(Başvuru no: 46732/99 )
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
Başvuran Hamza Yılmaz 1951 yılı doğumlu Türk vatandaşı ve Mersin'de ikamet etmektedir. Başvuran Avukat mesleğini icra etmektedir. Olayların gerçekleştiğinde tarihte Mersin İnsan Hakları Derneği Başkanlığını yapmaktadır.
a) Olaylar:
8 Eylül 1995 tarihinde Mersin Valiliği önünde Eğitim Sendikası tarafından düzenlenen yürüyüş sırasında başvuran ve 93 kişi polisler tarafından tutuklanmıştır.
Polisler, başvuranı Mersin Emniyet Müdürlüğü'ne götürmek için otobüse bindirirken polislerden birisi başvuranın yanına gelip ona yumruk, tekme, tokat atarak olay yerini terketmiştir. Başvuran OS'ye kendisine vuran polisi göstermiştir. OS isimli şahıs ise Emniyet Genel Müdür Yardımcısıdır. Fakat, hiçbir işlem yapmamıştır.
Aynı gün başvuran Mersin Emniyet Genel Müdürlüğü'nün talebi üzerine Adli Tıp doktoru tarafından muayene edilmiş ve Adli Tıp raporu başvuranın üst dudağında morluk ve şişlik, diz çevresinde ağrılarının olduğunu tespit etmiştir. Aynı rapor bu yaraların travmatik şok ile gerçekleştiğini belirtmiştir. Doktor başvuranın hayali tehlikesi bulunmadığını ve birkaç gün içerisinde iyileşeceğini belirtmiştir.
8 Eylül 1995 tarihinde başvuran Mersin Savcılığı'na çıkartılmış ve burada tutuklanmasından sorumlu olan polislere karşı şikayette bulunmuştur. Başvuran ifadesinde polisler tarafından dövüldüğünü ileri sürmüştür.
Aynı gün başvuran serbest bırakılmıştır.
9 Eylül 1995 tarihinde savcı yazılı olarak Mersin Emniyet Genel Müdürlüğü'nden manifestasyon esnasında görevde bulunan tüm polis memurlarının ismini istemiştir.
30 Ekim 1995 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Savcılığa tutanakta isimleri geçen polislerin ismini göndermiştir.
3, 4 ve 8 Ocak 1996 tarihlerinde Savcı SB, MG, YÇ, NM, İBT ve OS polis memurlarım dinlemiş ve polis memurları başvuran tarafından öne sürülen kötü muameleye ilişkin iddiaları reddetmişlerdir.
10 Ocak ve 11 Mart 1996 tarihli mektuplar ile Cumhuriyet Savcısı Emniyet Genel Müdürlüğü'nden olayları gerçekleştiren kişilerin ismini tespit etmelerini ve bu şahısların tutuklanmalarını istemiştir.
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün sessizliğine karşın Cumhuriyet Savcısı yeni mektuplar göndermiştir. Bu mektupların tarihi ise 10 Kasım 1996 ve 6 Ekim 1997'dir.
Savcı tenkit mektuplarında taleplerini yenilemiştir ve diğer yazılarının cevapsız kaldığını belirtmiştir.
Bu esnada 22 Nisan 1998 tarihinde başvuran Mersin Savcılığı'na yeni bir dilekçe vererek soruşturmanın yavaş yürümesinden dolayı şikayette bulunmuştur.
Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine 24 Mayıs 1999 tarihinde başvuran Mersin Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gitmiş ve burada kendisine o gün olay yerinde görevli bulunan polislerin fotoğrafları gösterilmiştir. Başvurandan suçlu kişileri tespit etmesi istenmiştir. Aynı gün yazılan ve başvuran tarafından imzalanan tutanağa göre başvuran polislerin talebini reddederek AİHM'ne soruşturmanın yavaş olduğu için şikayette bulunduğunu söylemiştir.
Son olarak 13 Eylül 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcısı zaman aşımından dolayı başvuranın şikayetine ilişkin olarak takipsizlik kararı vermiştir. Çünkü 8 Eylül 1999 tarihinden bu yana beş yıl geçmiştir.
Başvurana karşı yapılan cezai yargılama:
8 Eylül 1995 tarihinde sunulan iddianame ile Mersin Cumhuriyet Savcısı başvuran ve aynı olayda tutuklanan diğer kişilere karşı yasadışı yürüyüş ve toplantıya katıldıkları için cezalandırılmalarını istemiştir. Savcı, bu iddiasını 2911 No'lu Yasanın 28. maddesine dayandırmıştır.
7 Aralık 1995 tarihli karar ile Mersin Asliye Hukuk Mahkemesi başvuranın suçunu destekleyen delil olmadığı için beraat kararı vermiştir.
b) Hukuk ve iç uygulama
Türk Ceza Kanunu kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü muameleyi suç olarak öngörmüştür.
İddialar:
Başvuran Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuran tutuklandığı esnada polis memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir.
Hukuk:
Başvuran tutuklanma süresi esnasında polisler tarafından yapılan şiddeti şikayet etmektedir. Buna ilişkin olarak Sözleşmenin 3. maddesini öne sürmüştür:
Hükümet altı ay kuralına uyulmadığını öne sürmüştür. Buna ilişkin olarak da Arzu ve İmam Şahin kararlarındaki tutumu hatırlatmıştır ve başvuranın en geç 28 Eylül 1998 tarihine kadar başvurabileceğini, çünkü, 8 Eylül 1995 tarihinde başvuran savcılığa şiyatte bulunduğunu ve 28 Eylül 1998 tarihinden sonra iç hukuk yollarının etkin olmadığını anlaması gerektiğini belirtmiştir.
Başvuran Hükümetin görüşünü reddederek iddialarını yenilemiştir.
Mahkeme, bu konuda içtihatlarına dayanarak iç hukuk yollarının etkin olmadığı durumlarda altı ay kuralı şikayet edilen olayın gerçekleştiğinden itibaren başladığını belirtmiştir. Buna rağmen, bir başvuran herhangi bir hukuk yoluna başvurduğu takdirde ve bundan sonraki aşamalarda iç hukuk yollarının etkin olmadığının farkına vardığında altı ay kuralı başvuranın bu durumu fark ettiği tarihten itibaren başlamaktadır.
Bu durumda, Mahkeme şikayetin 28 Eylül 1995 tarihinde yapıldığını ve bu başvuruda başvuran polislerin tespit edilmesini ve cezalandırılmasını talep ettiğini belirtmektedir. Bu şikayetten sonra Mersin Savcılığı soruşturma başlatmış ve Mersin Emniyet Genel Müdürlüğü'ne başvuranın tutuklanmasından sorumlu olan polislerin ismini belirtmesini istemiştir. 30 Ekim 1995 tarihli yazısıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Savcıya polis amirinin de ismi de olmak üzere 9 polisin ismini belirtmiştir. Polislerin soruşturması 8 Ocak 1996 tarihinde bitmiş ve bu tarihten sonra Savcı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne birden çok yazı göndermiş ve bu yazılarda sorumluların tespit edilmesini istemiş fakat herhangi bir ilerleme olmamıştır. Bu durum etkin iç hukuk yolunun olmadığı ve sürenin başladığı anlamına gelmekledir. Savcı tarafından yazılan mektupların çoğu ilk mektuplarla aynı içerikte olup, bu nedenle Mahkeme'ye göre başvuran yetkili makamların hareket etmeyeceğinin farkına varma durumunda olmalıydı bu durum sonraki yıllarda daha belirgin biçime gelmişti. Ayrıca, 22 Nisan 1998 tarihinde başvuran Mersin Savcılığı'na yeni bir şikayetle bulunmuştu. Ayrıca Mahkeme, başvuranın avukat mesleğini icra etmesi nedeniyle Eylül 1995 tarihinde etkin iç hukuk yolunun olmadığı hakkında bilgi sahibi olması gerektiğinin altını çizmiştir. Mahkeme, hiçbir olayın, başvuranın 3. maddeye ilişkin iddialarını kendisi önüne getirmesi için üç yıl beklemesine engel olmadığımda belirtmiştir. Bu nedenle Mahkeme başvuruyu allı ay kuralına uymadığı için kabuledilemez bulmuştur.
Mahkeme oybirliğiyle başvuruyu kabuledilemez bulmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy