(AİHS m. 3, 6, 33, 34, 35, 36, 44)
(Başvuru no:58400/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
25 Ekim 2005
İşbu karar AIHSnin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (58400/00) başvuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Hüseyin Yıldızın (başvuran) 22 Mart 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Mehmet Ali Kırdök ve Mihriban Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikayet etmektedir. Sözleşme'nin 6§1 ve 3. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
OLAYLAR
I. Davanın Koşulları
16 Ekim 1995 tarihinde, TKP/ML-TİKKO adlı yasadışı örgüte üye olduğundan şüphelenilen başvuran, yakalanmış ve İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltına alınmıştır. 26 Ekim 1995 tarihine kadar burada sorgulanmıştır. Gözaltında bulunduğu sırada, yalnızca Cumhuriyet Savcılığı'na ifade vereceğini belirten başvuran, polislerin sorularına cevap vermeyi ve sorgulama tutanağını imzalamayı reddetmiştir.
27 Ekim 1995 tarihinde, başvuran muayene için Adli Tıp Kurumu'na götürülmüştür. Doktorlar, kollarında hareket kısıtlılığı şikayeti bulunduğundan, başvuranın bir devlet hastanesi nöroloji servisinde muayenesinin uygun olacağı kararını vermişlerdir.
Başvuran, önce İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı'na sevk edilmiş, daha sonra aynı mahkemede hakim karşısına çıkarılmıştır. Burada başvuranın tutuklu yargılanmasına karar verilmiştir. Başvuran, mahkemede hakkında yapılan suçlamalara itiraz etmiş ve gözaltında bulunduğu sırada kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiştir.
2 Kasım 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı başvuranı silahlı örgüt üyesi olmakla suçlayarak Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.
11 Kasım 1998 tarihli bir kararla, İstanbul DGM başvuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmiştir. DGM aldığı kararda, başvuranın yalanlamalarına rağmen, dosyada yer alan TKP/ML-TIKKO üyesi diğer sanıkların beyanlarıyla, kimlik tespitine ve yüzleştirmeye ilişkin tutanaklar ve bilirkişi raporlarıyla, başvuranın suçluluğunun ispatlandığı görüşündedir.
Başvuran kararı temyize götürmüştür. Yargıtay 23 Eylül 1999 tarihli bir kararla, başvuranın başvurusu reddedilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı iddiasında bulunmaktadır.
Başvuran aynı zamanda, mahkumiyeti güvenilebilirliğini tartışma konusu yapmak için karşı karşıya gelemediği sanıkların ifadelerine dayandığından, bu mahkemedeki yargılamanın adil olmadığını iddia etmektedir.
Son olarak başvuran, ön soruşturma sırasında avukat yardımından faydalanamadığından şikayetçi olmaktadır.
Bu itibarla başvuran AİHS'nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının b, c ve d bentlerine atıfta bulunmaktadır.
A. AİHS'nin 6§1. Maddesi Bakımından Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
1. Kabuledilebilirlik hakkında
a. İç hukuk yollarının tüketilmesi
Hükümet, başvuranın yargılamanın hiçbir safhasında esasa bakan hakimlerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin herhangi bir kaygı taşıdığını ifade etmediğine dayanarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir.
Her duruşmada masum olduğunu ifade ettiğini belirten başvuran, iç hukuk yollarını tükettiğinin kabul edilmesi gerektiğini açıklamaktadır.
AİHM, AİHS'nin 35§1. maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, iddia edilen ihlale ilişkin olarak iç düzenlemelerin, etkili bir başvuru yolu sunduğu varsayımına dayandığını belirtir. Zira, DGM bünyesinde bir askeri hakimin bulunmasının olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan yasalardan kaynaklandığını ve bu durumu değiştirebilecek etkili hiçbir başvuru yolu bulunmadığını gözlemlemektedir.
Sonuç olarak bu itirazın reddedilmesi uygun görülmüştür.
b. Altı ay koşuluna uyma
Hükümet, ayrıca bu şikayete ilişkin nihai iç hukuk kararının, DGM tarafından verilen karar olduğunu belirtmektedir. O halde kararın temyizine gidilmesi, mahkemenin oluşumuna ilişkin durumu telafi etmek amacıyla etkili bir başvuru yolunu oluşturmamaktadır.
Hükümet, AİHM'nin daha önce aldığı kararlara atıfta bulunarak (diğerleri arasında, İrfan Kalan-Türkiye(kavav), no: 73561/01, 2 Ekim 2001), başvuranın, ilk derece mahkemesinin kararını verdiği tarihte, yani 11 Kasım 1998 tarihinde başvurusunu yapması gerektiğini açıklamıştır.
AİHM, Özdemir-Türkiye davasında ( (karar), no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003) benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir gerekçe görmediğinden Hükümet'in bu itirazını reddetmiştir.
c. Sonuç
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998, Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda, hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşamadığını tespit etmiştir.
2. Esas hakkında
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelemiş ve AİHS'nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Özel, §§ 33-34, ve Özdemir, §§35-36, adıgeçen).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu'nda öngörülen suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, aralarında asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir (Incal -Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin AİHS'nin 6§1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmıştır.
B. AİHS'nin 6. maddesinin 3. fıkrasının b, c ve d bentlerinde yer verilen, başvuranın savunma haklarına saygı duyulması hakkında
Hükümet, bu konuda da iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. Çünkü başvuran bu şikayetlerini ulusal mahkemelerde dile getirmemiştir. Ayrıca, başvuranın "tutukluluk hali"ne son veren kararın 11 Kasım 1998 tarihli karar olduğundan, ön soruşturma sırasında avukat bulunmayışına ilişkin olarak yapılan şikayetin altı ay kuralı ile ters düştüğünü belirtmektedir. Bu nedenle başvuran tarafından 22 Mart 2000 tarihinde yapılan başvuru gecikmiş bir başvurudur.
AİHM, bu tür şikayetlerle ilgili olarak, AİHS'nin 6. maddesinin hükümlerine uygunluğu konusunda karar vermek amacıyla, başvuran aleyhine başlatılan ceza yargılamasının bir bütün olarak değerlendirilmesinin uygun olacağını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle John Murray-Birleşik Krallık, 8 Şubat 1996 tarihli karar, Derleme 1996-1, s. 54-55, § 63). Bu madde kapsamında mağduriyet durumu, ancak mahkumiyet kararının kesinleştiği andan itibaren belirlenebilir. Karar 23 Eylül 1999 tarihli olup, 22 Mart 2000 tarihinde yapılan başvurunun gecikmeli olmadığı görüşündedir. Ayrıca AİHM, dava süresince başvuranın sürekli olarak esasa bakan hakimler önünde sanıkların tanıklıklarına itiraz ettiğini kaydetmektedir. Bu nedenle başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olduğu varsayılabilir.
Sonuç olarak AİHM, Hükümetin ön itirazlarını reddetmekte olup, sözkonusu şikayetlerin esastan incelenmesi gerektiği görüşündedir.
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılmayacağım hatırlatır.
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, savunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar adıgeçen, s. 3074, §§ 44-45).
II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.
A. Tazminat
Başvuran, Türkiye'de uygulanan asgari ücret tarifeleri üzerinden hesaplandığında 35.000.000.000 eski Türk Lirası (TL) değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. 100.000.000.000 TL tutarında manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet başvuranın talebinin fahiş tutarda olduğu ve haklı bir gerekçeye dayanmadığı kanaatindedir.
İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak AİHM, AİHS'nin ihlal edilmemiş olması halinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki davanın sonucun ne olacağına dair spekülasyon yapılamayacağını belirterek, başvurana bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığına karar vermiştir (Bkz, Findlay-Birleşik Krallık kararı, 25 Şubat 1997, Derleme 1997-1, s.284, §85).
Manevi tazminat konusunda ise AIHM, davaya ait koşullarda verilen ihlal kararının adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna kanaat getirmiştir {Çıraklar, adıgeçen karar, § 49).
AİHM'ye göre, mevcut davada olduğu gibi, bir vatandaşın AİHS'nin gerektirdiği bağımsızlık ve tarafsızlık koşulunu karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edilmesi halinde, tespit edilen ihlalin telafisi için en uygun yol, ilgili kişinin, kendi talebi üzerine yeniden yargılanmasıdır (bkz., Öcalan-Türkiye, (GC), no: 46221/99, § 210 in fine CEDH 2005-...).
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran aynı zamanda, AİHM'de ve ulusal mahkemelerde yaptığı masraf ve harcamalar için 7.490 Euro talep etmektedir. Başvuran İstanbul Barosu'nun avukat ücret tarifesini ileri sürmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıktığı gibi, dayanak olarak sunulan tarifelere de itiraz etmektedir.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar ve huzurunda gerçekleşen yargılama doğrultusunda, AİHM, başvurana 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OY BİRLİĞYLE;
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS'nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
4. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;
5. a) AİHS'nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvurana, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;
b) Bu tutarların ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrileceğine ve sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faizi ödenmesine;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77§§2 ve 3. maddesine uygun olarak 25 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy