(Başvuru no: 42571 / 98)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
13 Eylül 2005
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (42571/98) başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı İ.A.'nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na 18 Mayıs 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından Sabri Kuşkonmaz tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1960 doğumlu başvuran Fransa'da ikamet etmektedir.
Başvuran, Berfin yayınevinin sahibi ve yöneticisidir. 1993 yılı Kasım ayında Abdullah Rıza Ergüven'in "Yasak Tümceler" adlı bir romanı Berfin yayınevi tarafından yayımlanmıştır. Yazarın felsefeye ve dine değin görüşlerini içeren roman, ilk baskıda iki bin adet basılmıştır.
İstanbul Cumhuriyet Savcısı 18 Nisan 1994 tarihli iddianamesi ile TCK'nın 175 §§ 3. ve 4. maddelerine dayalı olarak başvuranı, yayım yoluyla "Allah'a, Dine, Peygambere ve Kutsal Kitaba" hakaret etmekle itham etmiştir.
Cumhuriyet Savcısının iddianamesi, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Basın Servisinin talebi üzerine o dönemde Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Tuğ tarafından 25 Şubat 1994 tarihinde hazırlanan bilirkişi raporuna dayanmaktadır.
Başvuran, sözkonusu rapora karşı çıkarak 28 Haziran 1994 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuştur. Adı geçen bu eserin bir roman olduğunu ve edebiyatçılar tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüş, sözkonusu bilirkişi raporunun taraflı olduğunu iddia ederek yeni bir bilirkişi raporu talep etmiştir.
2 Kasım 1995 tarihinde Prof. Dr. Kayıhan İçel, Adem Sözüer ve Burhan Kuzu'dan oluşan bilirkişi heyeti bir rapor hazırlamıştır.
Başvuran İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine 19 Nisan 1996 tarihinde yapmış olduğu başvuru ile, ilkinin taklidi olduğu gerekçesiyle hazırlanan ikinci raporun doğruluğuna karşı çıkmıştır.
Asliye Hukuk Mahkemesi 28 Mayıs 1996 tarihli kararı ile başvuranı iki yıl hapis ve para cezasına çarptırmış, son olarak hapis cezasının para cezasına çevrilmesine hükmederek başvuranın 3.291.000 TL. para cezası ödemesini karalaştırmıştır.
3 Eylül 1996'da başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Yargıtay 6 Ekim 1997 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, hakkında verilen mahkumiyet cezasının ifade özgürlüğünün ihlalini oluşturduğundan şikayetçi olmakta ve bu yönde AİHS'nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
Hükümete göre sözkonusu kitabın dine, özellikle İslam dinine saldırgan yaklaşımları içermesi, dini duygulara hakaret etmesi ölçüsünde başvuranın mahkumiyeti sosyal bir ihtiyacı karşılamaktadır. Bu noktada, halkın büyük çoğunluğunun müslüman olduğu bir ülkede İslam'a yönelik sözkonusu eleştiriler beklenen sorumlulukları taşır nitelikte değildir.
AİHM, sözü edilen kitabın roman tarzında yazarın felsefi ve dini görüşlerini içerdiğini hatırlatmakta ve bunun ulusal yargı tarafından dine hakaret etme ve onu hor görme olarak değerlendirildiği tespitinde bulunmaktadır.
AİHM, sözkonusu müdahalenin AİHS'nin 10. maddesi ile güvence altına alınan başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğu hususunda taraflar arasında bir itilafın bulunmadığını not etmektedir. Müdahalenin AİHS'nin 10 § 2. maddesi uyarınca yasayla öngörüldüğüne ve kamu düzeninin, ahlakın, başkalarının haklarının korunması gibi meşru amaçları taşıdığına itiraz edilmemektedir. AİHM, bunu dikkate almaktadır, bununla birlikte, yapılan müdahalenin "demokratik bir toplum için gereklilik" oluşturup oluşturmadığının bilinmesi gerekir.
AİHM, AİHS'nin 10. maddesine dair yerleşik içtihatlarında bulunan ve özelikle (Handyside-İngiltere kararı (7 Aralık 1976, seri: A no: 24), ve Fressoz ve Roire-Fransa no: 29183/95, § 45, AİHM 1999-I) kararlarında belirtilen temel prensipleri hatırlatmaktadır: İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir. 10. maddenin 2. paragrafı uyarınca, bu kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren "bilgiler" ve "fikirler" için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir.
Bir kez daha vurgulamak gerekirse 10. maddenin 2. paragrafında yer alan ifade ve düşünce özgürlüğü bazı "görev ve sorumlulukları" beraberinde getirmektedir; bunlar arasında yer alan din ve inanç özgürlüğü sözkonusu olduğunda başkalarına zarar verecek nitelikteki söylemlerden ve saygısızlık edecek davranışlardan kaçınılması gerekmektedir (Bkz. örneğin, Otto-Preminger-Institut-Avusturya kararı, 20 Eylül 1994, seri: A no: 295-A, § 49, ve Murphy-İrlanda kararı, no: 44179/98, § 67, AİHM 2003-IX). İlke olarak, büyük hayranlık ve sevgi duyulan dini hedef alan aşağılayıcı eleştirilerin yaptırıma tabi tutulması gerekmektedir (ibidem).
AİHS ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların "demokratik bir toplum için gereklilik" arz edip etmediğinin incelenmesinde AİHM, Sözleşmeci Devletlerin belirli bir takdir yetkililerine haiz olduklarının fakat bunun sınırsız olmadığının daha önce pek defa dile getirildiğini ifade etmektedir (Wingrove-İngiltere kararı, 25 Kasım 1996, 1996-V, § 53). Dini inançlara ve ahlaki görüşlere karşı sergilenen saldırılar sözkonusu olduğunda başkalarının haklarının korunması bakımından Avrupa ülkeleri arasında tek bir anlayışın olmayışı, ifade özgürlüğüne ilişkin düzenlemenin yapılmasında Sözleşmeci Devletlerin takdir yetkisini genişletmektedir (Bkz. sözü edilen Otto-Preminger-İnstitut, § 50 ; Wingrove, § 58 ve Murphy § 67).
Bir Devlet, başkalarının inanç özgürlüğüne saygı bilinci ile düşünce ve ifade özgürlüğü ile bağdaşmayan yargı konusunu teşkil eden fikirleri de içeren davranışların önlenmesini meşru olarak gerekli görebilir (Bu anlamda bkz.9.madde, Kokkinakis-Yunanistan kararı, 25 Mayıs 1993, seri: A no: 260-A, ve sözü edilen Otto-Preminger-Instutut kararı, §47). AİHM, bununla birlikte AİHS ile getirilen kısıtlamanın ve yapılan müdahalenin olayların koşulları dikkate alındığında "sosyal bir ihtiyacı" karşılayıp karşılamadığının ve "öngörülen meşru amaçla orantılı" olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini kaydetmektedir (sözü edilen Wingrove kararı, § 53, ve Murphy kararı, § 68).
İki temel hakkın uygulanması hususu sözkonusu olduğunda AİHM, çatışan menfaatler arasında bir denge kurulmasını gerekli görmektedir: bir tarafta, başvuran için dini ideolojiye değin görüşlerini topluma aktarma hakkı, diğer tarafta başkalarının düşüncesine, dini inanç özgürlüğüne saygı hakkı. (sözü edilen Otto-Preminger-İnstitut, § 55).
Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik unsurları "demokratik toplumu" meydana getirir (sözü edilen Handyside, § 49); çoğunluğun içinde yer alan veya azınlık bir dini gruba ait, dini ibadetini yerine getirme serbestisine sahip kişiler her türlü eleştiriden uzak olduklarını düşünemezler. Bunu hoşgörüyle karşılamak ve başkalarının kendi dini inançlarını reddetmelerini ve hatta diğer kimselerin kendi inançlarına değin düşmanca doktrin propagandalarını kabul etmek durumundadırlar (sözü edilen Otto-Preminger-İnstitut, § 47).
Mevcut durumda, bunun yanı sıra yalnızca çakışan veya şok edici, "kışkırtıcı" fikirler değil aynı zamanda, İslam dinindeki Peygamberin kişiliğine karşı hakaret dolu bir saldırı sözkonusudur.
Sonuç itibariyle, AİHM sözkonusu müdahale ile Müslümanlar tarafından kutsal sayılan bazı hususlara yapılan saldırıların önlenmesinin amaçlandığına itibar etmektedir. AİHM, bu noktada alınan tedbirlerin " sosyal bir ihtiyaca" karşılık geldiği sonucuna varmaktadır.
AİHM, ulusal yargı mercilerinin gerekçelerinin yeterli, başvuran hakkında aldıkları önlemlerin yerinde olduğunu ve yetkililerin takdir paylarını aşmadıklarını kaydetmektedir.
Alınan önlemin orantılılığı ile ilgili olarak, AİHM ulusal yargının anılan kitabın toplatılması kararını vermediğini ve netice itibariyle verilen para cezasının öngörülen amaçlar doğrultusunda cüzi olduğunu kaydetmektedir.
Bu noktada AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME,
3'e karşı 4 oyla AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 13 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Mevcut karar ekinde AİHS'nin 45 § 2. ve İçtüzüğün 74 § 2. maddeleri uyarınca Yargıç Costa, Cabral Bareto ve Yargıç Jungwiert'in ortak hazırlamış oldukları muhalefet şerhi yer almaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy