(Başvuru no:58459/00 ve 62224/00)
Kabuledilebilirlik Kararının Özet Çevirisi
Başvuranlar Selman Yeşilgöz (başvuru no: 58459/00) ve Ali Firik (başvuru no: 62224/00) Türk vatandaşı olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "AİHM" önünde İstanbul'da avukat olan Sn. Ö. Kılıç tarafından temsil edilmişlerdir.
DAVA KOŞULLARI
Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenmiştir. Selman Yeşilgöz merkezi İstanbul'da bulunan Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneğinin başkanıydı. Ali Firik ise derneğin yönetim kurulu üyesi idi,
17 Kasım 1996 tarihinde derneğin genel kurul toplantısı olmuştur.
18 Kasım 1996 tarihinde bu toplantının gözetiminden sorumlu polisler derneğin müdürlüğüne verilen raporu düzenlemiştir.
23 Aralık 1996 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenilen başvuranlar, bu toplantı sırasında hiç bir şekilde suç oluşturmayacağını düşündükleri ulusal olduğu kadar uluslararası olaylar hakkında görüşlerini açıklamakla yetindiklerini öne sürmüşlerdir.
Cumhuriyet Başsavcısı 26 Aralık 1996 tarihinde 17 Kasım 1996 tarihinde söz alan beş kişi aleyhine dava açmıştır. Savcı, başvuranların yaptığı beyanlarda ülke topraklarında bulunan etnik, kültürel, sosyal ve dini azınlıkların bulunduğunu belirtmiş ve özet olarak derneklere ilişkin 2908 sayılı kanunun 5§6 ve 76 maddelerinde ele alınan yönergelere aykırı olan devletin Kürt halkına karşı yürüttüğü asimilasyon politikasını eleştirdikleri kanaatine varmıştır.
Başvuranlar, savunmalarında derneğin başına büronun getirilmesi yönetim kurulunun işlevine son vermiştir. Dolayısıyla kurul üyeleri dava unsuru toplantı sırasında yapılan beyanlardan hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Başvuranlar ayrıca suç oluşturacak hiçbir tutumlarının olmadığını öne sürmüşlerdir.
Fatih Asliye Ceza Mahkemesi, 2908 sayılı kanuna dayanarak 18 Kasım 1998 tarihinde verilen kararla başvuranların da aralarında bulunduğu bazı sanıkları bir yıl hapis ve 1.890.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme siyasi çağrı içeren ve insanların siyasi mücadelede bulunmaya davet eden beyanların, derneğin statüsünde belirtilen sosyal hedefiyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Ayrıca mahkeme yönetim kurulu üyesi sanıkların bu yasak olan eylemlerden cezai olarak sorumlu oldukları kanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranların ertelemeden yararlandıkları durumda yeniden yasayı ihlal edecekleri güvencesinin bulunmadığına kanaat getirerek başvuranlar dışındaki sanıkların tümünün cezalarını ertelemiştir.
Fatih Asliye Ceza Mahkemesi toplantı sırasında beş kişi tarafından yapılan beyanların 2908 sayılı kanunun hükümleri göz önüne alındığında kanun dışı niteliğinin bulunduğu sonucuna varmıştır.
Mahkeme aynı kararla aralarında suç unsurunu oluşturan bazı beyanlarda bulunan Hıdır Ateş ile beraber diğer sanıkları tahliye etmiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi ayrıca derneğin kapatılması kararı almıştır. Bu kapatma kararı 2908 sayılı kanunun 4§2 d) maddesi gereğince başvuranlara beş yıl boyunca dernek kurma veya derneğe üye olma yasağı de facto getirmiştir.
Aralarında başvuranların da bulunduğu hükümlüler, 14 Aralık 1998 tarihinde bu kararın temyizine gitmişlerdir. Davacıların savunmasında hükümlüler Asliye Ceza Mahkemesinin yasayı ve muhakeme usulü kurallarını ihlal ettiğini öne sürerek ayrı bir oturumun düzenlenmesini talep etmişlerdir.
Yargıtay 14 Şubat 2000 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmeyen tebliğnameyi göz önünde bulundurarak, dava koşullarının oturumun düzenlenmesini gerekli kılmadığını ve başvuranların karara itirazını reddetmiştir. Buna karşın Yargıtay diğer sanıkların taleplerini haklı bulmuş ve bu sanıkların suçlarını açıkça ortaya koyacak hiçbir kanıt unsurunun bulunmadığına kanaat getirerek Asliye Ceza Mahkemesinin kararını lehlerinde bozmuştur.
Bu kararın ardından 10 Mart 2000 tarihinde dernek kapatılmıştır.
Yargıtay'ın kararı geri göndermesinin ardından 28 Nisan 2000 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi kendilerine yöneltilen olaylar hakkında kanıt yetersizliğinden başvuranlar dışındaki sanıkların beraat etmesine karar vermiştir.
Birinci başvuran 18 Aralık 2000 tarihinde cezasını çekmesi için tutuklanarak ceza evine konulmuştur. Şartlı tahliye, davanın ertelenmesi ve 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçların cezasının ifasına ilişkin 4616 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinin ardından başvuranın 25 Aralık 2000 tarihinde cezası ertelenmiş ve başvuran serbest bırakılmıştır.
İkinci başvuran 4 Ocak 2001 tarihinde bu kanundan yararlanmış ve cezası Asliye Ceza Mahkemesi tarafından ertelenmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar AİHS'nin 6. maddesini öne sürerek hakkaniyete uygun yargılanma haklarının Yargıtay tarafından tanınmadığını savunmuşlardır. Başvuranlar özellikle Yargıtay Savcısının tebliğnamesine cevap verme olanaklarının bulunmadığından şikâyetçi olmuşlardır.
Başvuranlar AİHS'nin 10. maddesini öne sürerek toplantıda yapılan beyanların kişisel görüşlerini yansıttığını ve hiç bir şekilde üyesi oldukları derneği bağlamadığını savunmuşlardır. Başvuranlar ayrıca bu beyanların ifade özgürlüğü çerçevesinin dışına çıkmadığını iddia etmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuranlar Yargıtay Savcısının tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmediği için hakkaniyete uygun yargılanma hakkının tanınmadığından şikâyetçi olmuşlardır.
Başvuranlar tebligatın olmaması nedeniyle AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur.
Hükümet tebliğname, iddianame ve tebligatı birbirinden ayırt etmenin gerektiğini açıklamış ve tebliğnamenin, Yargıtay Dairesinin ilk derece mahkemesi kararını onadığını veya bozduğunu bildirdiği savcı muavini tarafından düzenlenen kısa bir belge olduğunu hatırlatmıştır. İşbu davada savcı daireye başvuranlar hakkında Bidayet Mahkemesinin aldığı kararı onamasını ve diğer sanıklar için ise bozmasını önermiştir.
Hükümet ayrıca, temyizi inceleyen dairenin hiç bir durumda tebliğnameye bağlı olmadığını hatırlatmıştır. Hükümet ayrıca her bireyin tebliğnamenin içeriğini inceleme veya talep etme olanağının bulunduğunu ve başvuranların temsilcisinin tebliğnamenin yasal değişiklik tarihi olan 20 Ocak 2003 tarihine kadar tebligat konusu olmadığını bildiğini öne sürmüştür.
Göç-Türkiye davasını (no: 36590/97, §35, 2002-V) bilen Hükümet bu davada başvuranların müzakere etme olanağının bulunduğunu veya Asliye Ceza Mahkemesi önünde oturum sırasında görüşlerini bildirdiklerini öne sürmüştür. 19 ve 23 Kasım tarihli temyiz kararlarının içeriğine atıfta bulunarak Hükümet, başvuranların savcı tebliğnamesinden sonra değil de 18 Kasım 1998 tarihli Asliye Ceza Mahkemesinin tebligatının ardından daha detaylı bir ek savunma sunacaklarını bildirdiklerini öne sürmüştür.
Hükümet, AİHM'nin içtihadına atıfta bulunarak işbu davada silahların eşitliği ilkesine uyulduğunu ileri sürülmüştür.
Hükümet son olarak, Bulut- Avusturya davasında (1996-11, s. 1 08) Matscher hakiminin farklı olan görüşüne atıfta bulunarak 6§ I maddesinin ihlaline ilişkin başvuranların iddiasının 20 Ocak 2003 tarihli kanun değişikliğinin ardından hiç bir hukuki menfaati bulunmadığı öne sürmüştür. 4778 sayılı kanun "Yargıtay Savcısının düzenlediği tebliğname yetkili daire tarafından taraflara tebliğ edilmektedir" şeklinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 316. maddesinde değişiklik yapmıştır.
Başvuranlar hükümetin iddialarına itiraz etmiş ve iddialarını yinelemişlerdir. Başvuranlar, 20 Ocak 2003 tarihli kanun değişikliğinin iddialarını kuvvetlendirdiğini öne sürmüşlerdir.
AİHM, tarafların iddiaları ışığında, başvurunun incelenmesindeki bu aşamada çözümlenemeyecek ciddi maddi ve hukuksal sorunlara neden olduğuna, ancak, davanın esasının incelenmesini gerektirdiğine ve sonuç olarak bu şikâyetin, AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatine varmıştır. Başvuruyu kabul edilemez bulmak için başka bir gerekçe de bulunamamıştır.
Başvuranlar, dava unsuru beyanlarının AİHS'de yer aldığı şekliyle ifade özgürlüğü çerçevesinin dışına çıkmadığını savunmuşlar ve bu bağlamda AİHS'nin 10. maddesini öne sürmüşlerdir.
Hükümet, başvuranların Asliye Ceza Mahkemesi tarafından Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneğinin genel kurul toplantısı sırasında yapılan beyanlar nedeniyle mahkûm edildiğini öne sürmüştür. Hükümet, müdahalenin Anayasa ve 2908 sayılı kanunun 5 ve 37. maddeleri tarafından öngörüldüğünü ekleyerek bu müdahalenin milli güvenliğin korunması ve kamu emniyetinin yanı sıra ülkenin bütünlüğünün korunması ve suçların suçlan önleyici tedbir gibi yasal amaçlarının olduğunu savunmuştur. Hükümet, Lingens-Avusturya davasına (8 Temmuz 1986 tarihli karar, seri A, no: 103, s. 25, §39) atıfta bulunarak müdahalenin "mücadelede devrimci vatandaşlar" adlı toplantı sırasında yapılan beyanlardan dolayı demokratik toplumda gerekli olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, bu beyanların halkı devlete karşı suç işlemeye yöneltecek kışkırtıcı niteliğinin olduğu görüşündedir.
Başvuranlar, Hükümetin iddialarına itiraz etmiş ve iddialarını yinelemişlerdir. Başvuranlar sınırlı sayıda kişinin bulunduğu derneğin genel kurul toplantısı sırasında sarf edilen söylemler nedeniyle mahkûm edildiklerinin altını çizmişlerdir. Başvuranlar, konuşmacıların sadece fikirlerini dile getirdiklerini ve ülkenin ve bölgenin sorunlarına ilişkin eleştirilerini yaptıklarını öne sürmüşlerdir. Başvuranlar, Hükümet beyanların sadece bir kısmını dile getirdiğini oysaki beyanların bütün halinde ele alınması gerektiği görüşündedir. Başvuranlar son olarak, 2908 sayılı kanuna dayanarak mahkûmiyetin derneği kapatma amacının olduğunu, çünkü aksi takdirde mahkûmiyetin ya Türk Ceza Kanunun hükümlerine ya da terörle mücadeleye ilişkin 3713 sayılı kanunun hükümlerine dayandırılması gerektiğini öne sürmüşlerdir.
AİHM işbu davanın Türkiye aleyhine açılan ve tanıması gereken ifade özgürlüğüne ilişkin birçok davadan farklı olduğu kanaatine varmıştır. Dolayısıyla kültür derneğinin yöneticileri oldukları için sorumlu tutulan Yeşilgöz ve Firik kendilerine ait olmayan sözler nedeniyle mahkûm edilmiş ancak söz konusu sözlerin sahipleri sorumlu tutulmamışlardır.
AİHM, tarafların iddiaları ışığında, başvurunun incelenmesindeki bu aşamada çözümlenemeyecek ciddi maddi ve hukuksal sorunlara neden olduğuna, ancak, davanın esasının incelenmesini gerektirdiğine ve sonuç olarak bu şikâyetin, AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatine varmıştır. Başvuruyu kabul edilemez bulmak için başka bir gerekçe de bulunamamıştır.
Bu nedenlerden dolayı Mahkeme;
Esasa ilişkin şikâyetler saklı kalmak üzere, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
Oy birliğiyle karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy