(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168, 169) (3713 S. K. m. 5) (ÖZDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZTÜRK - TÜRKİYE DAVASI) (OSMAN ÖZÇELİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÇIRAKLAR - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (AKKAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (FINDLAY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 60262/00)
STRAZBURG
22 Kasım 2005
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 60262/00 başvuru nolu davanın nedeni, Türk vatandaşı Ebru Demirin (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 17 Temmuz 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından E. Büyükçulha tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1976 doğumlu başvuran Rizede ikamet etmektedir.
Başvuran 22 Ocak 1996 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından, diğer sekiz kişi ile beraber yasadışı örgüt DHKP/Cye düzenlenen operasyon çerçevesinde yakalanmıştır. Sözkonusu kişiler, Türk Ceza Kanununun (TCK) 168 ve 169. maddelerinin öngördüğü yasadışı örgüt üyesi olma ve örgüte yardım ve yataklık yapma suçlarıyla itham edilmişlerdir.
Başvuran, gözaltı sırasında, DHKP/Cnin üniversitelerdeki kolu olan yasal örgüt AYÖDER adına faaliyetler yürüttüğünü belirtmiştir.
Başvuran 2 Şubat 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran Cumhuriyet Başsavcısı önünde gözaltında verdiği ifadesini yinelemiştir.
Aynı gün başvuran DGM yedek hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran yedek hakim huzurunda, DHKP/C mensubu olmadığını belirtmiş ancak o dönemde Buca Cezaevinde meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteri ve toplantılara katıldığınıkabul etmiştir. DGM Yedek hakimi başvuranı dinledikten sonra, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı 16 Şubat 1996 tarihli iddianameyle, DHKP/C mensubu oldukları gerekçesiyle yakalanan beş kişi aleyhinde kamu davası açmıştır. Ancak, delil yetersizliğinden başvuran ve diğer kişiler hakkında takipsizlik kararı vermiştir.
DGM 3 Aralık 1996 tarihli kararla, beş ortak sanık hakkında karar vermiş ve TCKnın 168. maddesi gereğince hapis cezasına çarptırmıştır. Verilen söz konusu kararda, DGM başvuranı yetkili savcılığa sevk etmeye karar vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı 11 Mart 1997 tarihinde, başvuranı TCKnın 168§2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddeleri gereğince DHKP/Cye mensup olmakla suçladığı ek iddianameyi vermiştir.
DGM 15 Mayıs 1997 tarihinde, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
Giresun Ağır Ceza Mahkemesi istinabe aracılığıyla başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran hakkında yapılan bütün suçlamaları reddetmiştir.
İki hukuk ve bir askeri hakimden oluşan DGM 17 Eylül 1998 tarihinde, TCKnın 169 ve 3713 sayılı Kanununun 5. maddeleri gereğince sözkonusu yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmekten başvuranı üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır.
DGM başvuranın suçluluğunu ortaya koymak için cezai yargılamanın değişik aşamalarında alınan ifadeleri ve sözkonusu yasadışı örgüte mensup oldukları gerekçesiyle mahkum edilen diğer beş kişinin ifadelerini gözönüne almıştır.
Yargıtay 7 Şubat 2000 tarihinde, 17 Eylül 1998 tarihli kararı onamıştır.
10 Nisan 2000 tarihinde, başvuranın yaptığı düzeltme başvurusu Yargıtay Savcısı tarafından kabul edilmemiştir.
Hükümet, başvuranın 9 Ocak 2001 tarihinde sunulan talebinin ardından 4616 sayılı Kanunun uygulanmasıyla şartlı salıvermeden faydalanmıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHSNİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisini mahkum eden DGMnin, bir yandan bünyesinde bir askeri hakim bulundurması diğer yandan delil ikamesi şeklinden dolayı özellikle delil unsuru olarak gözaltında alınan ifadesinin kullanılması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
A. Kabul edilebilirlik Hakkında
Hükümet AİHMyi öncelikle başvuruyu AİHSnin 35. maddesi gereğince iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir. Hükümete göre, başvuran önce 11 Mart 1997 tarihinde suçlu ilan eden, daha sonra 17 Eylül 1998 tarihinde mahkum eden DGM hakimlerinin azledilmelerini isteyebilirdi.
Ayrıca Hükümet AİHMyi, DGMnin oluşumuna ilişkin şikayeti AİHSnin 35. maddesinde öngörülen altı ay koşuluna uymadığı gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, DGMnin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasına ilişkin şikayet hakkındaki iç nihai kararın, aynı mahkeme tarafından verilen karar olduğunu ileri sürmektedir. Bu bakımdan Hükümet, Yargıtayın söz konusu şikayet hakkında karar verme ehliyetinin olmadığını savunmakta ve dolayısıyla temyiz başvurusu sözü edilen durumun düzeltilmesi için etkin iç hukuk yolunu oluşturmamaktadır. Hükümet buradan başvuranın başvurusunu DGM kararının ardından, yani 17 Eylül 1998 tarihinden itibaren altı ay içinde yapması gerektiği sonucunu çıkarmaktadır. Oysa Hükümet başvurunun 17 Temmuz 2000 tarihinde yapıldığını vurgulamaktadır.
Buna ek olarak Hükümet, AİHSnin 34. maddesinde öngörüldüğü şekliyle, başvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet TCKnın 169. maddesinde öngörülen cezalarda dahil olmak üzere bazı hapis cezalarının on yıl indirimini öngören kısmi affa ilişkin 4616 sayılı Kanunun 21 Aralık 2000 tarihinde kabul edilmesinin ardından başvuranın 15 Ocak 2000 tarihinde, hiçbir zarara uğramadan şartlı salıverildiğine dikkati çekmektedir.
AİHM iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve altı ay koşuluna uyulmamasına ilişkin itirazlar hakkında, Özel (sözü edilen karar, § 25) ve Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003) davalarında yapılan benzeri itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM daha önce vardığı bu sonuca aykırı bir karar vermek için bir gerekçe görmemekte ve dolayısıyla söz konusu iki itirazı reddetmektedir.
AİHM, başvuranın mağdur sıfatı hakkında konuya ilişkin yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır. Bir başvuran lehinde verilen karar ya da alınan tedbir, ancak ulusal mahkemeler açıkça ya da özü bakımından AİHSnin ihlalini kabul edip daha sonra telafi ederse başvuranın mağdur sıfatının ortadan kaldırılması için ilke olarak yeterli olur (Bkz.Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 73, AİHM 1999-VI ve mutatis mutandis, Osman Özçelik ve diğerleri-Türkiye (karar), no: 55391/00, 1 Haziran 2004).
Bu durumda, AİHM, elinde bulunan dosyadaki belgeleri göz önüne alarak, söz konusu ertelemenin, kendi içinde cezai mahkumiyet kararını ortadan kaldırmak ve buna bağlı cezaları sona erdirme gibi kendiliğinden bir etkisi bulunan adli mekanizma oluşturmamaktadır. Dolayısıyla Hükümetin başvuranın mağdur sıfatının bulunmamasına ilişkin ön itirazını reddetmek uygun olacaktır.
AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. özellikle Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümünü göz önüne alarak, başvurunun esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. AİHM ayrıca, başvurunun başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğine kanaat getirmektedir.
B. Esas Hakkında
1. DGMnin tarafsız ve bağımsız olması hakkında
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. Sözü edilen Özel, §§33-34 ve sözü edilen Özdemir, §§35-36).
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin, sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, milli güvenliğe ilişkin suçlardan DGM önüne çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGMnin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, 1998-IV, s. 1573, §72 in fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGMnin, 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında
Hükümet bir ihlalin bulunmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere hakkaniyetli bir yargı sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıştır.
AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, işbu şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. özellikle sözüedilen, Çıraklar, s.3074, §§ 44-45, delillerin ikame şekli ve gözaltı ifadesi hakkında bkz. diğerleri arasında Akkaş-Türkiye, no: 52665/99, § 22-23, 23 Ekim 2003).
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 21.000 Yeni Türk Lirası (YTL) (12.110 Euro) tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Bu meblağ, mahkumiyeti ve mahkumiyet kararının adli sicil kaydına geçmesinin, kendisinin ücretli bir iş yapmasını engellemediği durumda, başvuranın kazanabileceği asgari ücrete göre hesaplanmıştır.
Başvuran ayrıca 100.000 YTL (57.670 Euro) tutarında maddi tazminat ödenmesini istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmekte ve istenilen miktarları aşırı bulmaktadır.
İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak AİHM, AİHSye aykırılık mevcut olmadığında, DGM önünde sonuçlanan yargılama usulünün sonucu üzerinde değerlendirmeye gitmez. Sonuç olarak başvurana bu bağlamda tazminat verilmesine gerek yoktur (Bkz. Findlay-İngiltere, 25 Şubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s.284, § 85).
İddia edilen manevi zarara gelince AİHM, dava şartlarında, tespit edilen ihlalin hakkaniyetli bir tatmin oluşturduğuna dikkati çekmektedir (sözü edilen Çıraklar, s. 3074, §49).
AİHM, Öcalan-Türkiye kararında (no: 46221/99, § 210 in fine, AİHM 2005-) bir kimse bu davada olduğu gibi AİHSnin gerekli kıldığı tarafsızlık ve bağımsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde, söz konusu kişinin isteği üzerine yeni bir davanın ya da yargılamanın yeniden başlatılması, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için ilke olarak en uygun yol teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Ancak AİHM bu davada başvuranın, 4616 sayılı Kanun uyarınca şartlı salıverilmeden faydalandığını göz ardı etmemektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 4.227,59 YTL [2.438,05 Euro] istemektedir. Başvuran hiçbir kanıt sunmamaktadır.
AİHM, konu hakkında elinde bulunan unsurlar ve içtihadını göz önünde bulundurarak, yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro tutarının başvurana ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Ankara DGMnin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHSnin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetleri incelemeye gerek olmadığına;
4. Mevcut kararın tek başına manevi tazminat için yeterli olduğuna;
5. a) Bu kararın, AİHSnin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak başvurana masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 22 Kasım 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy