(Başvuru no: 61443/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG
31 Mayıs 2005
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (61443/00) başvuru no'lu davanın nedeni Hasan Dinler'in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 27 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1971 doğumlu başvuran, başvurunun yapıldığı sırada Kocaeli Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
Başvuran 9 Mart 1995 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekiplerinin yaptığı kimlik kontrolü sırasında sahte kimlik bulundurmaktan tutuklanmış ve gözaltına alınmıştır.
20 Mart 1995'te polisler başvuranın yasadışı örgüt THKP/C-Devrimci Sol üyesi olduğunu kabul eden sorgu tutanağı hazırlamışlardır.
21 Mart 1995'te başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi karşısına çıkarılmış, burada tutuklanarak cezaevine konulmuştur.
13 Nisan 1995 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcısı başvuran ile birlikte iki kişiyi anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs eden fiillerde bulunma suçu ile itham etmiş, TCK'nın 146 § 1. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerini istemiştir.
5 Mayıs 1995'te aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı DGM heyeti başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
1 Temmuz 1996 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tanık ve sanıkları dinlemiş, ilgili kanıtların başvuranın dosyasına eklenmesine ve "işlenen suçun niteliği, kanıtların durumu ve tutukluluk tarihi" gözönünde bulundurularak başvuranın tutukluluk süresinin uzatılmasına karar vermiştir.
14 Temmuz 1999 tarihinden itibaren Devlet Güvenlik Mahkemesi sivil üyelerden oluşmuştur.
24 Eylül 1999 tarihli duruşmada başvuranın avukatı müvekkilinin beş yıl dokuz aydan bu yana tutuklu olduğunu, hakkında yeterli delilin bulunmadığını ifade ederek başvuranın salıverilmesini talep etmiştir. Mahkeme serbest bırakılma talebini işlenen suçun niteliği, kanıtların durumu, tutukluluk süresinin uzunluğu gerekçeleri ile reddetmiştir.
25 Şubat ve 5 mayıs 2000 tarihlerinde başvuran ve avukatı, cezaevi kurumlarındaki koşulların iyileştirilmesine dair 3 no'lu Protokolün uygulanmasına başvuranın avukatı ile görüşmesine engel teşkil ettiği ve savunma haklarına kısıtlama getirdiği gerekçesiyle karşı çıkmışlardır. Mahkeme, işlenen suçun niteliği, kanıtların durumu, tutukluluk süresi ve kararın hüküm aşaması gibi nedenlerle başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
30 Nisan-17 ekim 2003 tarihleri arasında DGM'de dört duruşma yapılmış, sanıklar ve avukatları dinlenmiş, başvuranın avukatı müvekkilinin serbest bırakılması talebini yinelemiş bu talep reddedilmiştir.
9 Şubat 2005'te Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın tahliye edilmesine karar vermiştir.
Dava halen sürmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN
Başvuran tutukluluk süresinin aşırı olduğundan yakınmakta ve AİHS'nin 5 § 3 maddesinde yer alan zamanaşımı ilkesine riayet edilmediğini ileri sürmektedir.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik üzerine
AİHM yapılan şikayetin AİHS'nin 5 § 3 maddesi gereğince dayanaktan yoksun bulunmadığı tespitinde bulunmakta ve kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe olmadığını hatırlatmaktadır. Başvurunun kabuledilebilir bulunması gerekmektedir.
B. Esas hakkında
Hükümet, başvuranın tutukluluk süresinin yapılan ithamın ağırlığı, aleyhindeki şüphelere ısrarı ve kaçma riski ile gerekçelendirildiğini savunmaktadır.
Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin düzenli bir biçimde ayrıntıya girmeksizin tek tip bir gerekçe ile tutukluluk süresinin aşırı olarak uzatılmasına karar verdiğini ileri sürmektedir.
AİHM ilk olarak tutukluluk süresinin istisnai bir yapıda olduğunu ve gerekli hallerde uzatıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. Contrada-İtalya kararı no: 27143/95 Komisyonun 14 Ocak 1997 tarihli kararı).
Mahkeme ayrıca böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının aşılmamasını gözetmek düştüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca kamu menfaatini meşru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan başvurularda itilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AİHM, AİHS'nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, bir suç işlediği gerekçesiyle tutuklanan kişiye yönelik makul şüphelerin devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun bırakmaya devam etme gerekçelerinin meşruluğunu ortaya koymak durumundadır. Bunların "gerekli" ve "yeterli" olduğu takdirde, AİHM ulusal makamların yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no: 319-B, § 52).
Son olarak AİHM, kamu düzeni için özellikle tehdit oluşturduğunda tutukluluk halinin meşru sayılmayacağını ; devamının hürriyeti bağlayan cezanın öngörülmesini sağlayamayacağını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle, Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran 1991, seri A no: 207, s. 319-B, s.21, § 51, ve I.A.-Fransa kararı, 23 Eylül 1998, 1998-VII, § 104).
AİHM, başvuranın tutukluluk süresi 9 Mart 1995 tarihinde başlamakta ve meşruten salıverildiği 9 Şubat 2005 tarihinde sona erdiği tespitinde bulunmaktadır. Bu süre dokuz yıl on bir aydır.
Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında her duruşmada basmakalıp olmaması için "işlenen suçun yapısı", "suçun niteliği", "kanıtların durumu", "tutukluluk süresi", "dava dosyasının içeriği" gibi benzer ifadelerle başvuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. DGM, üç defa, davanın hüküm aşamasında olduğunu, bir defa, verilen cezanın uygunluğunu ve yalnızca iki defa başvuranın firar etme riskini vurgulamış ve son olarak gerekçe belirtmeksizin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
AİHM, başvurana itham edilen suçların ve verilen cezanın ağırlığını : ölüm cezası, kabul etmektedir.Yine de firar etme tehlikesinin sadece çarptırılan cezanın ciddiyetine indirgenemeyeceğini (Bkz. Muller-Fransa kararı 17 Mart 1997, 1997-II, § 43) fakat tutukluluk halini doğrulayacak ilgili tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Letellier kararı, § 43).
Bunu yanı sıra, Mahkeme ulusal hakim tarafından ortaya konulan gerekçenin kısa ve özlülüğünün altını çizerek hakimin olayların mevcut özel durumu ve başvuranın tutumu karşısında firar riskine dair hiçbir mütalaada bulunmadığını ifade etmektedir. Tutukluluk halinin devamına karar veren ulusal mercilerin gerekçeli kararlarında neye istinaden dokuz yıl on bir ay süresince firar tehlikesi bulunduğunu belirtmeleri gerekir (Bkz. diğerleri arasında, Letellier kararı, § 43, ve Zanouti-Fransa kararı, no: 42211/98, § 45, 31 Temmuz 2001).
Davanın hüküm aşamasında olduğu gerekçesine gelince, AİHM, ulusal yargı tarafından yapılan değerlendirmenin ardından dört yıl sonra başvuran hakkındaki yargılama sürecinin halen devam ettiği tespitinde bulunmaktadır.
Son olarak, AİHM'ye göre "delillerin durumu" ifadesi ile suça ilişkin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve devam ettiği anlaşılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar şikayet konusu tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle sözü edilen Mansur kararı, § 57, ve Demirel-Türkiye kararı, no: 39324/98, § 61, 28 Ocak 2003).
Bu nedenle AİHS'nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.
A. Tazminat
Başvuran maddi zarar için 22.032.000.000 TL. (yaklaşık 13.614 Euro) ve manevi zarar olarak 10.000.000.000 TL. (yaklaşık 6.179 Euro) talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı bulunmadığından bu talebi reddetmiş, buna karşın hakkaniyete uygun olarak başvuranın maruz kaldığı manevi zarara dair talep ettiği miktarın ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran AİHM nezdinde yapmış olduğu harcamalar için 200.000.000 TL. (yaklaşık 124 Euro) ve avukatlık ücretine dair 6.000.000.000 TL. (yaklaşık 3707 Euro) talep etmekte ve bu harcamalara ilişkin dekontu sunmaktadır.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göre bir başvuran yapmış olduğu masraf ve harcamaların gerçekliğini ve gerekliliğini makul oranlarda ortaya koyduğu ölçüde bu yönde bir tazminat elde edebilir. Mevcut durumda sunulan deliller ve görüşler ışığında AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Temerrüt Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana manevi tazminat olarak 6.179 (altı bin yüz yetmiş dokuz) Euro ve masraf ve harcamalara dair 2.000 (iki bin) Euro'yu ödemesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine uygun olarak 31 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy