(AİHS. m. 43) (765 S. K. m. 125, 168, 169) (3713 S. K. m. 5, 7)
Başvuru No: 42560/98
Karar Tarihi: 4 Aralık 2003
OLAYLAR
Başvuru sahibi Lokman Külter 1973'te doğmuştur. PKK saflarını terk eden B.S., 14 Kasım 1991 günü kimliği belirsiz kişiler tarafından Şırnak'ın merkezinde öldürülmüştür. 18 Kasım 1991 günü Şırnak Emniyetine ve lojmanlarına yapılan silahlı saldırı sonucu 1 polis memuru ve 2 kişi öldürülmüştür. 23 Nisan 1992 günü başvuru sahibi güvenlik güçleri tarafından sorgulanmıştır. İfadesinde özellikle 1991 yılında PKK saflarına katıldığını ve 18 Kasım 1991 tarihli saldırıya katılmadığını belirtmiştir. 6 Mayıs 1992 günü Şırnak Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından yapılan bir operasyon sonucu gözaltına alınmıştır. Başvuru sahibinin parmak izinin bulunduğu 15 Mayıs 1992 tarihli olay yeri tatbikatı tutanağında başvuru sahibi, güvenlik güçlerine, PKK üyesi E.B'ye Biran (Şırnak) yakınında bulunan maden ocağına saklaması için birçok kalaşnikof ve şarjör verdiğini ifade etmiştir. Bu tutanak ayrıca bu silahların bulunduğunu da belirtmektedir. Başvuru sahibinin parmak izinin bulunduğu 17 Mayıs 1992 tarihli olay yeri tatbikatı tutanağında başvuru sahibi, güvenlik güçlerine, amcasının bahçesinde kalaşnikof saklama yeri, 1 şarjör ve 15 mermi bulunduğunu ifade etmiştir.
25 Mayıs 1992 günü başvuru sahibi, Cumhuriyet Savcısına ifade vermiştir. Başvuru sahibi, ifadesinde güvenlik güçlerine verdiği beyanata itiraz etmiş ve suçsuz olduğunu iddia etmiştir. Başvuru sahibi bir tercüman yardımından yararlanmıştır. 25 Mayıs 1992 günü başvuru sahibi Şırnak Asliye Ceza Mahkemesi yargıcına ifade vermiştir. İfadesinde suçsuz olduğunu ve güvenlik güçlerine verdiği ifadesini reddetmiştir. Bunun tersine güvenlik güçlerine bir silah verdiğini belirtmiştir. 23 Nisan 1992 tarihli ifadesini korkuyla imzaladığını söylemiş ve bu ifadeyi kabul etmemiştir. B.S.'nin öldürülmesi olayına karışmadığını belirtmiştir. 25 mayıs 1992 günü savcıya verdiği ifadeye itiraz etmemiştir. 15 Mayıs 1992 tarihli olay yeri tatbikatı tutanağına itiraz etmiş, ancak 17 Mayıs 1992 tarihli olay yeri tatbikat tutanağını kabul etmiş ve silah ve mermilerin kendisine ait olduğunu belirtmiştir. Başvuru sahibi bir tercüman yardımından yararlanmıştır. Yargıç başvuru sahibinin geçici olarak tutuklanmasına karar vermiştir. Diyarbakır Kriminal laboratuvarı tarafından düzenlenen 31 Mayıs 1992 tarihli balistik inceleme raporu, başvuru sahibi tarafından gözaltındayken alınan ifadesinde belirttiği kalaşnikofun, 14 Kasım 1991'de B.S.'nin öldürülmesinde kullanıldığını ortaya çıkarmıştır. 1 Eylül 1992 tarihli iddianameyle Diyarbakır DGM Savcısı, başvuru sahibi ve PKK üyesi oldukları iddiasıyla 34 kişiyi, Türk Ceza Kanununun 125, 168 ve 169. maddeleri ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi uyarınca illegal örgüte üye olmak ve yardım ve yataklık etmekle suçlamıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 7 Eylül 1992 ve 24 Mart 1998 tarihlerinde, suçun ve delillerin durumunu hesaba katarak başvuru sahibinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Karşı oy yazısında Yargıç Niyazi Yılmaz şu ifadelere yer vermiştir zanlıların yaklaşık 8 yıldan beri tutukluluk hallerinin devamı hiçbir gerekçeyle açıklanamaz ve hukuk devletiyle bağdaşmaz. Ben duruşmalar arası geçen sürenin hukuka aykırı olduğu görüşündeyim ve hem zanlıların geçici tutukluluk hallerinin devamıyla ilgili olarak hem de duruşmalar arası süresinin uzunluğuyla ilgili olarak çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. Başvuru sahibi, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanına hitaben yazdığı 30 Nisan 1998 tarihli mektupta teröristler tarafından götürüldüğünü, insanlık dışı eylemlere katıldığını belirtmiştir. Bunların emrinden kurtulmak istediğini, ancak cezaevi yönetiminin, teröristlerin kendisinin yönetimle olan bağlantılarını ortaya çıkaracakları güne kadar onlarla birlikte kalmasını istediğini ifade etmiştir. Teröristler kendisini öldürmeye çalışmışlar, ancak kendisi 24 Ocak 1998 günü cezaevi yönetimine sığınmıştır. Halen yönetim tarafından kontrol edilen bir hücrede yaşamaktadır. 28 Nisan 1998 günü Şırnak güvenlik yönetiminden polisler kendisini ziyarete gelmişler, kendisi onlarla işbirliği yapmak istediğini belirtmiştir.
13 Mayıs 1998 tarihinde Mahkeme suçun ve delillerin durumunu hesaba katarak başvuru sahibinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanına hitaben yazdığı 10 Haziran 1998 tarihli yeni bir mektupta başvuru sahibi PKK saflarına nasıl katıldığını, kendisinin ve aile fertlerinin maruz kaldığı tehditleri, tutukevine konduktan sonra yetkili makamlar için nasıl muhbir olarak çalıştığını, Mardin Savcısı ve tutukeviyle irtibat halinde olduğunu anlatmıştır. 30 Nisan 1998 tarihli mektubundaki beyanlarını tekrarlamış ve bu iki mektubun gizli kalmasını istemiştir. Ayrıca Mahkeme önünde bir dava açtığını eğer bu başvuru devlet açısından sakıncalıysa bunu geri almaya hazır olduğunu belirtmiştir. 12 Haziran 1998 tarihinde başvuru sahibi geçici olarak serbest bırakılmıştır.
3 Temmuz 1998 tarihli bir kararla Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuru sahibini Türk Ceza Kanununun 169 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırmıştır. 9 Temmuz 1998 tarihinde başvuru sahibi Yargıtay önünde temyiz talebinde bulunmuştur. 14 Ekim 1999 tarihli kararla Yargıtay kararı bozmuş, ve başvuru sahibinin B.S'nin öldürülmesi olayına karışması sıfatıyla Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca mahkum edilmesi gerektiğini belirtmiştir. 30 Aralık 1999 tarihli duruşmada Devlet Güvenlik Mahkemesi Yargıtay'ın kararını hesaba katarak başvuru sahibinin ifadesinin alınması için Şırnak Ağır Ceza Mahkemesine talimat vermiştir. 8 Şubat 2000 tarihli duruşmada Devlet Güvenlik Mahkemesi gıyaben " isnat edilen suçun ve delillerin durumun göz önüne alarak " başvuru sahibinin geçici olarak tutuklanması kararını vermiştir.
7 Eylül 2001 tarihinde Mahkeme Kalemi, başvuru sahibinin temsilcisine bir faks göndermiş ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin başvuru sahibinin gıyabındaki geçici tutuklama kararını tekrarladığını ve davanın incelenmesini 13 Kasım 2001 tarihine ertelediğini bildirmiştir. Dava hala ulusal mahkemeler önünde devam etmektedir.
KARAR
13 Ağustos 2003 tarihinde başvuru sahibinin temsilcisi tarafından imzalanan aşağıdaki beyanat Mahkemeye ulaşmıştır:
"1- Türk Hükümeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde görülmekte olan 42560/98 sayılı başvuruya neden olan davanın dostane çözümü olarak başvuru sahibi Lokman Külter'e ex gratia tazminat olarak 11.000 Euro, masraf ve harcamalar için 1 500 Euro olmak üzere toplam 12 500 Euro ödemeyi kabul etmektedir.
2- Başvuru sahibine gerektiği gibi danıştıktan sonra bu beyanatı kabul ediyor ve bu başvuruya yol açan dava ile ilgili olarak Türk Hükümetine karşı tüm taleplerimden vazgeçiyorum. Bunun sonucu olarak davanın nihai olarak çözüme kavuştuğunu belirtirim.
Ayrıca Mahkeme bir kez kararını verdikten sonra bu davayı Sözleşmenin 43/1 maddesi uyarınca Büyük Daire önüne götürmeyeceğimi taahhüt ederim."
15 Ekim 2003 tarihinde Mahkemeye Türk Hükümetinin aşağıdaki beyanatı ulaşmıştır:
"1- Türk Hükümetinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde görülmekte olan 42560/98 sayılı başvuruya neden olan davanın dostane çözümü olarak başvuru sahibi Lokman Külter'e ex gratia tazminat olarak 11.000 Euro, masraf ve harcamalar için 1 500 Euro olmak üzere toplam 12 500 Euro ödemeyi kabul ettiğini beyan ederim.
2- Bu tutar halihazırda yürürlükte olan hiçbir vergi ya da mali kesintiye tabi olmayacak, başvuru sahibi ya da yetkili kıldığı kişi tarafından bildirilecek bir banka hesabına Euro olarak yatırılacaktır. Bu para Mahkemenin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 39. maddesi uyarınca vereceği kararın tebliğinden itibaren 3 ay içinde ödenebilecektir. Bu ödeme davanın nihai olarak çözümlenmesi anlamına gelmektedir.
3- Bu süre içinde ödemenin yapılmaması durumunda Türk Hükümeti, bu sürenin dolmasından itibaren söz konusu tutarın efektif olarak ödeneceği zamana kadar geçen süre için, bu miktara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faizin %3 oranında artırılarak uygulanacağını taahhüt eder.
4- Nihayet Türk Hükümeti Mahkeme bir kez kararını verdikten sonra bu davayı Sözleşmenin 43/1 maddesi uyarınca Büyük Daire önüne götürmeyeceğini taahhüt eder."
Mahkeme tarafların vardıkları bu dostane çözümü nazarı itibare alır (Sözleşmenin 39. maddesi). Bu çözümün Sözleşme ve Protokolleri tarafından tanındığı biçimiyle insan haklarına saygıdan esinlendiği konusunda Mahkeme ikna olmuştur. Dolayısıyla bu davanın mahkeme kütüğünden silinmesi yerinde olacaktır.
Yorum
Bu dava da tıpkı Kara ve diğerleri v. Türkiye davası gibi 1990'lı yıllarda Güney-doğudaki faili meçhul cinayetlerden biriyle ilgilidir. Ancak buradaki durum farklıdır, zira başvuru sahibi faili meçhul cinayete kurban giden kişinin yakınları değil cinayete karıştığı şüphesiyle tutuklanan bir kişidir. Bu kişi 6 Mayıs 1992 tarihinde gözaltına alınmış, ancak 12 Haziran 1998 tarihinde geçici olarak serbest bırakılmıştır.
Dolayısıyla 6 yıldan fazla bir tutukluluk durumu sözkonusudur. Arada geçen süre zarfında Devlet Güvenlik Mahkemesi aynen tekrarlandığı için nakarat haline gelmiş ve kararda da vurgulanmış olan " isnad edilen suçun ve delillerin durumu gözönünde bulundurularak " gerekçesiyle hep tutukluluk halinin devamı yönünde karar vermiştir.
İşin daha da ilginç yanı bu kişinin geçici olarak serbest kalmayı başarma yöntemidir. Başvuru sahibi Mahkeme başkanına yazdığı 2 mektupta cezaevinde devlet adına muhbirlik yaptığını, hatta PKK militanları tarafından öldürülme tehlikesi bile atlattığını açık açık yazmıştır. Ancak bu sayede serbest kalabilen başvuru sahibi için 8 Şubat 2000 tarihinde işler yeniden tersine dönmüş ve tekrar geçici olarak tutuklanması yönünde gıyabında karar çıkmıştır.
Ayrıntılar bir kenara bırakılacak olursa bu davada 2 nokta dikkati çekmektedir birinci nokta tutukluluk süresinin oldukça uzun sürmesidir. Başvuru sahibi 6 yıldan fazla bir süre tutuklu kalmıştır. Ancak bu tutukluluk halinin devamı her ne kadar mahkeme kararında isnad edilen suçun ve delillerin durumu gözönüne alınarak gibi nakarat gibi tekrarlanan pek de inandırıcı olmayan bir gerekçeye dayansa da akla ister istemez bu kişinin tutukluluk süresinin cezaevi ve diğer bir takım otoriteler tarafından muhbir olarak kullanılması amacıyla uzatılmış olabileceği gelmektedir. Çünkü bu yönde Mahkeme başkanına yazılan 2 mektup sonrası başvuru sahibi serbest bırakılmıştır. İkinci nokta ise Yargıtay tarafından verilen bozma kararı sonrası başvuru sahibinin durumuyla ilgili olarak tam tersi yönde gelişme olmasıdır. Yani 12 Haziran 1998 günü geçici olarak serbest bırakılan başvuru sahibi için 8 Şubat 2000 tarihinde gıyaben tutuklama kararı çıkmıştır.
Hukuki boyut bir kenara bırakılacak olursa davadaki olay aslında Türkiye'deki cezaevi sisteminin nasıl işlediğini göstermesi açısından oldukça ilginçtir. Tabii bu arada muhbir olarak kullanılan kişinin cezaevi yönetimine sağladığı bilgilerin sağlığı da epeyce su götürmektedir.
Cezaevlerinin sağlıklı yönetimi ve denetimi konusunda Türkiye bir an önce gerekli adımları atmalıdır.
Full & Egal Universal Law Academy