(Başvuru no: 54040 /00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG
24 Mayıs 2005
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (54040/00) başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı olan Abdurrahman Tunç'un (başvuran) 15 Aralık 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Çınar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. Davanın koşulları
Başvuran Diyarbakır'da ikamet etmektedir.
12 Ağustos 1988 tarihinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (İdare), Çınar'da başvurana ait bir gayrimenkulü kamulaştırma kararı almış, sözkonusu karar 4 Haziran 1991 tarihinde başvurana bildirilmiştir.
15 Ocak 1991 tarihinde İdarenin bilirkişi heyeti tarafından tespit edilen kamulaştırma bedeli, başvuranın adına bir banka hesabına yatırılmıştır.
İdare tarafından belirlenen tutar üzerinde anlaşmazlık doğunca başvuran, Çınar Asliye Hukuk Mahkemesi'ne kamulaştırma bedelinin artırılması talebiyle başvuruda bulunmuştur.
14 Mayıs 1993 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi talebi kabul etmiştir.
Yargıtay 11 Kasım 1993 tarihinde ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozarak, yeniden ekspertiz yapılması için dava dosyasını geri göndermiştir.
21 Ocak 1994 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıtay kararına uygun olarak, davayı başvuranın lehine sonuçlandırmış ve İdare'yi 4 Temmuz 1991 tarihinden itibaren işlemek üzere yasal gecikme faizleri ile birlikte 48.095.750 TL ek tazminat ödemeye mahkum etmiştir. Bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır.
1995 yılında başvuranın talebi üzerine Diyarbakır İcra Dairesi, İdareye ödeme emri göndermiş, fakat sonuç alınamamıştır.
Başvuran bir kez daha İcra Dairesi'ne başvurmuş ve 25 Haziran 1999 tarihinde İdareye ödeme emri gönderilmiştir.
13 Aralık 1999 tarihinde İcra Dairesi, borçlu İdare tarafından hiçbir ödeme yapılmadığına dair belge düzenlemiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. Kabuledilebilirlik Hakkında
Başvuran ek kamulaştırma bedelinin ödememesinden ve gecikme faizi oranlarının, enflasyon oranları karşısında yetersiz kalmasından şikayet etmekte olup, bu itibarla 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi ile AİHS'nin 6§1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, Borçlar Kanunu'nun 105. maddesiyle sağlanan hukuki yol başvuran tarafından doğru bir biçimde kullanmadığı için, ilgili kişinin, AİHS'nin 35. maddesinde şart koşulduğu gibi iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle, AİHM'den başvuruyu reddetmesini talep etmektedir. Hükümete göre şayet ilgili kişi, gecikme faizleriyle telafi edilenin ötesinde bir zararı olduğunu ortaya koymuş olsaydı, iddia edilen kayıpların tazmini mümkün olabilirdi.
AİHM benzer bir itirazı Aka-Türkiye (adıgeçen karar, §§34-37) reddettiğini hatırlatarak, önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir gerekçe görmediğini, dolayısıyla Hükümetin itirazını reddettiğini belirtir.
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne alındığında, başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.
II. Esas Hakkında
A. AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlali hakkında
Başvuran, İdareyi ek kamulaştırma bedeli ödemeye mahkum eden yargı kararının uygulanmadığından yakınarak, AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Hükümet ek tazminat tutarının, İdarede bekletilen bir banka hesabına aktarıldığını ve 20 Aralık 1995 tarihinden beri başvurana ödenmek üzere hazır tutulduğunu belirtmektedir. Başvuran tarafından İdare'ye bu yönde bir talep iletilmediğinden, sözkonusu tazminat tutarı kendisine ödenmemiştir. Hükümet bu durumun, İdarenin yargı kararını yerine getirmediği şeklinde yorumlanamayacağını savunmaktadır.
Başvuran bu sava karşı çıkarak, İdareye karşı bir çok kez icra takibi başlattığını fakat borçlunun, İcra Dairesi'ne herhangi bir ödeme yapmadığını belirtmektedir.
AİHM, bir Sözleşmeci Devlet'in iç hukuk düzeninin, nihai ve zorunlu bir yargı kararının bir tarafın aleyhine olacak şekilde işlevsiz kalmasına izin vermesi halinde, AİHS'nin 6§1 maddesiyle güvence altına alınan mahkemeye erişme hakkının aldatıcı olduğunu hatırlatır. Hangi mahkeme tarafından verilmiş olursa olsun, bir hükmün veya kararın uygulanması, Sözleşme'nin 6. maddesine göre "dava"nın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilebilir (Hornsby-Yunanistan, 19 Mart 1997 tarihli karar, Derleme 1997-II, s. 510, § 40).
İlgili merciler bir yargı kararının uygulanmasıyla görevlendirildikleri fakat bunu yerine getirmedikleri takdirde, sözkonusu ihmalkârlık AİHS'nin 6§1 maddesi kapsamında Devletin sorumluluğunu gündeme getirir (Bkz., Scollo-İtalya, 28 Eylül 1995 tarihli karar, A serisi no: 315-C, s. 5544 ve Fociac-Romanya, no: 2577/02, § 68, 3 Şubat 2005).
AİHM mevcut davada, başvurana ait bir arazinin kamulaştırılmasını takiben, mahkemenin, kamulaştırmayı yapan İdare tarafından başvurana ek tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini kaydeder. 13 Nisan 1994 tarihli Yargıtay kararıyla kesinleşen sözkonusu karar henüz uygulanmamış durumdadır. Şurası bir gerçektir ki yetkili merciler sözkonusu kararı uygulamaya koymak için en uygun yolları seçmek amacıyla makul bir süreden yararlanabilirler (Hornsby, adıgeçen karar, § 43). Buna karşılık AİHM, bu kararın yürütülmesi için 1994'ten bu yana geçen zamanın aşırı olduğunu düşünmektedir.
Hükümetin savunmasına gelince AİHM, demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesinin, Sözleşme'nin tüm maddelerinin özünde bulunduğunu (Bkz., Belvedere Alberghiera-İtalya, no: 31524/96, § 63. CEDH 2000-VI, ve Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996 tarihli karar, Derleme 1996-III, s. 850-851, § 50) ve Devletin veya bir Devlet merciinin, aleyhlerine verilen karar ve hükümlere uymakla yükümlü olduklarını ifade ettiğini hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Hornsby, adıgeçen karar, § 41). Sonuç olarak İcra Dairesi'nde bir çok kez girişimlerde bulunan başvuran, sözkonusu ödemenin yapılması için İdareye başvurmamış olmakla eleştirilemez. Dahası Hükümet, İdarenin başvurana sözkonusu tazminatı yapmaya hazır olduğunu bildirdiğini ortaya koymamıştır. 20 Aralık 1995 tarihinden itibaren ödemeyi gerçekleştirmek için gereken bütçeye sahip olan borçlu İdarenin harekete geçmeyişi, herhangi bir biçimde makul olarak açıklanamamıştır.
Ulusal makamlar 1994 yılından bu yana, kesinleşmiş bir yargı kararına uygun davranmak için gereken önlemleri almaktan kaçınarak, AİHS'nin 6§1 maddesinin hükümlerini her türlü yararlı sonucundan yoksun bırakmıştır.
Sonuç olarak AİHS'nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlali hakkında
Başvuran bir yandan, İdareyi kendisine ek tazminat ödemeye mahkum eden mahkeme kararının uygulanmamasından dolayı mülkiyet kaybına uğradığından şikayetçi olmakta, diğer yandan ise gecikme faizinin, enflasyon oranı ile karşılaştırıldığında yetersiz kalmasından ötürü sözkonusu tazminatın daha da değer kaybettiğinden yakınmaktadır. Bu itibarla başvuran1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmakta ve İdarede bekletilen bir hesaba aktarılan ek tazminat tutarının, ilgili kişinin İdareden bu yönde bir talebi olmadığı için ödenmeden kaldığını belirtmektedir.
Başvuran icra usullerinin de sonuçsuz kaldığını ve sözkonusu tazminatı almak için başka hiçbir yolunun kalmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, arazisi kamulaştırılan başvuranın, kendisine ek tazminat ödenmesi yönünde karar veren Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davayı kazandığını gözlemlemektedir. Bu hüküm Yargıtay'ın 13 Nisan 1994 tarihli kararıyla kesinleşmesine karşın, kamulaştırmayı yapan İdare bu kararı uygulamaya koymak üzere bu güne kadar hiçbir ödeme yapmamıştır. Dolayısıyla bu koşullar, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ilk cümlesinde belirtildiği şekliyle başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmelidir.
Hükümet'in savunması konusunda ise AİHM, yukarıda bu hususa ilişkin paragraftaki genel düşünme biçimine gönderme yapmakta ve başvuranın İcra Dairesi'ne başvurmakla, sözkonusu ödemenin yapılması için yeterince özenli davrandığı kanaatinde olduğunu belirtmektedir.
AİHM, 1994 yılından bu yana İdarenin ek tazminatı ödemeyişinin, ulusal mevzuatta kamulaştırma sonrası tazminat için öngörülen usul ve biçimler çerçevesine dahil edilemeyeceği kanaatindedir (Karşılaştırınız, Lithgow ve diğerleri-Birleşik Krallık, 8 Temmuz 1986 tarihli karar, A serisi no: 102, s. 50, § 120; Akkuş, adıgeçen karar, § 27).
AİHM, içtihatlarına gönderme yaparak, toplumun genel yararının gerektirdikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının getirdiği zorunluluklar arasında adil bir dengenin korunup korunmadığının araştırılması zorunluluğunun (Sporrong ve Lönnroth-İsveç, 23 Eylül 1982 tarihli karar, A serisi no: 52, s. 26, § 69) ancak dava konusu müdahale, yasallık ilkesine uyduğu ve keyfi olmadığında ortaya çıkabileceğini hatırlatır (Iatridis-Yunanistan (GC), no: 31107/96, § 58, CEDH 1999-II).
AİHM, sözkonusu müdahalenin geçerli hiçbir haklı gerekçeye dayanmadığını, dolayısıyla keyfi ve yasallık ilkesini ihlal eder nitelikte olduğunu ortaya koyar. Bu sonuç, toplumun genel yararının gerektirdikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının getirdiği zorunluluklar arasında adil bir dengenin korunup korunmadığının araştırılması gereğini ortadan kaldırmaktadır (Iatridis-Yunanistan adıgeçen karar, § 62 ve Karahalios-Yunanistan, no: 62503/00, § 35, 11 Aralık 2003).
Başvuranın gecikme faizi oranlarının yetersiz olduğu şikayetine gelince, AİHM bunun bir önceki şikayetin içinde değerlendirilebileceği kanaatine varmıştır.
Sonuç olarak 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.
A. Maddi ve Manevi Tazminat
Başvuran 25.657 Amerikan Doları (USD) (yaklaşık 19.869 Euro) değerinde maddi, 5.000 USD (yaklaşık 3.872 Euro) değerinde ise manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Hükümet talep edilen miktarların aşırı olduğunu ve gerçekten maruz kalınan zararı temsil etmediğini iddia etmektedir.
AİHM başvuranın maruz kaldığı maddi kaybın, Yargıtay kararının verildiği tarihte almış olması gereken tutara denk düştüğü kanısındadır. Diğer yandan Mahkeme, 1994 yılından bu yana enflasyona bağlı olarak parada meydana gelen değer kaybını göz önüne alarak, bunun yeniden düzenlenmesi gerektiğini ortaya koymakta ve içtihatlarında (Aka, adıgeçen karar, §25) benimsediği ilkeye gönderme yapmaktadır. Buna göre Türkiye'deki enflasyon oranları, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayınlanan fiyat endeksleri listelerinde belirtildiği şekliyle kabul edilmektedir. İlgili ekonomik veriler ışığında AİHM kendi hesaplamasını yaparak, başvurana maddi tazminat olarak 4.521 (dörtbin beşyüz yirmibir) Euro verilmesine karar vermiştir.
AİHM diğer yandan, İdare tarafından ek tazminatın ödenmemesinin yarattığı belirsizliğe bağlı olarak başvuranın manevi zarara uğradığı kanaatinde olup, ilgili kişiye hakkaniyete uygun olarak 2.000 (iki bin) Euro değerinde manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 1.650 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM, başvuranlara tüm masraflarla birlikte 1.000 (bin) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 oranında gecikme faizi uygulanacağını belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS'nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
i. maddi tazminat olarak 4.521 (dörtbin beşyüz yirmibir) Euro ödenmesine,
ii. manevi tazminat olarak 2.000 (ikibin) Euro ödenmesine;
iii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
iv. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 24 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy