(Başvuru no:53147/99)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
3 ŞUBAT 2005
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve 53147/99 başvuru no'lu davanın nedeni Türk vatandaşı Zülcihan Şahin, Sevgi Kaya, Arzu Kemanoğlu, Özgür Öktem, Devrim Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, Müştak Erhan İl, Okan Kablan ve Bülent Gedik'in (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na 14 Ekim 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur. Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatları G. Tuncer, I. Ergün, S. Akat, G. Alpul, S. Demir ve O. Demir tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Başvuranlar İstanbul'da ikamet etmektedirler. Zülcihan Şahin 1977, Sevgi Kaya 1980, Arzu Kemanoğlu 1972, Devrim Öktem 1975, Bülent Gedik 1974, Müştak Erhan İl 1971, Özgür Öktem 1976, Sinan Kaya 1978, İsmail Altun 1974 ve Okan Kablan 1980 doğumludur.
A. 7 Temmuz 1997 tarihli Olay
İstanbul Polisi, 1996 yılı Şubat ve Mart aylarında, yasadışı örgüt TKEP/L'ye (Komünist İşçi Partisi/Leninist) karşı operasyon düzenlemiş ve operasyon sonucunda başvuranlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Başvuranlar, 5 Mart 1996 tarihinde, gözaltına alındıkları sırada kötü muameleye maruz kaldıklarını savunarak, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na gözaltına alınmalarından sorumlu polisler aleyhinde şikayette bulunmuşlardır.
Aynı zamanda 10 Nisan 1996 tarihinde, başvuranlar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı kısmen veya tamamen değiştirme girişiminde bulunmakla suçlanmış ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) önünde Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 146 ve 168§2 maddeleri gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne darbe yapmak veya meclisin görevlerini yerine getirmesini şiddet kullanarak engellemekten ve silahlı çete üyesi olmaktan haklarında kovuşturma açılmıştır.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, 4 Mart 1997 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde, TCK'nın 243. maddesine (itiraf ettirmek için kötü muamelede bulunma) dayanarak Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı beş polis aleyhinde ceza davası açmıştır.
Sevgi Kaya dışında diğer tutuklu bulunan başvuranlar, 7 Temmuz 1997 tarihinde, beş polis aleyhinde açılan ceza davası çerçevesinde, şikayetçi olarak tanıklık yapmaları için duruşma salonuna getirilmişlerdir. İstanbul Adliye Sarayı'na gelişlerinde elleri kelepçeli başvuranlar ile gözetimlerinden sorumlu güvenlik görevlileri arasında çatışma meydana gelmiştir.
Aynı gün tutukluların gözetiminden sorumlu jandarmalar tutanak tutmuşlardır.
Aynı gün tutukluların aileleri de tutanak düzenlemişlerdir.
Yine o gün Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan duruşmada, duruşma tutanağı düzenlemiştir.
Bu duruşmanın sonunda, Ağır Ceza Mahkemesi olay tutanağını Cumhuriyet Başsavcısı'na iletmiş ve başvuranların tıbbi muayenelerinin yapılmasına yönelik talebi hakkında karara varmaya davet etmiştir.
Yine aynı gün, Sevgi Kaya dışındaki diğer başvuranlar, Bayrampaşa Cezaevi tabibi tarafından muayene edilmişlerdir.
Tıbbi muayenenin ardından saat 16:45'de, cezaevi tabibi O. Kablan'ın, hastanenin acil servisine kaldırılması yönünde talimat vermiştir. Tabip ayrıca, nihai adli tıp raporunun düzenlenmesinin uygun olacağına kanaat getirmiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 8 Temmuz 1997 tarihinde, İstanbul Cezaevi Müdürü'nden, nihai sağlık raporunun düzenlenmesi amacıyla başvuranların adli tıp servisine getirilmesini istemiştir.
Eyüp Adli Tıp Kurumu tabibi, 11 Temmuz 1997 tarihinde, B. Gedik'in sağlık durumu hakkında sağlık raporu düzenlemiş ve yaralarını gözönünde bulundurarak bir gün iş göremeyeceği sonucuna varmıştır. Adli tabip, Z. Şahin ve D. Öktem'i de muayene etmiş ve yaralarını gözönünde bulundurarak, her birinin beş gün iş göremeyeceği sonucuna varmıştır.
Adli tabip, 14 Temmuz 1997 tarihinde, Ö. Öktem, M. Erhan İl, O. Kablan ve Sinan Kaya'nın sağlık durumlarıyla ilgili dört sağlık raporu düzenlemiştir. Adli tabip, sağlık raporlarının her birinde, jandarmalar yanlarında bulunduğu sürece muayene edilmeyi reddetmelerinden dolayı ilgili kişileri dinleyemediğinin altını çizmiştir. Tabip, Bayrampaşa Cezaevi tabibinin, 7 Temmuz 1997 tarihinde yaptığı tıbbi saptamaları gözönünde bulundurarak bir sonuca vardığını belirtmiştir. Bu raporların sonucunda, Ö. Öktem ve M. Erhan İl hakkında her biri için yedi gün ve O. Kablan'a on gün iş göremezlik belgesi verilmiştir. Sinan Kaya'nın sağlık durumu iş göremezlik belgesi almasını gerektirmemekteydi.
İstanbul Cezaevi Müdürü, 28 Ağustos 1997 tarihinde, bu şekilde düzenlenen adli tıp uzmanı raporlarını Cumhuriyet Başsavcısı'na iletmiştir. Başvuran Kemanoğlu, benzeri bir muayeneyi istememiştir. Son olarak İstanbul Cezaevi Müdürü, Sevgi Kaya'nın adının cezaevi kayıtlarında geçmediğini belirtmiştir.
B. Kötü Muamele Şikayeti
Başvuranlar, 21 Ağustos 1997 tarihinde, ihtilaf konusu olaylara iştirak eden jandarmalar aleyhinde şikayetçi olmuşlardır.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, suçun, görevlerini ifa eden güvenlik güçleri tarafından işlenmesinden dolayı şikayeti esastan incelemek için yetkisiz olduğunu bildirmiş ve devlet memurları hakkında kovuşturma yapılmasına ilişkin kanun gereğince, soruşturma dosyasını İstanbul İl İdare Komitesi'ne göndermiştir. Bu karar başvuranlara tebliğ edilmemiştir.
İstanbul Bölge Vali Yardımcısı, 18 Eylül 1997 tarihinde, İstanbul Jandarması'na, başvuranların şikayetini soruşturacak bir müfettişin atanmasını istediğini belirten bir yazı göndermiştir.
9 Ekim 1997 tarihinde, Albay A. Işıltan müfettiş tayin edilmiştir.
Müfettiş olarak tayin edilmeden önce A. Işıltan, 14 Eylül 1997 tarihinde, dava konusu olaylara iştirak eden beş jandarmanın ifadelerini almıştır.
Yine aynı gün, müfettiş Işıltan, raporunu sunmuş ve kanunun öngördüğü sınırlar çerçevesinde görevlerini yerine getirmiş olan jandarmalar hakkında kovuşturma başlatmaya gerek olmadığı sonucuna varmıştır.
İdari soruşturma sırasında, tanıkları sorgulama veya olaylar hakkındaki kendi yorumlarını sunma fırsatı bulamayan başvuranlar, dosyaya ulaşamamıştır.
Hükümet, bu idari soruşturmanın akıbeti hakkında hiçbir bilgi vermemiştir.
C. Güvenlik güçlerine karşı koydukları gerekçesiyle başvuranlar aleyhine başlatılan cezai muhakeme usulü
Cumhuriyet Başsavcısı, 12 Kasım 1997 tarihinde, başvuranlar Şahin, Kablan, Erhan İl, Sinan Kaya, Altun ve Ö.Öktem'in ifadelerini almıştır. Başvuranlar, slogan attıklarını kabul etmemiş ancak, ailelerine el salladıkları sırada dövüldüklerini belirtmişlerdir.
Cumhuriyet Başsavcısı dava konusu sürtüşmelere karışan üç jandarmayı da dinlemiştir. Jandarmalar, duruşma salonuna götürülürken zafer işareti yapan ve bulundukları yöne doğru hakaret dolu sloganlar atan başvuranlar aleyhinde şikayetçi olduklarını belirtmişlerdir. Jandarmalar arasında bulunan Naif Baz, askerlere, kaçmalarını önlemek amacıyla, başvuranları kollarından tutmalarını emrettiğini, bunun da başvuranların vücudunda morarmalara neden olabileceğini belirtmiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 13 Kasım 1997 tarihinde, dava konusu olaylara karışan iki jandarmayı da dinlemiştir. Jandarmalar, başvuranlara vurmadıklarını belirterek, başvuranlar aleyhinde şikayetçi olacaklarını bildirmişlerdir. Jandarmalar sadece, duruşma salonuna götürülen başvuranların zafer işareti yapmalarını engellemek istediklerini, bunun üzerine, başvuranların, bulundukları yöne doğru hakaret dolu sloganlar attıklarını savunmuşlardır.
Cumhuriyet Başsavcısı, 12 Aralık 1997 tarihinde, B. Gedik ve D. Öktem'in ifadelerini almıştır. Sözkonusu kişiler, slogan atmadıklarını veya jandarmalar aleyhine hakarette bulunmadıklarını ve geçerli bir neden olmaksızın dövüldüklerini belirtmişlerdir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 16 Şubat 1999 tarihinde, aralarında başvuranların da bulunduğu on üç kişiyi suçlamış ve İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava konusu olaylar nedeniyle kamu görevlisine hakaret etmek ve karşı koymaktan cezaya çarptırılmalarını istemiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi, 30 Haziran 1999 tarihinde, sanıkların savunmalarını dinlemiştir. Sanıklar itham edildikleri olaylara itiraz etmiş ve dava koşullarında, mağdur olarak değerlendirilmeleri gerektiğini savunmuşlardır. Asliye Ceza Mahkemesi, 7 Temmuz 1997 tarihinde, olaylar hakkında tutanak tutmuş olan başvuranların yakınlarını da dinlemiştir. Başvuranların yakınları, bu tutanakta yer aldığı şekliyle olayları onaylamışlardır.
Bu vesileyle dinlenilen başvuran Sevgi Kaya, dava konusu olayların geçtiği gün tutuklu olmadığını ve sözkonusu atışmalar sırasında olay yerinde bulunmadığını belirtmiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi, 2 Şubat 2000 tarihinde, başvuran Altun'un savunmasını dinlemiştir. Başvuran Altun, itham edildiği olayları reddetmiş ve mevcut jandarma sayısı gözönünde bulundurulduğunda ve ellerinin kelepçeli olmasından dolayı hiçbir şekilde jandarmalara karşı koyamayacaklarının altını çizmiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi, 26 Mart 2001 tarihinde, 4616 sayılı Kanun uygulanarak davanın beş yıl ertelenmesine karar vermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, şikayetçi olarak ifade vermek amacıyla duruşma salonuna götürülürken, güvenlik güçleri tarafından bilinçli olarak ve hiçbir yasal gerekçe olmadan Adliye Sarayı salonunda dövüldüklerini iddia etmişlerdir. Başvuranlar, AİHS'nin 3. maddesini ileri sürmüşlerdir.
Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmiş ve güvenlik güçlerinin, tutukluların sataşmalarının ardından kaçmalarını önlemek amacıyla güç kullandıklarını savunmuştur. Güvenlik güçlerinin güce başvurması yasal olup, kanuna uygun ve ayaklanmayı önleme amaçlı olduğu sürece kesinlikle gereklidir. Ayrıca, bu müdahale, deneyimli görevliler tarafından yapılmış ve hiçbir şekilde başvuranların haklarını çiğnememiştir.
AİHM, özellikle Hükümet'in adli ve idari soruşturma hakkında sunduğu belgeler ile tarafların sunduğu görüşler gibi dava dosyasına konulan belgeler ışığında ortaya çıkan soruları inceleyecektir.
Bu bağlamda AİHM, öncelikle 3. madde alanına girmesi için kötü muamelelerin asgari bir ciddiyet seviyesine ulaşması gerektiğini hatırlatmıştır. Asgari seviye hakkında yapılacak değerlendirilme özü bakımından görecelidir; bu değerlendirme davaya özgü koşulların tümüne bağlıdır. Bir kimse özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya genel olarak güvenlik güçlerine bağlı görevlilerle karşı karşıya kaldığında, davranışları fiziksel güce başvurmayı gerektirmese bile kendisine karşı fiziksel güç kullanılması, insan onuruna zarar vermekte ve prensip olarak 3. maddenin güvence altına aldığı hakkın ihlalini oluşturmaktadır (Özellikle 9 Haziran 1998 tarihli Tekin-Türkiye kararı, 1998-IV, §§ 52 ve 53 ve Labita İtalya, no: 26772/95, § 120, 2000-IV).
1. Sevgi Kaya hakkında
AİHM, 7 Temmuz 1997 tarihinde, İstanbul Adliye Sarayı'nda meydana gelen ve tutuklularla güvenlik güçlerini karşı karşıya getiren sürtüşmelerin gerçekliğine kimse itiraz etmese de, dosyadan, Kaya'nın bu kişilerin tarafını tuttuğu ve de bu olay sırasında adliye sarayının salonunda bulunduğu ortaya çıkmamaktadır. Ayrıca Kaya, mağduru olduğu kötü muamele hakkında hiçbir açıklama yapmamakta ve daha fazla da desteklemek için delil başlangıcını sunmamaktadır. Buradan yola çıkarak AİHM, ilgilinin iddia edilen kötü muameleye maruz kaldığına dair makul şüpheye neden olabilecek hiçbir unsura sahip değildir.
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, Sevgi Kaya konusunda, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
2. Diğer başvuranlar hakkında
AİHM, dava konusu olayların geçtiği gün düzenlenen sağlık raporlarının, başvuranların vücutlarının değişik bölgelerinde bir çok yara izi ve morluk tespit edildiğini doğrular nitelikte olduğunu belirtmektedir.
Birkaç gün sonra, A. Kemanoğlu ve İ. Altun dışındaki diğer başvuranlara ilişkin adli tıp uzman raporlarında, yaralarının ciddiyeti ve sağlık durumları gözönünde bulundurulduğunda, B. Gedik için bir gün, Z. Şahin ve D. Öktem için beş gün, Ö. Öktem ve M. Erhan İl için yedi gün ve O. Kablan için on gün iş göremeyecekleri sonucuna varılmaktadır.
AİHM, Hükümet'in, başvuranların gözetiminden sorumlu güvenlik görevlilerinin bu yaralara neden olduğuna, itiraz etmediğini belirtmektedir. Ancak Hükümet'e göre, bu durumda, kaçmaya teşebbüs eden ilgili kişilerin agresif tutumları ve mevcut kalabalığı adliye sarayının salonunda tutma gerekliliği güce başvurulmasını haklı kılmaktadır.
Dolayısıyla, bu durumda kullanılan gücün orantılı olup olmadığını araştırmak, AİHM'nin üzerine düşen bir görevdir. Bu bağlamda, AİHM, yol açılan yaralara ve hangi şartlarda meydana geldiklerine özel bir önem vermektedir (R.L. ve M.-J.D.-Fransa, no: 44568/98, § 68, 19 Mayıs 2004).
AİHM, güvenlik güçlerinin, başlangıçta başvuranların olay yerinde bulunan aile fertlerine ve basın mensuplarına zafer işareti yapmalarını ve slogan atmalarını engellemek için müdahalede bulunduklarını belirtmektedir.
Oysa o dönemde, başvuranlar tutuklu olmakla beraber işkence ve kötü muamele gerekçesiyle polis memurları aleyhinde, kendileri tarafından açılan davaya şikayetçi olarak katılacaklardı. Öneminden dolayı bu dava, basını harekete geçirmiştir. Hükümet'in de vurguladığı gibi, olay yeri ile başvuranların gözetimi ve güvenliği, deneyimli görevlilere teslim edilmiştir. Ayrıca, başvuranların elleri kelepçeli olup silahtan yoksundu, dolayısıyla güvenliklerinden sorumlu görevliler için tehdit oluşturmamaktaydı.
Ayrıca AİHM, başvuranların, kendi güvenliklerinden sorumlu güvenlik görevlilerine karşı agresif tutum sergilediklerine yönelik Hükümet'in iddiasının, sadece sözkonusu güvenlik güçlerinin verdikleri ifadelere dayandığını not etmektedir. Oysa AİHM, mağdurların ailelerinin, ulusal mercilerin idari soruşturma sırasında kendilerini dinlemedikleri yönünde, karşıt yönde yaptıkları tanıklığı görmezlikten gelemez.
Bu bağlamda, başvuranların tutumları güce başvurmayı haklı gösterse bile, AİHM, dava koşullarını gözönünde bulundurarak kullanılan gücün orantılı olmadığına ikna olmuştur. AİHM, özellikle başvuranların vücutlarında saptanan yaraların sayısının ve ciddiyetinin, başvuranların tutumunun gerekli kıldığı güç kullanımına tekabül edemeyeceğini belirtmektedir (Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 99, 1999-V, Rehbock-Slovenya, no: 29462/95, § 76-77, 2000-XII ve sözüedilen R.L. ve M.J.D., § 72-73).
Bundan dolayı AİHS'nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde mevcut başvurudan faydalanamadıklarını iddia etmektedirler. Başvuranlar, adli organların, hukukçulardan oluşmayan, yürütme gücüne bağlı ve dolayısıyla AİHS'nin 13. maddesinin gerekliliklerini yerine getiremeyecek bir idari organ lehinde yetkisiz olmasını şikayet etmektedirler.
Hükümet, başvuranların iddialarını reddederek Jandarma Komutanlığı'nın etkililik kriterini yerine getiren bir soruşturma yaptığını savunmuştur.
AİHM, 3. madde hakkında Sevgi Kaya'yla ilgili vardığı sonuç gözönünde bulundurulduğunda, şikayetinin "savunulabilir" olarak değerlendirilemeyeceğini saptamaktadır. Dolayısıyla, bu başvuran konusunda, 13. maddesinin ihlalinin bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
Diğer başvuranlarla ilgili olarak AİHM, Savunmacı Devlet'in, 3. madde bağlamında sorumlu olduğuna hükmetmiştir. Sözkonusu başvuranların ifade ettiği şikayet, 13. madde gereğince "savunulabilir"dir. Böylelikle, mercilerin, bu hükmün getirdiği gerekliliklere cevap veren, etkili soruşturma açma ve yürütme zorunluluğu bulunmaktaydı (Bkz. özellikle Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, §§ 133-137, 3 Haziran 2004).
Bu durumda AİHM, Cumhuriyet Başsavcısı'nın ihtilaf konusu olayları -bu olaylar, devlet görevlilerinin görevlerini yerine getirmesi sonucunda meydana gelmiştir- görmek için yetkisiz olduğuna kanaat getirdiğini ve dosyayı valiliğe bağlı yetkili mercilere ilettiğini belirtmektedir.
Daha sonra AİHM, başvurulan idari mercilerin soruşturma yürütmüş olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, geriye, soruşturmanın nasıl bir özenle yürütüldüğünü, yani "etkililik" niteliğini değerlendirmek kalmaktadır.
Bu bağlamda AİHM, AİHS'nin 3 ve 13. maddelerinin gerektirdiği gibi, ilgili idari organların bağımsız bir soruşturma yürütme kapasitesi konusunda ciddi şüphelerinin olduğunu dile getirdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle, Oğur-Türkiye, no: 21594/93, § 91, 1999-III ve Mehmet Emin Yüksel-Türkiye, no: 40154/98, § 40, 20 Temmuz 2004). Sonuç itibariyle AİHM, valiliğin soruşturmayı yürütmekle görevlendirdiği müfettiş A. Işilta'nın, Jandarma Albay'ı olduğunu, böylece haklarında soruşturma yürüttüğü görevlilerle aynı birliğe mensup olduğunu ve bu nedenle onlarla aynı hiyerarşik düzene bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.
İlgili güvenlik güçleri hakkında, kovuşturmanın yürütülüp yürütülemeyeceğine dair karar verme görevi bulunan idari komite ise, kaymakamlığın yüksek mevkideki memurlarından oluşmaktaydı ve idari olarak yerel polisten sorumlu kaymakam, bu komiteye başkanlık etmekteydi.
Ayrıca başvuranlar, Cumhuriyet Başsavcısı'nın aldığı yetkisizlik kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, bunun da kendilerini itiraz etme olanağından yoksun bıraktığını vurgulamışlardır. Sonuç itibariyle, idari soruşturma sırasında şikayetçilerin dosyaya ulaşamadığını, tanıkları sorgulamak veya olaylara ilişkin kendi yorumlarını sunmak için hiçbir olanaklarının bulunmadığını not etmek gerekir.
Sonuç olarak, bu konuda yürütülen soruşturmanın, etkili ve dava konusu olayların sorumlularının tespit edilmesine ve cezalandırılmasına sevk edecek nitelikte olduğu söylenemez. Dolayısıyla AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. 3 VE 13. MADDELERİ İLE BERABER 14. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, siyasi görüşlerinden dolayı şikayetlerinin derinlemesine incelenmediğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, bu durumda, AİHS'nin 3 ve 13. maddeleriyle beraber 14. maddesinin ihlal edildiğini düşünmektedirler.
AİHM, başvuranların şikayetlerine dayanak olarak sundukları unsurların, şikayetlerine ilişkin yapılan soruşturmanın siyasi görüşleri nedeniyle rafa kaldırıldığına dair iddialarını desteklemediğini belirtmektedir.
Bu bağlamda AİHS'nin ihlali bulunmamaktadır.
IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS'nin 41. maddesi gereğince,
A. Tazminat
Başvuranlar, her birinin, 100.000 Euro tutarında manevi ve 50.000 Euro maddi zarara uğradığını iddia etmişlerdir.
Hükümet, AİHM'yi bu talepleri reddetmeye davet eder, zira sözkonusu talepler dayanaktan yoksun ve de aşırıdır.
Başvuranların yaralarının ciddiyeti ve özellikle doktorların verdiği işgöremezlik raporları gözönünde bulundurulduğunda, AİHM, cismani ve manevi tazminat adı altında aşağıdaki miktarların başvuranlara verilmesi kararı almıştır: Özgür Öktem, Müştak Erhan İl, Okan Kablan, Zülcihan Şahin ve Devrim Öktem adlı başvuranların her birine 15.000 Euro ve Bülent Gedik, Sinan Kaya, İsmail Altun ve Arzu Kemanoğlu adlı başvuranların her birine 10.000 Euro.
B. Masraf ve Harcamalar
Ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için başvuranların her biri mahkeme masrafı adı altında 5.000 Euro ve avukat ücreti olarak 10.000 Euro istemişlerdir.
Hükümet istenilen miktarların aşırı olduğu kanaatindedir.
AİHM'nin süregelen içtihadına göre, 41. madde bağlamında yapılan masraf ve harcamaların karşılanması, bu masrafların gerçekliğinin, gerekliliğinin ve ayrıca oranlarının makul niteliğinin ortaya konulduğunun önceden varsayılmasına dayanır. Ayrıca yapılan adli masraflar, sadece saptanmış olan ihlalle ilgili olduğu sürece karşılanmaktadır (Beyeler-İtalya (dostane çözüm), no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).
AİHM, başvuranların, taleplerine dayanak olarak hiçbir delil sunmadıklarını ortaya koymaktadır. AİHM, hakkaniyete uygun olarak, bu bağlamda Sevgi Kaya dışındaki başvuranlara, ortaklaşa toplam 10.000 Euro verilmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Zülcihan Şahin, Arzu Kemanoğlu, Devrim Öktem, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, Müştak Erhan İl, Okan Kablan ve Bülent Gedik'in maruz kaldığı muameleler hakkında AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Zülcihan Şahin, Arzu Kemanoğlu, Devrim Öktem, Özgür Öktem, Sinan Kaya, İsmail Altun, Müştak Erhan İl, Okan Kablan ve Bülent Gedik hakkında AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sevgi Kaya hakkında, AİHS'nin 3 ve 13. maddelerinin ihlal edilmediğine;
4. AİHS'nin 3 ve 13. maddeleriyle beraber 14. maddenin ihlal edilmediğine;
5. a) AİHS'nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet'in başvuranlara aşağıdaki miktarları ödemesi gerektiğine;
i. Özgür Öktem, Müştak Erhan İl, Okan Kablan, Zülcihan Şahin ve Devrim Öktem adlı başvuranların her birine cismani ve manevi tazminat için 15.000 Euro (on beş bin euro);
ii. Bülent Gedik, Sinan Kaya, İsmail Altun, Arzu Kemanoğlu adlı başvuranların her birine cismani ve manevi tazminat için 10.000 Euro (on bin euro);
iii. Sevgi Kaya dışındaki başvuranlara masraf ve harcamalar için ortaklaşa 10.000 Euro (on bin euro);
iv. sözkonusu miktarlara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflar;
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;
6. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 3 Şubat 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy