(Başvuru no:59741/00)
3 Kasım 2005
KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
OLAYLAR
1968 doğumlu başvuran Şenay Aksoy (Eroğlu) Türk vatandaşı olup, Ankara'da ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, Ankara Barosu avukatlarından B. Çiçekli tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın koşulları
Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran 1990 yılında, orduda çalışan sivil memur statüsünde hemşirelik görevine . (Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde) başlamıştır.
Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, 14 Nisan 1999 tarihinde, yasadışı örgüt sempatizanı olarak siyasi ve ideolojik faaliyetler yürüterek kurumun düzenini bozduğu gerekçesiyle başvuranın işten çıkarılmasını istemiştir.
Başvuran, 9 Temmuz 1999 tarihinde, işten çıkarılma kararının iptali için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuştur. Başvurana göre, kendisine isnat edilen fiiller "aklanmasını" sağlayacak cezai yargılamayı gerektirmektedir. Başvuran, hizmette bulunduğu on bir yıl boyunca aleyhinde hiçbir soruşturma yapılmadığına dikkat çekmektedir. Aleyhindeki suçlamaları reddeden başvuran, ne alevi ne ateist ne de Kürt kökenli olduğunu belirtmektedir. Yasadışı örgüt ya da bir siyasi parti adına yasadışı faaliyetlerde bulunduğu iddiasını da kabul etmemektedir. Ayrıca başvuran sol görüşlü siyasi gazete olan Evrensel' i değil merkez sol görüşlü gazete olan Cumhuriyet'i okuduğunu ifade etmektedir. Suçlamaların hiçbir somut kanıta dayanmadığını iddia etmektedir. Son olarak, sözkonusu kitapları okuduğunu inkar ederek her bireyin mahkemelerce yasaklanmamış olan bütün eserleri okumakta özgür olduğunu, böylesi yasakları getiren bir düzenin tek partili ve sansürlü döneme geri dönüş anlamına geleceğini; böyle bir uygulamanın AİHS'ye ve uluslararası anlaşmalara aykırı olacağını belirtmektedir.
Savunma Bakanlığı, 20 Ağustos 1999 tarihinde verdiği savunmasında, başvuranın işten çıkarılmasının, ayrıntılı bir şekilde yapılan soruşturmaya dayandığını ve buna ilişkin belgelerin, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne ilişkin 1602 sayılı Kanun'un 52. maddesine uygun olarak, kapalı zarf usulüyle mahkemeye sunulduğunu savunmaktadır. Savunma Bakanlığı, başvuranın fikir ya da görüşlerinden dolayı değil, düşüncelerinin propagandasını yaptığından ve çalıştığı kurumun kamu düzenini bozduğundan dolayı işten çıkarıldığını açıklamıştır. Kamu hizmetinin düzgün bir şekilde işleyişini sağlamak amacı taşıdığından, disiplin cezasının Türk Ceza Kanunu uyarınca verilen cezalardan farklı olduğunun altını çizmektedir.
Başvuran, 7 Temmuz 1999 tarihinde, yanıt olarak kendi savunmasını vermiştir. Başvuran, işten çıkarılmasının dayandırıldığı belgelerin ve sicil dosyasının Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne ilişkin Kanun'un 52§3. maddesi gereğince kendisine iletilmediğini açıklamış, bu hükmün, AİHS' ye uygun olup olmadığının Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesini talep etmiştir.
20 Eylül 1999 tarihinde, başvuran, 28 Ağustos 1999 tarihli ve 4455 sayılı Memurların Disiplin Cezalarının Affı Kanun'un hükümleri gereğince, Adalet Bakanlığı'na yeniden göreve alınması yönünde talepte bulunmuştur. 17 Kasım 1999 tarihinde, Genelkurmay Başkanlığı kanunun kendisi için uygulanabilir olmadığı gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
1 Nisan 2000 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başvuranın işten çıkarılma kararının iptal edilmesi talebini reddetmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi verdiği kararda, "gizli" damgalı bir zarf içinde sunulan bilgi ve belgelerden ve idari soruşturma çerçevesinde elde edilen ifadelerden, başvuranın görevi sırasında ideolojik ve siyasi faaliyetler yürüttüğünün ve çalışma yerinde düzeni bozduğunun ortaya çıktığına, dolayısıyla işten çıkarılmasının kanuna uygun olduğuna kanaat getirmiştir.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne ilişkin Kanun'un 52§3. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi yönündeki taleple ilgili olarak, davanın konusunu genişletmek amacı güttüğü gerekçesiyle bu talep reddedilmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, AİHS'nin 6. maddesine atıfta bulunarak, davanın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmediğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin beş üyesinden ikisinin hukuk hakimi, diğerlerinin ise hukuk eğitimi almış subay (askeri hakim) olduğunu belirtmiştir. Başvurana göre hepsi orduya bağlı olup, tarafsızlık ve bağımsızlık konusunda gerekli güvenceleri vermemektedir.
Başvuran, işten çıkarılma kararının dayandığı belge ve delillerin tebliğ edilmemesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini savunmaktadır.
Başvuran, işten çıkarılma kararının, kişisel ve siyasi inançlarına ve yasal bazı faaliyetlere katılmasına dayandığından dolayı AİHS'nin 9, 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Başvuran, yukarıda dile getirdiği şikayetlerini ileri sürmek için ulusal mahkemeler önünde etkin başvuru yolundan mahrum bırakılmasından şikayetçi olmaktadır. Başvurana göre, olabilecek tek başvuru yolu, tarafsız ve bağımsız olmayan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne yapılacak başvurudur. Ayrıca, bu mahkemenin verdiği kararlar, nihai olup temyizine gidilemez. Başvuran AİHS'nin 13. maddesini ileri sürmektedir.
Başvuran, AİHS'nin 14. maddesini ileri sürerek, kişisel ve siyasi inançları nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını savunmaktadır.
Başvuran, adli mahkemelerden farklı bir hukuki usulü bulunan askeri mahkeme tarafından yargılanmasının, bu hüküm gereğince ayrımcılık oluşturduğunu da ileri sürmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
A. İç hukuk yollarının tüketilmemesi
Hükümet, iki yönden iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Öncelikle, başvuranın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde AİHS hükümlerine atıfta bulunmadığını ileri sürmektedir. İkinci olarak, ilgili kişi Borçlar Kanunu'nu çerçevesinde sivil mahkemeler nezdinde tazminat davası açabilirdi ya da Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde, sözkonusu mahkemeye ilişkin 1602 sayılı Kanun'un hükümlerine uygun olarak tam yargı davası açabilirdi.
Başvuran, bu iddialara itiraz etmektedir. AİHS hükümlerinin ulusal mahkemelerde ileri sürülmesinin bir önkoşul olamayacağını belirtmektedir. Ayrıca, tazminat elde etmek amacıyla yapılan başvuruların olumlu bir şekilde sonuçlanması, sözkonusu idari muamelenin hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesiyle yakından ilgilidir.
AİHM, 35§1. maddede belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin kural hakkında bir çok defa görüş bildirdiğini hatırlatmaktadır. AİHM, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne, kararın iptal edilmesi talebiyle yapılan başvurunun, etkili ve yeterli bir başvuru olduğunu ve başvuranın tazminat elde etmek için yeniden sivil mahkemelerde dava açmak ya da Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde tam yargı dava başvurusu yapmak zorunda olmadığını düşünmektedir ( Bkz., diğerleri arasında, Bakbak-Türkiye(karar), no:39812/98, 16 Ocak 2003 ve Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII, § 86).
Ayrıca, başvuran AİHS tarafından güvenceye alınan özgürlüklerden ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde yaptığı başvuru sırasında uluslararası sözleşmelerden yararlanmıştır. Bu durumda, AİHM, başvuranın, huzurunda dile getirdiği şikayetleri en azından özü itibariyle ortaya koyduğuna kanaat getirmektedir.
Bağımsızlık ve tarafsızlığa ilişkin şikayetler konusunda, AİHM, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin anayasal statüsü gözönüne alındığında bu şikayetlerin hiçbir sonuca ulaşma şansının bulunmadığını düşünmektedir (Bkz.Yavuz ve diğerleri-Türkiye (karar), no: 29870/96, 25 Mayıs 2000).
Bu nedenle, AİHM, Hükümet'in ön itirazını reddetmektedir.
B. AİHS'nin 6 ve 13. Maddelerine Göre Yapılan Şikayetler
Başvuran, davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmediğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran, bünyesinde bulunan beş üyenin ikisinin hukuk hakimi diğerlerinin ise hukuk eğitimi almış subay (askeri hakim) olduğu sürece Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin AİHS'nin 6§1. maddesi bakımından tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olamayacağını savunmaktadır. Başvurana göre mahkeme üyelerinin hepsi orduya bağlıdır ve konu hakkında gerekli güvenceleri vermemektedir.
Başvuran, işten çıkarılma kararının dayandığı belge ve delillerin iletilmemesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Başvuran, yukarıda dile getirdiği şikayetlerini ileri sürmek için ulusal mahkemeler önünde etkin başvuru yolundan mahrum bırakılmasından şikayetçi olarak AİHS'nin 13. maddesini ileri sürmektedir.
AİHM, ileri sürülen olayların özellikle AİHS'nin 6. maddesinin uygulanma alanına girdiğine kanaat getirmektedir. Bu nedenle AİHM, şikayetleri sadece bu hüküm çerçevesinde inceleyecektir.
1. AİHS'nin 6. maddesinin uygulanabilirliği
Hükümet 6. maddenin bu duruma uygulanamayacağını savunmaktadır. Konuya ilişkin AİHM içtihadına dayanarak, Hükümet, askeri bir kurumda memur olan başvuranın, kamu hizmetine bağlı özel zorunluluklara tabi olduğu ölçüde, kamu erkanında görev yaptığını iddia etmektedir. Bu zorunluluklar, Devlet Memurlarına ilişkin 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin F fıkrasında ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görevli Devlet Memurları Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Yönetmeliği'nin 13. maddesinin 5. fıkrasının a) bendinde ifade edilmektedir. Hükümet dosyadan, başvurana isnat edilen suçların ortaya koyulduğunun ortaya çıktığını belirtmektedir. Askeri bir hastanede çalışan bir memur olarak, yasadışı bir örgütle (PKK) ilişkisi olduğuna dair şüphe bile olmaması gerekirken, başvuran askeriyenin en yüksek makamlarında çalışanların gizli sağlık dosyalarına ulaşabiliyordu. Başvuranın çalıştığı konum yasadışı bir örgüt için stratejik öneme sahipti ve bu nedenle başvurana baskı hatta şantaj bile yapılabilirdi. Başvuru kabul edilemez ilan edilmeli zira, AİHS'nin hükümleriyle ratione materiae bağdaşmamaktadır.
Başvuran, Hükümet'in argümanlarına itiraz etmiştir. Başvuran, Avrupa Komisyonu'nun 18 Mart 1988 tarihli tebliğnamesinde yer verdiği iş ve faaliyet kategorilerine atıfta bulunmakta ve "halk sağlığı hizmetleri"nin kamu erkanı alanından bağışık olduğunu savunmaktadır. Başvuran, Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin asker ailelerine ve sivillere de açık bir hastane olduğunu ileri sürmektedir. Bağlı olduğu yönetim olan, Milli Savunma Bakanlığı, askeri değil sivil bir yönetimdir. Başvuran, ayrıca niteliği ve sorumluluğu bakımdan diğer kamu veya özel sağlık kurumlarındaki çalışmalardan kesinlikle hiçbir farkı olmayan bir iş yaptığını eklemektedir. Ancak, başvuran görevini ifa ederken, Devlet'in veya diğer kamu iştiraklarının genel menfaatlerinin korunmasıyla yükümlü kamu otoritesi sahibi olarak davranamaz. Başvuran bu durumda asıl sorunun kendisinin geçim kaynaklarıyla ilgili olduğunu savunmaktadır.
AİHM, hastane personeli ve dolayısıyla a fortiori kamu görevi yapan devlet hastanesi hemşireleri ile ilgili ihtilafların 6§1. maddesi alanına girdiğine ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır (Bkz. Bedriye Ertaş Aydın ve diğerleri-Türkiye (karar), no: 43672/98, 15 Mart 2005 ve Pellegrin-Fransa, no: 28541/95, § 66, 1999-VIII). Bu görevler, Devlet egemenliğinin bir kısmını elinde bulunduran kamu kuvvetinin uygulanmasına katılım ile ilgili görevler değildir.
Dolayısıyla Hükümet'in 6§1. maddesinin uygulanamayacağına ilişkin itirazı kabul edilemez.
2. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin Tarafsızlığı ve Bağımsızlığı
Hükümet, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin tarafsızlığı ve bağımsızlığının Anayasa'nın 138§§1. ve 2., 140§2. ve 143§3. maddeleriyle güvence altına alındığını savunmaktadır. Hükümet, Askeri Ceza Kanunu'nun 112. maddesinin askeri hakimler için bağımsız davranma zorunluluğu getirdiğini ve bu ilkenin ihlalini cezalandırdığını vurgulamaktadır. Incal-Türkiye (9 Haziran 1998, Derleme 1998-VI) kararında AİHM tarafından belirtilenin aksine, Askeri Hakimlere ilişkin 357 sayılı Kanun'un 12. maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakimlerinin sicil notları ordu tarafından verilmemektedir. Buna ek olarak, 357 sayılı Kanun'un 16. maddesi gereğince bu mahkemenin hakimleri dört yıllığına atandıklarında, dokunulmazlıktan yararlanmaktadırlar. Hükümet ayrıca Sramek-Avusturya ( 22 Ekim 1984, A serisi no: 84, § 38), kararına atıfta bulunarak mahkeme bünyesinde, yürütme erkinden herhangi bir talimat almamaları ve bireysel sıfatlarıyla hareket etmeleri şartıyla, hukuk eğitimi almamış üyelerin bulunmasının AİHS'nin 6§1. maddesiyle bağdaştığını ileri sürmektedir. Hükümet, AİHM'nin bir başvuran aleyhine ceza davası açıldığında, bu davalarda askeri hakimin bulunması nedeniyle, Sözleşme'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiği önceki davalardan farklı olarak, mevcut davada ilgili kişi, davayı kendi isteğiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne götürmüştür.
Başvuran, Hükümet'in argümanlarına itiraz etmektedir. AİHM'nin adı geçen Incal kararındaki yorumuna atıfta bulunarak, başvuran, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin tarafsızlık ve bağımsızlık konusunda gerekli güvenceleri vermediklerini savunmaktadır.
AİHM, Yavuz ve diğerleri-Türkiye davasındaki Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin statüsü konusunda AİHS'nin 6§1. maddesi çerçevesinde yaptığı değerlendirmeyi hatırlatmakta ve bu durumda yapılan uygulamadan kaçınması için hiçbir nedeninin bulunmadığını not etmektedir. AİHM ayrıca, işbu davanın, ceza muhakemeleri usulü ile ilgili olan Şahiner-Türkiye davasından farklı olduğunu tespit etmektedir (no: 29279/95, 2001-IX).
Buradan, AİHS'nin 35§3 ve 4. maddesi uygulanarak başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.
3. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önündeki yargılamanın hakkaniyeti hakkında
Başvuran, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararının dayanağını oluşturan dosya unsurlarının iletilmemesinin, taraflar arasındaki dengeyi bozduğunu savunmaktadır. Başvuran burada AİHS'nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, başvurunun incelenmesinin bu aşamada çözümlenemeyecek ciddi maddi ve hukuksal sorunlara neden olduğuna ve davanın esasının incelenmesini gerektirdiğine ve sonuç olarak bu şikayetin, AİHS'nin 35§3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatine varmıştır. AİHM başvurunun başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle çelişmediğini saptamaktadır.
C. AİHS'nin, Tek Başına veya 14. Maddesiyle Beraber 9, 10 ve 11. Maddelerine Göre Yapılan Şikayetler
Başvuran, kişisel ve siyasi inançlarına ve bazı yasal faaliyetlere katılmasına dayanmasından dolayı işten çıkarılma kararının, AİHS'nin 9, 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiğinden şikayetçi olmaktadır.
AİHM, ileri sürülen olayların özellikle AİHS'nin 10. maddesi alanına girdiğine kanaat getirmektedir. Bu nedenle AİHM şikayetleri sadece bu hüküm çerçevesinde inceleyecektir.
Hükümet, askeri bir kurumda çalışmayı seçerek, başvuranın, en başından böyle bir kurumu düzenleyen kurallar bütününe tabi olmayı kabul ettiğini ifade etmektedir. AİHM'nin bu konudaki içtihadına dayanarak, memur olması sebebiyle, başvuranın güven ve dürüstlük bağlarıyla Devlet'e bağlı olduğunu belirtmektedir. Başvuran, kurum bünyesinde ya da kurum dışında sözkonusu faaliyetleri yürüterek bu bağı bozmuş olurdu. Hükümet, mevcut davanın özel koşullarına dikkati çekmektedir. Askeriyede en üst düzeyde çalışan kişilerle yakın ilişkileri olan ve bu kişilerin gizli sağlık dosyalarına ulaşma imkanı bulunan başvuranın faaliyetleri konusunda, makamların dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizmektedir. Ayrıca, Grigoriades-Yunanistan ( 25 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme 1997- VIII), kararından farklı olarak başvuran herhangi bir cezai yaptırım almamıştır.
Başvuran, sözümona inançlarından ve yasal olan bazı kültürel ve sosyal faaliyetlere katıldığından dolayı cezalandırıldığını ileri sürmektedir. Başvuran, PKK gibi yasadışı örgütlerin faaliyetlerine katılmak ve yardım etmek gibi isnat edildiği olayların, Türk Ceza Kanunu gereğince ciddi suç oluşturduğunu oysa aleyhinde hiçbir kovuşturma yapılmadığını belirtmektedir. Başvuran, mesleki ahlak kurallarına riayet ederek yaklaşık olarak on yıl boyunca bu askeri hastanede çalıştığını ve "üstlerinin güvenini sarsacak" ve "dürüstlükle bağdaşmayan" hiçbir davranışının olmadığını vurgulamaktadır.
AİHM, bu şikayetlerin bu aşamada çözümlenemeyecek ciddi maddi ve hukuksal sorulara neden olduğuna ve davanın esasının incelenmesini gerektirdiğine ve sonuç olarak bu şikayetlerin, AİHS'nin 35§3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun İlan edilemeyeceği kanaatine varmıştır. AİHM şikayetlere ilişkin başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını saptamaktadır.
Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle;
Esasa ilişkin şikayetler saklı kalmak üzere, başvuranın, ifade özgürlüğü hakkının (10. madde) ihlal edildiğine ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önündeki yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığına dair şikayetlerinin kabuledilebilir olduğuna;
Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
Karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy