(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 459) (YALMAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
Başvuru no. 58922/00
STRAZBURG
8 Ağustos 2006
USUL
Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Mustafa Türkoğlu tarafından, 23 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurudan (no. 58922/00) kaynaklanmaktadır.
Başvuran, Ankara Barosuna bağlı avukat Z. Aşçıoğlu tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Başvuran 1978 doğumludur ve Vanda ikamet etmektedir.
16 Ocak 1993 tarihinde, başvuran, bir otelin inşaat alanında çalışırken yaralanmıştır.
A. Marmaris Asliye Ceza Mahkemesindeki işlemler
18 Mayıs 1994 tarihinde, Marmaris Asliye Ceza Mahkemesi (ceza mahkemesi) Cumhuriyet Başsavcısı, işveren ve ustabaşı olan A.B. ve A.T. hakkında bir iddianame sunmuştur.
28 Haziran 1995 tarihinde, başvuran, Ceza Mahkemesine bir dilekçe sunmuş ve müdahil şikayetçi olarak işlemlere müdahale etme talebinde bulunmuştur. Ceza Mahkemesi talebini kabul etmiştir.
11 Mart 1996 ve 25 Kasım 1996 tarihlerinde, Ceza Mahkemesi tarafından görevlendirilen uzmanlar raporlarını sunmuşlardır. Raporlarında, A.B. ve E.C.nin kazadan sırasıyla %25 ve %75 oranında sorumlu olduklarını ifade etmişlerdir.
25 Kasım 1996 ve 25 Mayıs 1999 tarihleri arasında, Ceza Mahkemesi muhtelif makamlar tarafından sunulan belgeleri incelemiştir.
25 Mayıs 1999 tarihinde, Ceza Mahkemesi, Ceza Kanununun 459 § 2. maddesi uyarınca, başvuranın yaralanmasıyla sonuçlanan kazayı önlemek yönünde gerekli önlemleri almadıkları gerekçesiyle işveren ve ustabaşını mahkum etmiştir. Ceza Mahkemesi, onları üç ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Bu ceza para cezasına çevrilmiştir. Böylece, E.T., 375.000 Türk Lirası (yaklaşık 1 Euro) ve A.B., 123.333 Türk Lirası (yaklaşık 0.28 Euro) para cezasına çarptırılmıştır. Karar 6 Temmuz 1999 tarihinde kesinleşmiştir.
B. Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesindeki işlemler
12 Nisan 1995 tarihinde, başvuran, Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesinde (ilk derece mahkemesi) inşaat şirketi hakkında tazminat davası açmıştır.
21 Kasım 1995 tarihinde, başvuran, ilk derece mahkemesinden, Ceza Mahkemesinde işveren ve ustabaşı hakkında devam etmekte olan cezai işlemlerin sonucunu beklemesini talep etmiştir. Mahkeme, cezai işlemlerdeki dava dosyasını istemiştir.
8 Ekim 1996 tarihinde, ilk derece mahkemesi, cezai işlemlerin sonucunu bekleme kararı almıştır.
26 Şubat 1998 tarihinde, başvuran, ilk derece mahkemesinde inşaat şirketi ve inşaatın gerçekleştiği otel hakkında ek tazminat davası açmıştır.
Belirli olmayan bir tarihte, ilk derece mahkemesi iki davayı birleştirmiştir.
Bu esnada, 6 Temmuz 1999 tarihinde kesinleşen bir karar ile Ceza Mahkemesi, işveren ve ustabaşını mahkum etmiştir.
12 Nisan 1995 ve 18 Ekim 2001 tarihleri arasında, ilk derece mahkemesi, yirmi dört duruşma düzenlemiştir. Bu süre zarfında, mahkeme, başvuran hakkında sağlık raporları ve çeşitli idari makamlardan belgeler talep etmiştir. Mahkeme uzman raporlarını incelemiş ve iki tanığın ifadelerini dinlemiştir.
18 Ekim 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesi, başvurana belirli bir miktar tazminat ödenmesine karar vermiştir.
27 Aralık 2001 tarihinde, davalı taraf, ilk derece mahkemesinin kararına karşı Yargıtaya başvurmuştur.
25 Mart 2003 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve davaya iş mahkemelerinin bakması gerektiği kararını vermiştir.
14 Ekim 2003 tarihinde, Yargıtay, davalı tarafın düzeltme talebini reddetmiştir.
20 Ocak 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesi, İş Mahkemesi sıfatıyla, Yargıtayın kararına uymuş ve başvurana tazminat artı yasal oranda faiz ödenmesine karar vermiştir.
26 Ocak 2004 tarihinde, davalı taraf, Yargıtaya başvurmuştur.
20 Mayıs 2004 tarihinde, davalı tarafın temyiz başvurusu, posta ücretlerini ödememiş olması gerekçesiyle reddedilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, hukuk mahkemesindeki işlemlerin süresinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 § 1. maddesinde öngörülen makul süre şartıyla uyuşmamış olduğundan şikayetçi olmuştur. Sözkonusu madde şöyledir:
Herkes,
medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar,
konusunda karar verecek olan,
(bir) mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,
görülmesini istemek hakkına sahiptir.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AİHMden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 35 § 3. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına ve altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle başvuruyu kabuledilmez bulmasını talep etmiştir. Hükümet, AİHMye başvuru yapıldığı sırada ulusal mahkemelerde tazminat davasının sürmekte olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, AİHS kurumlarının yerleşik içtihadı uyarınca, işlemlerin süresine ilişkin şikayetlerin sözkonusu işlemlerin kesinleşmesinden önce kendisine sunulabileceğini yinelemektedir (bkz. Todorov - Bulgaristan, no. 39832/98, 6 Kasım 2003). Dolayısıyla, Hükümetin itirazı reddedilmelidir.
AİHM, AİHSnin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde başvurunun temelsiz olmadığını kaydetmiştir. Ayrıca, başka açılardan da kabuledilmez olmadığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.
B. Esaslar
AİHM, dikkate alınacak sürecin 12 Nisan 1995 tarihinde başladığını ve Yargıtayın temyiz talebini reddettiği tarih olan 20 Mayıs 2004 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. İşlemler, davayı iki kere inceleyen üç yargı kademesinde dokuz yıl bir aydan fazla sürmüştür.
Hükümet, ilk derece mahkemesinde yer alan ikinci duruşma sırasında, başvuranın, ceza mahkemesinde devam etmekte olan ceza davasının sonucunu beklemek maksadıyla tazminat davasının durdurulması talebinde bulunduğunu ileri sürmüştür. 8 Ekim 1996 tarihinde, ilk derece mahkemesi işlemleri durdurmuştur.
Ayrıca, Hükümetin görüşüne göre, dava karmaşık bir niteliktedir. Hükümet, bu bağlamda, 20 Mayıs 2004 tarihine kadar ilk derece mahkemesinin yirmi dört duruşma düzenlemiş, iki tanığın ifadelerini dinlemiş ve idari makamlardan bazı belgeler talep etmiş olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, uzman raporlarını ve başvuranın sağlık raporlarını incelemiştir.
Başvuran, ilk derece mahkemesinin, altı yıl altı ay süreyle ceza davasının sonucunu beklemesine gerek olmadığını iddia etmiştir.
AİHM, işlemlerin süresinin makuliyetinin, dava olayları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu ve tartışmada başvuran için neyin tehlikede olduğu kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Yalman ve Diğerleri - Türkiye, no. 36110/97, 3 Haziran 2004).
AİHM, bu davadaki konu ile benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHSnin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Frydlender - Fransa (BD), no. 30979/96).
AİHM, başvurana ödenecek tazminat miktarının belirlenmesi olan dava konusunun karmaşık olmadığını değerlendirmiştir.
Başvuranın tutumu hususunda, AİHM, başvuranın, örneğin davanın durdurulmasını talep ederek, işlemlerin gecikmesinde bir derece etkili olmuş olabileceğini ancak bunun işlemlerin toplam süresini haklı çıkaramayacağını gözlemlemiştir.
Yetkililerin tutumu hususunda ise, AİHM, başvuranın talebi üzerine ilk derece mahkemesinin ceza davasının sonucunu beklemek amacıyla tazminat davasını altı yıl altı ay süreyle durdurduğunu kaydetmiştir. Ceza Mahkemesi, kendisine 11 Mart 1996 ve 25 Kasım 1996 tarihlerinde sunulan uzman raporlarına dayanarak, kararını 25 Mayıs 1999 tarihinde vermiştir. Sözkonusu cezai işlemler 6 Temmuz 1999 tarihinde kesinleşmiştir.
Ancak, ilk derece mahkemesi, tazminat miktarını belirlemek amacıyla 18 Ekim 2001 tarihine kadar beklemiştir. AİHM, Hükümetin, 6 Temmuz 1999 ve 18 Ekim 2001 tarihleri arasında ilk derece mahkemesinin bir işlemde bulunmamasına herhangi bir açıklama getirmediğini kaydetmiştir. Ceza Mahkemesinin 25 Mayıs 1999 tarihli kararında da doğruladığı gibi başvuranın uğradığı zarardan işveren ve ustabaşı olan A.B. ve E.T. sorumlu olduklarına göre, hukuk davasını iki yıl üç aydan daha fazla bir süreliğine ertelemek için bir neden yoktur. Her halükarda, Türk yasaları uyarınca, ilk derece mahkemesi, ceza mahkemelerinin kararlarına bağlı değildir ve bu nedenle, ilk derece mahkemesinin, ceza davasının sonucunu beklemek amacıyla işlemleri bu kadar uzun bir süreliğine durdurmasına gerek yoktu.
Ayrıca, Yargıtaydaki işlemler yaklaşık bir yıl dokuz ay sürmüştür. AİHM, Yargıtayın, yargılama yetkisi uyuşmazlığı konusunda karar vermesinin on aydan fazla sürdüğünü gözlemlemektedir. İlk derece mahkemesinin davaya İş Mahkemesi sıfatıyla bakmaması gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. AİHM, bu sürenin de haddinden fazla olduğunu ve sorumlusunun yerel makamlar olduğunu değerlendirmiştir.
AİHM, bu bağlamda, AİHSnin 6 § 1. maddesinin Sözleşmeci Devletlere, yasal sistemlerini, mahkemelerinin bu sistemin gereklerine uyabileceği şekilde düzenlemeleri görevini yüklediğini yinelemiştir. Bu gereklere, davanın makul süre içinde görülmesi yükümlülüğü de dahildir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Pélissier ve Sassi - Fransa (BD), no. 25444/94).
AİHM, bu konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutarak, sözkonusu davada, işlemlerin süresinin haddinden fazla olduğunu ve makul süre şartına uymadığını değerlendirmiştir.
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.
A.Tazminat
Başvuran, 20.000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından ödenmesine karar verilen tazminatın 2004 yılından daha önceki bir tarihte ödenmiş olduğu takdirde enflasyondan doğan maddi zarara uğramamış olacağını iddia etmiştir.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir. Başvuran tarafından talep edilen miktarın haddinden fazla olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir sebep sonuç ilişkisi görmemektedir. Dolayısıyla, bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
Başvuran, aynı zamanda, toplam 30.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet başvuran tarafından talep edilen miktarın haddinden fazla olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, başvuranın, işlemlerin süresi dolayısıyla, sıkıntı ve sinir gibi manevi zarara, maruz kalmış olduğunu kabul eder ki bu tek başına ihlal tespitiyle yeterli şekilde telafi edilemez. Dava olaylarını ve içtihadını gözönünde bulunduran AİHM, başvurana, bu başlık altında, 3.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Mahkeme masrafları
Başvuran, AİHMde yaptığı mahkeme masraflarını gösteren herhangi bir makbuz veya fatura sunmamıştır. Uygun miktarın belirlenmesini AİHMnin takdirine bırakmıştır.
Hükümet, ancak zorunlu olarak ve gerçekten yapılan mahkeme masraflarının ödenebileceğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranın ve temsilcisinin, mahkeme masraflarını gösteren belgeler sunmadıklarını belirtmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak, zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıdaki kriterleri gözönünde tutan AİHM, AİHMdeki işlemler karşılığında 500 Euro tazminat ödenmesine karar vermeyi makul değerlendirir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Sorumlu Devletin, başvurana, aşağıdaki miktarları, AİHSnin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk Lirasına dönüştürmek üzere ödemesine:
(i) 3.500 Euro (üç bin beş yüz Euro) manevi tazminat;
(ii) 500 Euro (beş yüz Euro) mahkeme masrafları;
(iii) yukarıdaki miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine
Karar Vermiştir.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 8 Ağustos 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy