(Başvuru no: 58397/00)
Kararın Özet Çevirisi
STRAZBURG
2 Şubat 2006
İşbu karar AIHS'nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (58397/00) başvuru nolu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Hüseyin Özsoy'un (başvuran) 5 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapmış olduğu başvurudur.
Adli yardımdan faydalanan başvuran, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından Fethi Gümüş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
13 Ekim 1993 tarihinde PKK'ya üye olduğundan şüphe edilen başvuran Mardin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran burada 17 Ekim 1993 tarihine kadar sorgulanmış, bu tarihte de PKK üyesi olduğunu kabul ettiği ifadesini imzalamıştır. Bununla birlikte, 29 Eylül 1993 tarihinde Birecik Öğretmen evi'ne bomba attığını kabul etmiştir.
20 Ekim 1993 tarihinde, başvuran Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve daha sonra yedek hâkime sevk edilmiştir. Yedek hâkim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Başvuran Cumhuriyet Başsavcısı ve yedek hâkim karşısında poliste verdiği ifadesinin büyük bir kısmını yinelemiştir.
18 Kasım 1993 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı başvuranla birlikte diğer otuz iki kişiyi, Devletin toprak bütünlüğünü bozmak ve PKK üyesi olmakla itham etmiştir. Türk Ceza Kanunu'nun 125. ve 169. maddeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca cezalandırılmalarını istemiştir.
DGM ilk duruşmasını 17 Ocak 1994 tarihinde yapmıştır. Bu duruşmada başvuran hazırlık soruşturması sırasında verdiği ifadesine itiraz etmiş fakat PKK üyesi olduğunu kabul etmiştir.
15 Ekim 1998, başvuran bu mahkemelerin kuruluşlarını protesto etmek amacıyla DGM'ye çıkmayı reddetmiştir. Bunun sonrasında, sözde açlık grevi yaptığını belirtmiş ve mazeret bildirmeden 25 Mart 1999 tarihli duruşmaya katılmamıştır.
22 Nisan 1999 tarihli bir kararla, DGM başvuranı suçlu bularak idam cezasına çaptırmıştır. Bu ceza daha sonra ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir. Esasa bakan hakimler başvuranın mahkeme önünde itirazlarına karşın, suç teşkil eden eylemler sırasında kullanılan silahlara ilişkin uzman raporları, olay yeri tespit tutanakları, diğer sanıkların ifadeleri ve başvuranın Cumhuriyet Başsavcısı ve yedek hakime verdiği ifadeleri olmak üzere, dosyada yer alan kanıt unsurlarının iddianamede yer alan olayları doğrular nitelikte olduğuna karar vermişlerdir.
23 Aralık 1999 tarihinde, Yargıtay bu kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca yargılama süresinin uzunluğundan şikâyetçi olmaktadır. Bu itibarla AİHS'nin 6 § 1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabul edilebilirlik
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir, başvuranın yargılamanın hiçbir aşamasında askeri hakimle ile ilgili olarak, esasa bakan hakimlerin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmaları nedeniyle herhangi bir kaygı taşıdığını dile getirmediğini belirtmiştir.
AİHM, AİHS'nin 35 §1 maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin kuralın, iddia edilen ihlalle ilgili olarak iç hukuk sisteminin etkili bir başvuru yolu sunması varsayıma dayandığını hatırlatmaktadır. Oysa ki, DGM bünyesinde askeri hakimin bulunmasının olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan mevzuattan ileri geldiğini ve bu durumu değiştirecek etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığını gözlemlemektedir.
Bu nedenle bu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.
Hükümet söz konusu şikayete ilişkin nihai iç hukuk kararının, bu mahkeme tarafından alındığını, kararın temyizine gidilmesinin belirtilen durumu değiştirebilecek etkili bir başvuru yolu oluşturmadığını belirtmektedir. AİHM'nin daha önceki kararlarına (diğerleri arasında, İrfan Kalan-Türkiye (karar), no:73561/01, 2 Ekim 2001) atıfta bulunan Hükümet, başvuranın ilk derece mahkemesi kararının alındığı 22 Nisan 1999 tarihinden itibaren altı ay içerisinde başvurusunu yapması gerektiğini ifade etmiştir.
AİHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye ((karar) no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003) davasında reddettiğini hatırlatır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir gerekçe görmediğinden Hükümet'in bu itirazını reddetmiştir.
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998, Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü göz önüne alındığında, başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda bunun dışında hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi ile karşılaşamadığını tespit etmiştir.
B. Esas Hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi 'nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz., adı geçen Özel §§ 33-34, ve adı geçen Özdemir, §§35-36).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, ceza kanununda öngörülen suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, aralarında askeri bir hakimin yer aldığı mahkeme heyeti karşısına çıkma konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkûm eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS'nin 6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmıştır.
2. Ceza Yargılama Süresi Hakkında
Hükümet davanın koşulları dikkate alındığında, cezai yargılama süresinin makul olmadığı değerlendirmesinin yapılmayacağı kanaatindedir.
Hükümet öncelikle, incelenecek olan dosyanın ve eylemlerin kapsamlı olması, bu eylemlerin nasıl ve ne şekilde planlandığı, sanıklarla PKK örgütü arasında var olan ilişkiyi orta koyabilmenin zorluklan dikkate alındığında davanın karmaşıklığının altını çizmektedir. İkinci olarak, sanıkların sayısının otuz üç olduğunu belirtmektedir. Ayrıca başvuranın 15 Ekim tarihinden itibaren yargılamasının sonuna dek duruşmalara katılmadığı dikkate alındığında başvuranın eleştiri dışında tutulamayacağını ifade etmektedir.
Başvuran Hükümet'in argümanlarına itiraz etmektedir.
AİHM mevcut davada, değerlendirilmeye alınacak yargılamanın başvuranın yakalandığı 13 Ekim 1993 tarihinde başladığını ve Yargıtay'ın mahkûmiyetini onadığı 23 Aralık 1999 tarihinde son bulduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak yargılama iki dereceli mahkeme için yaklaşık altı yıl iki ay sürmüştür.
AİHM bir dava için makul olan sürenin, davanın koşullarına göre ve Mahkeme'nin içtihatlarında benimsenen kriterler, özellikle de davanın karışıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumları göz önünde bulundurularak değerlendirildiğini hatırlatır (Bkz., diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi -Fransa (GC), no: 25444/94, § 67, CEDH 1999-11).
AİHM, yerel mahkemelerin Devletin toprak bütünlüğünü tehdit etmek ve PKK'ya üye olmak suçlarıyla itham edilen otuz üç sanığı kapsayan bir davayı yürütmek durumunda oldukları dikkate alındığında, başvuranın davasının karmaşıklık arz ettiği hususunda Hükümet'le aynı görüştedir.
Bu nedenle, AİHM yerle mahkemelerden kaynaklanan her hangi bir işlem gecikmesi tespit etmemektedir. Buna karşılık, yaklaşık yedi ay boyunca başvuranın duruşmalara katılmadığını gözlemlemektedir. İfadesine başvurulması gerektiğinde, başvuranın duruşmalara katılmamış olmasının, esasa bakan hâkimlerin işlerini kolaylaştırmadığı da bir gerçektir.
AİHM iki aşamalı olarak gerçekleştirilen mevcut davada yargılama süresinin aşırı olmadığı kanaatine varmıştır.
Sonuç olarak AİHS'nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmemiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS'nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.
Başvuran masraf ve tazminat adı altında herhangi bir talepte bulunmamaktadır.
AİHM bir mahkûmiyet kararının Sözleşme'nin 6§1. maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanması olduğu kanaatine varmıştır {Gencel, §27).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Davanın süresi nedeni ile AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edilmediğine; karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 2 Şubat 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy