(Başvuru no: 52656/99)
Kararın Özet Çevirisi
STRAZBURG
17 Ocak 2006
İşbu karar AIHS'nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (52656/99) başvuru nolu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Yusuf Akbaba'nın (başvuran) 11 Eylül 1999 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından K. Kırlangıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1964 doğumlu Türk vatandaşı olup Bursa Cezaevinde bulunmaktadır.
Başvuran 17 Aralık 1992 tarihinde, sahte kimlikle birlikte yakalanmış ve İzmir Terörle Mücadele Şubesi Polisleri tarafından gözaltına alınmıştır.
30 Aralık 1992 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenen başvuran daha sonra İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek hakimi karşısına çıkarılmıştır. Başvuran sorgusu sırasında polis ve Cumhuriyet Başsavcısı karşısında verdiği ifadeleri doğrulamıştır. 1991 tarihinden beri PKK örgütü bünyesinde gerçekleştirdiği faaliyetleri ayrıntılı bir şekilde anlatmış ve işlediği ya da karıştığı cinayetler hakkında bilgiler vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranı ulusal toprakların bir kısmının diğer devletin egemenliği altına alınmasına yönelik bölücü nitelikte silahlı eylem yapmakla itham etmiş ve Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca mahkûm edilmesini talep etmiştir.
Başvuran DGM'de yaptığı savunmasında, PKK terör örgütüne üye olduğunu kabul ederek, daha önceki beyanlarının bir kısmını reddetmiştir.
23 Haziran 1998 tarihinde, Yargıtay'ın 1997 tarihli ilk kararını bozması üzerine, biri askeri hakim olan üç hakimden oluşan DGM, TCK'nın 125. maddesi uyarınca başvuranı idam cezasına mahkum etmiştir. Bu ceza daha sonra ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir. Başvuranın suçluluğunu ortaya koyabilmek amacıyla, DGM yargılamanın çeşitli aşamalarında alınan ifadeleri, yakalama tutanaklarını, olay yeri tespit tutanaklarını ve diğer şahısların beyanlarını dikkate almıştır.
23 Mayıs 1999 tarihinde, Yargıtay başvuranın temyiz talebini reddetmiş ve ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkûm eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bünyesinde bir askeri hâkim bulunması nedeniyle "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca gözaltında tutulduğu süre boyunca avukat bulunmayışı nedeniyle bu mahkemenin kendisine adil bir yargılama sunmadığını ileri sürmektedir. AİHM bu şikâyetleri AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddeleri kapsamında inceleyecektir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
1. Hükümetin itirazı
Hükümet AİHS'nin 35. maddesinde belirtilen altı ay süresine uyulmadığı gerekçesiyle AİHM'yi başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. DGM'nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ve hazırlık soruşturması sırasında avukat bulunmayışı yönündeki şikâyetlerle ilgili olarak alınan nihai iç hukuk kararının, aynı mahkeme tarafından alındığını belirtmektedir. Bu itibarla, DGM'lerin kuruluşunun ve hazırlık soruşturması sırasında avukat bulunmayışının, olayların meydana geldiği dönemde ulusal mevzuat tarafından belirlendiğinden, Yargıtay'ın bu şikâyetlerle ilgili olarak görüş bildirme yetkisinin bulunmadığını belirtmektedir. Hükümet son olarak, başvuranın iç hukuk yollarının etkisiz olduğunu fark ettiği anda, yani DGM'nin kararını verdiği 23 Haziran 1998 tarihinden itibaren başvurusunu yapmış olması gerektiğini belirtmektedir. Oysa başvuru 11 Eylül 1999 tarihinde yapılmıştır.
AİHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye davasında reddettiğini hatırlatmaktadır (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003). AİHM bu kararından ayrılmasını gerektirecek bir gerekçe göremediğinden Hükümet'in itirazını reddetmektedir.
2. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin tarafsızlığı hakkında
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (Bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü göz önüne alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi ile karşılaşamadığını tespit etmiştir.
3. Cezai yargılamanın adilliği hakkında
AİHM, başvuranın DGM'de ve Yargıtay'da avukat tarafından temsil edildiğini ve hazırlık soruşturması sırasında verdiği ifadeleri reddettiğini gözlemlemektedir. İlgili kişinin suçluluğunun ortaya konulabilmesi amacıyla DGM'nin birbiriyle bağdaşan bir dizi emareye, yargılamanın çeşitli aşamalarında elde edilen ifadelere, yakalama tutanaklarına, olay yeri tutanaklarına ve diğer şahısların beyanlarına dayandığını not etmektedir. Bununla birlikte bu deliller arasında, yargılamanın çeşitli aşamalarında başvuranın ifadeleri de yer almaktadır. Bu ifadeler hazırlık soruşturması sırasında alınan ifadeleri kısmen doğrular yöndedir.
Dosyada yer alan unsurlar ve yargılamanın genel bir değerlendirmesi göz önüne alındığında AİHM başvuranın adil bir yargılanmadan yoksun bırakılmadığı görüşündedir. Bu koşullar altında, bu şikâyetin incelenmesi AİHS'nin 6 §§1 ve 3. maddelerinin ihlal edildiğinin tespit edilmesini sağlamamaktadır.
Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve 35 §4. madde uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
B. Esas Hakkında
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve bunların AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz. adı geçen Özel, § § 33-34, ve adı geçen Özdemir §§ 35-36).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu'nda öngörülen suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, aralarında asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal -Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkûm eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS'nin 6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle AİHS'nin bu maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran gözaltı süresinden şikâyetçi olmaktadır. AİHM bu şikâyeti AİHS'nin 5 § 3 maddesi kapsamında inceleyecektir;
AİHM, gözaltı süresinin ulusal mevzuata uygun olmasının yanı sıra, başvuranın olayların meydana geldiği dönemde Türk Hukuku'nda, gözaltı süresine itiraz edebileceği her hangi bir iç hukuk yoluna sahip olmadığını gözlemlemektedir (Salak ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VII, § 53). AİHM iç hukuk yolunun bulunmadığı durumlarda, altı ay süresinin başvuruda yer alan suç unsuru teşkil eden eylemin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başladığına dair yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır.
Mevcut davada, başvuranın gözaltı süresinin 30 Aralık 1992 tarihinde sona erdiğini, başvurunun ise 11 Eylül 1999 tarihinde yapıldığını gözlemlemektedir. Ayrıca, davanın incelenmesi bu süreyi kesintiye uğratacak herhangi özel bir durumun tespit edilmesine olanak vermemektedir.
Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının gecikmiş olduğu ve AİHS'nin 35 §§1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
III. AİHS'NİN 5. VE 6. MADDELERİ İLE BİRLİKTE 14. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, dışlayıcı muameleye maruz kaldığından şikâyetçi olmaktadır. AİHM bu şikâyeti AİHS'nin 5. ve 6. maddeleri ile birlikte 14. madde açısından inceleyecektir.
AİHM, ulusal toprakların bir kısmının diğer devletin egemenliği altına alınmasına yönelik bölücü nitelikte silahlı eylem yapmanın Türk yasama organı tarafından ciddi bir suç olarak değerlendirildiğini gözlemlemektedir. DGM'lerin kuruluş ve yargılama usullerine ilişkin 2845 sayılı Kanunun terör eylemi gerçekleştirmekle itham edilen her kişinin, Umumi Hukuk'a göre, özellikle de cezaların infazı ve gözaltı rejimi ile ilgili olarak farklı bir muameleye tabi tutulduğunu gözlemlemektedir. Cezalar arasındaki ayrım çeşitli insan gurupları arasında değil de çeşitli suçlar arasında yapılmıştır. Bu noktada, mevcut davada AİHS'ye aykırı bir "ayrımcılık" yapıldığı yönünde bir karar alınmasını gerektirecek bir unsur bulunmamaktadır (Bkz. Gerger-Türkiye (GC), no: 24919/94, § 69, 8 Temmuz 1999).
Sonuç olarak başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğun ve AİHS'nin 35§§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS'nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.
27 Nisan 2005 tarihinde kendisine gönderilen yazıda AİHS'nin 41. maddesi uyarınca adil tazmin talebinin esas ilişkin görüşlerde belirtilmesi gerektiği hükmünü düzenleyen AİHM'nin İçtüzüğünün 60. maddesine dikkati çekilmesine rağmen, başvuran verilen süre zarfında her hangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıştır.
Bu koşullar çerçevesinde, AİHM başvuruna bu ad altında her hangi bir ödemenin yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.
AİHM, bir başvuran hakkında mahkûmiyet kararı veren mahkemenin, AİHS de yer alan maddeler uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna vardığında, en uygun tazminin, prensip olarak, başvuranın gerekli zaman içinde, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Bkz. Öcalan-Türkiye, (GC), no: 46221/99, §210 in fine, CEDH 2005-...).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu iddiası yönündeki şikâyet ile ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir, geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine; karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 17 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy