(AİHS. m. 3, 6, 4, 13, 35)
(Başvuru no:58030/00)
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
3 Kasım 2005
OLAYLAR
1974 doğumlu başvuran Dilek Yılmaz Türk vatandaşı olup, İstanbulda ikamet etmektedir. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) huzurunda İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş ve E. Keskin tarafından temsil edilmektedir.
Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Ekim 1995 Tarihli Gözaltına İlişkin Usul İşlemleri
Başvuran 7 Ekim 1995 tarihinde Edirne Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Başvuran, 12 Ekim 1995 tarihinde yargılanmak üzere tutuklanarak Edirne Cezaevine konulmuştur.
Aynı gün Edirne Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın sol dirseğin iç kısmında 3 cmlik ekimoz olduğu yer almaktadır. Bir günlük geçici iş göremezlik raporu verilmiştir.
Hükümete göre, başvuran 23 Ocak 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine (DGM) başvurmuştur. Başvuran gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmuş ve sağlık raporu sunmuştur.
DGM 11 Mart 1997 tarihinde, yasadışı örgüte yardım ve yataklıktan üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır. Bu karar Yargıtay tarafından 31 Mayıs 1999 tarihinde onanmıştır.
Başvuran 16 Kasım 1998 ve 30 Ekim 1995 tarihlerinde Edirne Emniyet Müdürlüğünde görevli bulunan polisler aleyhinde Edirne Cumhuriyet Başsavcılığına kötü muamele yapıldığına dair şikayette bulunmuştur. Başvuran gözaltı sırasında, çeşitli işkencelere maruz kaldığını belirtmiştir. Başvuran Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisinde ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde muayene edilmeyi istemiştir.
27 Kasım 1998 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın 30 Ekim 1998 tarihinde gözaltına alınıp alınmadığını öğrenmek amacıyla Emniyet Müdürlüğünden bilgi talep etmiştir. Cevap olarak Emniyet Müdürlüğü başvuranın sözü edilen tarihte gözaltına alınmadığını bildirmiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 16 Aralık 1998 tarihinde Bağcılar (İstanbul) Cumhuriyet Savcılığından iddiaları konusunda başvuranı dinlemesini istemiştir.
Bağcılar Emniyet Müdürlüğü, 1 Nisan 1999 tarihinde başvuranın taşındığı yerde bulunan Semt Karakolundan ifadesinin alınmasını istemiştir.
Polis tarafından 9 Nisan 1999 tarihinde dinlenen başvuran, iddialarını yinelemiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığı, 30 Nisan 1999 tarihinde Edirne Emniyet Müdürlüğünden başvuranın 30 Ekim 1995 tarihinden önce gözaltına alınıp alınmadığını, alınmışsa olayların geçtiği dönemde görevli polislerin listesini ve Ahmet adında bir komiserin bulunup bulunmadığının bildirilmesini istemiştir.
Emniyet Müdürlüğü, 7 Mayıs 1999 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına, başvuranın 7 Ekimden 12 Ekim 1995 tarihine kadar gözaltında tutulduğuna dair bilgi vermiş ve sözkonusu dönemde görevde bulunan polislerin listesini sunmuştur. Emniyet Müdürlüğü aynı dönemde Ahmet Alkan adında bir komiserin görevli olduğunu belirtmiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 14 Haziran 1999 tarihinde başvuranın gözaltına alınmasından sorumlu polisleri Savcılığa çağırmıştır.
22 Haziran 1999 ve 3 Ocak 2000 tarihleri arasında Cumhuriyet Başsavcısı, Ahmet Alkan dışında on iki polisin ifadesini almıştır. Polisler aleyhlerinde yapılan suçlamaları reddetmişlerdir.
Edirne Cumhuriyet Başsavcısı 13 Ocak 2000 tarihinde, takipsizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın 8 Ekim 1995 tarihinde yakalanıp 12 Ekim 1995 tarihinde yargılanmak üzere tutuklandığını ve aleyhinde başlatılan cezai işlemlerin mahkum edilmesiyle birlikte sona erdiğini ortaya koymuştur. Cumhuriyet Başsavcısı başvuranın yargılamanın hiçbir aşamasında kötü muameleye ilişkin iddialarını dile getirmediğini ileri sürmüştür. Dosyada delil eksikliği gözönüne alarak dava konusu polisler aleyhinde kovuşturma başlatılmasına gerek olmadığına kanaat getirmiştir.
Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, 18 Şubat 2000 tarihinde takipsizlik kararına karşı yapılan itiraz başvurusunu reddetmiştir.
2. Kasım 1998 Tarihindeki Gözaltına İlişkin Usul İşlemleri
3 Kasım 1998 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri başvuranın da aralarında bulunduğu bir grubu yakalamıştır.
Arama, yakalama ve haciz tutanağında, baskınlarda yapılan aramalarda ele geçirilen yasa dışı birçok yayın bulunduğuna yer verilmiştir. Olay yerinde bulunan on dört kişi sorgulanmak üzere karakola çağrılmıştır. Sözkonusu kişilerin yapılan bu çağrıyı reddetmesi ve agresif davranışlarda bulunması üzerine, polisler bu kişileri etkisiz hale getirmek için zor kullanmışlardır.
Aynı gün düzenlenen geçici sağlık raporunda, başvuranın sol gözünün üstünde 2x4 cm boyutunda ekimoz bulunduğuna yer verilmiştir.
İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcısı, 4 Kasım 1998 tarihinde başvuranın gözaltı süresini iki gün uzatmıştır.
Aynı gün dinlenen yakalama sırasında yaralanmış olan polis memuru, başvuranın direnmesi üzerine merdivenlerden düştüklerini belirtmiştir. Hastanede yapılan muayenesinde doktor orta parmağın kırıldığını belirtmiş ve on günlük iş göremezlik raporu vermiştir.
Fatih (İstanbul) Cumhuriyet Başsavcısı, 10 Kasım 1998 tarihinde başvuranı kamu gücü bulunan bir kimseye mukavemet ve müessir fiilde bulunmakla suçlamıştır.
Başvuran, 7 Aralık 1998 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına yakalanmasından ve gözaltına alınmasından sorumlu polisler aleyhinde kötü muamele ve cinsel taciz gerekçesiyle şikayette bulunmuştur. Başvuran aşağılandığını, dövüldüğünü, tecavüzle tehdit edildiğini ve tacize uğradığını belirtmiştir. Başvuran görgü tanıklarının dinlenmesini ve Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Servisinde muayene edilmesini istemiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı, 9 Aralık 1998 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünden başvuranın gözaltı sırasında alınan ifadesinin bir kopyasını ve yakalama tutanağı ile sağlık raporlarının kopyalarını istemiştir.
Aynı gün Cumhuriyet Başsavcısı, Bağcılar Emniyet Müdürlüğünden çağrı davetini başvurana tebliğ etmesini istemiştir. 16 Şubat ve 17 Haziran 1999 tarihlerinde, Başsavcı talebini yinelemiştir.
5 Ekim 1999 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı takipsizlik kararı vermiştir. Başsavcı verilen adreste ikamet etmediğinden ve bir türlü bulunamadığından dolayı başvuranı dinleyemediğini belirtmiştir. Başsavcı, 3 Kasım 1998 tarihli rapora atıfta bulunarak dava konusu polislerin, mukavemet eden başvuranın ve arkadaşlarının yakalanması için zora başvurduklarını ve polis memuruna darp ve yaralama gerekçesiyle başvuran aleyhinde cezai işlemlerin başlatıldığını not etmiştir. Dava koşullarını gözönüne alarak Cumhuriyet Başsavcısı, suçlanan polisler aleyhinde kovuşturma başlatılmasına gerek olmadığına kanaat getirmiştir.
Başvuran, 4 Kasım 1999 tarihinde Beyoğlu (İstanbul) Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda takipsizlik kararına itiraz etmiştir.
29 Kasım 1999 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın itirazını reddetmiştir.
Başvuran, AİHSnin 3. maddesini ileri sürerek, yakalandığı ve gözaltına alındığı sırada kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmaktadır.
Başvuran AİHSnin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, kötü muameleye ilişkin şikayetlerini ileri sürebilmek için etkili başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi olmaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuran, yakalandığı ve gözaltına alındığı sırada kötü muameleye maruz kaldığını savunmaktadır. Başvuran AİHSnin 3. maddesini ileri sürmektedir.
Hükümet, iki açıdan kabul edilemezlik itirazında bulunmuştur.
Hükümet öncelikle, iç hukukta öngörülen sivil ve idari başvuru yollarını kullanmadığından dolayı, başvuranın iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunu yerine getirmediğini savunmaktadır. Hükümet daha sonra, başvuranın başvurusunu yapmak için altı ay kuralına riayet etmediğinden şikayetçi olmaktadır. Hükümete göre altı aylık süre, başvuranın iç hukuk yollarının etkisizliğinin farkına vardığı andan itibaren başlamaktadır.
Başvuran Hükümetin argümanlarına itiraz etmektedir.
AİHM, ilk itiraz konusunda, başvuranın 16 Kasım 1998 ve 7 Aralık 1998 tarihlerinde, Edirne ve Fatih (İstanbul) Cumhuriyet Savcılıklarına iddia edilen kötü muameleden sorumlu polisler aleyhinde iki ayrı şikayette bulunduğunu belirtmektedir. Bu şekilde başvuran, etkili ve yeterli başvuru yolunu oluşturan cezai şikayet yolunu seçmiştir ve ayrıca tazminat davası açarak yeniden tazminat elde etmeye çalışmak zorunda değildir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, 1998-VIII, § 86).
İkinci itiraz konusunda ise AİHM, başvuranın yaptığı cezai şikayetlerinin, sırasıyla bir yıl iki ay ve on ay süren soruşturmalardan sonra verilen iki takipsizlik kararlarıyla sonuçlandırıldığını not etmektedir. Başvuran yetkili ağır ceza mahkemeleri önünde verilen kararlara itiraz etmiş ve iç nihai kararların ardından altı ay içinde başvurusunu yapmıştır. Bu koşullarda başvuran cezai şikayetlerin sonucunu beklemekle suçlanamaz. Başvuran başvurusunu yapmadan önce iç hukukta mevcut olan başvuru yollarını kullanmıştır.
Dolayısıyla Hükümetin itirazları kabul edilemez.
Hükümet, esas hakkında öncelikle, başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların AİHSnin 3. maddesinin gerektirdiği ciddiyet seviyesine ulaşmadığını vurgulamaktadır. Daha sonra, sağlık raporlarının, her türlü şüphenin ötesinde başvuranın iddialarını ortaya koymasını sağlamadığını ve sözkonusu raporları hazırlayan doktorlardan başka doktorlara muayene olmak amacıyla hiçbir adım atmadığını savunmaktadır.
Hükümet ayrıca, şikayetin başvuran tarafından Edirne Cumhuriyet Başsavcılığına yapılmasından önce geçen yaklaşık üç yıllık süre konusu üzerinde durmaktadır. Bu bakımdan Hükümet, DGMye başvuru yapan başvuranın, ileri sürülen muameleler konusunda ayrıntılı açıklama yapmadığını ve/veya sözkonusu sağlık raporunu sunmadığını ileri sürmektedir.
Hükümet, 3 Kasım 1998 tarihinde yakalanması sırasında başvurana karşı zor kullanımın yasaya uygun ve gerekli olduğunu savunmaktadır.
Hükümet en son olarak, yetkili savcılıkların hemen harekete geçtiklerine ve başvuranın iddiaları hakkında soruşturma başlatarak suçlanan polisleri dinlediklerine dikkati çekmektedir. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının başvuranı dinlemek üzere göstermiş olduğu girişimler sonuçsuz kalmıştır, zira başvuran bulunamamıştır.
Başvuran Hükümetin savına itiraz etmekte ve takipsizlik kararlarının etkisiz ve tamamlanmamış soruşturmaların sonunda alındığını iddia etmektedir. Başvuran, ileri sürülen olaylara ilişkin cezai kovuşturmanın şikayete bağlı olmadığını ve yetkililerin benzeri muamelelerin varlığından haberdar olur olmaz kovuşturma başlatmak zorunda olduklarını açıklamıştır. Bu bakımdan başvuran, 12 Ekim 1998 tarihli sağlık raporunun dava dosyasına konulduğuna dikkati çekmektedir. Ayrıca başvuran, 16 Kasım 1998 tarihindekinden önce şikayette bulunduğunu belirtmekte ve sözkonusu dönemde tutuklu bulundurulduğuna dikkati çekmektedir.
a) Ekim 1995 Tarihli Gözaltı
AİHM, tarafların argümanları ışığında şikayetin, başvurunun incelendiği bu aşamada çözüme kavuşturulamayacak ancak esastan incelemeyi gerektiren ciddi maddi ve hukuki sorunlara neden olduğu kanaatindedir; buradan yola çıkarak, bu şikayetin AİHSnin 35§3 maddesince açıkça dayanaktan yoksun olduğu söylenemez. Başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi saptanmamıştır.
b) Kasım 1998 Tarihli Gözaltı
AİHM, 3. madde alanına girebilmesi için kötü muamelenin asgari ciddiyet seviyesine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Sözkonusu asgari düzey esas itibariyle göreceli olup, muamelenin süresi ya da fiziksel veya psikolojik etkileri ve bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davaya özgü koşulların tümüne bağlıdır. Bir kimse özgürlükten yoksun bırakıldığında ya da daha genel olarak güvenlik güçleriyle karşı karşıya bulunduğunda, tutumu gerekli kılmadığı halde zor kullanılması, insanlık onurunu çiğnemekte ve ilke olarak 3. maddenin güvence altına aldığı hakkın ihlalini oluşturmaktadır (Tekin-Türkiye, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1517-1518, § 52-53 ve Labita-İtalya, no: 26772/95, § 120, AİHM 2000-IV).
Kötü muamele iddiaları uygun delillerle desteklenmelidir (Bkz. mutatis mutandis, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no: 269, s. 17-18, § 30). Olayların ortaya konulması için, AİHM, her türlü makul şüphenin ötesinde delil kriterinden faydalanmaktadır. Böyle bir delil yeterince ciddi, kesin ve uygun bir dizi emare ya da çürütülemez karinelerden doğabilir (İrlanda-Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no:25, s. 65, § 161 in fine, Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, 1997-VI, s. 1889, § 73 ve Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 88, AİHM 1999-V).
Mevcut davada, olaylara ilişkin iki tarafın yorumları, maruz kalınan kötü muamelelerin zamanı ve sıklığı konusunda farklılık göstermektedir. Başvuran bütün gözaltı süresince kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmekte, halbuki Hükümet başvuranın vücudunda saptanan tek yaranın, yakalandığı sırada meydana geldiğini savunmaktadır.
AİHM, başvuranın gözaltı sırasında maruz kaldığı kötü muamele iddialarını destekleyen deliller sunmadığını, polislerin kendisine kötü muamelede bulunduğuna dair ayrıntılı ve ikna edici açıklama getirmediğini not etmektedir. Sonuç olarak, başvuran gözaltının başlangıcında sağlık muayenesine alınsa da, dosyada gözaltının sonunda düzenlenmiş hiçbir rapor bulunmamaktadır. Bu yönde 6 Kasım 1998 tarihinden sonra serbest bırakılan ve şikayetini yaptığı sırada serbest olan başvuran, gözaltının başlangıcında düzenlenen rapora itiraz etmemiş ve söyledikleriyle bağdaşacak fiziksel ve/veya psikolojik bir muayene için doktora gitmemiştir. Ayrıca başvuranın dinlenmesi amacıyla Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının girişimleri başvuran bulunamadığı için sonuçsuz kalmıştır.
AİHM, başvuranın 7 Aralık 1998 tarihli şikayetinde yer alan iddiaları dışında incelemesi gereken hiçbir delilin gözaltı sırasında kötü muamelenin yapıldığını ortaya konulmasını sağlamadığını gözlemlemektedir. Bu koşullarda AİHM, polislerin müdahaleleri sırasında zor kullanmaları sonucunda meydana geldiği düşünülebilecek yaraların kaynağı hakkında ulusal makamların tespitlerinden şüphe duyulmasına neden olacak koşullar gözlemlememektedir. Dolayısıyla bu durumda zor kullanımın orantılı olup olmadığını araştırmak gerekir. Bu bakımdan AİHM, neden olunan yaralanmaların meydana geldiği koşullara büyük önem vermektedir.
Bu durumda AİHM, başvuranın vücudunda gözlemlenen yaranın nispeten hafif olup iş göremezliğe neden olmadığını tespit etmektedir.
Öte yandan soruşturma dosyasından, güvenlik güçlerin başvuranın çalıştığı yerde arama yapmak amacıyla müdahale ettikleri ortaya çıkmaktadır. Arama sırasında yasa dışı nitelikte birçok yayın bulunurken, polisler olay yerinde bulunan kişilerden sorgulama için Emniyet Müdürlüğüne gelmelerini istemişlerdir. Sözkonusu kişilerin direnmeleri üzerine polisler yakalanmaları için zor kullanmışlardır. Başvuran polislere direndiğine ve polislerin müdahalesi sırasında dövüldüğüne itiraz etmemekte ve yakalanma koşulları hakkında hiçbir açıklama getirmemektedir.
Yakalama sırasında yaralanan polis memuru, başvuranın kendisini ittiğini ve böylece düşmesine neden olduğunu belirtmiştir. Bu konuda sözkonusu memurun sağlık muayenesinin ardından düzenlenen raporda, bir parmağın (orta parmak) kırıldığına ve on günlük iş göremeyeceğine yer verilmektedir. Cumhuriyet Başsavcısı 10 Kasım 1998 tarihinde, başvuranı şiddet ve müessir fiille bir polis memuruna mukavemet etmekle suçlamış ve aleyhinde ceza davası başlatmıştır.
Ayrıca dosyadaki hiçbir unsur polislerin başvuranı isteyerek darp ettiklerini düşündürmemektedir.
Sonuç olarak AİHM, dava koşullarında müdahale sırasında zor kullanımın aşırı ya da orantısız olduğunun ortaya konulmadığı kanaatindedir.
Buradan başvurunun bu kısmının, AİHSnin 35§ 3 ve 4 maddesine uygun olarak açıkça dayanaktan yoksun olduğundan dolayı reddedilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Başvuran AİHSnin 6 ve 13. maddesini öne sürerek, kötü muameleye ilişkin iddialarını ileri sürmek için etkili başvuru yoluna sahip olmadığından şikayetçi olmaktadır.
Hükümete göre, başvuran cezai soruşturmalar yürütüldüğünden ve tarafsız ve bağımsız bir mahkeme huzurunda takipsizlik kararına itiraz etme durumu olduğundan dolayı başvuran yargıya erişme isteğinin reddedildiğini iddia edemez. Hükümet savunulabilir bir şikayetin bulunmadığını vurgulamaktadır.
Başvuran Hükümetin savına itiraz etmektedir.
AİHM sözkonusu şikayetin, AİHSnin 13. maddesi açısından incelenmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
a) Ekim 1995 Tarihli Gözaltı
AİHM, tarafların argümanları ışığında şikayetin, başvurunun incelendiği bu aşamada çözüme kavuşturulamayacak ancak esastan incelemeyi gerektiren ciddi maddi ve hukuki sorunlara neden olduğu kanaatindedir; buradan yola çıkarak, bu şikayetin AİHSnin 35§3 maddesince açıkça dayanaktan yoksun olduğu söylenemez. Başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi saptanmamıştır.
b) Kasım 1998 Tarihli Gözaltı
AİHM, kendisine sunulan delillere dayanarak ve AİHSnin 3. maddesine göre vardığı sonuçları gözönüne alarak, başvuranın dile getirdiği şikayetin hiçbir ihlal görünümü arz etmediğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla sözkonusu şikayet 13. madde bakımından savunulabilir değildir (aksi yönde verilen Bkz. 27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve Rice-Birleşik Krallık kararı, A serisi no: 131, s. 23, § 52, Kaya-Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, 1998-I, s. 330-331, § 107 ve Yaşa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, 1998-VI, s. 2442, § 113).
Buradan başvurunun bu kısmının AİHSnin 35§ 3 ve 4 maddesine uygun olarak açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle,
Esasa ilişkin şikayetler saklı kalmak üzere başvuranın, Ekim 1995 tarihli gözaltı sırasında maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelere ve iddialarını ileri sürmek için etkili başvurunun bulunmamasına ilişkin şikayetlerinin kabul edilebilir olduğuna;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy