(AİHS m. 6, 35)
(Başvuru no: 48264/99)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
9 Kasım 2006
İşbu karar AİHSnin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (48264/99) başvuru nolu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Vehbi Ünal'ın (başvuran) 20 Nisan 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur. Mevcut başvuru 10 Nisan ve 3 Ağustos 2000 tarihlerinde iki ayrı başvurunun eklenmesiyle tamamlanmıştır. Sonradan yapılan bu iki başvuru ilk başvuruya ait başvuru numarasıyla kaydedilmiştir.
Başvuran 25 Şubat 2003 tarihinde vefat etmiş ve 1956 doğumlu oğlu Ömer Faruk Ünal yargılamanın devam ettirilmesi arzusunda olduğunu beyan etmiştir. AİHM kolaylık olması amacıyla başvuran olarak Vehbi Ünal'ın adını zikretmeye devam edecektir.
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından M. Deral tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Türk vatandaşı olan başvuran 1931 yılında doğmuş ve 2003 yılında ölmüştür. Başvuran olayların gerçekleştiği dönemde müteahhitlik yapmaktaydı.
A. Davanın meydana geliş şekli
Başvuran, 1980 yılında üyelerinin çoğunluğunu Adalet Bakanlığı çalışanları ve hakimlerin oluşturduğu bir yapı kooperatifi için 360 dairelik bir projenin yapımını üstlenmiştir ( S.S. İstanbul Hukukçular ve İdareciler Yapı Kooperatifi, bundan sonra kooperatif).
Çalışmaların ilerleyişi ile ilgili bir anlaşmazlığa düşülmesi neticesinde kooperatif sözleşmeyi fesh etmiştir. Taraflar karşılıklı olarak İstanbul Mahkemeleri'nde davalar açmışlardır. Daha sonra birleştirilen sözkonusu davaların neticesinde 3 Mart 1993 tarihinde verilen bir kararla başvurana, Merkez Bankasınca uygulanan reeskont oranında gecikme faiziyle birlikte bir tazminat ödenmesi hükme bağlanmıştır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi verilen bu hükmü onamıştır. Başvuran tarafından yapılan kararın gözden geçirilmesi talebi 28 haziran 1994 tarihinde reddedilmiştir.
Başvuran tarafından sözkonusu olaylara ilişkin yapılan başvuru 9 Eylül 1998 tarihinde Avrupa İnsan hakları Komisyonunca kabuledilemez olarak ilan edilmiştir (Ünal - Türkiye, başvuru no: 29916/96).
B. Dava konusu olaylar
Başvuran 1985-1995 yılları arasında büyük çaplı emlak projelerini üstlenmiştir.
Başvuran, yapı kooperatifi üyeleri, sözleşmeci taraflar, inşaatçılar ve müteahhitlerle birçok kez ihtilafa düşmüştür. Başvuran tarafından sunulan olaylar itibariyle, mevcut davada ihtilaflı üç olay yer almaktadır. Bu olaylardan her biri ayrı bir dava konusu olmasına karşın hepsi de aynı sayıyla kaydedilmiştir.
1. 20 Nisan 1999 tarihinde yapılan başvuruya konu olan T.C. 'ye karşı açılmış dava Başvuran 1986 tarihinde T.C. ile iki daire karşılığı bir binanın inşası için bir anlaşma yapmıştır. Binanın yapım aşamalarına ilişkin bir ihtilafın yaşanmasının ardından T.C. tespit edilemeyen bir tarihte sözleşmeye konu daireleri kendi üzerine kaydettirmek amacıyla bir dava açmıştır. Kadıköy Mahkemesi davayı reddetmiştir. Yargıtay 15.Hukuk Dairesi bu kararı bozmuştur (karar tarihi ve gerekçesi tespit edilememiştir). Mahkeme 9 Temmuz 1997 tarihinde sözkonusu binanın inşası için taraflarca yapılan harcamaları hesaplamış ve iki dairenin T.C.'ye verilmesini karara bağlamıştır.
Bu karar 18 Mart 1998 tarihinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından onanarak karar düzeltme talebinin reddini müteakip 25 Haziran 1998 tarihinden itibaren nihai hale gelmiştir.
2. «Kooperatif» aleyhinde açılan davalar, 10 Nisan 2000 tarihinde sunulan ek başvuru Kooperatife karşı açtığı davada alacağına yönelik uygulanan faiz oranının bankalar tarafından uygulanan ortalama faiz oranına ve döviz kuruna nispetle düşük kaldığını değerlendiren başvuran 21 Şubat 1991 tarihinde Borçlar Kanununun 105. maddesi temelinde ek tazminat davası açmıştır. İlerleyen yıllarda başvuran aynı mahkemede «yeni ek zararları» için dört dava daha açmıştır. Bu davaların sonuncusu 15 Ağustos 1994 tarihinde açılmıştır.
Daha önce beş davayı birleştirmiş olan Kadıköy Ticaret Mahkemesi başvuranın talebini reddetmiştir. Yargıtay 15 Mayıs 1996 tarihinde bu kararı onamıştır.
Karar düzeltme talebinde bulunan başvuran Yargıtay 15. Hukuk Dairesinde kararı veren hakimlerin tamamını reddini istemiştir. Başvuran reddi hakim talebine gerekçe olarak "Yargıtay hakimlerinin atamalarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılması ve Adalet Bakanlığı mensubu bir çok kişinin ev alma maksadıyla adı geçen kooperatife üye olması, ayrıca Yargıtay'da başka bir dairenin başkanı ve bazı Danıştay üyelerinin de bu kooperatife üye olması gibi nedenleri ve bu mesleki bağlantıların tarafsızlık konusunda şüpheye yol açmasını " göstermiştir.
Başvuranın davaları geniş kitlelere yayın yapan basın yayın organlarında yer almıştır.
Bunun akabinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi Hakimleri görünürdeki olası şüpheleri dağıtmak için tespit edilemeyen bir tarihte davadan çekilmişlerdir. 7 Eylül 1997 tarihinde 15. daire Başkanı başvuran hakkında hakime hakaret suçundan şikayette bulunmuştur.
Dosya unsurlarından anlaşıldığına göre, başvuran 1989 yılından itibaren sözkonusu ihtilafla ilgili asıl davada reddi hakim talebinde bulunmuş ancak başvuranın talepleri Yargıtay hakkındaki kanun uyarınca bir Yargıtay dairesinin tüm hakimleri hakkında dairenin işleyişine mani olacak şekilde ret talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle geri çevrilmiştir. Yargıtay Başkanlar Kurulu 29 ocak 1999 tarihinde verdiği bir kararla bu davayı 11. Hukuk dairesine devretmiştir.
11. Hukuk Dairesi ek tazminat talebinin İstanbul Ticaret Mahkemesi tarafından 3 Mart 1993 tarihinde görüldüğü gerekçesiyle karar düzeltme talebini reddetmiştir.
3. Özbek İnşaat S. A (Ankara Sitesi) aleyhindeki dava, 3 Ağustos 2000
Başvuran 1977 yılında Özbek İnşaat S.A. şirketi ile 5000 m2 büyüklüğünde bir arsa üzerine kat karşılığı inşaat yapmaya ilişkin bir sözleşme akdetmiştir. Ancak işlerin ilerleyişi, kullanılan malzemeler ve ödemeler gibi konularda anlaşmazlık ortaya çıkması sonucunda adı geçen şirket sözleşmeyi feshetmiştir.
Her iki taraf da tazminat, tahsilat ve tapu siciline kayıt istemiyle İstanbul ve Kadıköy mahkemelerine başvuruda bulunmuşlardır. Bu başvurulardan ilki 4 Nisan 1983 tarihinde Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesine yapılmıştır.
Sözkonusu davalar daha sonra Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından birleştirilmiştir. Bir çok bilirkişi incelemesi ve 4 Temmuz 1988, 15 Aralık 1994 ve 15 nisan 1999 tarihlerinde verdiği üç bozma kararının ardından Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 18 Kasım 1999 tarihinde şirketin sözleşmeyi haksız yere feshetmediği sonucuna varmıştır. Ayrıca Yargıtay dairelerden bazılarının başvuran, geriye kalanların da şirket adına kaydedilmesine hükmetmiştir. Ayrıca Yargıtay 15. Hukuk Dairesi adına katdedilen dairelerin kira karşılığı tutarını şirkete tazminat olarak ödemeye mahkum etmiştir.
Taraflar yeniden Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Başvuran " 4 Şubat 2000 tarihinde olduğu gibi meslektaşlarını koruyacakları" gerekçesiyle 11. Daire hakimlerini reddetmiştir.
18 Nisan 2000 tarihinde başvuranın reddi hakim talebi geri çevrilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk dairesi 6 Temmuz 2000 tarihinde 18 kasım 1999 tarihli Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını onamıştır.
Başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebi 24 Kasım 2000 tarihinde reddedilmiştir.
4. Diğer davalar
Başvuran yasadışı araç ithali (16 Mayıs 1985 tarihinde beraat etmiştir.), karşılıksız çek kesme, dolandırıcılık ve yazıda sahtecilik (13 Kasım 1990 tarihinde beraat etmiştir) ve hakime hakaret suçlaması (şikayetçi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi Başkanıdır. İddianame Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı tarafından 3 Mart 1998 tarihinde sunulmuştur. Davanın neticesi bilinmemektedir) gibi hakkında yapılan birçok cezai takibatı zikretmektedir.
ŞİKAYETLER
Yukarıda zikredilen davaların tamamını «kooperatif» ile yaşadığı ihtilafa bağlayan başvuran kendini adalet terörünün kurbanı olarak addetmektedir. AİHS'nin 6 § 1. maddeye atıfta bulunan başvuran adli mercilerin tamamının tarafsızlıktan yoksun olduğundan yakınmaktadır. Yine aynı maddeye atıfta bulunan başvuran makul süre içinde davasının görülmesi hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran dava süresini on sekiz yıl olarak hesaplamaktadır.
Netice olarak başvuran «kooperatife» karşı davasında uygulanan gecikme faizi oranının bankalarca uygulanan ortalama faiz oranlan ve döviz kuru artışına nispetle yetersizliği ve taraflı hakimler tarafından alacağının bilinçli bir biçimde azaltılması sonucunda mülke saygı hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır. Son davayla ilgili olarak başvuran " alacağına nispetle kendisi adına kaydedilen daire sayısının azlığından" şikayetçi olmaktadır. Başvuran, yukarıda adı geçen üç dosyaya ilişkin zararını altı-yedi trilyon Türk Lirası olarak hesaplamaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
I. BAŞVURULARIN KABULEDİLEBİLİRLİĞİ HAKKINDA
A. İlk iki başvuru hakkında
AİHM, AİHS'nin 35 § 1. maddesi uyarınca kendisine «kesin iç hukuk kararından itibaren altı ay içinde» başvurulabileceğini anımsatmaktadır. Bu nedenle AHTM altı ay kuralını re'sen uygulamak amacıyla «kesin iç hukuk kararı» tarihini belirlemelidir (JValter - Birleşik Krallık, no: 34979/07)
T.C. davasıyla ilgili olarak kesin iç hukuk kararı 25 Haziran 1998 tarihli Yargıtay kararıdır. Bu nedenle 20 Nisan 1999 tarihinde yapılan başvuru geç yapılmış bir başvuru olduğundan AİHS'nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
Başvuranın «kooperatife» karşı davasına gelince AİHM, ek tazminat taleplerinin, 3 Mart 1993 tarihinde verilen bir karara konu olmuş olması sebebiyle reddedildiğini gözlemlemiştir.
Neticede Merkez Bankası'nın reeskont işlemlerinde uyguladığı gecikme faizi ile birlikte bir tazminata hükmedilmişti. Başvuranın adil tatmine ilişkin diğer talepleri reddedilmişti. Başvuranın yaptığı karar düzeltme talebinin reddini müteakip bu hüküm şekli kesin hüküm niteliği kazanmıştır.
Ancak AUTM'nin yerleşik içtihadına göre, şekli kesin hüküm niteliği kazanmış bir karara itiraz etmeye matuf bulunan sonraki yargılama altı ay süresinin başlangıcı hesaplanırken dikkate alınmaz (Abozzi ve Fabbri - İtalya, no: 33604/96, 16 Nisan 1998 tarihli Komisyon kararı). Bu bakımdan, iddia edilen olayların herhangi bir ihlalin varlığını işaret edip etmediği noktasında bir görüş belirtilmesi gerekli değildir.
Bu nedenle 10 Nisan 2000 tarihinde yapılan ek başvuru da altı ay süresi kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
B. Üçüncü başvuru hakkında
1. Hükümet 'in itirazı hakkında
Hükümet başvurunun yapıldığı tarihte sözkonusu davanın halen ulusal mahkemeler önünde görülüyor olması sebebiyle AİHM'yi başvuruyu kabuledilemez ilan etmeye davet etmektedir.
AİHM başvurunun sunulmasının ardından içhukuk yollarının son haddine erişmesini beklediğini ancak kabuledilebilirlik hakkında görüş belirtmesinin istenmesi durumunda bunun mümkün olmayacağını hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Ringeisen -Avusturya, 16 Temmuz 1971 tarihli karar, ve EK. - Türkiye, no: 28496/95, 28 Kasım 2000). Sonuç olarak AİHM Hükümet'in itirazını reddeder.
2. Adli mercilerin tarafsızlığı hakkında yapılan şikayet
Başvuran «kooperatif» ile olan ihtilafından haberdar olan adli mercilerin tarafsızlık yoksunluğundan şikayetçi olmaktadır.
AİHM başvuranın ulusal mahkemeler AİHM önünde sözkonusu hakimlerle kooperatif üyeleri arasında hakimlerin tarafsızlığını tartışmalı hale getirecek nitelikte bir şahsi menfaat ilişkisi ya da doğrudan bir ilişki olduğu yönünde bir şikayette bulunmadığını gözlemlemiştir. Buna karşın Yargıtay 15. Hukuk Dairesi büyük olasılıkla ortaya çıkan medyatik baskının ardından görünürdeki tarafsızlık yoksunluğu şüphelerini dağıtmak amacıyla davadan çekilmiştir. Hakimler arasındaki sıkı mesleki ilişkilerin, bir hakimin menfaati üzerinde belirleyici bir rol oynaması sözkonusu olması durumunda davaya bakan hakim açısından bir taraflılık riski ortaya çıkardığı doğruysa da AİHM mevcut davada hakimlerin görevlerini yerine getirme noktasında gösterdikleri özen yahut sergiledikleri tutum noktasında şüphe yaratmaya elverişli herhangi bir somut unsurla karşılaşmamaktadır. Öznel endişeler her ne kadar anlaşılabilir olsalar da belirleyici unsur teşkil etmezler. Bu nedenle sözkonusu endişelerin nesnel olarak addedilebilmeleri için her şeyden önce kanıtlanmaları gereklidir ( mutatis mutandis, Nortier - Hollanda, 24 Ağustos 1993 tarihli karar, § 33, ve Remli - Fransa, 23 Nisan 1996 tarihli karar, § 46).
Ayrıca başvuranın bu davayı gören 11. Hukuk Dairesi hakimlerini "kesinlikle kendi meslektaşlarını koruyacakları" gerekçesiyle reddetmesi hususunda ise AİHM sözkonusu şikayeti destekleyecek herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine varmıştır.
Netice olarak AİHM, AİHS'nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu şikayeti kabuledilemez ilan etmektedir.
3. Mal ve mülke saygı hakkına saygı yönünden yapılan şikayet hakkında
1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunan başvuran «alacağına karşılık olarak kendi adına kaydedilen dairelerin sayısının azlığından» şikayetçi olmaktadır.
AİHM bu davanın mahkeme tarafından son derece ayrıntılı bir incelemeye tabi tutularak bir çok bilirkişi incelemesi emrettiğini ve bu nedenle başvuranın şikayetinin yalnızca yargılamanın sonucuna ilişkin olduğunu tespit etmektedir (Kemmache - Fransa (no:3), 24 Kasım 1994 tarihli karar, § 44). Sonuç olarak AİHM, AİHS'nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu şikayeti kabuledilemez ilan etmektedir
4. Yargılama süresine ilişkin olarak yapılan şikayet hakkında
Başvuran yargılama süresinin AİHS'nin 6 § 1. maddesince öngörülen ivedilik kuralına uygun olmadığını değerlendirmektedir.
Hükümet başvuranın varisinin bu şikayetin incelenmesinin devamını haklı çıkaracak hiçbir meşru menfaati olmadığı kanısındadır. Hükümet Kofler - İtalya (başvuru no: 861/78, 9 Ekim 1982 tarihli Komisyon raporu, DR 30) davasına atıfta bulunmaktadır. Bu kararda komisyon varislerin arzusu hilafına yargılama sürecinde vefat eden başvurana karşı yürütülen yargılamanın süresine ilişkin başvuruyu reddetmiştir.
Mevcut davada AİHM'ye yalnızca 4 Nisan 1983 tarihinde başlayıp 6 Temmuz 2000 tarihinde sona eren yargılama süreci ile ilgili olarak şikayette bulunulmuştur.
AİHM Hükümet tarafından dile getirilen Kofler davasının bir caza yargılamasına ilişkin olduğunu gözlemlemektedir. Ancak hukuk davaları sözkonusu olduğunda AİHM varisler adına yargılamanın ivediliğine ilişkin şikayetleri incelemeye devam etmiştir (bkz., sözgelimi, L -İtalya, no: 12490/86, 9 Kasım 1990 tarihli Komisyon kararı; ayrıca bkz., X-Fransa, 31 Mart 1992 tarihli karar, §§ 21 ve 26, Pandofelli ve Polumbo - İtalya, 27 Şubat 1992 tarihli karar, ve Coccchiarella - İtalya, no: 64886/01).
Mevcut davada AİHM bu içtihattan ayrılmak için hiçbir gerekçe görmemekte ve Ömer Faruk Ünal'a başvuranın yerini alma yetkisi tanımaktadır.
Bu şikayete ilişkin AİHS'nin 35. maddesi anlamında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığından AİHM başvurunun kabuledilebilir olduğunu ilan eder.
II. ESASA DAİR
AİHS'nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunan başvuran yargılama süresinin «makul süre» ilkesini çiğnediğini iddia etmektedir.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
Dikkate alınması gereken dönem 4 Nisan 1983 tarihinde başlamış ve 6 Temmuz 2000 tarihinde sona ermiştir.
Buna karşın hesaba katılması gereken dönem 28 Ocak 1987 tarihinde Türkiye tarafından bireysel başvuru hakkı tanınmasının yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. Böylelikle sözkonusu dönem sekiz aşama için on üç yıl altı ay sürmüştür.
AİHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının AİHM'nin bu husustaki içtihadında hasredilen ölçütler ve bilhassa davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili mercilerin tutumu ve ihtilafın konusu gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Frydlander - Fransa, no:30979/96, § 43).
AİHM bilhassa başvuranın davanın seyrinde özen eksikliği göstermiş olduğunu tespit etmemektedir. AIHM ihtilaflı davanın karmaşıklığını görmezden gelmemekte ve ilk derece mahkemesinin birçok davayı birleştirmek zorunda kaldığını ve bir çok bilirkişi incelemesi yaptırdığını gözden kaçırmamaktadır. Buna rağmen ulusal mahkemelerini, herkese hukuki nitelikli hak ve yükümlülüklerine ilişkin ihtilaflar hakkında kesin bir karar elde edebilme güvencesini verebilecek şekilde düzenleme görevi Sözleşmeci Devletlere düşer.
Özetle kendisine sunulan tüm unsurları inceleyerek bu alandaki içtihadını göz önünde bulunduran AİHM mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aşırı olduğunu ve «makul süre» ilkesinin gereklerine cevap vermediğini takdir etmektedir
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Tazminat
Başvuranın oğlu maruz kaldığını iddia ettiği maddi zararın tazmini için muhtelif meblağlar talep etmektedir. Başvuran ayrıca kendisine ödenecek tutarın hali hazırda yaklaşık on milyon Amerikan Dolarına ulaşan miras sebebiyle istihkak davası dosyasına aktarılacağına dikkat çekmektedir.
AİHM, bu taleplerin kabuledilemez ilan edilen 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesiyle ilintili olduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak AİHM bu talepleri reddetmektedir.
Başvuranın oğlu manevi tazminat konusunu AİHM'nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet ihlal tespitinde bulunulması halinde bunun manevi zararın tazmini için yeterli olacağını değerlendirmektedir.
AİHM, başvuranın oğlunun dolaylı olarak manevi bir zarara uğradığını değerlendirmektedir. AİHM hakkaniyete uygun olarak başvuranın oğluna 9.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
Masraf ve harcamalar
Başvuranın oğlu ayrıca ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalara için farklı meblağlar talep etmektedir. AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamaların takdirini AİHM'ye bırakmaktadır.
Herhangi bir belge sunulmadığını gözönünde bulunduran Hükümet bu taleplerin reddedilmesini istemektedir.
AİHM'nin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran 41. madde anlamında yaptığı masraf ve harcamaların iadesini ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve makul oranda olduğunu ispatladığı sürece elde edebilir. Ayrıca yargılama giderlerinin iadesi ancak tespit edilen ihlalle ilişkili olduğu sürece mümkündür (Beyeler - İtalya (adil tatmin), no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).
Elindeki unsurları ve yukarıda zikredilen ölçütleri gözönünde bulunan AİHM ulusal mahkemeler önünde yapılmış masraf ve harcamalara ilişkin talebi reddeder.
Kendi önünde yapılan masraf ve harcamalara gelince AİHM bu bakımdan belge bulunmamasına rağmen mevcut başvurunun hazırlanması amacıyla bazı masrafların yapılmış olması gerektiği kanaatindedir. Bu gerekçeyle AİHM 1.000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına hükmetmektedir.
Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Ömer Faruk Ünal'ın varis sıfatıyla başvuranın yerine geçme yetkisi olduğuna;
2. Yargılama süresi yönünden yapılan şikayete ilişkin başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
3. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 9.000 Euro, masraf ve harcamalar içinse 1.000 Euro (bin) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 9 Kasım 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy