(Başvuru no: 42554/98 ve 42581/98)
Kararın Özet Çevirisi
STRAZBURG
7 Şubat 2006
İşbu karar AIHS 'nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (42554/98 ve 42581/98) başvuru nolu davanın nedeni, Haydar Tekin ve Çetin Baltaş'ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 2 Haziran 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Adli yardımdan faydalanan başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlardan 1969 doğumlu Haydar Tekin ve 1973 doğumlu Çetin Baltaş, başvurunun yapıldığı sırada Batman Cezaevi'nde bulunmaktadır.
15 Eylül 1992 tarihinde saat 17.15 sularında Kozluk İlçesi, Değirmendere Köprüsü üzerinde meydana gelen silahlı çatışma neticesinde dokuz kişi ölmüş, beş kişi de yaralanmıştır. İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından bir operasyon başlatılmıştır. Operasyonda aynı gün saat 23.00 sularında Haydar Tekin, ertesi gün de Çetin Baltaş yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
Tekin ve Baltaş sırasıyla 22 Eylül ve 3 Ekim 1992 tarihlerinde polise ifade vermiştir.
8 Ekim 1992 tarihinde, Batman Sulh Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenen başvuranlar, bu mahkemenin tek hakimi önüne çıkarılmıştır. Hakim başvuranların tutuklu yargılanmalarına karar vermiş ve başvuranlara isnat edilen suçları dikkate alarak Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) lehine görevsizlik kararı vermiştir.
6 Kasım 1992 tarihinde, DGM Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranları Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde yer alan bölücü faaliyetlerde bulunmak ve Devletin bölünmez bütünlüğüne zarar vermekle itham etmiştir.
DGM'de duruşmalar 9 Kasım 1992 tarihinde başlamıştır. 16 Nisan 1998 tarihine kadar kırk bir duruşma yapılmıştır. Bu zaman içerisinde, başvuranların avukatları, müvekkillerinin tutuklu yargılanmalarını doğrulayacak kanıtların bulunmadığını belirterek, dava süresince serbest bırakılmalarını yirmi dört kez talep etmiştir.
Esasa bakan hâkimler bu talebi reddetmişlerdir.
11 Mayıs 1999 tarihli bir kararla, DGM başvuranları isnat edilen olaylardan suçlu bulmuştur. Tekin TCK'nın 125. maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına çaptırılmıştır. Baltaş ile ilgili olarak olayları tekrar değerlendiren DGM, aynı Kanunun 169. maddesi uyarınca adı geçenin üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Aynı gün, esasa bakan hâkimler daha önceki gözaltı süresini dikkate alarak Baltaş'ın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Başvuranlar kararın temyizine gitmiştir. Yargıtay 29 Mayıs 2000 tarihinde yapılan duruşmada, başvuran Haydar Tekin'in de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar verilmiştir. 16 Haziran 2000 tarihinde alınan kararla, Yüksek Mahkeme temyizine gidilen kararı bozmuştur. Yüksek Mahkeme verdiği kararda, Baltaş ve Tekin'e isnat edilen fiillerin TCK'nın 168. ve 169. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Dava doyası yeninden DGM'ye gönderilmiştir. DGM 30 Mayıs 2002 tarihli bir kararla Baltaş'ı TCK'nın 168§2 maddesi uyarınca on iki yıl altı ay ağır hapis cezasına mahkûm etmiş ve TCK'nın 102§4 ve 104. maddeleri uyarınca Tekin ile ilgili olarak davanın zamanaşımına uğradığını belirtmiştir.
Baltaş tarafından 24 Şubat 2003 tarihinde yapılan temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
Türk Ceza Kanunu'nun 5237 sayılı Kanunla değiştirilmesi üzerine, Baltaş lehine 8 Haziran 2005 tarihli ek kararla, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Baltaş aleyhine verilen mahkûmiyet cezasını indirmiş ve altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN, 3.,4. VE 5. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, gözaltı sürelerinin aşırı olması ve etkili başvuru yolu bulunmaması nedeniyle şikâyetçi olmaktadır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet, Baltaş'ın tutuklu yargılanma süresinden daha kısa olan hapis cezasına mahkûm edilmesinin ardından, 466 sayılı Kanunun 1§7 maddesinde öngörülen tazminat başvuru yoluna gitmesi gerektiğini belirtmektedir.
Başvuran Baltaş bu konu ile ilgili olarak görüş bildirmemiştir.
AİHM, Hükümet'in gönderme yaptığı dönemde hiçbir nihai kararın alınmadığı dikkate alındığında, söz konusu başvuru yolu koşullarının başvuranın durumunda oluşmadığını gözlemlemektedir.
AİHM ilgililerin, tutuklu bulunmaları nedeniyle herhangi bir tazminat elde etmek amacıyla bir hukuk yolunun bulunmayışı nedeniyle değil, tutuklu yargılanma sürelerinin uzunluğundan şikâyetçi olduklarını gözlemlemektedir. O halde başvuranların şikâyetleri AİHS'nin 5§§3 ve 4. maddeleriyle ilgilidir, oysa Hükümet tarafından dile getirilen başvuru yolu AİHS'nin 5§5. maddesiyle ilgilidir. Bu nedenle ön itiraz dayanaktan yoksun bulunmaktadır (Bkz. Demir ve diğerleri-Türkiye, 23 Eylül 1998 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-VI, § 37).
AİHM başvuruda bunun dışında hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi ile karşılaşamadığını tespit etmiş ve şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. 5§3 madde
AİHM, Tekin'in 15 Eylül 1992 tarihinde yakalandığını, 29 Mayıs 2000 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını ve tutuklu yargılanma süresinin yedi yıl sekiz aydan fazla sürdüğünü, Baltaş'ın ise 16 Eylül 1992 tarihinde yakalandığını, 11 Mayıs 1999 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını ve yaklaşık altı yıl sekiz ay tutuklu olarak yargılandığını gözlemlemektedir.
AİHM ulusal yargı mercilerine düşen görevin bir davadaki sanığın tutuklu yargılanma süresinin, makul olma sınırını aşmamasını gözetmeleri olduğunu hatırlatır. Bu amaçla yargı mercileri, masumiyet karinesi doğrultusunda, bireysel özgürlüğe saygı gösterilmesi ilkesine istisna teşkil edecek bir durumu haklı kılan gerçek bir kamusal yararın bulunup bulunmadığını ortaya çıkaracak tüm koşulları incelemek ve serbest bırakılma taleplerini reddettikleri kararlarında bunları açıklamak zorundadırlar. AİHM, AİHS'nin 5§3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini esas olarak, söz konusu kararlarda yer alan gerekçeler temelinde ve ilgili kişinin başvurularında belirtmiş olduğu ihtilaf yaratmayan olayları dayanak alarak tespit edecektir (Bkz., Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998, Derleme 1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, yakalanmış olan bir kişinin suç işlediğinden şüphe edilmesini sağlayacak makul nedenlerin bulunması, tutukluluk halinin devamının hukuka uygunluğu açısından olmazsa olmaz bir koşuludur. Ancak belli bir zaman geçtikten sonra bu da yeterli olmamaktadır. Bu durumda AİHM, yargı mercileri tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin, ilgili kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasını haklı kılmaya yetip yetmediğini ortaya koymalıdır. Bu gerekçelerin "uygun" ve "yeterli" olduğu ortaya çıktığında, AİHM ayrıca, yetkili ulusal mercilerin "yargılama usulünün devamına ayrı bir özen gösterip göstermediklerini" araştıracaktır (bkz, diğerleri arasında, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995, A serisi, no: 319-B, §52).
Mevcut davada, dosyada yer alan unsurlardan, DGM'nin düzenli olarak, basmakalıp olmasa da neredeyse hep aynı ifadeyi kullanarak, isnat edilen suçun niteliğine, delillerin durumuna ve dosyanın kapsamına atıfta bulunarak başvuranların tutukluluk hallerinin devamına karar verdiği ortaya çıkmaktadır. DGM verdiği kararı gerekçelendirmemiştir.
AİHM'ye göre, "delillerin durumu"ndan, suçluluk yönünde ciddi emarelerin bulunduğu anlaşılabilir ve genel olarak bu koşullar uygun bir etken teşkil edebilirse de, bunlar tek başına söz konusu tutukluluk halinin bu kadar uzun süre boyunca devamını haklı çıkarmamaktadır (Mamur kararı, § 56).
Sonuç olarak AİHM, başvuranların tutukluluk halinin belirtilen süre boyunca devam etmesinin AİHS'nin 5§3. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir.
2. 5§4 madde
Hükümet yukarıda yer alan başvuru yollarını belirtmektedir.
AİHM atıfta bulunulan başvuru yolunun etkisiz olduğu ve 5§3. maddenin ihlal edildiği yönündeki kararlarına atıfta bulunmaktadır. Aynı gerekçelerle 5§4. maddenin de ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. TEK BAŞINA YA DA AİHS'NİN 13. MADDE İLE BİRLİKTE 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, bünyesinde bir askeri hâkim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olmadığı iddiasında bulunmaktadır.
Başvuranlar ayrıca, yargılama süresinin "makul süre" ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler. Bu şikâyetlerine ilişkin olarak etkili iç hukuk yolunun bulunmadığından şikâyetçi olmaktadırlar.
Son olarak, 20 Ocak ve 17 Nisan 2003 tarihlerinde verdikleri dilekçelerinde başvuranlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmemesinden dolayı şikâyetçi olmaktadırlar.
Başvuranlar tek başına ya da AİHS'nin 13. maddesi ile birlikte 6§§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda
1. Kabul edilebilirlik hakkında
a) Tekin
AİHM, Tekin ile ilgili olarak, nihai iç hukuk kararının 30 Mayıs 2002 tarihinde alındığını, şikâyetin ise 17 Nisan 2003 tarihinde yani AİHS'nin 35§1 maddesinde belirtilen altı ay süresinin dışında bir tarihte yapıldığını gözlemlemektedir. Bu nedenle AİHS'nin 35§§1 ve 4. maddesi gereğince şikâyet reddedilmelidir.
b) Batlaş
Baltaş ile ilgili olarak, 18 Haziran 1999 tarihinde anayasa değişikliği ile DGM'lerde bulunan askeri hâkimlerin sivil hâkimlerle değiştirildiğini gözlemlemektedir. DGM'nin ilk kararını verdiği 11 Mayıs 1999 tarihinde, söz konusu değişiklik henüz yapılmamıştı. Bununla birlikte, söz konusu karar Yargıtay tarafından bozulmuş ve başvuran yalnızca sivil hâkimlerden oluşan DGM'de yargılanmıştır. Nihai mahkûmiyet kararı, sunulan olaylara ve hukuka ilişkin unsurların tamamını inceleyen üç sivil hâkimden oluşan DGM tarafından verilmiştir. Bu nedenle bu şikâyet AİHS'nin 35§§3 ve 4. maddesi gereğince dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
B. Yargılama süresi ve etkili başvuru yolunun bulunmaması konusunda
1. Kabul edilebilirlik hakkında
AİHM, başvuranların bu şikâyetlerinin AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını gözlemlemektedir. Bunun dışında başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.
2. Esas hakkında
Değerlendirilmeye alınacak dönem, başvuranların 15 ve 16 Eylül 1992'de yakalandıkları tarihte başlayan ve Tekin için 30 Mayıs 2002 tarihinde, Baltaş içinse 24 Şubat 2003 tarihinde son bulan dönemdir. O halde bu dönem birinci başvuran için dokuz yıl sekiz aydan fazla ikinci başvuran içinse on yıl ve beş aydan fazla sürmüştür. Davada Tekin ile ilgili olarak üç karar, Baltaş ile ilgili olarak da dört karar alınmıştır.
AİHM daha önce buna benzer soruları gündeme getiren birçok dava incelediğini ve bunların AİHS'nin 6§1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz., örneğin, Frydlender-Fransa (GC), no:30979/96, CEDH 2000-VII).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. Bu konudaki içtihadı uyarınca, AİHM mevcut davada dava konusu yargılama sürelerinin aşırı olduğu ve makul süre ilkesini ihlal ettiği kanaatindedir.
Sonuç olarak, AİHS'nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM, başvuranların AİHS'nin 6§1 maddesi ile birlikte 13. maddesine atıfta bulunduklarını, bunu da şikâyetlerini desteklemeden genel anlamda yaptıklarını gözlemlemektedir. Bu nedenle, bununla ilgili olarak ayrıca görüş bildirmenin gerekli olmadığına karar vermiştir.
C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi konusunda
1. Kabul edilebilirlik
Tekin'in yapmış olduğu şikâyet gecikmeli yapıldığından reddedilmelidir.
Baltaş ile ilgili olarak, söz konusu şikâyet AİHS'nin 35 §3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun bulunmamaktadır. AİHM başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını saptamıştır. Dolayısıyla şikâyet kabul edilebilir bulunmuştur.
2. Esas hakkında
Hükümet, Yargıtay'da duruşma yapılmış olması ve başvuranın bu duruşmada avukatı tarafından temsil edilmesi dikkate alındığında, Baltaş'ın Yargıtay önünde yapacağı savunmasını hazırlamak için yeterli zamana ve gerekli kolaylıklara sahip olduğunu belirtmektedir.
AİHM Göç-Türkiye davasında verdiği karardan ayrılmasını gerektirecek hiçbir neden görmemektedir ((GC), no: 36590/97, §§ 55-58, CEDH 2002-V).
Bu nedenle, Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmemiş olmasından dolayı AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
IV. AİHS'NİN 6§2 MADDESİNİN İHLAL EDİLİDĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar tutuklu yargılanma sürelerinin aşırı uzun olduğunu ve makul nedenlere dayanmadığını ve bunun AİHS'nin 6§2 maddesinde belirtilen masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
AİHM bir kimsenin tutuklu olarak yargılanmasının başlı başına masumiyet karinesi ilkesinin sınırlandırılması anlamına geldiğini gözlemlemektedir. Bir kimsenin suçluluğu yasal olarak ortaya koyulana kadar o kişi masum olduğundan, AİHS'nin 5§3. maddesi belirli bir durumda, gerçek bir kamu yararı gerekliliğinin, masumiyet karinesi saklı kalmak şartıyla bir kimsenin kişisel özgürlüğüne saygı kuralından daha önce geldiği durumda tutukluluk haline devam edilmesinin haklı gösterilebileceğini içermektedir ( Bkz. W-Türkiye 26 Ocak 1993, A serisi no:254, S.15,§ 30). Bu hüküm masumiyet karinesi ilkesini dolaylı olarak korumaktadır. Sonuç olarak, tutukluluk süresi ile ilgili olarak, 6§2 maddesi çerçevesinde ayrı bir soru ortaya çıkmamaktadır çünkü bu alanda bu ilkeye riayet edilmesi 5 §3. madde ile sağlanmaktadır.
AİHM, mevcut dava koşullarının farklı bir sonuca götürmemektedir. Sonuç olarak bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, AİHS'nin 35§§3 ve 4. maddelerine uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir (Bkz. Francesco Aggiato-İtalya (karar), no:35207/97, 16 Mart 1999).
V. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Haydar Tekin 36.200 Euro, Çetin Baltaş ise 20.000 Euro değerinde maddi ve manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM başvuranların manevi zarara uğramış olabileceklerini düşünmektedir. Hakkaniyete uygun olarak ve özellikle de tutuklu yargılama süreleri dikkate alındığında, Haydar Tekine 9.200 Euro ve Çetin Baltaş'a 8.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 7.870 (yedi bin sekiz yüz yetmiş) Euro talep etmektedirler.
Hükümet talep edilen tutarın aşırı ve dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.
AİHM, ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Mevcut davada, elindeki mevcut unsurlar doğrultusunda, belirtilen kriterler ve adli yardım adı altında ödenen tutarlar dikkate alındığında, AİHM tüm masraf ve harcamalar için başvuranlara toplu olarak 800 Euro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. İki başvuranın AİHS'nin 5§§3 ve 4 maddesi ile 6§1 maddesi ile ilgili olan şikâyetlerinin (yargılama süresi) ve Baltaş'ın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediği yönündeki şikâyetinin (6§1 madde) kabul edilebilir olduğuna;
2. Başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
3. AİHS'nin 5§§3 ve 4. maddesinin iki başvuran ile ilgili olarak ihlal edildiğine;
4. AİHS'nin 6§1. maddesinin (yargılama süresi) iki başvuran ile ilgili olarak ihlal edildiğine;
5. Baltaş ile ilgili olarak AİHS'nin 6§1. maddesinin (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi) ihlal edildiğine;
6. AİHS'nin 13. maddesi ile birlikte 6§1. maddesi ile ilgili olarak yapılan şikayetin incelenmese gerek görülmediğine;
7. a) AİHS'nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından Tekin'e 9.200 Euro (dokuz bin iki yüz) ve Baltaş'a 8.500 Euro (sekiz bin beş yüz) manevi tazminat ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak masraf ve harcamalar için de toplu olarak 800 Euro (sekiz yüz) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
8. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AIHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 7 Şubat 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy