(Başvuru no:50988/99)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG
20 Eylül 2005
İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (50988/99) başvuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Güneş Baltaş'ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 27 Ağustos 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş tarafından temsil edilmektedir.
Başvuran AİHS'nin 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AİHM 6 Nisan 2004 tarihli bir kararla başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur.
OLAYLAR
Kürt kökenli olan başvuran 1976 doğumludur.
A. Başvuranın gözaltında tutulmasına ilişkin usuller ve koşullar
Başvuran 20 Kasım 1998 tarihinde İstanbul Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına alındığını ve ardından Aksaray Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne götürüldüğünü ileri sürmektedir.
Hükümet ise 22 Kasım 1998 tarihinde, Melek Özdemir takma adını kullanan başvuranın, bir başka kişi ile birlikte PKK'ya karşı yürütülen bir operasyon çerçevesinde yakalandığını belirtmektedir. Aynı gün düzenlenen yakalama tutanağı Melek Özdemir imzasını taşımaktadır.
22 Kasım 1998 tarihinde saat 00:45'te düzenlenen fakat nerede ve kim tarafından düzenlendiği belirtilmemiş olan bir sağlık raporuna göre, başvuranın genel sağlık durumu iyi olup, vücudunda herhangi bir darp veya şiddet izine rastlanmamıştır.
Başvuran 26 Kasım 1998 tarihinde polis tarafından dinlenmiş, aynı gün Fatih Cumhuriyet Savcılığı başvuranın gözaltı süresini üç gün uzatmıştır.
28 Kasım 1998 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı tarafından dinlenen başvuran aynı gün DGM askeri hakimi karşısına çıkarılmış ve hakkında tutuklu yargılama kararı verilmiştir.
Yine 28 Kasım 1998 tarihinde saat 10:35'te başvuran İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Raporda, muayene esnasında yalnızca doktor ile başvuranın bulunduğu, başvuranın giysilerinin kısmen çıkartılarak muayene edilip tamamen soyulmasına gerek duyulmadığı ve başka bir birime sevk edilmesi ya da ek muayene yapılması gerekmediği belirtilmiştir. Doktor diğer yandan başvuranın sekiz gün önce gözaltına alındığını ve özel olarak herhangi bir şeyden şikayetçi olmadığını ifade ettiğini belirterek, dış muayenede başvuranın vücudunda darp veya şiddet izine rastlanmadığını eklemiştir. Psikiyatrik muayene yapılmasını gerekli bulmayan doktor istirahat verilmesine de lüzum görmemiştir.
B. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde başvuran hakkında yürütülen ceza yargılaması
2 Aralık 1998 tarihli iddianame ile İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı başvuranı Devletin bölünmez bütünlüğünü bozmaya çalışmakla suçlayarak, Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca ceza davası açmıştır.
İstanbul DGM'nin 1 Mart 1999 tarihli duruşma zaptına göre başvuran polislerin kendisine önce sıcak sonra soğuk su tuttuğunu, sırtına çıkarak mide kanaması geçirmesine neden olduklarını ve kendisine her çeşit işkenceyi uyguladıklarını ifade etmiştir. Başvuran Adli Tıp Kurumu doktorunun kendisinin maruz kaldığı kötü muamelelerden bahsetmediğini eklemiştir.
Aynı duruşmada başvuranın avukatı müvekkilini gözaltında tutan polis memurlarına karşı kötü muameleden dolayı Cumhuriyet Savcılığı'na şikayet dilekçesi verdiklerini beyan etmiştir. Avukat İstanbul DGM'den müvekkilinin İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikososyal Travmatoloji Kliniği'ne sevk edilmesini talep etmiştir. İstanbul DGM bu talep hakkında hüküm verme yetkisinin bulunmadığına kanaat getirerek, sevk talebini, cezaevi sağlık servisinin psikiyatri merkezine iletmeye karar vermiştir.
17 Mart 1999 tarihinde İstanbul DGM'nin talebi üzerine Cumhuriyet Savcılığı başvuranın verdiği şikayet dilekçesi üzerine aldığı yetkisizlik kararının bir kopyasını iletmiştir.
26 Mayıs 1999 tarihli duruşmada başvuranın avukatı müvekkilinin maruz kaldığı kötü muameleler nedeniyle tedavi gördüğünü ve kötü muamelelerden sorumlu olanlar hakkında yaptığı şikayetin Savcılığın yetkisizlik kararıyla sonuçlandığını belirtmiştir. İstanbul DGM Cezaevi Müdürlüğünden başvuranın niçin duruşmalara katılamadığı hakkında bilgi istemiştir.
2 Ağustos 1999 tarihli duruşmada başvuran sağlık problemleri olduğunu, gözaltında tecavüze uğradığı için psikolojik sorunları da bulunduğunu belirtmiştir.
Başvuran 11 Ekim ve 29 Aralık 1999 tarihli duruşmalara katılamamıştır.
10 Nisan ve 24 Temmuz 2000 tarihli duruşmalarda başvuranın avukatı, müvekkilinin tedavisini daha iyi koşullarda sürdürebilmesi için tutuksuz yargılanması talebinde bulunmuş, Mahkeme bu talebi reddetmiştir.
11 Ekim 2000 tarihinde başvuranın avukatı tutuksuz yargılama talebini yinelemiş, Mahkeme başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Tutuksuz yargılanma talebi başvuran tarafından 22 Ocak 2001 tarihli duruşmada da dile getirilmiş, Mahkeme sözkonusu talebi reddetmiştir.
11 Temmuz 2001 tarihli duruşmada başvuran 1998'den beri İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikososyal Travmatoloji Kliniği'nde tedavi gördüğünü belirtmiş ve AİHM'ye başvuruda bulunduğunu eklemiştir. Mahkeme başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vererek, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden başvuranın gördüğü tedaviye ilişkin belgeleri istemiştir.
10 Eylül 2001 tarihinde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Şahika Yüksel başkanlığında hazırlanan sağlık raporunun bir kopyası İstanbul DGM'ye gönderilmiştir. Başvuranın çeşitli tarihlerde yapılan muayeneleri sonucunda 7 Eylül 2001 tarihinde düzenlenen bu raporda, sözkonusu kişinin iki buçuk yıl öncesinde yaşadığı bir travmadan dolayı kaygılarının olduğu ve travma sonrası stres yaşadığı belirtilmiştir. Sonuç olarak başvuranın gösterdiği semptomlar ciddi bir travma yaşamış olduğunu düşündürecek yöndedir.
12 Aralık 2001 tarihinde yapılan duruşmada İstanbul DGM sözkonusu raporu okumuş, başvuran da bu belgeyi destekler nitelikte, hazırlık soruşturması esnasında ifadesinin işkence altında alındığını beyan etmiştir.
12 Aralık 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı esas hakkında iddianamesini sunarak başvuranın TCK'nun 125. maddesi uyarınca Devletin bölünmez bütünlüğünü bozmaya çalışmak suçundan mahkum edilmesini talep etmiştir.
1 Nisan 2002 tarihli duruşmada başvuran esas hakkında savunmasını yapmıştır. Başvuran hazırlık soruşturması esnasında cinsel şiddete maruz kaldığını yineleyerek gözaltında verdiği ifadeyi reddederek, AİHM'ye başvuruda bulunduğunu da belirtmiştir.
İstanbul DGM Gebze Cezaevi'nde tutuklu bulunan başvuranın ve avukatının yokluğunda duruşmayı 19 Haziran 2002 tarihine ertelemiştir.
C. Suçlanan polis memurları aleyhindeki ceza yargılaması
26 Ocak 1999 tarihinde başvuran, gözaltından sorumlu polis memurları hakkında tecavüz ve kötü muamele iddialarıyla, adli tıp doktoru hakkında ise görevi ihmalden dolayı Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na şikayet dilekçesi vermiştir. Başvuran adli tıp doktorunun raporunda, kendisinin sağlık durumunun iyi olduğunu belirttiğini ve Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polislerin yanında giysilerini çıkartmadan muayene edildiğini ve bu kişilerin muayeneden önce doktorla konuştuklarını belirtmiştir. Başvuran tecavüze uğradığını, mide kanaması geçirdiğini ve omzunda gözle görülebilen izlerin asılmasından kaynaklandığını doktora anlattığını ileri sürmüştür. Diğer yandan başvuran bir psikiyatri kliniğinde muayene edilme talebini iletmiştir.
Cumhuriyet Savcılığı 2 Şubat 1999 tarihli Ümraniye Cezaevi'ne hitaben yazılmış bir yazıyla başvuranı dinlemek üzere çağırmıştır.
Ümraniye Cezaevi tarafından düzenlenen 9 Şubat 1999 tarihli ve başvuran tarafından imzalanmayan tutanakta başvuranın Cumhuriyet Savcılığı'na gitmeyi reddettiği belirtilmiştir.
11 Şubat 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı Emniyet Müdürlüğü'nden başvuranın dosyasını istemiş, 4 Mart 1999 tarihinde hazırlık soruşturması dosyasının bir kopyası Cumhuriyet Savcılığı'na iletilmiştir.
17 Mart 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı aleyhte delil olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet Savcısı kararında 22 Kasım 1998'den 29 Kasım 1998'e kadar gözaltında tutulan başvuranın vücudunda, düzenlenen sağlık raporlarına göre, herhangi bir darp, şiddet veya kötü muamele izine rastlanmadığını belirtmiştir.
13 Nisan 1999 tarihinde takipsizlik kararı başvuranın avukatına bildirilmiştir.
23 Nisan 1999 tarihinde başvuran takipsizlik kararına karşı Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz etmiştir. Başvuran Cumhuriyet Savcılığı tarafından ceza soruşturması açılmadığı ve ne kendisinin ne de sözkonusu polis memurlarının ifadelerinin alınmadığını belirtmiştir.
13 Mayıs 1999 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın itirazını reddetmiştir.
9 Ağustos 1999 tarihinde başvuran ifadesinin dinlenmesi için Fatih Cumhuriyet Savcılığı'ndan herhangi bir çağrı almadığını, ya da böyle bir çağrının kendisine ulaşmadığını bildirmiştir.
29 Kasım 1999 tarihinde başvuranın avukatı aynı ifadeleri kullanarak Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı'na ve İstanbul Tabip Odası'na dilekçe yazmış ve müvekkilinin gözaltında tecavüze uğradığı, adetlerinin düzensiz olduğu ve kanamaların halen devam ettiği için muayene edilmek üzere jinekoloji birimi bulunan bir hastaneye sevk edilmesini talep etmiştir.
7 Aralık 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından dinlenen avukat, müvekkilinin hastanedeki muayenelerinde sorun yaşadığını, zira jinekolojik muayeneler esnasında polislerin konsültasyon odasında bulunduğunu ve başvuranın kendisini muayene eden doktorla yalnız görüşemediğini ifade ederek, müvekkilinin tedaviyi uygun bir şekilde sürdürebilmesi talebini dile getirmiştir.
25 Aralık 2001 tarihli bir yazıyla başvuran İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde gördüğü psikiyatrik tedavinin sonucu hakkında AİHM'ye bilgi vermiştir. 7 Eylül 2001 tarihli sağlık raporunda başvuranın iki buçuk yıl önce yaşadığı bir travma nedeniyle kaygılı olduğu ve kabus gördüğü belirtilmiştir. Travma sonrası stres ve majör depresyon tanısı koyan doktorlar ilaç tedavisi ve iki haftada bir psikoterapi yapılmasını gerekli görmüşlerdir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran gözaltında kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi olarak AİHS'nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet başvuranın psikolojik sorunlarının AİHS'nin 3. maddesi kapsamında kabul edilmeyeceğini ileri sürmektedir. Başvuranın sunduğu sağlık raporu, gözaltına alındığı döneme kadar uzanan travma sonrası stres ve psikolojik sorunlarının olduğunu açığa koymaktadır. Hükümet gözaltına alınmanın bir kimsede bazı sıkıntıların ortaya çıkmasına neden olabileceğini kabul etmekte ve bu bakımdan delil unsurlarının birleştirilebilmesi amacıyla ilgili kişinin şikayet dilekçesi vermesi gerektiğini belirtmektedir. AİHM içtihatlarına atıfta bulunan Hükümet, yeterli delil unsurları olmadan tek başına beyanların kabuledilemez olduğunu iddia etmektedir.
AİHM AİHS'nin 3. maddesine aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatır (Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993, A serisi no: 269, ss. 17-18, § 30, ve Martinez Sala ve diğerleri-İspanya, no: 58438/00, § 121, 2 Kasım 2004). İddia edilen olayların tespit edilebilmesi için AİHM kanıtlara ilişkin olarak "her türlü makul şüphenin ötesinde" kriterinden yararlanmaktadır; bununla birlikte böyle bir kanıt bir dizi emareden, ya da yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu çürütülemeyecek karinelerden oluşabilir (İrlanda-Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, A serisi no: 25, ss. 64-65, § 161 in fine, ve Labita-İtalya (GC), no: 26772/95, §§ 121 ve 152, CEDH 2000-IV).
Mevcut durumda başvuran gözaltında maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerden şikayet etmektedir: üzerine önce sıcak sonra soğuk su tutulmuş, elektroşok verilmiş, falakaya yatırılmış ve tecavüz edilmiştir.
Hükümet öncellikle, gözaltı süresinin bitiminde düzenlenen ve başvuranın vücudunda herhangi bir ize rastlanmadığını belirten sağlık raporuna dayanarak, başvuranın iddialarına itiraz etmektedir.
AİHM gözaltı başlangıcında ve bitiminde düzenlenen raporlarda başvuranın vücudunda herhangi bir darp veya şiddet izine rastlanmadığının belirtildiğini saptamıştır. Durum böyle iken ilgili kişi İstanbul DGM önünde, maruz kaldığını iddia ettiği kötü muameleleri ayrıntılı bir biçimde anlatmıştır. Bu sürenin sona ermesinden iki ay sonra başvuran, gözaltından sorumlu polis memurları hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na kötü muamele iddiasıyla şikayet dilekçesi vermiştir. Başvuran sözkonusu şikayet dilekçesinde, doktorun kendisini polis memurlarının yanında muayene ettiğini ve tecavüze uğradığı iddiasını dikkate almadığını ileri sürerek, gözaltı bitiminde hazırlanan sağlık raporunun gerçeği yansıtmadığını öne sürmüştür. Son olarak dosyada yer alan unsurlardan, başvuranın İstanbul DGM'yi, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği ve doktorlar tarafından tedavi edildiğini ve antidepresan aldığını belirttiği ortaya çıkmaktadır.
AİHM takdirine sunulan unsurları dikkatle incelemiş ve gözaltında kötü muamele ve tecavüz iddiasına ilişkin olarak elindeki mevcut unsurların bu yönde bir sonucu destekleyecek nitelikte emareler sağlamadığına kanaat getirmiştir. Bununla birlikte yetkili mercilerin davaya ilişkin olayların tespit edilmesi amacıyla tam olarak eksiksiz bir soruşturma yürütmemiş olmaları olayların tespiti önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir.
Sonuç olarak, AİHM, dosyada yer alan unsurlar ışığında ve de davaya ait olayların yeterince tespit edilmediğini saptayarak, iddia edilen kötü muameleler nedeniyle her türlü makul şüphenin ötesinde AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varamamıştır.
II. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran yürütülen soruşturmanın yetersizliği nedeniyle gözaltında maruz kaldığı acıların telafisi için etkili bir başvuru yolu bulunmadığını ileri sürmekte ve AİHS'nin 13. maddesine gönderme yapmaktadır.
Hükümet başvuranın iddialarının AİHS'nin 13. maddesine göre savunulabilir bir şikayet teşkil etmediğini ileri sürmekte ve başvuranın, kötü muamele iddialarına ilişkin olarak verdiği şikayet dilekçesi konusunda ifadesinin alınması amacıyla Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılan çağrıya uymadığını belirtmektedir. Hükümet başvuranın, gözaltındayken vermiş olduğu ifadelerin bir kısmını Savcı ve Hakim önünde kabul ettiği halde, kötü muameleler konusunda şikayet dilekçesi vermekten korktuğu yönündeki argümanına itiraz etmektedir.
Hükümet başvuranın kötü muamele iddialarını, gözaltı bitiminde düzenlenen ve sözkonusu kişinin vücudunda hiçbir izin bulunmadığını belirten sağlık raporunu hazırlayan doktorun bilgisine sunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran bir avukattan yardım aldığı halde, kötü muamele iddialarını yargı mercilerinin önünde dile getirmekte geç davranmıştır. Başvuran yalnızca, psikolojik sorunlarının olduğunu belirten ve gözaltına alınmasından üç yıl sonra verilen bir sağlık raporu sunmuştur.
AİHM, AİHS'nin 13. maddesinin, Sözleşme'de benimsenen hak ve özgürlüklerden yararlanılmasını sağlayacak bir başvuru yolunun iç hukuktaki varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla Sözleşmeci Devletler, bu hükmün kendilerine yüklediği yükümlülüklere ne şekilde uyacakları konusunda belli bir takdir payına sahip olsalar bile, sözkonusu hüküm, yetkili "ulusal merci"ye Sözleşme'ye dayalı şikayetin içeriğini inceleme ve uygun telafiyi sunma yetkisi veren bir iç hukuki yolunu gerekli kılmaktadır. Bu yol hukuken olduğu gibi pratikte de "etkili" olmalıdır; özelikle şu anlamda ki Savunmacı Devletin yetkili mercilerinin fiilleri ve ihmalleri, sözkonusu hukuki yolun kullanılmasını haksız bir biçimde engellememelidir. Bununla birlikte bu hüküm yalnızca AİHS nazarında savunulabilir şikayetlerde geçerlidir (Boyle ve Rice-Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, A serisi no: 131, s.23. §52).
Mevcut davada AİHM dosyada yer alan unsurlardan, başvuranın gözaltındayken kötü muamelelerden ötürü mağdur olduğu sonucuna ulaşılamayacağı kanaatine varmıştır. Bu durum yine de 3. maddeye dayanan şikayeti savunulabilirlikten yoksun bırakmamaktadır (bkz., diğerleri arasında, Boyle ve Rice kararı). AİHM'nin esas hakkında ulaştığı sonuç, sözkonusu şikayet hakkında etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır (bkz., Zeynep Avcı-Türkiye, no: 37021/97, § 76, 6 Şubat 2003).
AİHM başvuranın, tecavüz ve kötü muamele iddialarıyla, gözaltından sorumlu polis memurları ile 26 Ocak 1999 tarihli, yani gözaltına süresinin bitiminden iki ay sonraki sağlık raporunu düzenleyen adli tıp doktoru hakkında Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na şikayet dilekçesi verdiğini not eder. Başvuranın, doktorun kendisini polis memurlarının yanında muayene ettiği iddiası karşısında Cumhuriyet Savcılığı, adli tıp doktorunun veya polis memurlarının ifadesini almayı gerekli görmediği gibi, olayların gerçek olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla sözkonusu kişileri yüzleştirmeyi de gerekli görmemiştir. İlgili kişinin doktorun meslek etiğine uymadığı ve polisle işbirliği içinde olduğunu ileri sürmesine karşın Cumhuriyet Savcılığı, başvuran tutukluyken, örneğin jinekolojik muayene gibi ek bir muayene yapılması emri vermemiştir. Elbette Hükümet başvuran tutuklu bulunurken Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılan bir çağrıya gelmediğini ileri sürmektedir; bununla birlikte cezaevi tarafından düzenlenen, başvuranın mahkemeye çıkmadığına ilişkin tutanak ilgili kişi tarafından imzalanmamıştır. Öte yandan sözkonusu kişi böyle bir çağrının kendine tebliğ edilmediğini kendi el yazısıyla beyan etmiştir. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi ek soruşturma talep etmeden takipsizlik kararını onamıştır.
Dahası başvuran davasına bakan İstanbul DGM önünde gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını ve tecavüze uğradığını bir çok kez dile getirmiştir. DGM, ilgilinin iddialarını daha derinlemesine incelemeden takipsizlik kararının bir kopyasını görmek istemiştir. Mahkeme başvuranın tutuklu bulunduğu cezaevine sözkonusu kişinin uzman bir sağlık merkezi tarafından muayene edilme isteğini iletmiştir. Dosyada yer alan unsurların yanı sıra İstanbul DGM'ye sunulan belgelerden, başvuranın tıbbi açıdan izlendiği ve İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Kliniği tarafından 2001 yılı boyunca birçok kez muayene edildiği ortaya çıkmaktadır. Ne Cumhuriyet Savcılığı'nın ne de İstanbul DGM'nin bu muayenelerin sonucu ve başvuranın iddiaları arasında paralellik kuramamış olması ilginçtir. Ulusal merciler bundan hiçbir sonuç çıkartmamışlardır.
Son olarak, başvuranın avukatı, takipsizlik kararının onanmasından sonra bile, yetkililerin dikkatini müvekkilinin durumuna çekmek için Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı'na yeni bir şikayet dilekçesi vermiş fakat bu çaba da boşa çıkmıştır. Cumhuriyet Savcılığı, iddiaların doğruluğunu araştırmak ya da davaya ait koşulları aydınlatmak amacıyla soruşturma yapılması emri vermeden sadece başvuranı dinlemekle yetinmiştir. Dolayısıyla AİHM, ulusal mercilerin AİHS'nin 13. maddesine göre yeterince derin ve etkili bir soruşturma yürüttüklerine kani olmamıştır.
Sonuç olarak başvuranın iddiaları konusunda derin ve etkili bir soruşturmanın yürütülmemiş olduğu dikkate alındığında AİHM Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran manevi tazminat olarak 30.000 Euro, maddi zarar için ise, maruz kaldığı travmaya bağlı olarak yaptığı sağlık harcamalarının karşılığı olarak 5.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu tutarlara karşı çıkmış ve başvurana tazminat olarak hiçbir ödeme yapılmaması gerektiğine kanaat getirmiştir.
Maddi tazminatla ilgili olarak AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna vardığından, başvuran tarafından dile getirilen maddi zararın telafisi talebini reddetmenin uygun olduğuna karar vermiştir.
Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiği gözönüne alındığında AİHM başvurana manevi tazminat verilmesi gerektiğine itibar ederek, AİHS'nin 41. maddesinde öngörüldüğü gibi sözkonusu kişiye hakkaniyete uygun olarak 5.000 Euro tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran aşağıda belirtilen masraf ve harcamalar için 5.000 Euro talep etmektedir.
- Başvuranın avukatı ile yaptığı sözleşmenin bir kopyasını ve İstanbul Barosu avukatlık ücret tarifesini sunarak kanıtladığı avukatlık ücretinin yanı sıra avukatının cezaevine gidiş gelişlerinde yaptığı masraflar için 3.000 Euro.
- Çeviri, posta, telefon ve yol masrafları için 2.000 Euro.
Hükümet belirtilen taleplerin tutarların aşırı olduğu ve desteklenmediği kanaatindedir.
AİHM dosyada yer alan unsurları dikkate alarak, başvuranın talep ettiği tutarları kısmen destekleyebildiğini saptamış ve sözkonusu kişiye hakkaniyete uygun olarak 3.000 Euro'dan Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 685 Euro tutarındaki adli yardımın düşürülerek kalan tutarın ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine,
2. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine,
3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana,
i. manevi tazminat için 5.000 (beş bin) Euro ödenmesine,
ii. masraf ve harcamalar için 3.000 (üç bin) Euro'dan, 685 (altı yüz seksen beş) Euro tutarındaki adli yardım düşülerek kalan miktarın ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy