(AİHS m. 6)
(Başvuru no. 55913/00)
KARAR
STRAZBURG
5 Aralık 2006
Bu karar AÎHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
Dava, Hıdır Durmaz ("başvuran") isimli Türk vatandaşının, 18 Ekim 1999 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM'ye yaptığı başvurudan (No. 55913/00) kaynaklanmaktadır.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Başvuran 1954 doğumludur. AİHM'ye başvurduğu tarihte Ceyhan Cezaevi'nde tutukludur. Başvuran, 11 Ağustos 1995 tarihinde, TKP/ML-TIKKO isimli yasadışı örgüte üye olduğu şüphesiyle Mersin'de yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Aynı tarihte, Mersin Devlet Hastanesi'nde doktor muayenesinden geçmiş ve vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıştır. 23 Ağustos 1995 tarihinde, Mersin Devlet Hastanesi'nde tekrar doktor muayenesinden geçmiş ve vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıştır. 24 Ağustos 1995 tarihinde, başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi huzuruna çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 20 Eylül 1995 tarihli iddianamesinde, başvuranı yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır. Suçlar, Türk Ceza Kanunu'nun 168 § 1. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde yapılmıştır. 12 Ekim 1995 tarihinde, başvuran, Mersin Cumhuriyet Savcısına (bundan böyle "Savcı" olarak anılacaktır) bir dilekçe yazmış ve gözaltında işkenceye kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Belirli olmayan bir tarihte, Savcı başvuranın iddialarına yönelik bir soruşturma başlatmıştır. 16 Ekim 1995 tarihinde, başvuran ve diğer iki sanığa yönelik cezai takibat Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde başlamıştır. 13 Kasım 1995 tarihinde, Savcı başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran özellikle, asıldığını, kendisine elektrik verildiğini ve hortumlu suyla tazyikli su verildiğini belirtmiştir. Ayrıca, sorgulama esnasında, ellerine ve ayaklarına sert bir nesneyle vurulduğunu ifade etmiştir. Son olarak, olaya tanıklık eden dört kişinin isimlerini vermiştir. 15 Kasım 1995 tarihinde, Savcının talebi üzerine, başvuran Konya Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor, kol altlarında yüzeysel sıyrıklar, sağ el parmaklarının birinde yaklaşık 1 mm kadar iyileşmiş bir yara tespit etmiştir. Ayrıca, başvuranın penisinde 1*2 mm kadar pigment kaybı tespit etmiştir. Savcı, başvuranı 17 Kasım 1995 ve 3 Aralık 1997 tarihlerinde sorgulayan iki polis memurunun ifadesini almıştır. Her iki polis de başvuranın iddialarını yalanlamıştır. Savcı ayrıca, tanık olan üç kişinin de ifadelerini almıştır (D.B., Y.A. ve M.U.).Bu tanıkların hepsi, özellikle, gözaltındayken başvuranın kol altlarının kanadığını gördüklerini belirtmişlerdir. 28 Kasım 1995 tarihinde birinci derece mahkemesinde yapılan duruşmada başvuranın tanıkları dinlenmiştir. Dört tanık (D.B., Y.A., M.U. ve A.Ö) başvuranı Emniyet Müdürlüğü'nde alıkonulduğu sürede gördüklerini ve yüzünde ve koltuk altlarında çürükler olduğunu ifade etmiştir. İşlemler devam ederken, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvurana yönelik işlemleri, aynı örgüte üye olmakla suçlanan diğer kişilere yönelik açılan davalarla birleştirmeye karar vermiştir. 12 Haziran 1997 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi 19 Mayıs 1997 tarihinde 4210 sayılı Kanun'la feshedildiğinden, davaya bakma yetkisi Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne geçmiştir. 4 Aralık 1997 tarihinde, 11 ve 23 Ağustos 195 tarihli sağlık raporlarını vel5 Kasım 1995 tarihli sağlık raporundaki bulguların kötü muameleden kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesinin mümkün olmadığını dikkate alarak, başvuranı sorgulayan iki polise yönelik soruşturma açılmamasına karar vermiştir. Savcı, bu bağlamda, iddiaları destekleyecek yeterli kanıt olmadığını tespit etmiştir. Karar başvurana tebliğ edilmemiştir. 12 Haziran 1007 ile 14 Temmuz 1998 tarihleri arasında, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde, belirli aralıklarla on altı duruşma yapılmıştır. 14 Temmuz 1998 tarihinde, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı suçlandığı üzere mahkum etmiş ve on dört yıl yedi ay hapis cezasına çarptırmıştır.
20 Nisan 1999 tarihlerinde, Yargıtay birinci derece mahkemesinin kararını onamıştır. Başvuranın temsilcisi duruşmaya gelmemiştir. 24 Aralık 2004 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın mahkumiyetinin ertelenmesine ve yeni Ceza Kanunu uyarınca serbest bırakılmasına hükmetmiştir.
HUKUK
I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS'nin 3. maddesine aykırı olarak, gözaltında olduğu sürede işkenceye maruz kaldığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Bu maddeye göre:
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."
Hükümet, AIHM'den, AİHS'nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediğinden başvurunun bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesini talep etmiştir. Başvuranın, Cumhuriyet Savcısının takipsizlik kararına itiraz etmediğini ve iddia edilen zararın tazmini için hukuk ya da ceza mahkemelerinde dava açabileceğini de belirtmiştir.
Başvuran, Cumhuriyet Savcısı'nın kararının kendisine iletilmediğini iddia etmiştir. Her halükarda buna karşı bir dava açmanın başarısızlıkla sonuçlanacağını zira Türkiye'de işkence yapanların kovuşturulmadığını ileri sürmüştür.
AİHM, Cumhuriyet Savcılarının takipsizlik kararlarına yönelik bir davanın, prensipte, AİHS'nin 35 § 1. maddesi kapsamında etkili ve ulaşılabilir bir hukuk yolu teşkil ettiğini tekrarlar (bkz özellikle Saraç - Türkiye, no. 35841/97, 2 Eylül 2004; Nuray Şen - Türkiye, no. 41478/98, 30 Nisan 2002).
Bu davada, başvuran, Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz etmemiştir. Takipsizlik kararının başvurana resmi olarak tebliğ edilmemesine rağmen, AİHM, daha gayretli davranmış olsalardı başvuran ve/veya temsilcisinin karardan daha erken haberleri olabileceği kanısındadır. Bu bağlamda, ilgili iç hukuk çerçevesinde, başvuranın Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz etmek için beş yılı olduğunu not eder. Davanın kendine özgü koşulları içinde, AİHM, başvuranı, iç hukuk yollarını tüketmek için, Cumhuriyet Savcısı'nın takipsizlik kararına itiraz etme yükümlülüğünden muaf tutacak hiçbir özel koşul tespit etmemiştir.
Bu şartlar altında, AİHM, Hükümet'in başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğine dair itirazını kabul eder. Buna göre, başvurunun bu bölümünün AİHS'nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gereklidir.
II AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, tutukluluk süresinin, AİHS'nin 5 § 3. maddesi kapsamındaki "makul süre" şartını aştığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Sözkonusu maddeye göre:
"Bu maddenin l.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."
Hükümet, başvuranın tutuklu olarak geçirdiği süre, yerel mahkemenin verdiği karardaki süreden düşüldüğü için başvuranın AİHS'nin 34. maddesi kapsamında artık mağdur olmadığını ileri sürmüştür.
AİHM, sonradan verilen cezanın bir parçası olarak tutuklu yargılanmanın 5 § 3. maddenin ihlal edilmesini ortadan kaldırmadığını ancak yalnızca 41. madde çerçevesinde maruz kalınan zararın kısıtlanması temelinde sonuçlan olabileceğini tekrarlar (bkz. Engel ve Diğerleri Hollanda, 8 Haziran 1976, Kirman - Türkiye, no. 61440/00, 5 Nisan 2005). Buna göre, başvurunun bu kısmının, AİHS'nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca, altı kuralına uymadığından reddedilmesi gereklidir.
III. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, kendisini yargılayıp mahkum eden İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunmasından dolayı bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Ayrıca, kendisine yönelik suçlamaların niteliği ve sebebine ilişkin olarak kendisine bilgi verilmediğini ve savunma hazırlamak için yeterli zaman ve imkanının bulunmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Son olarak, kendisine yönelik cezai takibatın süresinin haddinden fazla olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, AİHS'nin 6 §§ 1. ve 3 (a) ve (b) maddelerine atıfta bulunmuştur. Sözkonusu maddelere göre:
"Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun .. .olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;"
A. Kabuledilebilirlik
Yerleşik içtihadı ışığında (bkz. diğerlerinin yanı sıra Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998) ve kendisine sunulmuş olan belgeler temelinde, AİHM, başvuranın şikâyetlerinin, belirlenmesi, esasların incelenmesine dayalı olan, karmaşık hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğu kanısındadır. Dolayısıyla, AİHM, başvurunun, AİHS'nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden yoksun olmadığı sonucuna varmıştır. Kabuledilmez olduğunun ilanı için başka hiçbir gerekçe tespit edilmemiştir.
B. Esaslar
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi 'nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
AİHM, bu davadakine benzer konular ortaya koyan pek çok dava incelemiş ve AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir (bkz yukarıda anılan Özel ve Özdemir - Türkiye, no. 59659/00, 6 Şubat 2003).
AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir neden görmemektedir. Buna göre, AİHM, 6 § 1. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır
2. Yargılamanın adilliği
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil olarak yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin ihlalini dikkate alarak, AİHM, AİHS'nin 6. maddesi kapsamında yerel mahkemelerdeki yargılamanın adilliğine ilişkin şikâyetleri incelemenin gerekli olmadığı kanısına varmıştır (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Incal - Türkiye, 9 Haziran 1998).
3. Yargılama süresi
AİHM, ele alınacak sürenin başvuranın yakalanarak gözaltına alındığı 11 Ağustos 1995 tarihinde başlayıp, Yargıtay'ın Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını onadığı 20 Nisan 1999 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Dolayısıyla sözkonusu süre, iki kademede üç yıl sekiz ay sürmüştür.
Toplam yargılama süresini inceleyerek ve davanın biraz karmaşık olduğunu, sanık sayısını ve davanın iki yargı kademesinde incelendiğini dikkate alarak, AİHM, birinci derece mahkemesinin başvuranın davasını diğer ilgili cezai takibatla birleştirme kararlarıyla bir süre uzamış olmasına rağmen, bu davadaki yargılama süresinin, uzun olmadığı kanısındadır. AİHM ayrıca, davanın Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne gönderilmesinden kaynaklanan ciddi bir gecikme olmadığını tespit etmiştir.
Davanın kendine özgü koşullan dikkate alındığında, AİHM, AİHS'nin 6 § 1. maddesindeki "makul süre" şartının bu davada yerine getirildiğini tespit etmiştir. Sonuç olarak, AİHM, yargılama uzunluğuna ilişkin olarak 6 § 1. maddenin ihlal edilmediği kanısına varmıştır.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. maddesi şöyledir:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Tazminat
Başvuran, 7,500 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet, bu meblağa itiraz etmiştir.
AİHM, bu bağlamda, bir 6. madde ihlalinin, bu bağlamda başvuranın maruz kaldığı her türlü manevi zarar için başlı başına yeterli tazminat teşkil edeceği kanısındadır (bkz Incal ve Çıraklar).
B. Mahkeme masrafları
Başvuran ayrıca, yerel mahkemeler ve AİHM'deki masraflar için toplam 7,863 Euro talep etmiştir. Başvuran, temsilcisi tarafından ve Konya Barolar Birliği'nin ücret listesine dayanılarak hazırlanan bir çizelge sunmuştur. Ancak, iddialarını destekleyecek hiçbir makbuz ya da fatura sunmamıştır.
Hükümet, bu meblağa itiraz etmiştir.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran, ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktar açısından makul olduğu ortaya konulur ise masrafların geri ödenmesine hak kazanabilir. Bu davada, elindeki bilgiler ve yukarıdaki ölçütler dikkate alınarak, AİHM, yerel mahkemelerde yapılan mahkeme masraflarını reddetmiş ve AİHM'deki masraflar için ise 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmasına ilişkin şikâyetini
kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Cezai yargılamanın süresine ilişkin olarak AİHS'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Başvuranın, AİHS'nin 6. maddesi kapsamındaki adil yargılamaya ilişkin şikayetlerinin incelenmesinin gerekli olmadığına;
5. Bir ihlal tespitinin başvuranın maruz kaldığı her türlü manevi zarar için adil tazmin teşkil ettiğine;
6. (a) Sorumlu Devlet'in, AİHS'nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, başvurana, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere mahkeme masrafları için 1.000 Euro (bin Euro) ve uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
7. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine karar vermiştir.
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 5 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy