(AİHS. m. 6, 9, 10, 11, 25, 41, 44) (2709 S. K. m. 143) (765 S. K. m. 312) (CASTELLS - İSPANYA DAVASI) (ÖZTÜRK - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI) (YALÇIN KÜÇÜK - TÜRKİYE DAVASI) (ZANA - TÜRKİYE DAVASI) (SÜREK - TÜRKİYE DAVASI) (SÜREK - TÜRKİYE DAVASI (3)) (YAĞMURDERELİ - TÜRKİYE DAVASI) (KARAKOÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (E.K. - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No: 43928/98
Karar Tarihi: 23 Eylül 2003
Başvuru sahibi hakkında 1997 yılında Nevruz kutlamaları esnasında yaptığı bir konuşma sebebiyle dava açılmış, Ankara DGM tarafından ayrımcılık yaratarak halkı kin, düşmanlık ve isyan çıkarmaya yöneltme gerekçesiyle hapis ve para cezalarına çarptırılmıştır.
Başvuru sahibi, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na yapmış olduğu başvurusunda almış olduğu cezaların, Sözleşme'de düzenlenen ifade özgürlüğü hakkına haksız bir müdahale oluşturduğunu ve adil yargılanma hakkının sağlanmadığını iddia etmiştir.
Hükümet, söz konusu uygulamanın Sözleşme'ye aykırı olmadığını ileri sürmüştür.
Mahkeme ise oybirliğiyle,
1. Sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlali edildiğine;
2. Sözleşmenin 6/3 maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
3. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali edildiğine;
4. a) Sözleşmenin 44/2 maddesine göre kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde davalı devletin başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak;
i. Manevi zarar için 8000 EURO,
ii. Masraf ve harcamalar için 1500 ödenmesine, Avrupa Konseyi hukuki yardım başlığı altında 630 'nun bu miktardan çıkartılmasına,
b) Bu tutarlarla belirtilen sürenin bitiminden itibaren tarafların çözüm tarihine kadar olan sürede ödemenin yapılmaması durumunda yıllık yüzde 3 faiz uygulanmasına,
5. Başvuru sahibinin, adil karşılık için diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Castell v. İspanya
2. Öztürk v. Türkiye
3. İncal v. Türkiye
4. Nilsen ve Johnsen v. Norveç
5. Çıraklar v. Türkiye
6. E.K. v. Türkiye
7. Yalçın Küçük v. Türkiye
8. Zana v. Türkiye
9. Sürek v. Türkiye (no 1)
10. Sürek v. Türkiye (no 3)
11. Fressoz ve Roire v. Fransa
12. News Verlags GmbH ve CoKG v. Avusturya
13. Yağmurdereli v. Türkiye
14. İbrahim Aksoy v. Türkiye
15. Karakoç ve Diğerleri v. Türkiye
PROSEDÜR
1- 8. Bu davanın temelinde Türkiye Cumhuriyetine karşı verilmiş olan bir dilekçe (No: 43928/98) bulunmaktadır. Bu ülkenin vatandaşı olan Bayram Karkın "başvuru sahibi" 20 Temmuz 1998'de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin eski 25. maddesi uyarınca Sözleşmenin 6 ve 10. maddelerinin ihlali iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
OLAYLAR
DAVANIN ŞARTLARI
9. Başvuru sahibi 1973'te doğmuş ve Ankara'da oturmaktadır. Olay zamanında Nakliye-İş sendikası sekreteridir.
10. 22 Mart 1997'de başvuru sahibi, HADEP (Halkın Demokrasisi Partisi)'in düzenlemiş olduğu Nevruz şenliklerinde sendika çalışanlarına şu konuşmayı yapmıştır.
"Merhaba arkadaşlar bana göre Nevruz Yeni yılın ve ilkbahar bayramı olarak Kürt ve Iraklıların bir geleneğidir. Mezopotamya halkı tarafından hapiste yakılan Demirci Kawa (Kral Dehak'a karşı köylülerin isyanını yöneten efsanevi bir Kürt kahramanı) ve arkadaşlarını anımsatmaktadır. (
)
Başka bir deyişle Nevruz özgürlük destanıdır, toplumların bağımsızlığı özgürlüğüdür. Ama günümüzde Dehak gibi (MÖ 6. yüzyıldan önce yaşadığına inanılan orta çağın efsanevi kralı) gibi acıma nedir bilmeyen zorba yöneticiler yok mu? Özelleştirme, ulusallaştırma milyonlarca insanı sokağa atmaktadır. Çalışanların tasarruflarını yok etmektedir. Sendikal haklarını korumak için mücadele eden insanlara da darbe indirmekte ve hapse atmaktadır. Bunlar katliam türü ve düzensiz (pis) savaşlarıyla Kürt toplumunu yok etmek istemektedirler. Bu emperyalistler kan içicilerdir ve binlerce insanın kanını içmektedirler. Bunlar lanetlenecek bir avuç insandır. Dersim, Şırnak, Halepçe ve Lice'de kontr-gerilla savaşı ile halkımızı mahvetmişlerdir. Kapitalist sınıf menfaatlerini koruyan bir organizasyondur. Bu öldürücü düzenin baskısına son verecek gözden düşürecek toplumumuzun ve dünya toplumunun özgürlüğünü sağlayacak ve Nevruz özgürlüğünün ateşini kim yakacaktır? Başka bir deyişle günümüzün Demirci Kawa'ları kimdir? Bunlar zorba yöneticilerin yaptıkları baskılara ve katliamları ve sömürgeci yaklaşımları protesto edenlerdir. Bunlar işçi sınıfıdır. Bunlar bilimsel çalışmaları takip eden yenilikçi iş grubudur. (...) Ne yaparlarsa yapsınlar Nevruz kapitalizme karşı yeniliklerin sembolüdür. (
) Diyoruz ki Nevruz kapitalist gruba karşı direnmeyi ve çalışanların özgürlüklerini kazanma mücadelesi sistemini kapsamaktadır. (
) Aynı zamanda sömürgeciliğe ve kapitalizme karşı savaştır. Sömürgeciliğe zorba yöneticiliğe ve onların gerçek kaynaklarına karşı mücadeledir. İşte bu gün Demirci Kawa tarafından yakılan özgürlük ateşinin bütün sokaklarda ve meydanlarda yaşatma günüdür (
)"
11. 22 Nisan 1997'de bir uzman Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısına, 22 Mart 1997'de düzenlenen gösterinin ses kayıtlarını yazılı olarak sunmuştur. Uzman, başvuru sahibinin konuşmalarının raporunun 9 ile 16. sayfaları arasında bulunduğunu belirtmiştir.
12. Cumhuriyet Savcısı uygulamada olan ceza yasasının 312. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak 7 Temmuz 1997'de suç duyurusunda bulunarak ayrımcılık yaratarak halkı kin, düşmanlık ve isyan çıkarmaya yöneltme ile suçlamıştır.
13. Ceza yasasının aynı maddesinin uygulanmasıyla 22 Ekim 1997'de iki sivil ve bir askeri yargıçtan oluşan DGM'nin verdiği yargı kararı ile başvuru sahibi, 1 yıllık hapse ve 860.000 Türk Lirası para cezasına çarptırılmıştır. Başvuru sahibi tarafından sunulan mütalaalarda, başvuru sahibi, Nevruz bayramı münasebetiyle düzenlenen bir toplantıda bu konuşmayı yaptığını ve mitoloji tarihini açıkladığını savunmuştur.
14. Bilinmeyen bir tarihte başvuru sahibi davayı temyiz etmiştir. Başvuru sahibi "toplumların" kuruluşlarından bahsetmenin suç oluşturmayacağını savunmaktadır. Konuşmanın alenen ve açık havada yapıldığını ve sosyo-ekonomik durumun bir analizi olduğunu savunmaktadır.
15. 17 Aralık 1997'de Yargıtay'da, Başsavcı, kendi şahsi fikirlerini söyleyerek "toplanan delillerin yeterli olduğunu söyleyerek kararın onanmasını istemiştir.
16. 21 Ocak 1998'de Yargıtay kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
17. Olayın meydana geldiği tarihte Ceza Kanunun 312/2 maddesi şöyledir:
"(
.) sosyal sınıf ırk din mezhep ve bölge farklılığına dayanarak halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa ve kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası bunun yanında 9 binden 36 bine kadar para cezası verilir".
18. Devlet Güvenlik Mahkemelerini düzenleyen yasanın geçmiş olaylarda uygulanabilmesi 9 Haziran 1998 tarihli İncal v. Türkiye kararında kabul edilmiştir.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
20. Başvuru sahibi, mahkumiyet cezasının dernek kurma, ifade ve düşünce özgürlüğünü kısıtladığını iddia etmiştir. Başvuru sahibi, Sözleşmenin 9, 10 ve 11. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Mahkeme, Sözleşmenin 10. maddesi açısından bu şikayetlerin incelenmesine karar vermiştir. Sözleşmenin 10. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva eder:
"Herkesin ifade özgürlüğü hakkı vardır. Bu hak fikir özgürlüğünü ve görüşmeci kabul etmesini sınırlar düşünülmeksizin ve idari otoritenin karışmadan düşüncelerini açıklayabilmesini veya bilgilere ulaşabilmesini kapsamaktadır.
Ödev ve sorumlulukları taşıyan özgürlüklerin uygulaması yargının bağımsızlığı ve otoriteyi korumak garanti altına almak veya gizli bilgilerin ifşasını engellemek başkalarının haklarını veya onur ve şerefini korumak beden ve moral sağlığını korumak suçları önlemek ve düzeni korumak için toplumun güvenliği veya toprak bütünlüğü ulusal güvenlik demokratik toplumdaki yasalar tarafından öngörülen gerekli önlemleri içinde barındıran yaptırımları kısıtlamaları şartları ve belki bazı formaliteleri içerebilir."
A. Bir müdahalenin varlığı
21. Mahkeme açısından, başvuru sahibinin, Ceza Yasasının 312/2 maddesi uyarınca hapis ve para cezasına çarptırılması ifade özgürlüğüne başlı başına bir müdahaledir.
B. Müdahalenin Haklılığı
22. Böylesi bir müdahale "yasayla öngörülmesi" durumu hariç 10. maddeye aykırıdır. Bu durum da 10. maddenin 2. paragrafında sayılan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını öngörür. İkinci istisna bu amaçlara ulaşmak için söz konusu müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli olması"dır. Mahkeme bu şartları teker teker inceleyecektir.
1-Yasayla öngörülme
23. Mahkeme, başvuru sahibinin mahkumiyetinin ceza yasasının 312/2 maddesine dayandığını, dolayısıyla yasayla öngörüldüğünü belirtir.
2- Meşru amaç
24. Hükümet, müdahalenin Sözleşmenin 10. maddesinin 2. paragrafına uygun olduğunu ileri sürmektedir. Başvuru sahibinin ceza yasasının 312/2 maddesine göre cezalandırıldığını belirtmektedir. Mahkeme içtihatlarına başvurulduğunda (25 Kasım 1997 tarihli Zana v. Türkiye, Sürek v. Türkiye, (no:1) [GC] no: 26682/95 ve Sürek v. Türkiye, (no:3) [GC] no: 24735/94) Hükümet, yapılan müdahalede, yasal amaçların izlediğini, ulusal güvenlik ve toplum huzurunu muhafaza etmek ve aynı zamanda suçun önlenmesi ve toprak bütünlüğünü koruma amacı taşındığını ayrıca bahsedilen zamanda Güney Doğu Anadolu bölgesindeki terörist faaliyetleri engellemeyi düşündüğünü ileri sürmektedir.
25. Türkiye'nin, Güney Doğusundaki güvenlik konusundaki hassas durumu göz önüne alarak ve ulusal makamların, şiddeti artırma eğilimindeki eylemlere karşı otoritelerini kullanma gereğini göz önünde bulundurarak Mahkeme, başvuru sahibinin mahkumiyetinin milli güvenliğin, toprak bütünlüğünün, ulusal güvenliğin ve birliğin korunması gibi Türk Hükümeti tarafından belirtilen amaçlara yönelik olabileceği görüşündedir. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu olan müdahale Sözleşmenin 10§2 maddesi açısından meşru bir amaç gütmektedir (Bakınız Yalçın Küçük v. Türkiye, no. 28493/95, 5 Aralık 2002, E.K. v. Türkiye, no 28496/95, 7 Şubat 2002 ve Zana kararı).
3-Demokratik bir toplumda gereklilik
26. Mahkeme, bu amaçlara ulaşmak için başvuru sahibine karşı alınan tedbirlerin "demokratik toplumun gereklerine" uygun olup olmadığı sorusuna yanıt bulmak kalıyor. Bu bakış açısıyla Mahkeme, 10. madde ile ilgili içtihatlarından sonuç olarak çıkarılan temel prensiplere başvurmaktadır. (Castells v. İspanya kararı, 23 Nisan 1992, Fressoz ve Roire v. Fransa kararı, [GC] No:23118/93, Öztürk v. Türkiye, no: 22478/93, News Verlags GmbH ve CoKG v. Avusturya, no: 31457/96, Nielsen ve Johnsen v. Norveç, [GC] no: 23118/93, Yağmurdereli v. Türkiye kararı, no:29590/96 ve Yalçın Küçük v. Türkiye.)
Genel Prensipler
27. İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temelini ve herkesin kendini geliştirmesinin başlıca koşullarını oluşturmaktadır. Bu özgürlük sadece normal karşılanan bilgi ve fikirleri değil, aynı zamanda insanları şok eden ve hırpalayan bilgi ve fikirleri de kapsamaktadır. İfade özgürlüğü çoğulculuğu, hoşgörüyü ve açıklığı da gerektirmektedir ve bunlar sağlanmadan "demokratik bir toplum" olamaz.
28-30. Mahkeme ayrıca, Sözleşmenin 10/2. maddesinin siyasal konuşmalar ve kamu yararı nedeniyle ifade özgürlüğüne hiçbir kısıtlama getirmediğini hatırlatmaktadır. Devletin sahip bulunduğu üstün konum, kendisine ceza yolunu kullanarak haksız saldırılara cevap verme araçlarını sağlamaktadır. 10/2. maddede yer alan "gerekli" sıfatı, "sosyal zorunluluk" ihtiyacını ifade etmektedir. Bununla birlikte, bu müdahaleyi haklı çıkaracak ihtiyaçların bulunup bulunmadığı konusunu değerlendirmek öncelikle ulusal otoritelere düşmektedir. Bu amacı gerçekleştirmede ulusal otoritelerin belli bir takdir yetkisi de bulunmaktadır. Ancak bu durum, Hükümetin uyguladığı kanun ve kararlar üzerinde Mahkemenin kontrolünü artırır. Mahkeme, bu kontrolü gerçekleştirirken, ulusal yargı mercilerinin yerine geçmez, kısıtlamanın ya da müdahalenin 10. maddedeki ifade özgürlüğüne uyup uymadığına karar verir.
B- Yukarıda Anılan İlkelerin Davaya Uygulanması
a. Tarafların İddiaları
31. Hükümet, yukarıda ileri sürdüğü belgelere göre, (par.24) başvuru sahibine verilen cezanın zorunlu sosyal ihtiyaç olduğunu savunmaktadır.
32. Başvuru sahibi iddialarını tekrarlamıştır.
b. Mahkemenin değerlendirmesi
33. Mahkeme, müdahalenin "izlenen amaca uygun" olup olmadığını ve bu müdahalenin haklılığı konusunda Hükümetin ileri sürdüğü nedenlerin "uygun ve yeterli" olup olmadığını belirlemek için; suçlanan metnin kendisi de dahil olmak üzere, davayı bir bütün olarak ele alarak olayı incelemek zorundadır.
34. Mahkeme, başvuru sahibinin konuşmayı açık havada Nevruz bayramı münasebetiyle 22 Mart 1997'de HADEP tarafından Ankara'da düzenlenen bir toplantıda yaptığını tespit etmiştir. Kullanılan terimlere ve konuşmanın içeriğine bakıldığında Mahkeme, başvuru sahibinin doğal bir politik konuşma yaptığını düşünmektedir. Başvuru sahibi, çalışanların Türkiye'nin sosyo-ekonomik durumu ve Türkiye'nin güneydoğusundaki Kürt toplumu ile ilgili olarak yaşanan olayları birbirleriyle bağdaştırarak kendine özgü bir konuşma yapmaktadır. Sosyal sınıflar arasındaki çatışmaya yönelik yapılan Marksist bir analizden yola çıkarak başvuru sahibi, ünlü Kürt efsane kahramanı olan Kawa'yla bir ilgi kurmuş ve günümüz Demirci Kawa'sı kim diye sorarak ve Kral Dehak'a benzetme yapmış ve emperyalist sınıfla mücadele edilmesini ve işçi sınıfının özgürlüğünü kazanması gerektiğini söylemiştir. "Türkiye'nin güneydoğusundaki savaş ve katliamlar" terimlerini kullanarak Kürt toplumu ile olan birlik, bütünlük ve dayanışmasını ifade ediyor. Nevruz bayramından yararlanarak ve Demirci Kawa'yı yücelterek işçi sınıfının özgürlüğüyle ilgilenmekte, çalışanların ve işçilerin Kawa'nın Kral Dehak'a karşı koyduğu gibi kapitalizme karşı koymalarına teşvik etmektedir.
35. Mahkeme, 22 Ekim 1997'deki kararında Ankara DGM'nin, başvuru sahibini, konuşması sırasında ırk ve sosyal sınıf arasında ayrımcılık yaratacak şekilde halkı kin ve düşmanlığa sevk etmesinin Nevruz bayramının ortaya çıkışındaki gerçeklerle uyuşmadığı gerekçesiyle mahkum ettiğini tespit etmiştir.
36. Mahkeme, başvuru sahibinin, Nevruz bayramı münasebetiyle Nakliye-İş Sendikası Sekreteri sıfatıyla konuşma yaptığını gözlemlemektedir. Buna göre bu tarz bir politik konuşmanın ulusal yasalara, hukuka aykırı olması demokratik kurallara karşı olacağı anlamına gelmez. İlgili Türk politikasının bir örneği olarak, aktör rolünde kendini ifade ettiğini, orduya karşı koymadığını, şiddet kullanılmasına ve sözü edilen isyana teşvik etmeden doğal konulardan bahsettiğini açıklamıştır.
37. Mahkeme, bu incelemenin ortaya çıkardığı durumların ve özellikle terörizme karşı mücadeledeki zorlukların farkındadır (Bakınız İbrahim Aksoy v. Türkiye 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000 ve yukarıda sözü edilen İncal, par.58). Mahkeme, Nevruz şenlikleri münasebetiyle Ankara'da barışçı bir grup insanın toplanması ile organize edilen konuşmanın çatışmadan uzak olduğunu, toprak bütünlüğü, toplum kuralları ve ulusal güvenlik üzerinde önemli bir çatışma ortamını oluşturmaktan uzak olduğunu gözlemlemiştir.
38. Mahkeme, başvuru sahibinin maruz kaldığı sıkıntının ağırlığının altını çizerek, bir yıllık hapis ve 860.000 TL para cezasına çarptırıldığına dikkat çekmektedir (par.13).
39. Mahkeme, başvuru sahibinin mahkumiyetinin takip edilen amaçlarla orantısız olduğunu düşünmektedir. Bu sebeplerle, Mahkeme, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlaline karar vermiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
A) DGM'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine
40. Başvuru sahibi, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun şekilde dinlenilmediğinden yakınmaktadır. DGM bünyesindeki, asker hakimin, üstlerinden dolayı bağımsızlığının olmadığını ileri sürerek Sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
41. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Anayasanın 143. maddesine göre kurulduğunu ve 2845 sayılı kanun ile düzenlendiğini hatırlatmaktadır. Hükümet, Mahkemenin içtihadına gönderme yaparak, başvuru sahibinin şikayetini dinleyen Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olduğunu ileri sürmektedir. Sonuç olarak 18 Haziran 1999'da 4338 nolu kanun ile içeriği değiştirilen Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde hiçbir askeri yargıç bulunmamaktadır.
42. Mahkeme, kararları arasında bulunan yukarıda sözü edilen İncal ve Çıraklar kararlarını (28 Ekim 1998) hatırlatmakta ve bu durumdaki benzer şikayetleri incelemektedir. Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bünyesinde bulunan askeri yargıçların (hakimlerin) bazı karakteristik statülerinin, bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını olumsuz etkilediğini not etmiştir (sözü edilen İncal par. 68). Bunun yanında Mahkeme, askeri hakimlerin orduya bağlı olduklarını ve düşüncelerini askeri bir disiplin altında verdiklerini, aynı zamanda terfi ve atamalarında geniş anlamda yönetimin ve askeriyenin müdahalesi olduğuna parmak basmaktadır.
44. Mahkeme, artık Devlet Güvenlik Mahkemesi yargılamasında ilgiliye karşı tarafsızlık ve bağımsızlık gibi objektif yasal unsurların eksik olup olmadığı ve tabii ki başvuru sahibinin gerekli dava kurallarında zarara uğrayıp uğramadığını araştırmak durumundadır.
45. Bu durumda Mahkeme, başvuru sahibi gibi, ikisinin de sivil olduğu İncal ve Çırakları ilgilendiren kararlardan ayrılmak için hiçbir sebep görmemektedir. Halkı isyan ve düşmanlığa yönelterek sosyal ve aile sınıflarında bölücülük yaptığı için Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk edilen başvuru sahibinin, askeri karakter taşıyan görevli hakimlerin karşısına çıkmaktan çekindiği olayda anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, yargılamanın tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusundaki başvuru sahibinin endişeleri haklıdır (İncal kararı, par. 72).
46. Mahkeme, sonuç olarak, başvuru sahibinin yargılandığı ve mahkum edildiği dönemde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin, Sözleşmenin 6. maddesindeki bağımsız ve tarafsız mahkeme tanımına uymadığı kararına varmıştır.
B. Yargıtay önündeki prosedürün dürüstlüğü üzerine
47. Başvuru sahibi, Yargıtay önündeki prosedürün, kendisine hiçbir zaman iletilmeyen Yargıtay Başsavcısının görüşlerine cevap verememesinden dolayı silahların eşitliği ve yüzleştirme prensibi ilkesi ile bağdaşmadığını ileri sürmüş ve Sözleşmenin 6/3 b maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
48. Hükümet, Yargıtay Başsavcısının, duruşma istenip istenmediği ve itiraz üzerine ifadesine başvurulan davacıların sayısına yönelik görüşlerini Yargıtay'a bildirme zorunluluğunun olduğunu ileri sürmüştür.
49. Hükümet, Başsavcının görüşlerini açıkladığı ve Yargıtay'a 17 Aralık 1997'de verdiğini, Yargıtay'ın da 28 Ocak 1998'de kararını verdiğini ve başvuru sahibinin her yönüyle kendini savunmak için 1 aylık bir süresinin olduğunu ileri sürmüştür. Yürürlükte olan uygulamada, başvuru sahibi ya da temsilcisinin prosedürün her evresinde davaya girme hakkına sahip olduğu bilinmektedir.
50. Mahkeme, 45 ve 46. paragraflarda verdiği kararlara atıfta bulunarak ve 6. maddeden kaynaklanan diğer şikayetleri inceleyerek karar vermenin gerekli olmadığına karar vermiştir (İncal kararı, par.74).
SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
52. Başvuru sahibi kazanç kaybı için 816.77 Amerikan Doları ve cezaevinde geçirdiği süre içinde ailesinin geçinme masrafları için harcanan 1.818 Amerikan Doları talep etmektedir. Ayrıca manevi zarar başlığı altında da 20.000.000 EURO talep etmektedir.
53. Hükümet, bu tutarı çok fazla ve dayanaksız (desteksiz) bulmuştur.
54-58. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyete göre karar vererek, başvuru sahibine manevi zarar başlığı altında 8.000 , masraf ve harcamalar için Avrupa Konseyi'nden alınan 630 düşürülmek kaydıyla 1.500 verilmesini ve bu miktarlara aylık yüzde üç faiz uygulanmasını uygun görmüştür (Bakınız Karakoç ve Diğerleri v. Türkiye kararı no: 27692/95, no: 28138/95 ve no: 28498/95 &69, 15 Ekim 2002).
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlali edildiğine;
2. Sözleşmenin 6/3 maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
3. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali edildiğine;
4. a) Sözleşmenin 44/2 maddesine göre kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde davalı devletin başvuru sahibine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak;
i. Manevi zarar için 8000 EURO,
ii. Masraf ve harcamalar için 1500 ödenmesine, Avrupa Konseyi hukuki yardım başlığı altında 630 'nun bu miktardan çıkartılmasına,
b) Bu tutarlarla belirtilen sürenin bitiminden itibaren tarafların çözüm tarihine kadar olan sürede ödemenin yapılmaması durumunda yıllık yüzde 3 faiz uygulanmasına
5. Başvuru sahibinin, adil karşılık için diğer taleplerinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy