(No: 46947/99)
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
OLAYLAR
Sırasıyla 1974 ve 1972 doğumlu olan başvuranlar, Tayfun Koç ve Musa Tambaş, Türk vatandaşları olup İstanbul'da ikamet etmektedirler.
A. Davanın koşulları
1. Başvuran Tayfun Koç
Başvuranın, yazı işleri müdürü ve sahibi olduğu derginin Mayıs-Haziran 1998 sayısında "Savaş rejimi kendisini onarıyor mu?" başlıklı bir makale yayınlanmıştır.
Başvurana göre, 6 Haziran 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), sözkonusu derginin toplatılmasına karar vermiş ve bu konuda yapılan tüm itirazları reddetmiştir.
18 Haziran 1998 tarihinde, DGM Cumhuriyet Cavcısı, başvuranın "halkı ırk ve bölge farkı gözetilmek suretiyle kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 312 § 2 maddesi uyarınca cezalandırılmasını istemiştir.
Cumhuriyet Savcısı, esasa ilişkin görüşlerinde, başvuranın itham edildiği suçların ayrımcılık propagandası kapsamına girdiğini ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 8 § 1 maddesinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir.
18 Aralık 1998 tarihinde, DGM, başvuranı suçlu bularak bir yıl dört ay hapis cezasına ve 8 milyar TL. para cezasına mahkum etmiştir. Ayrıca sözkonusu derginin 30 gün yayınlanması yasaklanmıştır.
13 Mayıs 1999 tarihli karar ile Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Söz konusu karar nihai olmasına rağmen, başvuranın firarda olmasından dolayı infaz edilememiştir.
24 Ocak 2000 tarihinde, 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara ilişkin Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun'un yürürlüğe girmesiyle DGM, başvuran hakkında verilen cezanın infazının 3 yıl tecil edilmesine karar vermiştir.
10 Haziran 2003 tarihinde, erteleme süresince başvuranın herhangi bir suça iştirakinin olmadığı hususunu gözönünde bulunduran DGM, sözkonusu kararı yok saydığını beyan etmiştir.
2. Başvuran Musa Tambaş
Başvuranın, yazı işleri müdürü olduğu derginin 15 Nisan 1998 tarihli sayısında, "Çetelerden özelleştirmeden, savaştan hesap sormaya" ve "Onlar zülüm, biz özgürlük istiyoruz" başlıklı iki makale yayınlamıştır.
Başvurana göre, 18 Nisan 1998 tarihinde, İstanbul DGM, yayınlanan derginin toplatılmasına karar vermiş ve bu konuda yapılan itirazları reddetmiştir.
30 Nisan 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın "halkı ırk ve bölge farkı gözetilmek süretiyle kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" gerekçesiyle TCK'nın 312 § 2 maddesi uyarınca cezalandırılmasını istemiştir.
24 Haziran 1999 tarihinde, DGM, başvuranı suçlu bulmuş bir yıl sekiz aylık hapis cezasını para cezasına çevirerek toplam 5.458.333 TL para eczasına mahkum etmiş ve sözkonusu derginin yayınının 1 ay süreyle durdurulmasına karar vermiştir.
3 Eylül 1999 tarihinde, cezai yargılamanın ulusal adli makamlar önünde devam ettiği sırada, 4454 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir.
11 Ekim 1999 tarihli karar ile Yargıtay, sözkonusu kararı bozarak 4454 sayılı Yasa'nın hükümlerince yeniden incelenmesi amacıyla, dava dosyasını ilk derece mahkemesine göndermiştir.
2 Kasım 1999 tarihinde, DGM, 4454 sayılı Yasa'nın 1. maddesi uyarınca başvuran hakkında yürütülen cezai yargılamanın teciline karar vermiştir.
DGM, 15 Nisan 2004 tarihinde, başvuranın 2 Kasım 1999 tarihinden bu yana her hangi bir suç işlemediğini gözönünde bulundurarak başvuran hakkında yürütülen cezai yargılamanın kaldırılmasına karar vermiştir.
ŞİKAYETLER
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6 § 1 maddesine atıfta bulunan başvuranlar, kendilerini yargılayan ve mahkum eden İstanbul DGM'nin bünyesinde askeri hakimi bulundurması nedeniyle "tarafsız ve bağımsız" bir mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmişlerdir.
Ayrıca, başvuranlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşünün kendilerine tebliği edilmediğinden ve yargılama sırasında açık duruşma yapılmadığından dolayı Yargıtay'daki yargılamanın silahların eşitliği ilkesine uygun olmadığını iddia etmişlerdir.
Başvuranlar, 21 Kasım 2001 tarihli yazılarında, makul bir sürede yargılanma haklarının tanınmadığından şikayetçi olmuşlardır.
Davanın esasına ve kabuledilebilirliğine ilişkin 11 Temmuz 2002 tarihli görüşlerinde ise, başvuranlar, derginin toplatılması, mahkumiyet kararları ve cezai yargılamanın başlatılmasıyla AİHS'nin 10. maddesi uyarınca ifade özgürlüklerinin, bilgi edinme ve iletişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
HUKUKA DAİR
a) Mağdur sıfatı
Hükümet, AİHS'nin 34. maddesi uyarınca başvuranların mağdur sıfatları bulunmadığı konusunda itirazda bulunmuştur. Hükümet, 4454 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesiyle, yerel adli makamların birinci başvuran hakkındaki ceza kararının infazını askıya aldığını ve ikinci başvuran hakkındaki cezai yargılamayı da ertelediğini belirtmiştir.
Başvuranlar, sözkonusu argümanlarına karşı çıkmışlardır.
AİHM, ilk başvuranın mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından onanmasından dolayı, makamlarca yargılanma niteliğine kavuştuğunu, bunu müteakip, DGM'nin 4454 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesiyle hükme varılan mahkumiyet cezasını ertelediğini ve başvuranın erteleme süresi içersinde herhangi bir suça iştirak etmediğini dikkate alarak, mahkumiyetin kaldırılmasına karar verdiğini belirtmiştir. Bu konuda, AİHM, başvuranın firarda olması nedeniyle, hakkında verilen hapis cezasının yerine getirilmediğini tespit etmiştir.
İkinci başvuran konusunda ise, AİHM, DGM'nin 4454 sayılı Yasa'nın hükümleri uyarınca davayı ertelediğini, bu süre içerisinde başvuranın her hangi bir suça müdahil olmadığını dikkate alarak ceza davasının kaldırılmasına karar verdiğini belirtmiştir.
Kuşkusuz, AİHM, ulusal hukuk uyarınca, başvuranların yeni bir suça yönelmemesi nedeniyle ve erteleme koşullarına uygun olarak ceza davasın kaldırıldığını ve mahkumiyetlerinin kayıtlardan düşürüldüğünü tespit etmiştir.
Konuyla ilgi olarak, ilk başvuranın mahkumiyetinin sicil kayıtlarından silinmesiyle, DGM'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığına ve yargılamanın adil yapılmadığına ilişkin tüm tazminat talepleri bertaraf edilmiştir. Dolaysıyla, başvuran mahkumiyet kararına ilişkin şikayetlerden etkilenmemiştir (Bkz, 13 Mayıs 2004 tarihli Aslı Güneş-Türkiye kararı, no: 53916/00). Bu nedenle, başvuran, AİHS'nin 34. maddesi uyarınca, sözkonusu başvurunun bu kısmının incelenmesinin devamında bir menfaatının bulunduğunu iddia edemez.
Herhangi bir mahkumiyet sözkonusu olmadığından dolayı, ikinci başvuran için de aynı sonuç geçerlidir ( 28 Eylül 2004 tarihli Kaplan-Türkiye kararı, no: 56566/00).
Dolaysıyla, sözkonusu şikayetlerin AİHS'nin 35 §§3. ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
B. Altı ay kuralı
Başvuranlar, 21 Kasım 2001 tarihli yazılarında, makul bir sürede yargılanma haklarının tanınmadığından şikayetçidirler.
Davanın esasına ve kabuledilebilirliğine ilişkin 11 Temmuz 2002 tarihli görüşlerinde, başvuranlar, derginin toplatılması, mahkumiyet kararları ve cezai yargılamanın başlatılmasıyla AİHS'nin 10. maddesi uyarınca ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve iletişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Bu bağlamda, AİHM, dile getirilen olaylarda sözü edilen AİHS hükümlerin ihlalinin bulunup bulunmadığı konusunda karar verme aşamasında olmadığını hatırlatmaktadır. Gerçekten, AİHS'nin 35 § 1 maddesi, ancak nihai yerel karardan itibaren altı ay içerisinde AİHM'ye başvurulabileceğini öngörmektedir.
Konuyla ilgili olarak, AİHM, ilk başvuran için nihai yerel kararın 13 Mayıs 1999 tarihli Yargıtay kararı olduğunu ve 24 Ocak 2000 tarihli kararın ise, mahkumiyet kararının infazının ertelenmesi yönünde alındığını belirtmiştir. Bu nedenle, altı ay kuralı 13 Mayıs 1999 tarihinde başlamaktadır.
İkinci başvuran konusunda ise, 2 Kasım 1999 tarihli karar ile başvuranın hakkında yürütülen cezai yargılamaların kaldırıldığı gözönüne alındığında, herhangi bir mahkumiyetin sözkonusu olmadığı anlaşılmaktadır. Başvuran hakkında yürütülen yargılamanın teoride tekrar başlama olasılığının bulunmasına rağmen, AİHM, makul ve objektif bir açıdan bakıldığında, belirlenen yükümlülüklerin, özü bakımından, bu tarihten sonraki dönem için başvuranı etkilemeye devam ettiği ve tecil kararları ile yargılamanın sona ermediği sonuçlarına varmak için yeterli olmadığına kanaat getirmiştir (Bkz, Withey-İngiltere kararı, no: 59493/00, 13 Kasım 2001 tarihli Slezevicus-litvanya kararı, no: 55479/00, § 27 ve Antoine-İngiltere kararı, no: 62960/00). AİHM, 2 Kasım 1999 tarihli tecil kararının, başvuran hakkında yürütülen yargılamaya son verdiği ve davanın düşmesine neden olduğu kanısındadır. AİHM, 15 Nisan 2004 tarihinde, DGM'nin, başvuranın tecil süresince herhangi bir suç işlemediğini dikkate alarak, hakkındaki ceza davasının kaldırılmasına karar verdiğini ifade etmektedir. Sonuç olarak, altı ay kuralı, 2 Kasım 1999 tarihinde başlamıştır.
Dolayısıyla, AİHM, sözkonusu şikayetlerin geç dile getirilmeleri nedeniyle ve AİHS'nin 35 §§1. ve 4. maddesi uyarınca reddedildiğine karar vermiştir.
Bu nedenlere dayanarak, AİHM, oy birliğiyle;
Başvuruyu kabuledilemez bulmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy