(AİHS m. 2, 3, 13, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 243) (2709 S. K. m. 125) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (CANGÖZ - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru No: 57916/00
STRAZBURG
4 Mayıs 2006
OLAYLAR
OLAYIN KOŞULLARI
Başvuran 1973 yılında doğmuştur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
9 Aralık 1996 tarihinde, başvuran sokakta sorguya çekilmiş ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından göz altına alınmıştır. Başvuran, yasa dışı örgüt üyesi olmakla suçlanmıştır.
16 Aralık 1996 tarihinde, başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde Cumhuriyet Başsavcısının ve hakimin karşısına çıkarılmıştır. Başvuran, Başsavcının karşısında, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir ve gözaltında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvuran, gözaltı sırasında kıyafetlerinin çıkarıldığını, dövüldüğünü, soğuk suyla ıslatıldığını iddia etmiştir. Başvuran, sorgulanması sırasında da gözlerinin bağlanarak kendisine bazı kötü muamelelerde bulunulduğunu iddia etmektedir. Başvuran geçici olarak tutuklanmıştır.
Aynı gün, Adli Tıp Kurumunda bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Verilen raporda başvuranın sol omzu üzerinde 2x3 cmlik eskiden kalma morluk izleri tespit edildiği belirtilmiştir. Kurum doktoru, söz konusu yaraların başvuran için hayati tehlike teşkil etmediğine karar vermiş, başvurana üç gün iş görmemesini salık vermiştir.
13 Şubat 1997 tarihinde, başvuran kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları hakkında Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir.
20 Mart 1997 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı, Ceza Kanununun 243. maddesi uyarınca, sorumlu dört polis memuru aleyhinde ceza davası açmıştır.
23 Ekim 1997 tarihinde, başvuran İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde sivil bir kanat oluşturulması için talepte bulunmuştur. Başvuran, Ağır Ceza Mahkemesinde, gözaltında maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muameleleri detaylı olarak anlatmıştır.
26 Ocak 1998 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada başvuran suçladığı dört polis memurunun kimliğini tespit etmiş ve B.K. isimli başka bir polis memurunu daha suçlamıştır. Polis memurları kendilerine yöneltilen suçlamaları reddetmişlerdir. Polis memurları, başvuranın vücudunda tespit edilen izlerin tutuklanması sırasında güç kullanılmasından kaynaklanmış olabileceğini düşünmektedirler.
30 Mart 1998 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın tanığını dinlemiştir. Başvuranın tanığı, kendisinin de aynı yerde göz altında bulunduğunu, yandaki hücrede birinin dövüldüğünü duyduğunu ama kim olduğunu anlayamadığını beyan etmiştir.
24 Haziran 1998 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi davalı polisleri delil yetersizliğinden serbest bırakmıştır. Kararda, aynı zamanda 16 Aralık 1996 tarihli raporda başvuranın morluklarının eskiden kalmış olduğunun belirtildiğinin ve başvuranın dava sırasında B.K. isimli başka bir polis memurunun kimliğini tespit ettiğinin altı çizilmiştir. Mahkeme, B.K. hakkında hukuki bir soruşturma açılmasına hükmetmiştir.
1 Aralık 1999 tarihli bir kararla, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
15 Haziran 2000 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı, Ağır Ceza Mahkemesinin kararına uygun olarak B.K. adlı kişinin ifadesini almıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın sorgusuna katıldığını inkar etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesine göre B.K. uzun yıllar boyunca Terörle Mücadele Biriminin hizmetinde çalıştığından dolayı, gözaltına alınan kişiler tarafından tanınmaktadır ve kötü muamele iddialarında periyodik olarak suçlanmaktadır.
Aynı gün, Cumhuriyet Başsavcısı, düzenlenen tıbbi raporda morlukların nasıl ve hangi tarihte oluştuğunun belirtilmediğini içeren bir men-i muhakeme kararı vermiştir.
Başvuran, bu karara itiraz etmemiştir.
HUKUK AÇISINDAN
AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHSnin 3.maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet, AİHSnin 35. maddesinde şart koşulduğu şekilde başvuranın İç Hukuktaki başvuru yollarını kullanmadığı için AİHMnin başvuranın şikayetlerini reddetmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranın şikayeti üzerine resmi bir soruşturma yürütülmüş olduğunu ve soruşturmanın gözaltından sorumlu dört polis memurunun mahkemeye çıkarılmasıyla sonuçlandığının altını çizmektedir. Bununla birlikte, beraat kararında, mahkeme başka bir polis memuruna karşı dava açılmasına karar vermiştir. Ceza Kanununun davanın esası ile ilgili olan düzenlemeleri işkence ve kötü muamelelerin İç Hukuk tarafından ağır şekilde cezalandırıldığının ispatıdır.
Hükümet, aynı zamanda, Borçlar Kanunu veya Anayasanın 125. maddesi ya da 2577 nolu kararda davanın esası ile ilgili olan düzenlemelerle sunulan sivil ve idari tazminat alma yollarının önemini hatırlatmaktadır. Olayda, başvuran yürürlükteki sivil ve idari başvuru yollarını kullanarak zararının tazminini talep edebilecek olmasına rağmen bu yollara hiç başvurmamıştır, B.K. için verilmiş olan men-i muhakeme kararına da itiraz etmemiştir.
Başvuran bu argümanları reddetmektedir.
AİHM, Türk Hukukunun, Devlete veya Devlet görevlilerine isnat edilebilecek haksız ve konusu suç teşkil eden fiiller aleyhinde başvurulabilecek idari, sivil ve cezai yollar öngördüğünü vurgulamaktadır.
Anayasanın 125.maddesinin kamu görevlileri tarafından mağdur edilen bir kimse için idarenin objektif sorumluluğu kapsamında idari dava açma hakkını öngördüğü bir gerçektir. Bununla birlikte, AİHM, AİHSnin 2 ve 13. maddelerinin kapsamına giren şikayetler için başvuran, sadece tazminat ödenmesiyle sonuçlanabilecek bir idari dava açmış varsayılıyorsa, söz konusu maddelerin, ölümcül saldırı durumunda, hukuku AİHS ile bağlı Devletlere dayattığı, sorumluların kimliğinin tespitine ve cezalandırılmasına yönelik bir soruşturma yürütme müeyyidesi etkisiz hale getirilmiş olabilir (Yaşa-Türkiye davası, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Kararların toplamı 1998-IV, § 74). Bu görüş 3.madde kapsamında kötü muamele vakalarına da aynen uygulanmaktadır (İlhan-Türkiye davası, 22277/93 nolu dava, § 61). Sonuç itibarıyla, başvuranın belirtilen idari davaları ve kamu davalarını açma zorunluluğu bulunmadığından Hükümet tarafından öne sürülen ön itiraz kabul edilememektedir.
Bunun yanısıra, AİHM, AİHSnin 35 § 3 maddesi çerçevesinde şikayetin belirgin olarak kötü şekilde oluşturulmadığını tespit etmektedir. Bununla birlikte, AİHM, şikayette hiçbir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığına hükmetmiştir. Bu durumda şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. İçerik hakkında
Hükümet, işkence ve kötü muamele iddialarının temelsiz olduğunu, Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporun başvuranın vücudundaki morlukların eskiden kalma olduklarını açıkça belirttiğini ileri sürmektedir.
AİHM, bir kişi gözaltındayken tamamen polis memurlarının gözetiminde olduğu sırada yaralandığı zaman, bu süre zarfında meydana gelen tüm yaralanmaların güçlü maddi karinelere yer verdiğini vurgulamaktadır (Salman-Türkiye davası, 21986/93 nolu dava, § 100). Bu durumda, söz konusu yaralanmaların nasıl oluştuğu konusunda makul bir açıklama yapması, mağdur kişinin iddialarını hakkında-özellikle de bu iddiaların tıbbi belgelerle desteklendiği durumda- çürütecek delilleri temin etmesi Hükümetten beklenmektedir (Selmouni-Fransa davası, 25803/94 nolu dava, § 87, Berktay-Türkiye davası, 22493/93 nolu dava, § 167, 1 Mart 2001, Altay-Türkiye davası, 22279/93, §50, 22 Mayıs 2001).
Başvuranın vücudundaki izlerin muhtemelen başvuranın tarif ettiği kötü muamele sonucu oluşabilecek yaralanmalar olmadığı bir gerçektir. Bununla birlikte, AİHM, olayda, Hükümetin, yedi gün boyunca avukatıyla görüştürülmeden alıkonulan başvuranın vücudunda tespit edilen izlerin oluşum nedeniyle ilgili hiçbir açıklama yapmadığını gözlemlemiştir.
Öte yandan, bazı polis memurlarının, Ağır Ceza Mahkemesinde verdikleri ifadede, başvuranı güç kullanarak tutukladıklarını ve başvuranın vücudunda tespit edilen izlerin bu durumdan kaynaklanmış olabileceğini dolayısıyla da gözaltından önce oluştuğunu ileri sürmelerine rağmen, AİHM, özellikle de gözaltından önce başvuranın tıbbi muayenesi yapılmamış olduğundan, söz konusu izlerin başvuranın tutuklanması sırasında oluştuğunun kesin olmadığı kanaatindedir (Cangöz-Türkiye davası, 28039/95 nolu dava, § 30, 4 Ekim 2005).
AİHM, kendisine sunulan tüm verilerin ışığında ve de Hükümetin hiçbir makul açıklama getirmemiş olmasından dolayı, olayda Adli Tıp Kurumunun düzenlediği raporda başvuranın vücudunda tespit edilen izlerin, Hükümetin sorumlu olduğu insanlık dışı bir muameleden kaynaklandığının kesinliğine hükmetmiştir.
Dolayısıyla, AİHM, AİHSnin 3.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. AİHSNİN 13.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 13.maddesine atıfta bulunarak, başvuran kötü muameleye maruz bırakıldığı yolundaki iddialarını ortaya koyabileceği etkin bir başvuru yolunun yokluğundan yakınmaktadır.
AİHM, AİHSnin 3. maddesine ilişkin tespitini göz önüne alarak, olayda söz konusu maddenin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
III. AİHSNİN 41.MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Zarar
Başvuran, manevi zarara uğradığını ileri sürerek 30 000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.
AİHM, hakkaniyetle karar vererek, başvurana manevi zararının tazmini için 5 000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, yaptığını beyan ettiği harcamalar için 12 920 Yeni Türk Lirası (YTL, yaklaşık 8 075 Euro) talep etmektedir. Bunun 300 YTLlik (yaklaşık 187,5 Euro) miktarının, AİHMde görülen dava kapsamında, çeviri masraflarına, telefon görüşmelerine, belgelerin çoğaltılması ve sunulmasına harcandığını beyan etmektedir. Başvuran bu durumu ispat edecek herhangi bir belge sunmamıştır.
Hükümet taleplerin abartılı olduğu kanaatindedir.
AİHM, İç Tüzüğünün 60 § 2 maddesi uyarınca, başvuranın hiçbir kanıt belgesi sunmadığından, talebi bu şekliyle kabul edemeyeceği görüşündedir. Buna rağmen, AİHM, karmaşıklık arz eden bu davada, mutlaka, başvuranın, kendisinin mahkemede temsil edilmesi amacıyla avukatların üstlendikleri görev için harcama yaptığına hükmetmiştir. Bu nedenle, AİHM, başvurana tüm masraflar için 1 000 Euro ödenmesini makul karşılamaktadır. Bu rakamdan adli yardım için harcanan 715 Euro çıkarılınca kalan miktar 285 Eurodur.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU NEDENLERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Davanın geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Davanın AİHSnin 13. maddesi çerçevesinde incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat için 5 000 Euro (beş bin) ve masraf ve harcamalar için 285 Euro (iki yüz seksen beş) ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 4 Mayıs 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy