(AİHS. m. 34, 39, 43)
(Başvuru no: 57908/00)
DOSTANE ÇÖZÜM KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
10 Ocak 2006
İşbu karar nihai olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (57908/00) başvuru nolu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Dürdane Aslan ve Sevilhan Aslan'ın (başvuranlar) 10 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, İstanbul Barosu avukatlarından K. T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1952 doğumlu Dürdane Aslan ve 1978 doğumlu Sevilhan Aslan Türk vatandaşı olup İstanbul'da ikamet etmektedirler. Başvuranlar Mehmet Aslan'ın eşi ve kızıdır.
Mehmet Aslan 27 Nisan 1992 yılında İstanbul'da bir mahallede su taşırken kurşunla yaralanmıştır. Hastaneye kaldırıldıktan sonra 6 Mayıs 1992 tarihinde vefat etmiştir.
12 Mayıs 1992 tarihli iddianameye göre olay sırasında polis lojmanlarındaki evinin yakınlarında bulunan ve izinli olan polis memuru M.A.'nın silahından ateş edilmiştir. M. A. üç kişiyi silahındaki bütün kurşunları, yani on altı mermi, boşaltarak yaralamış ve bu kişilerden iki kişi yaralanmanın ardından vefat etmişlerdir. Cinayet itirafında bulunan polis memuru Türk Ceza Kanunun 450. maddesi uyarınca kasten adam öldürmekle suçlanmıştır.
Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi 10 Haziran 1993 tarihli kararla olay sırasında suçun failinin cezai olarak sorumlu olmadığı gerekçesiyle "cezanın tespit edilemeyeceği" kararı almıştır. Karara gerekçe olarak Bakırköy Adli Tıp Kurumunun 4 Nolu özel heyeti tarafından düzenlenen 12 Ağustos 1992 tarihli sağlık sertifikası gösterilmiştir. Söz konusu raporda ilgili kişinin akıl hastanesine yatırılmasının gerekli olmadığı ancak psikiyatrik klinikte altı ay aralıklarla üç yıl boyunca muayene edilmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Başvuranlar, söz konusu rapora itiraz ederek Adli Tıp Kurumu heyetinin ikinci bir bilirkişi raporu düzenlemesini talep etmişlerdir. Mahkeme özel heyetin görüşünün nihai olduğu gerekçesiyle başvuranların taleplerini reddetmiştir. Sanığın işlediği suçun niteliği göz önünde bulundurulduğunda, Ağır Ceza Mahkemesi sanığın en az bir yıl boyunca ve tamamen iyileşinceye kadar akıl hastanesine yatırılması kararı almıştır.
Dosyada bulunan belgelere göre Ağır Ceza Mahkemesi cinayeti işleyen polisin meslektaşlarını dinlememiştir.
Başvuranlar 13 Ekim 1993 tarihinde İçişleri Bakanlığına pozitif yükümlülüğü öne sürerek maddi ve manevi tazminat için talepte bulunmuşlardır.
İçişleri Bakanlığı 17 Kasım 1993 tarihli mektupla başvuranlara maddi ve manevi tazminatın idari mahkemelerin yetki alanına girdiği yönünde bilgi vermiştir.
Başvuranlar, 16 Aralık 1993 tarihinde İstanbul İdari Mahkemesinde İçişleri Bakanlığı aleyhinde maddi ve manevi tazminat için dava açmıştır. Başvuranlar idari mercilerin akli dengesi bozuk bir polis memurunu görevde tutarak gerekli özeni göstermediklerini iddia etmişlerdir.
İlgili Bakanlık 2 Şubat 1994 tarihli ilgili mahkemeye sunulan yazılı savunmasında suç işleyen memurun görevleriyle hiç bir ilişkisinin olmadığını ve bu kişinin izinli olduğu bir dönemde suç işlediğini dolayısıyla suç unsuru eylemden sorumlu tutulamayacağını iddia etmiştir. İlgili Bakanlık ayrıca başvuranların idari merciler aleyhine benzeri bir başvuruda bulunmak için öngörülen bir yıllık yasal süreye riayet etmediklerini savunmuştur.
İstanbul İdari Mahkemesi 31 Ekim 1997 tarihli kararla Anayasanın 125. maddesi uyarınca idarenin, başvuranların eşi ve babası olan M.A.'nın ölümünden dolayı uğradıkları zararı tazmin etmek zorunda olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, İlgili Bakanlığın hatasının olmamasına rağmen akli dengesi bozuk memurunun silahını en azından izinli olduğu dönemde elinden alma pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirtmiştir. Mahkeme, başvuranlara ve müteveffanın diğer iki çocuğuna maddi tazminat adı altında toplam 213.420.621 TL ve manevi tazminat adı altında 500.000.000 TL verilmesi kararı almıştır. Mahkeme maddi tazminatın tespiti amacıyla 29 Mart 1996 tarihli kararla bilirkişi incelemesi istediğini ve bunun da mahkemeye 25 Haziran 1997 tarihinde ulaştığını belirtmiştir.
İçişleri Bakanlığı 30 Mart 1998 tarihinde Danıştay'a söz konusu kararın temyizine gitmiştir. Bakanlık idari mercilerin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlüğün söz konusu olmadığını ancak polis memurunun sübjektif yükümlülüğünün söz konusu olduğunu savunmuştur.
Danıştay, 26 Mart 2001 tarihinde idari muhakeme usulünün başlatılması hakkındaki idari muhakeme usulüne ilişkin 2577 sayılı kanunun 13. maddesinin öngördüğü bir yıllık süreye başvuranların riayet etmediği gerekçesiyle 31 Ekim 1997 tarihli kararı bozmuştur. Danıştay'a göre söz konusu süre Mehmet Aslan'ın öldüğü gün başlamıştır.
İstanbul İdari Mahkemesi 30 Kasım 2001 tarihli nihai kararıyla Danıştay kararına uygun olarak hareket etmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
27 Temmuz 2005 tarihinde, AİHM Hükümet'ten izleyen beyanı almıştır:
"Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin AİHM önünde bulunan başvuruyu dostane çözüme kavuşturmak üzere, karşılıksız olarak Dürdane Aslan ve Sevilhan Aslan'a, tazminat olarak 10.000 Euro, masraf ve harcamalar için de 3.000 Euro olmak üzere, toplam 13.000 Euro tutarında ödeme yapmayı önerdiğini bildiririm.
Bu miktar, uygun dönemdeki her türlü vergiden muaf tutulacaktır ve başvuranlar tarafından belirtilen bir banka hesabına Euro olarak yatırılacaktır. Ödeme, AİHS'nin 39. maddesine uygun olarak AİHM'nin verdiği kararın tebliğ edilmesine müteakip üç ay içerisinde yapılacaktır. Bahsedilen süre zarfında ödeme yapılmadığı takdirde, Hükümet, sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz ödemeyi taahhüt eder. Bu tutarın ödenmesi, davanın nihai çözüme kavuşturulmasını teşkil edecektir.
Son olarak Hükümet, Mahkemenin verdiği karardan sonra Sözleşme'nin 43 §1 maddesi uyarınca, davanın Büyük Daireye götürülmesini talep etmeyeceğini taahhüt eder".
Başvuranların avukatı da bu çözüm yoluna gidilmesi taraftarı olduğunu belirterek, 2 Eylül 2005 tarihinde de izleyen beyanı iletmiştir:
"Başvuranların temsilcisi olarak, AİHM'de görülmekte olan davanın dostane çözümü amacıyla Türkiye Cumhuriyet Hükümeti'nin Dürdane Aslan ve Sevilhan Aslan'a, tazminat olarak 10.000 Euro, masraf ve harcamalar için de 3.000 Euro olmak üzere toplam 13.000 Euro tutarında ödeme yapmaya hazır olduğunu not ediyorum.
Bu miktar, uygun dönemdeki her türlü vergiden muaf tutulacaktır ve başvuranlar tarafından belirtilen bir banka hesabına Euro olarak yatırılacaktır. Ödeme, AİHS'nin 39. maddesine uygun olarak AİHM'nin verdiği kararın tebliğ edilmesine müteakip üç ay içerisinde yapılacaktır. Bahsedilen süre zarfında ödeme yapılmadığı takdirde, Hükümet, sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz ödemeyi taahhüt eder. Bu tutarın ödenmesi, davanın nihai çözüme kavuşturulmasını teşkil edecektir.
Başvuranlarla görüştükten sonra, bu öneriyi kabul ediyor ve başvuru kaynaklı ilgili olaylar hakkında Türkiye Cumhuriyeti aleyhindeki diğer tüm taleplerden vazgeçiyorum. Davanın nihai sonuca ulaştığını bildiririm.
İşbu beyan, Hükümet'in ve başvuranların ulaşmış oldukları dostane çözüm çerçevesinde kayda geçmektedir.
Ayrıca, Mahkemenin verdiği karardan sonra Sözleşme'nin 43 § 1 maddesi uyarınca davanın Büyük Daireye götürülmesini talep etmeyeceğimi taahhüt ederim".
Mahkeme, tarafların üzerinde uzlaştıkları dostane anlaşmayı dikkate almaktadır (Sözleşmenin 39. Maddesi). Bu anlaşmanın, Sözleşme ve eki Protokollerde tanımlanan insan haklarına saygı ilkesine uygun olduğuna kanaat getirmektedir (Sözleşmenin 37§1 ve İçtüzüğün 62§3 Maddeleri).
Dolayısıyla dava kayıttan düşürülmelidir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1- Davanın, kayıttan düşürülmesine karar vermiş;
2- Tarafların davanın Büyük Dairede tekrar görüşülmesini talep etmeyeceklerine ilişkin taahhütlerini dikkate almıştır.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 10 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy