken, verilen cezaların niteliği ve ağırlığını da dikkate alır.
Yukarıdaki değerlendirmeler çerçevesinde, AİHM, başvuranların mahkumiyetinin, amaçlanan hedeflerle orantılı olmadığı ve dolayısıyla, "demokratik bir toplumda gerekli olmadığı" sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II.AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHS'nin 6 § 1. maddesi bağlamında, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, zira, bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürdükleri Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanıp mahkum edildiklerinden şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, aynı başlık altında, Yargıtay'da açık duruşma imkanının tanınmadığını iddia etmişleridir. Son olarak da, 6 § 3. (b) madde bağlamında, Cumhuriyet Başsavcısı'nın Yargıtay'a gönderdiği yazılı görüşünün bir kopyasının kendilerine temin edilmediğinden ve bu görüşe cevap verme haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır. 6. maddenin ilgili bölümleri şu şekildedir:
"1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
"
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
AİHM, geçmişte bu davanın konusuna benzer başka davalar incelemiş ve AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir ( bkz. Özel, §§ 33-34, ve Özdemir, §§ 35-36).
Bu davayla ilgili olarak, AİHM, Hükümet'in, farklı bir sonuca ulaşmayı sağlayacak kanıt ve savlar sunmadığı kanısındadır. "Ulusal güvenliğe" ilişkin suçların takip edildiği Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan başvuranların, içinde bir ordu mensubunun bulunduğu bir heyet tarafından yargılanmak hususunda endişe duyması anlaşılabilir. Bu anlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, davanın niteliği ile hiçbir ilgisi olmayan değerlendirmelerden yersiz olarak etkilenebileceği hususunda endişe duyabilirler. Sonuç olarak, başvuranların mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şüphelerinin gerekçesinin olduğu söylenebilir (bkz. yukarıda anılan Incal kararı, § 72 in fine).
Sonuç olarak, AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, AİHS'nin 6 § 1. maddesi bağlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, sözkonusu madde ihlal edilmiştir.
B. Yargıtay'daki işlemler
Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespitine ilişkin olarak AİHM, AİHS'nin 6.maddesi kapsamında, Yargıtay'daki işlemlere ilişkin olarak yapılan diğer şikayetlerin incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz diğerlerinin yanı sıra, yukarıda anılan Incal, § 74).
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. maddesi şu şekildedir:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. "
A.Tazminat
Başvuranlar, 100,000 Euro (EUR)'luk manevi zarara uğradıklarını ileri sürmüştür.
Hükümet bu iddiayı reddetmiştir.
AİHM, dava şartları çerçevesinde, başvuranların sıkıntı yaşamış olabileceğinin kabul edilebileceği kanısındadır. AİHS'nin 41. maddesi uyarınca yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda, AİHM, her bir başvurana 2,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
Bir başvuranın, 6 § 1. madde kapsamında, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği durumlarda, AİHM, ilke olarak, en uygun tazmin biçiminin, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından en kısa sürede tekrar yargılanmasının sağlanması olacağı kanısındadır (bkz. Gençel, § 27).
B.Mahkeme masrafları
Başvuranlar ayrıca, Komisyon ve AİHM'deki masraflar için 3,000 Euro talep etmiştir. Başvuranlar, herhangi bir destekleyici belge sunmamıştır.
Hükümet bu iddiaları reddetmiştir.
AİHM, elindeki bilgi temelinde değerlendirmesini yapmış ve başvuranlara bu başlık altında, toplam olarak 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C.Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edildiğine,
3. AİHS'nin 6. maddesine dayanarak yapılan diğer şikayetleri incelemenin gerekli olmadığına,
4. (a) Sorumlu Devlet'in masraf ve harcamalarla ilgili olarak, Sözleşme'nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde uygulanabilecek vergilerle birlikte başvurana ödeme günündeki kur üzerinden, sorumlu Devlet'in ulusal para birimine dönüştürülerek
(i) 2,000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;
(ii) mahkeme masrafları için toplam 1,000 Euro (bin Euro);
(iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
5. Başvuranların diğer adil tazmin taleplerinin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü 77 § 2. ve 3. maddeleri uyarınca 15 Mart 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy