(AİHS. m. 2, 13, 25, 39, 43) (2803 S. K. m. 11) (Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Yönetmeliği m. 39)
(Başvuru no: 46649/99)
DOSTANE ÇÖZÜM KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Zahide Güler, Faysal Güler, Yücel Güler, Hakan Güler, Yüksel Güler, Leyla Güler, Ceylan Güler ve Yeliz Güler 'in, "başvuranlar", 30 Temmuz 1998 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin "AİHS" eski 25. maddesi uyarınca, 2. ve 13 maddelerin ihlal edildiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na "AİHK" yaptığı başvurudur (Başvuru no: 46649/99).
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuranlar T.C. vatandaşı olup, Olağanüstü Hal Bölgesinde yer alan Muş'un Varto ilçesinde ikamet etmekte olup, 14 Eylül 1994 tarihinde ölen Ahmet Güler'in eşi ve çocuklarıdırlar.
Ahmet Güler, 14 Eylül 1994'te saat 0.45 sularında Aydınpınar köyüne 1 km. uzaklıktaki Varto Jandarma Birliğinin 500 metre yakınında nöbet tutan jandarma erleri N.B. ve E.H. tarafından açılan dört el ateş sonucu Seyithan tepesi civarında ölü bulunmuştur.
14 Eylül 1994'te meydana gelen olayın ardından belirtilmeyen bir saatte dört kişilik bir jandarma ekibi ilgili tutanağı hazırlamışlardır.
Ardından Jandarma Astsubay olay yerinin krokisini çizmiş maktulün bulunduğu yeri tespit etmiştir. Aynı gün Varto Cumhuriyet Başsavcısının da hazır bulunduğu sırada adli tabip tarafından Ahmet Güler'e otopsi düzenlenmiş, hazırlanan raporda adı geçenin vücuduna üçü göğüs, biri de sırt bölgesine olmak üzere toplam dört merminin isabet etmesi sonucu hayatını kaybettiği belirtilmiş, başka bir otopsinin düzenlenmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
Varto Cumhuriyet Başsavcılığının 16 Eylül 1994'te açmış olduğu resmi soruşturma çerçevesinde Varto Cumhuriyet Başsavcısı olayın meydana geldiği sırada nöbet tutan askerler N.B. ile E.H.'yi dinlemiş, daha sonra 19 Eylül 1994'te aynı savcı mezkur kişileri sanık olarak dinlemiş ve ifadelerini almıştır.
12 Ekim 1994'te Başsavcılık görevsizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Varto İdare Mahkemesine göndermiştir. Varto İdare Mahkemesi Ahmet Güler'in ölümüyle ilgili soruşturmayı yürütmek üzere Varto ilçe Emniyet Amiri H.Çakmak'ı görevlendirmiştir.
15, 16 ve 22 Kasım 1996 tarihlerinde H.Çakmak, Alagöz Mahallesi muhtarı Ş.Sezerin ve muhtar azaları C.Baydarın ve A. İbişin ifadelerine başvurmuş, ayrıca A.Gülerin çoban olarak yanında çalıştığı kişi de dinlenmiş, bu şahıs A.Güler'i tanıdığını ve yirmi yıldır çobanlık yaptığını ifade etmiş, bununla birlikte tanıklar adı geçenin kardeşlerinden birinin PKK militanı olduğunu fakat kendisinin hiçbir siyasi aktivitesi olmadığını eklemişlerdir.
28 Kasım 1994'te H. Çakmak hazırlamış olduğu raporda A. Gülerin askeri yasak bölge sınırlarında bulunması nedeniyle sözkonusu jandarma erlerinin yasalar gereğince görevlerini ifa ettiklerinden haklarında bir soruşturma açılmasına gerek duyulmadığını belirtmiştir. Diğer yandan adı geçenin bölgeyi iyi tanıması ve olay yerinde bulunmasının şüphe çektiği ve kardeşinin PKK militanı olduğunun bilindiği ibarelerine de yer vermiştir.
1 Aralık 1998'de başvuranların avukatları Varto Kaymakamlığına giderek bilgi talebinde bulunmuşlardır.
Varto Kaymakamı T. Ergün, başvuranların avukatına göndermiş olduğu 15 Aralık 1998 tarihli yazısında «olayın soruşturulması için kaymakamlık tarafından bir müfettişin görevlendirildiğini, yasalar gereği görevliler hakkında ayrıca bir soruşturma yapılmasına gerek duyulmadığını» dile getirmiştir.
Başvuranlar Van İdare Mahkemesine başvurarak A.Güler'in hayvanlarını otlattığı sırada askerler tarafından öldürüldüğü iddiasıyla maddi ve manevi tazminat davası açmışlar, zararın tazmini için İçişleri Bakanlığının kendilerine maddi ve manevi tazminat olarak olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte 2.380.000.000 T.L. ödemesi talebinde bulunmuşlardır.
Van İdare Mahkemesi 22 Kasım 1995 tarihli kararında 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca Jandarmanın kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hizmet özelliğine uygun ve görevin gereği olarak silah kullanma yetkisine sahip olduğu, yine Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin silah kullanma yetkisi ve yetkinin kullanılacağı durumlar başlığını taşıyan 39 d) maddesinde Jandarmanın korumakla memur oldukları yer, tesis ve diğer yapılar ile karakol ve silah deposu gibi yerlere elindeki silaha veya kendisine teslim edilmiş kişilere karşı vuku bulunacak saldırıyı başka türlü savuşturma imkanı olmamışsa silah kullanabileceğinin hükme bağlandığı, dava dosyasının incelenmesinden: terör eylemlerine karşı her an tetikte olunan bir bölgede gece saat 00.45 sıralarında pusu mevziine şüpheli bir şekilde yaklaşılarak dur ihtarları ve uyarı atışlarına rağmen mevzinin 4 m. yakınına kadar gelen adı geçenin ay ışığının olmaması ve karanlıkta tanınmaması nedeniyle açılan ateş sonucu hayatını kaybettiğinin anlaşıldığını ve idareye herhangi bir hizmet kusuru yüklenilemeyeceği gerekçeleriyle davayı reddetmiştir.
Başvuranlar 22 Kasım 1995 tarihli kararın bozulması istemiyle temyize gitmişlerdir.
Danıştay 2 Mart 1998'deki kararında ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı yasalara ve yasal prosedüre uygun olduğu gerekçesiyle onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
3 Mart 2003 tarihinde, AİHM, Hükümetten aşağıda yer alan beyan almıştır.
1. Hükümet, Türk yasalarının varlığına ve Hükümetin bu tür olayları engelleme kararlılığına rağmen, mevcut davanın açılmasına neden olan olayların meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Hükümet, mevcut davada iddia edildiği gibi kuvvet kullanıldığı için, AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğini kabul etmektedir. Hükümet yaşama hakkının gelecekte güvence altına alınmasını sağlamak için, gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etmiştir. Bu konuda, Hükümet, kısa zamanda uygulamaya konan idari ve yasal önlemlerin yürütülen soruşturmaları daha etkili kıldığını ve mevcut davadaki benzer koşullarda meydana gelen ölümlerin azalmasını sağladığını belirtmiştir.
2.Türk Hükümeti'nin, 46649/99 no ile kayıtlı başvurunun dostane çözüme kavuşturulmak üzere başvuranlara ex gratria kapsamında maddi tazminat olarak toplam 70,000 Euro (yetmiş bin euro) ve manevi tazminat olarak ta 5,000 Euro (beş bin Euro) veya toplam 75,000 Euro (yetmiş beş bin euro) ödeme yapmayı teklif ettiğini beyan ediyorum.
Dava ile ilgili bütün yasal giderleri kapsayacak olan bu meblağ, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf olup, başvuran veya yasal temsilci adına açılacak banka hesabına İngiliz Sterlini olarak yatırılacaktır. AİHS'nin 39. maddesi uyarınca kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenecektir. Bu ödeme davanın nihai kararını oluşturacaktır.
3. Hükümet, Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi'nin Türkiye hakkındaki Mahkeme kararlarına ilişkin denetiminin bu ve benzeri davalarda, bu yöndeki gelişmelerin sürmesi için uygun bir mekanizma oluşturacağı görüşündedir. Bu bağlamda, gerekli işbirliği sürdürülecektir.
4. Bununla birlikte, Hükümet, AİHM'nin nihai kararını vermesinin ardından, AİHS'nin 43 § 1 maddesi gereğince davanın Büyük Daire'ye gönderilmesi yönünde talepte bulunmayacağını taahhüt etmiştir.
29 Ocak 2003 tarihinde, AİHM, başvuranın avukatından müvekkilinin dostane çözüm çerçevesinde Hükümet'in teklif ettiği miktarı kabul ettiğine dair mektubu almıştır.
1. Zahide Güler, Faysal Güler, Yücel Güler, Hakan Güler, Yüksel Güler, Leyla Güler, Ceylan Güler ve Yeliz Güler'ın yasal temsilcisi olarak Türk Hükümeti'nin, 46649/99 no ile kayıtlı başvurunun dostane çözüme kavuşturulmak üzere başvuranlara toplam 75.000 Euro (yetmiş beş bin Euro) ödeme yapmayı teklif ettiğini öğrendik. Dava ile ilgili bütün yasal giderleri kapsayacak olan bu meblağ, AİHS'nin 39. maddesi uyarınca kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenecektir.
2. Müvekkilim ile görüş alış verişinde bulunduktan sonra, teklifi kabul ettiğimizi ve başvuruya temel oluşturan olaylar ile ilgili olarak, Türkiye aleyhindeki bütün taleplerimizden vazgeçtiğimizi bildiriyoruz Davanın nihai sonuca ulaştığını AİHM'nin nihai kararını vermesinin ardından, AİHS'nin 43 § l maddesi gereğince davanın Büyük Daire'ye gönderilmesi yönünde talepte bulunmayacağımızı taahhüt ediyoruz .
AİHM, tarafların üzerinde uzlaştıkları dostane anlaşmayı dikkate almakta ve bu anlaşmanın, , Sözleşme ve eki Protokollerde tanımlanan insan haklarına saygı ilkesine uygun olduğuna kanaat getirmektedir (Sözleşme'nin 37§1 Maddesi).
Dolayısıyla dava zabıtlardan düşürülmelidir.
BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Davanın, zabıtlardan düşürülmesine karar vermiştir.
2. Tarafların davanın Büyük Daire'ye tekrar götürülmesini talep etmeyeceklerine dair taahhütlerini dikkate almıştır.
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 22 Nisan 2003 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy