(Başvuru no: 49656/99)
Kabuledilebilirliğe İlişkin Kararın Özet Çevirisi
1974 doğumlu başvuran Mahir Emsalsiz Türk vatandaşı olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından K. Genç tarafından temsil edilmektedir.
Tarafların sunduğu üzere davaya ilişkin olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, 23 Eylül 1997 tarihinde Tokat'ta yapılan polis kontrolleri sırasında yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
Başvuran, 30 Eylül 1997 tarihinde, Tokat Cumhuriyet Savcılığı tarafından dinlenmiş ve ön soruşturma çerçevesinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne (DGM) sevk edilmiştir. Başvuran 1 Ekim'den 8 Ekim 1997 tarihine kadar Terörle Mücadele Şubesi tarafından sorgulanmıştır.
Başvuran, 8 Ekim 1997 tarihinde, Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı tarafından daha sonra da yedek hakim tarafından dinlenmiştir. Yedek hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
Başvuranın avukatı, başvuran 8 Ekim 1997 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmeden önce, gözaltı süresinin uzunluğunu ortaya koyduğu ve Savcılıktan müvekkilinin hakim önüne çıkarılmasını istediği 2 ve 3 Ekim 1997 tarihli iki şikayet dilekçesi vermiştir. Başvuranın avukatı, söz konusu gözaltı süresinin AIHM içtihadının tanıdığı süreyi aştığını hatırlatmıştır.
Cumhuriyet Başsavcısı, 3 Ekim 1997 tarihinde başvuran aleyhinde başlatılan soruşturma çerçevesinde, birçok sanığın davaya konu teşkil ettiğini ve bu nedenle 4229 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 2. paragrafı uyarınca gözaltı süresinin 5 Ekim 1997 tarihine kadar uzatıldığı gerekçesiyle söz konusu talepleri reddetmiştir.
31 Ekim 1997 tarihli iddianameyle, suç örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle başvuran aleyhinde kamu davası açılmıştır.
Başvuran, 7 Ocak 1998 tarihinde Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 sayılı Kanun uyarınca, gözaltı süresi nedeniyle tazminat talep etmiştir.
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin 1. Dairesi, 27 Mart 1998 tarihinde başvuran aleyhinde başlatılan cezai yargılamanın hala devam ettiği ve hapis cezasının verilmesi durumunda gözaltı süresinin hapis cezasından düşürüleceği gerekçesiyle tazminat talebini reddetmiştir.
Başvuranın temyiz başvurusu 28 Aralık 1998 tarihinde reddedilmiştir.
Başvuranın avukatı, 28 Temmuz 2004 tarihli yazıyla müvekkilinin 26 Eylül 1999 tarihinde vefat ettiğine ve başvuranın annesi ve kardeşlerinin başvurunun devam ettirilmesi isteğine dair AİHM'ye bilgi vermiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, AİHS'nin 5§3 ve 5 maddesini ileri sürerek, gözaltı süresinden ve tazminat talebinin reddedilmesinden şikâyetçi olmaktaydı.
Başvuran, AİHS'nin 6§3 maddesini ileri sürerek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden dolayı, gözaltı süresi nedeniyle tazminat davasına ilişkin yargılama sırasında adil yargılanmadığını iddia etmekteydi.
HUKUK AÇISINDAN
Hükümet, başvuranın annesi ve kardeşlerinin AİHS'nin 34. maddesi uyarınca mağdur olduklarını ileri sürebileceklerini savunmaktadır. Hükümet, davanın AIHM kaydından silinmesini istemektedir. Başvuranın annesi ve kardeşlerinin, ihlal iddialarının başvuranın kendisine bağlı olduğundan dolayı, maktulün yerini alamazlar.
AİHM, mağdurun ölmesinin otomatik olarak davanın kayıttan silinmesine neden olmadığını hatırlatmaktadır. Özellikle başvuranın şikâyetlerinin annesi ve kardeşlerine geçip geçmemesi konusu yönünden, insan haklarının korunması gerekçesiyle davayı incelemeye devam edip etmemeyi kendisi değerlendirir (Karner-Avusturya, no: 40016/98, § 25 ve sonrakiler, AİHM 2003-IX ve Fairfield-Birleşik Krallık (karar), no: 24790/04, AİHM 2005-...). Bu durumda, AİHM bunun gerekli olmadığına kanaat getirmektedir.
Sonuç olarak mirasçıları, AİHS'nin 34. maddesi uyarınca ihlal mağduru oldukları kabul edilse bile ki AİHM'nin bundan kuşkulu olduğu göz önüne alındığında, bir yandan AİHM başvuranın ölümü hakkında geç bilgilendirildiğinden ve diğer yandan, maktulün kendisine yakından bağlı şikayetlerin niteliğinden dolayı, AIHM, başvurunun, aşağıdaki nedenlerden dolayı gecikmeli yapıldığı gerekçesiyle kabul edilemez bulunması gerektiğine kanaat getirmektedir.
Gözaltı süresinin uzatılması ulusal mevzuata uygun olduğundan, başvuran gözaltı süresine itiraz etmek için Türk hukukunda hiçbir başvuru yoluna sahip değildi (Bkz. Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, § 53). AİHM, birçok defa, Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 sayılı Kanun'un öngördüğü başvurunun, bu davada ortaya konulan şikayetlere benzer şikayetler konusunda AİHS'nin 35. maddesi gereğince tüketilmesi gereken başvuru yolu değildi (Bkz. diğerleri arasında Bazancir ve diğerleri-Türkiye (karar), no: 56002/00 ve 7059/02, 24 Haziran 2004).
Oysa iç hukuk yolunun bulunmadığı durumda, başvurudaki suç unsuru teşkil eden fiilin meydana geldiği andan itibaren altı ay süresi işlemeye başlar ( Bkz. Ayşe Öztürk (karar), no: 59244/00, 20 Kasım 2001 ve M. J.-Birleşik Krallık, no: 10389/83, 17 Temmuz 1986 tarihli Komisyon kararı, DR 47, s. 72).
Bu bağlamda, AİHM, bu davada başvuranın gözaltı süresinin 8 Ekim 1997 tarihinde sona erdiğini, hâlbuki başvurunun 15 Haziran 1999 tarihinde yani AİHS'nin 35§1 maddesinde öngörülen altı ay süresinden çok sonra yapıldığını tespit etmektedir. Bunun dışında, dava hakkındaki incelemeden, sözü edilen sürenin işlemesini kesintiye uğratacak ya da erteleyecek özel bir durum ortaya çıkmamaktadır.
AİHM, gözaltı süresinin uzunluğu gerekçesiyle tazminat istemine dair yargılama çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesine ilişkin AİHS'nin 6§3 maddesi açısından yapılan şikâyetin ise, ne başvuranın cezaya mahkûm edilmesini ne de cezai yargılamanın tümünü hedeflediğini gözlemlemektedir. AİHM, davanın özel koşullarında, şikâyeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla başvuru geç yapılmıştır ve AİHS'nin 35§1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna,
Karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy