(Başvuru no:56566/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
24 OCAK 2006
İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 56566/00 başvuru no'lu davanın nedeni, Türk vatandaşı Yaşar Kaplan'ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 29 Şubat 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, adli yardımdan faydalanarak Ankara Barosu avukatlarından H.A. Özhan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1952 doğumlu başvuran Bergischgladbach'da (Almanya) ikamet etmektedir. Olayların geçtiği dönemde başvuran Akit gazetesinde köşe yazarı idi.
18, 19, 20 Şubat 1998 tarihlerinde Akit gazetesi başvuranın yazdığı "Ülke tehlikede bunları durdurunuz!- Ordu içinde mezhepçi kadrolaşma" başlıklı yazı dizisini yayınlamıştır.
Başvuran 19 ve 20 Şubat 1998 tarihli yazılarında, yapılan gizli toplantılar sırasında benimsenen konuşma ve karar örnekleriyle sözkonusu konuyu irdelemeye devam etmiştir.
25 Şubat 1998 tarihinde, sözkonusu yazıların astlık-üstlük münasebetlerini zedelediği, üst rütbeli komutanlara karşı askerlerin güvenini sarstığını, askerleri kanunlara ve ettikleri yeminlere karşı gelmeye ittiğini düşündüğünden, Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay Askeri Savcısı'ndan başvuran hakkında kovuşturulma başlatılmasını istemiştir.
Ankara Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi 9 Mart 1998 tarihinde, astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmekle birlikte askerleri kanunlara karşı itaatsizliğe, yeminlerini bozmaya, inzibat vazifelerini veya askeri disiplini ihlal etmeye teşvik ettiği gerekçesiyle başvuran aleyhinde tutuklama müzekkeresi çıkarmıştır.
Aynı gün başvuran tutuklu yargılanmak üzere yakalanmıştır. Başvuran buna itiraz etmiştir.
10 Mart 1998 tarihinde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi başvuranın suçlanması hakkında, haklı bir şüphe oluşturan nitelikte yeterli delil unsurlarının bulunduğuna kanaat getirerek başvuranın itirazını reddetmiştir.
20 Mart 1998 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı Askeri Ceza Kanunu'nun 96§6 maddesine dayanarak Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na başvuran ve Gazete'nin yazarı haklarında kovuşturma yapma izni vermiştir.
24 Mart 1998 tarihinde, başvuranın haber kaynaklarının doğruluğunu yeterince araştırmadan dava konusu yazıları yayınladığını vurguladıktan sonra, Askeri Savcı, başvuranı ve Akit Gazetesi'nin Başyazarını astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmekle birlikte, askerleri kanunlara karşı itaatsizliğe, yeminlerini bozmaya, inzibat vazifelerini veya askeri disiplini ihlal etmeye teşvik etmekle suçlamıştır. Askeri Savcı, başvuranın Askeri Ceza Kanunu'nun 58 ve 95§ 4 ve 5 ve Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 153§1 ve 4 maddeleri gereğince başvuranın mahkum edilmesini istemiştir.
21 Nisan 1998 tarihli duruşma sonucunda, Askeri Mahkeme başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Başvuran 5 Mayıs 1998 tarihinde, sunulan yazılı savunmasında, hakkında yapılan kovuşturmaların basın özgürlüğü prensibini ihlal ettiğini belirterek AİHS'nin 10. maddesini ileri sürmüştür.
Askeri Mahkeme 14 Temmuz 1998 tarihinde, başvuranı astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye yönelik tutumlarda bulunmaktan suçlu bulmuştur. Askeri başvuranı Askeri Ceza Kanunu'nun 95§4 ve 5 ve TCK'nın 80. maddeleri gereğince on dört ay hapis cezasına çarptırmıştır. Ancak Askeri Mahkeme askerleri kanunlara karşı itaatsizliğe, yeminlerini bozmaya, inzibat vazifelerini veya askeri disiplini ihlal etmeye teşvik etme suçunun bu davada oluşmadığına kanaat getirerek, başvuranın bu suçtan beraatine karar vermiştir.
Başvuran daha sonra Askeri Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Askeri Yargıtay, 15 Haziran 1999 tarihinde, astlık-üstlük münasebetlerini zedeleme, amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmenin bu durumda ortaya konulduğuna kanaat getirse de, sözkonusu suç tekrarlanan bir suç olarak nitelendirilemeyeceği ve dolayısıyla TCK'nın 80. maddesi alanına girmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Askeri Mahkeme, 12 Ekim 1999 tarihinde, 3 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe giren yazılı ve sözlü basın aracılığıyla işlenen suçlar hakkında verilen karar ve cezaların ertelenmesini öngören 4454 sayılı Kanun hükümlerini gözönüne alarak, kararını üç yıl ertelemiştir.
Askeri Mahkeme 31 Aralık 2003 tarihinde, başvuranın sözkonusu ertelemenin ardından üç yıl boyunca kasıtlı suçtan hiçbir mahkumiyet konusu olmadığını tespit ederek, ceza davasının kaldırılmasına karar vermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran aleyhinde başlatılan kovuşturmaların ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu bakımdan AİHS'nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet başvuranın mağduriyet sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 4454 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinin ardından başvuranın mahkumiyet kararı mutlak butlanla batıl olarak değerlendirildiğini ve bunun da 31 Aralık 2003 tarihli Askeri Mahkeme kararıyla kabul edildiğine dikkati çekmektedir.
Başvuran Hükümet'in savına itiraz etmektedir.
AİHM, başvuranın lehindeki karar ya da tedbirin ilke olarak, sadece ulusal makamlar açıkça ya da özü bakımından AİHS'nin ihlalini kabul edip daha sonra telafi ettiği sürece "mağdur" sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (Öztürk- Türkiye, no: 22479/93, § 73, AİHM 1999-VI). Oysa bu davada, 31 Aralık 2003 tarihinde verilen kararın uygulanmaması, başvuranın Askeri Mahkeme tarafından mahkum edilmesinin ardından gelen ertelemenin sona ermesinin ve özellikle başvuranın aynı türden suç işlenmemesinin bir sonucudur. AİHS'nin 10. maddesi bakımından, benzeri durumlar, daha önce AİHM tarafından gazetecilerin faaliyetlerini kısmen sansürleme ve kamuoyunda tartışılan ve varlığı inkar edilemez bir eleştiriyi kamuya açık bir şekilde dile getirme yetilerini büyük ölçüde sınırlandırma amaçlı olduğu yönünde değerlendirilmiştir (Bkz. Hertel-İsviçre, 25 Ağustos 1998 tarihli karar, 1998-VI, s. 2331-2332, § 50 ve Erdoğdu-Türkiye, no: 25723/94, § 72, AİHM 2000-VI).
Sonuç olarak, 31 Aralık 2003 tarihli karar, başvuranın ifade özgürlüğünün çiğnenmesinden dolayı doğrudan zarara uğradığı cezai yargılamanın sonuçlarını öngören ya da telafi edici olarak ele alınamaz. Dolayısıyla Hükümet'in başvuranın mağdur sıfatının bulunmamasına ilişkin itirazını reddetmek uygun olacaktır.
AİHM, tarafların argümanlarının tümü ışığında, AİHS'nin 10. maddesine göre yapılan şikayetin başvurunun incelenmesindeki bu aşamada çözümlenemeyecek ciddi maddi ve hukuki sorunlara neden olduğuna, ancak esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. Buradan sözkonusu şikayetin, AİHS'nin 35§3 maddesi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği ortaya çıkmaktadır. Başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi ortaya çıkarılmamıştır.
B. Esas Hakkında
Yargılamadaki taraflar, nihai karar olmamasına karşın başvuran aleyhinde başlatılan kovuşturmaların ifade özgürlüğü hakkına müdahale olarak ele alındığına mutabıktırlar. AİHM başvuranın -gazeteci- durumuna olan önemli etkileri ve aleyhinde verilen kararın ertelenmesi gözönüne aldığında, başka bir şekilde sonuç çıkarmak için bir neden görmemektedir (Bkz. mutatis mutandis, Veysel Turhan-Türkiye, no: 53648/00, § 19, 20 Eylül 2005). Ayrıca, başvuranın sözkonusu kovuşturmalar nedeniyle bir ay boyunca tutuklu kaldığına dikkati çekmek önem arz etmektedir.
Müdahalenin kanun -Askeri Ceza Kanunu'nun 95§ 4 ve 5 maddesi- tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi anlamında milli güvenlik ve düzenin korunması gibi meşru amaçlar güttüğüne itiraz edilmemektedir. Ancak, uyuşmazlık müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı" sorusu üzerinedir.
AİHM, Devlet, askeri disiplin ve ordunun etkili şekilde işleyişi için gerçek bir tehdit bulunduğunda ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getirse de, kurum olarak orduya karşı olsa bile görüş bildirmeye engel teşkil etmek amacıyla ulusal makamların benzeri kurallara dayanamayacağını hatırlatmaktadır (Bkz. Vereinigung demokratischer Soldaten Österreichs ve Gubi-Avusturya, 19 Aralık 1994 tarihli karar, A serisi no: 302, ve Grigoriades-Yunanistan, 25 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII).
Bununla birlikte AİHM, görev ve sorumluluklarına riayet edilerek umumi çıkarlara ilişkin tüm sorunlar hakkında görüş ve bilgi vermek basının üzerine düşen bir görev olsa da, 10. madde ifade özgürlüğüne hiçbir kısıtlama olmamasını garanti etmemektedir ( De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s. 233-234, § 37). Basın özgürlüğü, bazen abartıya kaçmayı ve hatta kışkırtmayı içerse de (Prager ve Oberschlick-Avusturya, 26 Nisan 1995, A serisi no: 313, s. 19, § 38), ilgililerin gazetecilik mesleğine saygı çerçevesinde doğru ve saygın bilgileri sunacak şekilde iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlıdır (Bladet Tromso ve Stensaas-Norveç, no: 21980/93, § 65, AİHM 1999-III ve Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95, § 54, AİHM 1999-I).
Oysa, sözkonusu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı gösterecek zorunlu bir sosyal ihtiyacın bulunup bulunmadığını değerlendirme görevi öncelikli olarak ulusal mahkemelerin üzerine düşmekte ve bu görev hakkında AİHM bir takım takdir marjına sahiptir. Dolayısıyla AİHM denetimini yaparken, ulusal mahkemelerin yerini alma görevi bulunmamaktadır. Ancak, 10. madde açısından, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince verdikleri kararları inceleyip doğruluğunu tespit etmektedir. Bunun için, AİHM, ilgilinin en azından sağlam olgusal dayanak sunması gerektiği somut olayların isnadı ile doğruluğunun ortaya konulması gerekmeyen değer yargısı arasındaki farkı ortaya koyarak, davanın bütünü ışığında dava konusu müdahaleyi değerlendirmelidir (Bkz. diğerleri arasında Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, A serisi no: 103, s. 28, § 46 ve Rizos ve Daskas-Yunanistan, no: 65545/01, § 44, 27 Mayıs 2004).
Bu durumda AİHM, başvuranın "Ülke tehlikede bunları durdurunuz!- Ordu içinde mezhepçi kadrolaşma" başlıklı yazı dizisini yazdığı gerekçesiyle ceza kovuşturmasına konu teşkil ettiğini not etmektedir. Sözkonusu yazılarda, başvuran tarafından doğruluğu ortaya konulmayan ve araştırılmayan isimsiz bir yazıya dayanarak, Türk ordusuna asker alımını irdelemiş ve kamuoyunun dikkatini belirli bir dini inanca mensup Türk ordu güçleri tarafından hazırlanan yasadışı olası bir kalkışa çekmiştir.
Dava konusu yazılar okunduğunda, yazar imzasız bir mektupta dile getirilen iddiaların doğruluğu üzerinde durduğu anlaşılmaktadır. Ancak bazı bölümler, aşağıdaki sonuçları çıkarmak için yeterince inandırıcı iddialar olduğu düşüncesini doğurmaktadır: "Ama yapılan açıklamalardan anlaşılan bir gerçek var ki, Yüksek Askeri Şura, ordumuzu ele geçirmek isteyen bazı artniyetli mihraklar tarafından yanlış yönlendirilmektedirler (...). Ancak yazar şu sonuca varmıştır: Ordu içinde uzun zamandan beri illegal bir Alevi kalkışmanın hazırlıkları içinde olan ve aralarında üst düzeyde bazı subayların da bulunduğu bir grubun Mayıs 1997'den bu yana kendi aralarında gizli toplantılar yaptıkları ve kilit noktaları ele geçirmek için yapılacak çalışmalarla ilgili bazı kararlar aldıkları konusunu iki gündür (...) gündeme getiriyoruz. Bugün ise bir Alevi ihtilali gerçekleştirmek amacıyla yapılan bu gizli toplantılardan bir başkasına ve bu toplantıda alınan bazı kararlara temas etmek istiyorum (...)".
AİHM, yansıtılan olayların, sözkonusu olaylara dayanan inandırıcı unsurların bulunmaması ve basın ve ifade özgürlüğü teminatlarına bağlı görev ve sorumlulukların gerçekliği hakkındaki yazı dizisi boyunca başvuranın kendisi tarafından dile getirilen şüphe ve soru işaretlerini, ulusal mahkeme kararlarının teraziye koyduğunu gözlemlemektedir. Böylece mahkeme kararlarında, dava konusu yazıların incelenmesinde, başvuranın Alevi bir subayın iddialarını yansıttığını belirttikten sonra, git gide sözkonusu iddiaları meydana gelmiş olaylar gibi sunduğunu, halbuki sahip olduğu bilgi kaynaklarının ciddi olmaktan uzak ve mesleğinin gerekliliklerinden yoksun olduğu ortaya konulmuştur.
AİHM gözünde, sözkonusu gerekçeler, başvuranın dava konusu mektubun inandırıcı bilgi kaynağı olmadığını ve kendisinin irdelediği konu hakkında araştırma ve soruşturma yapma yükümlülüğü olmadığını makul olarak düşünmesi gerektiğinden dolayı, 10. maddenin 2. paragrafında ifade edilen gereklilik kriterinin amaçlarına uygun olarak değerlendirilebilir. Oysa dosyanın incelenmesinden, başvuranın sözkonusu imzasız mektubu, dayanağını araştırmadan yayınlarının tek temel olgusu olarak ele aldığı ve ayrıca kendi beyanlarından mektubun içerdiği iddiaların doğru olmadığı inancında olduğu ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan, dava konusu yazıların, olaylara ilişkin açıklamalar gibi ciddi iddialar sunmasının dışında, kamuoyunun tanıması gereken Devlet'in kurulmasına yönelik yazılar olduğunu da gözardı etmemek gerekir. Uzun zamandan bu yana AİHM, "siyasi söylem"'in, genel çıkarı ilgilendiren konular da dahil olmak üzere 10. maddenin hedeflerine üst seviyede bir koruma gerektirdiğini vurgulamaktadır ( Bkz. örneğin, Thorgeir Thorgeirson-İzlanda, 25 Haziran 1992 tarihli karar, A serisi no: 239 ve sözüedilen Hertel, § 47). Ayrıca Hükümet'in sahip olduğu baskın konum, cezai hukuk yolunun kullanımında özellikle muhaliflerinin haksız eleştiri ve saldırılarına cevap vermek için başka yolların bulunup bulunmadığını engellemeyi zorunlu kılmaktadır (Bkz. özellikle Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, 1998-IV, § 54 ve Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 43, 4 Haziran 2002).
Ayrıca AİHM, dava konusu yazıların hedefindeki kişiler ya da herhangi bir kişi için hakaret içermemekte ve isimlerini ve görevlerini belirterek belirli kişileri tartışma konusu yapmamaktadır. Bu da başvuranı yeterli olgusal dayanağı sunmaya zorlamaktadır ( Cumpana ve Mazare-Romanya, no: 33348/96, § 101, 17 Aralık 2004).
Sonuç olarak başvuran aleyhinde başlatılan kovuşturma gerekliliğine dayanak olarak ileri sürülen gerekçeler, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin "demokratik toplumda gerekli" olduğu inancını doğurmak için yeterli değildir. Özellikle demokratik toplumun basın özgürlüğünü sağlama ve koruma çıkarı gözönünde bulundurulduğunda, bir gazeteci hakkında başlatılan cezai kovuşturmalar, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı makul bir yol teşkil etmemektedir. Başvuranın kırk iki gün boyunca cezai yargılama çerçevesinde özgürlükten yoksun bırakılması, kendisine isnat edilen olaylar gözönüne alındığında, açıkça orantısız bir tedbir oluşturmaktadır.
Dolayısıyla AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran gelir kaybından ve Almanya'ya göç ettiğinden dolayı 100.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Başvuran ayrıca, 50.000 Euro tutarında manevi zararının telafi edilmesini istemektedir.
AİHM, maddi tazminat konusunda, AİHS'nin 10. maddesinin ihlali ile iddia edilen maddi kayıp arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunduğuna ikna olmamıştır(İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 87, 10 Ekim 2000).
Manevi tazminat konusunda ise AİHM, başvuranın dava koşullarında, aleyhinde başlatılan kovuşturmalar nedeniyle bir aydan fazla özgürlükten yoksun bırakıldığından dolayı bir takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AİHS'nin 41. maddesine göre AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana uğranılan manevi zarar için 3.000 Euro'nun ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, AİHM önünde temsil edilmesi için yapılan masraf ve harcamalar için 20.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet talebi reddetmeye davet etmektedir.
Elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde bulundurarak, AİHM, bu bakımdan 2.000 Euro'nun başvurana ödenmesine hükmetmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Bu kararın, AİHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet'in başvurana:
i. manevi tazminat için 3.000 Euro (üç bin Euro)
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin Euro)
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası'nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
4. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 24 Ocak 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy