(Başvuru no: 47938/99)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
4 Mayıs 2006
İşbu karar Sözleşme 'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (47938/99) başvuru nolu davanın nedeni bu ülke vatandaşı M. Ali Akkurt'un (başvuran) 2 Aralık 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından O. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1959 doğumlu başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir.
A. Başvuranın tutuklanması ve gözaltına alınması
Başvuran 10 Şubat 1994 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekipleri tarafından yakalanarak bu birimde gözaltına alınmıştır.
24 Şubat 1994 tarihine dek süren sorgulamalarında polisler tarafından başvurana kötü muamele uygulanmıştır.
Başvuran bu tarihte İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılmıştır. Savcı, başvuranın tutuklu yargılanmasını kararlaştırmıştır.
Başvuran İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı önündeki 24 Şubat 1994 tarihli ifadesinde gözaltındaki polislerin itirafta bulunması için kendisine kötü muamelede bulunduklarını öne sürmüştür.
Cumhuriyet Savcılığı, aynı gün İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından başvuranın sağlık kontrolünden geçirilmesini talep etmiştir. Adli Tıp doktoru, başvuranın birtakım ağrılarının bulunduğunu, nihai raporun adı geçenin tam teşekküllü bir hastanede muayene edilmesinin ardından tamamlanacağını ve başvuranda kötü muamele izine rastlanılmadığını kaydetmiştir.
Başvuran aynı gün polis hastanesi hekimi tarafından muayene edilmiş, kendisine beş günlük iş göremez raporu verilmiştir.
Başvuran tutuklu bulunduğu Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından 2 Mart 1994 tarihinde muayene edilmiş, nihai raporun Adli Tıp incelemesinin ardından tamamlanacağı ifade edilmiştir.
Adli Tıp Kurumu, 31 Mayıs 1994 tarihinde başvuranı önceki sağlık raporları ışığında muayene etmiş, saptanan izlerin adı geçenin hayatını tehlikeye atmayacağını ifade ederek on beş günlük iş göremez raporu düzenlemiştir.
B. Suçlanan polisler hakkındaki ceza süreci
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, 24 Şubat 1994 tarihli raporda kötü muamele uygulamalarını ortaya koyan hiçbir bulgunun yer almadığını belirterek 6 Ekim 1994 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir.
Başvuran 23 Ocak 1995 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde bu karara itirazda bulunmuştur.
Cumhuriyet Savcısı davanın bir kez daha ele alınması ile İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde işkence uyguladıkları gerekçesiyle başvuranın gözaltından sorumlu polisler hakkında TCK'nın 243. maddesinin uygulanmasına istinaden kamu davası açmıştır.
İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi 17 Haziran 1997 tarihli bir kararla polis memurlarının delil yetersizliğinden serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır.
Başvuranın temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 10 Haziran 1998 tarihli bir kararla 17 Haziran 1997 tarihli kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 3. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
A. Kabul edilebilirliğe ilişkin
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Ceza davasının sonucu ne şekilde olursa olsun, başvuranın idareye karşı bir tazminat talebinin esasını belirlemekte yetkili idari hukuk mercilerine başvuruda bulunması gerekirdi.
Başvuran Hükümetin bu savlarına karşı çıkmaktadır.
AİHM, Türk Hukuku'nun Devlet'e ve onun görevlililerine yüklenebilecek haksız fiillere karşı idari, hukuki ve cezai başvuru yollarını öngördüğünü not etmektedir.
Anayasa'nın 125. maddesinin kamu görevlililerinin muamelelerinden mağdur bir kişiye idarenin objektif sorumluluğuna dayalı olarak idari yargı sürecini başlatmayı öngördüğü bir gerçektir. Bununla birlikte AİHM, AİHS'nin 2. ve 13. maddelerinin Sözleşmeci Devletlere getirdiği ölümcül güç kullanımından sorumlu kimselerin kimliğinin açığa çıkarılmasına ve cezalandırılmasına yönelik bir soruşturma düzenleme yükümlülüğünün, şayet başvuranın tazminat hükmünden başka bir sonuç veremeyecek idari yargı süreci başlatmasına bağlı olacaksa hayali bir yükümlülük halini alabileceğini hatırlatır. (Yaşa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, 1998-IV, § 74). Bu mütalaa aynı zamanda, 3. madde çerçevesinde kötü muamelelere de uygulanmalıdır (Bkz. İlhan-Türkiye kararı, no: 22277/93, § 61, AİHM 2000-VII). Sonuç itibariyle, başvuranın öngörülen idari ve hukuki yargı sürecini başlatma zorunluluğu bulunmamaktaydı. Hükümetin yapmış olduğu ön itiraz kabul edilemez.
AİHM ayrıca, bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3. maddesince dayanaktan yoksun olmadığı tespitini yapmaktadır. Başvurunun kabul edilemez bulunması için hiçbir gerekçe yer almamaktadır. O halde başvuru kabul edilmelidir.
B. Esas hakkında
Başvuran, gözaltında kendisini itirafa zorlayan polis memurlarının kötü muamelelerine maruz kaldığını ileri sürmektedir. Başvuran çıplak haldeyken kendisine soğuk su sıkıldığını, elektrik şoku verildiğini ve Filistin askısında asılı tutulduğunu ve tüm bunların gözleri bağlı olarak yapıldığını dile getirmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmakta ve farklı sağlık raporlarının başvuranın rahatsızlığının gözaltında bulunduğu sırada meydana geldiğinin tespitine imkân vermediğini ifade etmektedir. Başvuranın öne sürdüğü sağlık raporları dışında, adı geçenin gözaltında uygulanan fiziksel şiddet nedeniyle bel fıtığı olduğunu gösterir hiçbir sağlık raporu yer almamaktadır.
AİHM, güvenlik güçlerinin tamamıyla kontrolü altındaki bir tutuklunun yaralanmasının ciddi kuşkulan ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. (Bkz. Salman-Türkiye kararı, no: 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Bu bağlamda Hükümetin başvuranda oluşan yaralanmanın neden ve nasıl meydana geldiğine, başvuran tarafından ortaya konulan iddialara ve raporlara ilişkin makul bir açıklama getirmesi gerekmektedir. (Bkz. diğerleri arasında, Selmouni-Fransa kararı, no: 25803/94, § 87, AİHM 1999-V; Berktay-Türkiye kararı, no: 22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay-Türkiye kararı, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).
AİHM, avukat bulundurma hakkından yoksun, on dört gün boyunca tutulu bulundurulan başvuranda tespit edilen izlerin nedeni hakkında Hükümetin hiçbir açıklama yapmadığını gözlemlemektedir. Oysa (ayak parmaklarındaki ağrılar, hissizlik, her iki koltuk altındaki ağrılar, güçsüzlük, sağ bacakta karıncalanma ve bel ağrısı) gibi rahatsızlıklar ilgili tarafından Cumhuriyet Savcısı önünde (özellikle sağ ayak parmağına elektrik verilmesi ve Filistin askısında asılı tutulma gibi) maruz kalındığı dile getirilen kötü muamelelere karşılık gelmektedir.
Ayrıca, ceza mahkemeleri bu durumda başvuranın vücudunda tespit edilen izlerin tam olarak ne zaman oluştuğunu belirlemek ölçüsünde olmasa da, AİHM gözaltı süresinin başlangıcında etkili bir sağlık kontrolünün olmayışı nedeniyle bu noksanlığın ulusal yetkililere yükleneceğini kaydetmektedir. Kaldı ki, dava dosyasındaki hiçbir unsur bahse konu bu izlerin tutuklama sırasında eş zamanlı oluştuğunu veya öncesinde üçüncü şahıslardan kaynaklandığını göstermemektedir.
Mahkemeye sunulan delillerin bütünü ve Hükümetin makul bir açıklamada bulunmayışı ışığında, AİHM, 24 Şubat, 2 Mart ve 31 Mayıs 1994 tarihli doktor raporlarında yer alan bulguların Hükümetin sorumluluğunu taşıdığı insanlık dışı bir uygulamanın menşeini oluşturduğu kanısındadır.
AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. AİHS'NİN 13. MADDESİYLE BİRLİKTE 3. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran gözaltında maruz kaldığı kötü muamelelerden şikayetçi olmasına olanak tanıyacak iç hukukta başvuru yolunun bulunmadığını ve AİHS'nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, bu şikayetleri 13. madde çerçevesinde inceleyecektir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvurana kötü muamele uygulamakla itham edilen sanık polislerin adı geçenin cezaevi arkadaşına kötü muameleden soruşturma açıldığını, dava dosyasında yer alan tüm kanıt unsurlarının tetkik edilmesinin ardından hakimlerin başvuranın ifadelerinin çelişkili olduğu ve kötü muamele sonucu oluşan darp izleri iddialarında her türlü makul şüphenin ötesinde ilkesinin oluşmadığı kanısına vardıkları görüşünü savunmaktadır.
AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayete bağlı olduğunu ve hiçbir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını kaydetmektedir. Bu durumda yapılan şikayet kabul edilebilir bulunmalıdır.
AİHM esasla ilgili olarak, AİHS'nin 13. maddesinin iç hukukta AİHS'nin öngördüğü temel hak ve özgürlükleri öne sürmeye olanak tanıyan etkili bir başvuru hakkının varlığını güvence altına aldığını kaydetmektedir. Bu hüküm, iç hukukta sonucu itibariyle AİHS'ye dayalı yapılan "savunulabilir" nitelikteki bir başvurunun incelenmesini ve Savunmacı Devletler sözü edilen hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere uyum konusunda belirli bir takdir payından yararlansalar dahi, buna uygun düzenleme yapılmasını öngörmektedir. AİHS'nin 13. maddesinin getirdiği yükümlülük başvuranın Sözleşmeye dayandırdığı şikayetin türüne göre işlerlik kazanmaktadır. Bununla birlikte, bu maddede öngörülen başvuru hukukta olduğu kadar uygulama da "etkili" olmalı, özellikle kullanımı Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız fillerine ve baskı unsurlarına yol açmamalıdır (Bkz. Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996, 1996-VI, s. 2286, § 95, Aydın-Türkiye kararı, 25 Eylül 1997, 1997-VI, s. 1895-1896, § 103, ve Kaya-Türkiye kararı, 19 Şubat 1998 s. 329-330, § 106).
Yaşama hakkının korunmasının temel önemi karşısında AİHS'nin 13. maddesi Savunmacı Devlete sorumluların kimliklerinin açığa çıkarılmasına ve cezalandırılmasına götürecek derinlemesine, etkili soruşturmaların yürütülmesi ve şikayetçi tarafın etkili bir soruşturma sürecine erişiminin sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir (sözü edilen Kaya kararı, § 107).
Mevcut başvuruda Savcılık tarafından iki polis hakkında açılan ceza soruşturması polislerin serbest bırakılmaları ile tamamlanmıştır. Alınan kararda başvuranın vücudunda şiddet belirtilerine rastlanıldığı, fakat bu izlerin gözaltında ve sorumlu bir polis tarafından yapıldığının belirlenmesine olanak tanımadığının sonucuna varılmıştır. Esas hakimleri başvuranın iddialarının bir kısmı ile uyuşan belirtileri ortaya koyan iki sağlık raporu sonucunun bir bilirkişi yoluyla derinlemesine tamamlayıcı soruşturmaların yürütülmesini gerekli görmemiştir. Böylelikle, ne ilgilide tespit edilen izlerin kaynağı ne de bu gecikme nedeniyle yüklenebilecek ihmalkârlıklar açığa çıkarılmıştır.
Bu durumda cezai başvuru yolu, hukuki ve idari yargı mercileri karşısında tazminat elde edebilecek hiçbir dayanak sunmamıştır. Zira başvuranın bu merciler önünde de en azından gözaltında kötü muamelenin mağduru olduğunu kanıtlaması gerekmekteydi (Bkz. Hasan Kılıç-Türkiye kararı no: 35044/97, 28 Haziran 2005).
AİHS'nin 13. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
AİHM, hiç kuşkusuz başvuranın AİHS'nin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduğunu belirterek, ilgiliye bu yönde hakkaniyete uygun 15.000 Euro verilmesini uygun görmüştür.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış olduğu harcamalar için 11.390 YTL. karşılığı 7.179 Euro talep etmektedir. Bu miktarın 11.000 YTL.'si temsil gideri, 390 YTL.'si diğer harcamalar içindir.
AİHM'nin yerleşik içtihadına göre ve hakkaniyete uygun olarak başvurana yargı giderleri için 3.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana:
i. manevi tazminat için 15.000 (on beş bin) Euro;
ii. yargı giderleri için 3.000 (üç bin) Euro ödemesine;
iii. belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 4 Mayıs 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy