(AİHS m. 6, 34, 44) (MAHMUT SEKİN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru no: 53672/00
Bu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik kazanacaktır. Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.
USULİ İŞLEMLER
Dava, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Hürriyetler Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca AİHM'ne, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Ayhan Çakmak ve Süreyya Çakmak isimli iki Türk vatandaşı ("başvuranlar") tarafından 2 Ağustos 1999 tarihinde yapılan başvurudan (no. 53672/00) kaynaklanmaktadır.
23 Eylül 2003 tarihli bir kararla, Mahkeme başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan etmiştir.
OLAYLAR
Başvuranlar sırasıyla 1952 ve 1959 doğumludur ve İzmir'de yaşamaktadır.
1987 yılında, başvuranların kızı C. Ç bir kazada ağır yaralanmıştır. Saçları yanmış ve saç derisi hasara uğramıştır.
24 Kasım 1992 tarihinde C.Ç saç dersindeki hasan tedavi amacıyla Ege Üniversitesi Plastik Cerrahi Bölümü'nde cerrahi operasyon geçirmiştir.
13 Ocak 1992 tarihinde, C.Ç'nin durumu kötüleşince doktorlar ikinci bir operasyon yapmışlardır. Ancak, C.Ç'nin fiziksel görünümünde operasyondan sonra bir iyileşme olmamıştır.
24 Kasım 1993 tarihinde, başvuranlar operasyonu yapan doktorlar hakkında İzmir İlk-Derece Hukuk Mahkemesi'nde dava açmıştır ve tıbbi hatadan kaynaklanan maddi ve manevi kayıp tazminat için istemişlerdir.
28 Aralık 1993 tarihinde İzmir İlk-Derece Mahkemesi, görevlerini yaparken memurların fiiliyatını inceleme yetkisi olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
16 Şubat 1994 tarihinde başvuranlar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (bundan böyle "sanık" olarak anılacaktır) aleyhine İzmir idare Mahkemesi'nde dava açmış ve tıbbi hatanın tazminini istemişlerdir.
27 Ocak 1995 tarihinde İzmir İdare Mahkemesi'nde bir duruşma yapılmış ve mahkeme sanıktan başvuranların kızına yapılan operasyonla ilgili bütün dosyaları sunmasını bildiren geçici bir karar vermiştir.
7 Nisan 1995 tarihinde sanık, operasyona ilişkin otuz yedi belge sunmuştur.
23 Kasım 1995 tarihinde bilirkişi raporu mahkemeye teslim edilmiştir.
18 Mart 1996 tarihinde İzmir idare Mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak C.Ç 'ye yapılan tedavide Tıp Fakültesi'nden kaynaklanan herhangi bir ihmal belirtisi olmadığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla mahkeme başvuranın tazminat isteğini reddetmiştir.
5 Eylül 1996 tarihinde başvuranlar, ilk-derece mahkemesinin kararını temyiz etme yoluna gitmiştir.
28 Ekim 1998 tarihinde Danıştay, duruşma yapmaksızın, başvuranların temyiz talebini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHS MADDE 6 § 1'İN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar tazminat işlemlerinin AİHS Madde 6 § 1'in gerekli kıldığı "makul süre"yi aştığı hususunda şikayetçi olmuşlardır, ilgili madde şu şekildedir:
"1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar... konusunda... yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, ...görülmesini istemek hakkına sahiptir."
AİHM, işlemlerin, Madde 6 § 1'de ifade bulan "makul süre" zorunluluğunu yerine getirip getirmediğini belirlerken dikkate alınması gereken sürenin, 16 Şubat 1994 tarihinde başvuranların İzmir idare Mahkemesi'nde dava açmalarıyla başlayıp 28 Ekim 1998 tarihinde Danıştay'ın ilk derece mahkemesinin kararını onamasıyla sona erdiğini not etmiştir. Dolayısıyla, sözkonusu işlemler, iki mahkeme huzurunda toplam dört yıl sekiz ay sürmüştür.
Hükümet, davanın karmaşık olduğunu zira, tıbbi uzmanlarca izahat gerektiren bazı tıbbi konular içerdiğini ifade etmiştir, idari ve yargı makamlarına yüklenebilecek herhangi bir gecikmenin olmadığını belirtmiştir.
Başvuranlar, davanın karmaşık olmadığını zira, bir tazminat bedelinin belirlenmesi ile ilgili olduğunu iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, idare mahkemesinin karar vermek için yalnızca bir duruşma yapması ve bir bilirkişi görüşüne başvurması dikkate değerdir. Ayrıca, davanın niteliği, işlemlerin hızla yapılmasını gerekli kılmıştır.
AİHM, işlemlerin süresinin uzunluğunun makuliyetinin, davanın şartlan çerçevesinde, özellikle davanın karmaşıklığı ve AİHM içtihadıyla kesin ifade bulan ölçütlere dayanarak, başvuranın ve ilgili makamların tutumları ile bu anlaşmazlıkta başvuranın karşı karşıya olduğu riskleri dikkate alarak değerlendirilmesi gerektiğini yinelemiştir (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Sekin ve Diğerleri - Türkiye, no. 26518, § 35, 22 Ocak 2004, ve Kranz -Polonya, no. 6214/02, § 33,17 Şubat 2004).
AİHM, davanın biraz karmaşık olduğunun düşünülebileceğini zira, tıbbi hata iddiaları içerdiği kanısındadır. Ancak, ilk derece mahkemesinin karar verme sürecinde yalnızca bir duruşma yaptığını ve bir bilirkişi görüşüne başvurduğunu dikkate alır. Bu nedenle, işlemlerin uzunluğunun, yalnızca davanın karmaşıklığı ile açıklanabileceği hususunda ikna olmamıştır.
Başvuranların tutumuna gelince, AİHM, başvuranların işlemlerin uzatılmasına dair bir katkıda bulunmadıklarını dikkate alır. Hükümet, bunun aksi herhangi bir görüş belirtmemiştir.
Yerel makamların tutumu ile ilgili olarak, AİHM, İzmir idare Mahkemesi'nin davayı ele alış biçiminin, özellikle 8 Temmuz 1994 ve 27 Ocak 1995; 7 Nisan 1995 ve 7 Kasım 1995 ile 23 Kasım 1995 ve 18 Mart 1996 tarihleri arasında açıklaması yapılamayan faaliyetsizlik dönemleri göz önüne alındığında, tenkitten muaf olmadığını belirtmiştir. Ancak, bu davadan önceki işlemlerin, davanın makul olmayan bir gecikme ile yürütüldüğü sonucunu kaçınılmaz kılmayacağını belirtir.
Ayrıca, AİHM, tarafların görüşleri ile birlikte davanın, dosyası gönderildikten sonra Danıştay'da iki yıldan az bir süre beklediğini not eder. AİHM sürekli olarak 6 § 1. maddenin, Sözleşmeci Devletlere kendi yargı sistemlerini, mahkemelerinin AİHM'nin bütün gerektirdiklerini karşılayacak şekilde düzenlemesi görevini yüklediğini öne sürmüştür; ki bunlara duruşmaları makul bir sürede yapmak da dahildir. Bu yükümlülük yüksek mahkemeler için de geçerlidir. Bununla birlikte, bu şekilde uygulandığında, ilk derece mahkemesi için yorumlandığı gibi yorumlanamaz. Yüksek mahkemeler, kimi zaman davaların listeye eklenmesi gibi salt kronolojik sıralamadan öte, bir davanın niteliği veya gerektirdiği ivedilik gibi bazı hususları dikkate almakla yükümlüdür. Ayrıca, 6. madde, adli işlemlerin hızla yapılmasını zorunlu kılarken, daha genel anlamda, adaletin yerinde uygulanması ilkesine de vurgu yapar (bkz. örneğin Gast ve Popp - Almanya, no. 29357/95, s. 487, § 75, AİHM 2000-11).
Buna göre, AİHM, bu davanın şartlan çerçevesinde, bu mahkemeden önceki işlemlerin "makul süre" zorunluluğunu aştığının söylenebileceği kanısında değildir (bkz.mutatis mutandis, Mehmet Kaya ve Diğerleri - Türkiye, no. 54335/00, § 25, 24 Haziran 2004, a contrario, Caillot - Fransa, no. 36932/97, § 26, 4 Haziran 1999, Lambourdiere -Fransa, no. 37387/97, § 32, 2 Ağustos 2000, Domanska - Polonya, no. 74073/01, § 32, 25 Mayıs 2004, ve Nuri Özkan - Türkiye, no. 50733/99, § 22, 9 Kasım 2004).
AtHM, başvuranların yerel mahkemelerde karşı karşıya olduğu riskleri de dikkate almıştır. Davanın sonucunun onlar için önemli olmasına rağmen, AİHM, işlemlerin uzunluğunun, bu şartlarda, başvuranların tazminat taleplerinin hızla belirlenmesi istekleriyle mütenasip olduğu görüşündedir.
Davanın kendine özgü şartlarını dikkate alarak ve özellikle bir bütün olarak işlemlerin süresini göz önünde bulundurarak AİHM, bu davada, AlHS'nin 6 § 1. maddesinde ifade bulan "makul süre" zorunluluğuna uygun hareket edildiği sonucuna ulaşmıştır.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AlHM OYBİRLİĞİYLE, AlHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme iç Tüzüğü 77 § 2 ve 3 uyarınca 25 Ocak 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy