(AİHS m. 10, 13, 14, 35, 41)
(Başvuru No: 64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00, 64184/00)
Strazburg
30 Mart 2006
OLAYLAR
1. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran şirket, merkezi İstanbulda bulunan ve radyo yayınları yapan bir anonim şirkettir.
A. 64181/00 nolu başvuru (bildiri)
1.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından verilen ceza
4 Mayıs 1998 tarihinde, başvuran şirket tarafından yönetilen radyo, haftada bir yayınlanan ve canlı olarak gazete ve dergi haber ve yazılarının okunup değerlendirildiği Tersname adlı bir program yayınlanmıştır. Programda, 22 Nisan 1998 tarihinde Emek Gazetesinde yayınlanan bir yazıya yer verilmiştir.
11 Haziran 1998 tarihinde, program sırasında okunan bazı bölümlerden dolayı başvuran şirket, 3984 sayılı Kanunun 4 j) ve 33. maddesi uyarınca RTÜK tarafından uyarılmıştır.
RTÜK kararında, sözkonusu programın suçlayıcı içerikte bir program olduğu belirtilmiştir.
RTÜK, başvuran şirketin eleştiri sınırlarını aşan, başkalarını küçük düşürmeye ve suçlamaya yönelik program yapılamayacağını öngören Kanunda belirtilen ilkeyi ihlal ettiğini tespit etmiştir.
Bu uyarıya ilişkin tebliğname, 17 Haziran 1998 tarihinde başvuran şirkete tebliğ edilmiştir.
2. İdari yargılama süreci
Başvuran şirket, 17 Haziran 1998 tarihinde, 11 Haziran 1998 tarihli kararın iptal edilmesi talebiyle Ankara 1. İdare Mahkemesine başvurmuştur.
İdare Mahkemesinde başvuran şirket sözkonusu programı yayınladığını inkar etmemiş fakat RTÜKün programın içeriği ile ilgili olarak yaptığı hukuki nitelemeye itiraz etmiştir. Başvuran şirket, dava konusu cezanın, Türkiye tarafından kabul edilen bazı uluslararası anlaşmalarla güvence altına alındığı gibi, haber alma ve verme özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
İdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihli bir kararla, başvuran şirketin sözkonusu programda yer alan bazı bölümlerden dolayı 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin j) bendinde düzenlenen ilkelere uymadığına karar vermiştir.
1 Mart 1999 tarihinde başvuran şirket Danıştaya başvurmuştur.
Başvuran şirket, İdare Mahkemesinde aynı gerekçeleri ileri sürmüş ve canlı olarak yayınlanan programın gazetelerde yayınlanan ve toplumu ilgilendiren konularda okuyucuyu bilgilendirme amacını taşıdığını belirtmiştir.
Danıştay, 26 Mart 2001 tarihinde dava konusu program içeriğinin başkalarını suçlayıcı ve küçük düşürücü nitelikte olduğu gerekçesiyle, başvuran şirketin talebini reddederek ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
Danıştay, 10 Nisan 2002 tarihinde, başvuran şirket tarafından yapılan kararın düzeltilerek bozulması talebini reddetmiştir.
B. 64184/00 nolu başvuru (bildiri)
1. RTÜK tarafından verilen ceza
5 Mayıs 1998 tarihinde, ülkenin siyasi gündemine ilişkin Kadınlar Kadınlarımız adında bir program yayınlanmıştır.
Programa katılan konuşmacılardan birinin yapmış olduğu konuşma nedeniyle başvuran şirket, 11 Haziran 1998 tarihinde 3984 sayılı Kanunun 4 g) maddesi uyarınca RTÜK tarafından uyarı almıştır.
RTÜK başvuran şirketin, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin g) bendinde düzenlenen toplumu şiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve toplumda nefret duyguları oluşturacak yayınlara imkan verilmemesi kuralını ihlal ettiğini tespit etmiştir. Karar, 17 Haziran 1998 tarihinde başvuran şirkete tebliğ edilmiştir.
2. İdari yargılama süreci
Başvuran şirket aynı gün, 11 Haziran 1998 tarihli kararın iptal edilmesi talebiyle Ankara İdare Mahkemesine başvurmuştur. Dava konusu konuşmanın, haber ve düşünceleri iletme özgürlüğü ve basının kamuyu bilgilendirme görevi kapsamında ele alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
Başvuran şirket aynı zamanda canlı yayına müdahale etmenin zor olduğunu ifade etmiştir.
İdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihinde, başvuran şirketin program sırasında yapılan konuşmalar nedeniyle, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin g) bendinde düzenlenen ilkelere uymadığına karar vermiştir.
Başvuran şirket, 1 Mart 1999 tarihinde Danıştaya yürütmenin durdurulması ve kararın iptal edilmesi talebinde bulunmuştur. 20 Mart 2001 tarihinde, Danıştay, başvuran şirketin talebini reddederek kararı onamıştır.
Danıştay, 11 Nisan 2002 tarihinde, başvuran şirket tarafından yapılan kararın düzeltilerek bozulması talebini reddetmiştir.
C. 64179/00 nolu başvuru (bildiri)
1. RTÜK tarafından verilen ceza
12 Mayıs 1998 tarihinde, ülkenin siyasi gündemine ilişkin Kadınlar Kadınlarımız adında bir program yayınlanmıştır.
Programa katılan konuşmacılardan birinin yapmış olduğu konuşma nedeniyle başvuran şirket, 28 Temmuz 1998 tarihinde 3984 sayılı Kanunun 4 g) maddesi uyarınca RTÜK tarafından uyarı almıştır.
RTÜK kararına göre, sözkonusu programın içeriği ayrımcılığa dayalıdır. Konuşmacıların bir kısmı güneydoğu illerinden bazılarını Kürt illeri olarak tanımlamış ve bazı kişilerin kaybolmasının, Türk makamlarının yasadışı eylemlerinin bir sonucu olduğunu ifade etmiştir.
RTÜK, başvuran şirketin, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin g) bendinde düzenlenen, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı yayın yapılmaması kuralını ihlal ettiğini tespit etmiştir.
Bu karar, 5 Ağustos 1998 tarihinde başvuran şirkete tebliğ edilmiştir.
2. İdari yargılama süreci
Başvuran şirket, 5 Ağustos 1998 tarihinde, 28 Temmuz 1998 tarihli kararın iptal edilmesi talebiyle Ankara İdare Mahkemesine başvurmuştur.
Başvuran şirket, İdare Mahkemesinde sözkonusu programı yayınladığını inkar etmemiş, fakat aleyhindeki suçlamaları reddetmiştir. Başvuran şirket yayın içeriğinin, ülke gündemini özellikle de Susurluk sonrası meydana gelen olayları ele aldığını belirtmiş ve konuşmacıların yayın sırasında değinilen bilgilerden daha önce haberdar olduklarını ve bu olayların basında tartışıldığının altını çizmiştir.
Başvuran şirket, yayın konusunun kamu yararı taşıdığını ve bu nedenle bu programın ayrımcılığa yol açtığının değerlendirilemeyeceğini ifade etmiş ve aynı zamanda canlı yayın sırasında, program sunucusunun yayına müdahale etmesinin zor olduğunun altını çizmiştir. Başvuran şirket, vatandaşların bilgi edinme ve ifade özgürlüklerine atıfta bulunmuştur.
Başvuran aynı zamanda, RTÜK üyelerinin seçilme şekilleri dikkate alındığında bu kurulun daha ziyade siyasi bir organ olduğunu ve tarafsız olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürmüştür.
İdare Mahkemesi, 24 Aralık 1998 tarihli bir kararla, yayın sırasında değinilen konuları dikkate alarak, başvuran şirketin 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin a) bendinde belirtilen ilkeleri ihlal ettiğine karar vermiştir.
Başvuran şirket, 1 Mart 1999 tarihinde, Danıştaya başvurmuştur. Başvuran şirket, konuşmaların, ülkenin mevcut siyaset tartışmasında önemli bir yere sahip olan gerçekleri yansıttığını belirtmiştir.
Danıştay, sözkonusu konuşmaların toplumu şiddete, terör ve etnik ayrımcılığa sevkeden konuşmalar olduğu gerekçesiyle 20 Mart 2001 tarihli bir kararla, iptali istenen kararı onamıştır.
Danıştay, 9 Nisan 2002 tarihinde başvuran şirket tarafından yapılan kararın düzeltilerek bozulması talebini reddetmiştir.
D. 64183/00 nolu başvuru (erteleme)
1. RTÜK tarafından verilen ceza
Başvuran şirket, 8 Haziran 1998 tarihinde, haftada bir olarak yayınlanan Tersname adında bir program yayınlamıştır. Program sunucusu, 2 Haziran 1998 tarihinde, bir gazetede yayınlanan bir makaleye değinmiştir. Makale yazarı, Harp Okulunun bahçesinde heykeli dikilen tanınmış kişilerin seçimlerini eleştirmiş, özellikle de Muğlalı Mustafa Paşayı hedef almış ve bu kişinin 1943 yılında, otuz üç Kürt köylüsünü kurşuna dizdirdiği için mahkum edildiğini hatırlatmıştır. Program sırasında, 2 Haziran 1998 tarihinde Emek gazetesinde yayınlanan makale okunmuştur.
RTÜK 28 Temmuz 1998 tarihinde, sözkonusu bölümler nedeniyle başvuran şirket yayının, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin g) bendi uyarınca, geçici olarak durdurulmasına karar vermiştir.
RTÜK, başvuran şirketin, toplumu şiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve toplumda nefret duyguları oluşturacak yayınlara imkan verilmemesi hususunu düzenleyen kanunu ihlal ettiğini tespit etmiştir.
RTÜK, başvuran şirketin, yayınlanan başka bir program nedeniyle, 3984 sayılı Kanunun aynı maddesi uyarınca, 5 Mayıs 1998 tarihinde uyarı aldığını belirtmektedir. Suçun tekrar edildiğini dikkate alan RTÜK, başvuran şirketin yayınlarının 90 gün süreyle geçici olarak durdurulmasına karar vermiştir.
Bu karar, 5 Ağustos 1998 tarihinde başvuran şirkete tebliğ edilmiştir.
2. İdari yargılama süreci
Başvuran şirket, 28 Temmuz 1998 tarihli kararın iptal edilmesi talebiyle, 5 Ağustos 1998 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesine başvurmuştur. Başvuran şirket, haber bülteni içeriğinin yorum yapılmaksızın, 2 Haziran 1998 tarihinde Emek gazetesinde yayınlanan bir makalenin okunmasından ibaret olduğunu ileri sürmüş ve Mahkemeden dava konusu cezanın ertelenmesini talep etmiştir.
Ankara İdare Mahkemesi, belirtilmeyen bir tarihte, sözkonusu tedbirlerin ertelenmesi konusunda başvuran şirket tarafından yapılan talebi reddetmiştir. Mahkeme, esasa ilişkin olarak, 23 Şubat 1999 tarihli bir kararla, sözkonusu konuşmaların, toplumu şiddete sevkedecek ve toplumda nefret duyguları uyandıracak türden olduklarına kanaat getirerek, başvuran şirketin talebini reddetmiştir. Ayrıca, haber bülteninde, daha önce yayınlanmış olan bir makalenin okunmuş olmasının mevcut durumu değiştirmediğini belirtmiştir.
Başvuran şirket, 5 Nisan 1999 tarihinde Danıştaya başvurmuştur. Toplumu şiddete, teröre ve etnik ayrımcılığa sevkedebilecek makaleleri kaleme alan yazarların soruşturulmasını öngören yasal düzenlemelerin bulunmasına rağmen, Ceza Mahkemelerinin, dava konusu makaleyi yayınlayan gazete hakkında soruşturma başlatmadıklarını ileri sürmüş ve bu durumun RTÜKün keyfi uygulamasının bir göstergesi olduğunu iddia etmiştir.
Danıştay, 16 Mayıs 2001 tarihli bir kararla, sözkonusu yayının, toplumda nefret duyguları uyandırabilecek türden olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
E. 64178/00 nolu başvuru (erteleme)
1. RTÜK tarafından verilen ceza
Başvuran şirket tarafından yönetilen radyo, haber bülteninde, yasadışı silahlı bir örgütün üyesi olan Abdullah Öcalanın yakalanması sonrasında yapılan gösterilere ilişkin bir yazıya yer vermiştir.
RTÜK, 18 Mart 1999 tarihinde 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin g) bendi uyarınca, haber bülteni sırasında sözkonusu yazının okunması nedeniyle, başvuran şirketin yayınlarının durdurulmasına karar vermiştir.
RTÜK, başvuran şirketin, 3984 sayılı Kanununda düzenlenen, toplumu şiddete, teröre ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve toplumda nefret duyguları oluşturacak yayınlara imkan verilmemesi kuralını ihlal ettiğini tespit etmiştir.
RTÜK ayrıca, başvuran şirketin, 5 Mayıs 1998 tarihinde yayınlanan başka bir program nedeniyle 3984 sayılı Kanunun aynı maddelerine dayanılarak uyarı aldığını belirtmektedir. Suçun tekrar edildiğini dikkate alan RTÜK, başvuran şirketin yayınlarının 365 gün süreyle geçici olarak durdurulmasına karar vermiştir. Bu karar, 24 Mart 1999 tarihinde başvuran şirkete tebliğ edilmiştir.
2. İdari yargılama süreci
Başvuran şirket, 24 Mart 1999 tarihinde, haber bülteninin içeriğinin nesnel ve tarafsız nitelikte olduğunu ve hiçbir bilginin gizli olmadığını belirterek, sözkonusu ceza aleyhine Ankara İdare Mahkemesine başvurmuştur. Başvuran şirket, sözkonusu yazının, kişilerin güvenliğine ilişkin olduğunu belirtmiş ve bu nedenle şiddete, nefrete ya da ayrımcılığa sevk ettiğinin düşünülemeyeceği konusunda ısrar etmiştir.
Başvuran şirket, aynı zamanda dava konusu haberlerin, başka radyolar ve televizyon kanalları tarafından da yayınlandığını ve bu radyo ve kanalların bu türden bir ceza almadıklarını ifade etmiştir. Başvuran şirkete göre, sözkonusu haberlerin yayınlanması, polisler tarafından alınan önlemlerin anlatılması ve böylece göstericileri olası taşkınlıklara kapılmamaları konusunda ikna etmek amacı taşımaktadır. Başvuran şirkete göre, RTÜK kararı orantısız bir karardır. Başvuran şirket, İdare Mahkemesinden RTÜK kararının dava süresince geçici olarak askıya alınmasını ve iptal edilmesini talep etmiştir.
Ankara İdare Mahkemesi ilk aşamada, 7 Nisan 1999 tarihli bir kararla, cezanın askıya alınması talebini reddetmiştir. Başvuran, Ankara Bölge İdare Mahkemesinde kararın temyizine gitmiştir. 14 Nisan 1999 tarihinde Mahkeme başvuranın bu talebini reddetmiştir. Başvuran şirket daha sonra, alınan bu karara karşı Danıştaya başvurmuştur.
Esasa ilişkin olarak, 20 Eylül 1999 tarihli bir kararla Ankara İdare Mahkemesi, başvuran şirketin, radyo tarafından sunulan haberler nedeniyle 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin g) bendinde belirtilen ilkeyi ihlal ettiğine karar vermiştir.
Başvuran şirket 9 Kasım 1999 tarihinde, 20 Eylül 1999 tarihli kararla ilgili olarak Danıştaya başvurmuş ve RTÜK kararının dava süresince askıya alınması yönündeki talebini yinelemiştir. Başvuran şirket özetle, dava konusu tedbirin haber alma ve verme özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, dava konusu haberlerin ayrımcılığa ve şiddete sevkeden haberler olarak nitelendirilmeyeceğini belirtmektedir.
Danıştay, 17 Şubat 2000 tarihli bir kararla, alınan geçici tedbirlerle ilgili olarak başvuran şirketin talebini reddetmiştir. Bu zaman zarfında, RTÜK tarafından verilen ceza işleme konulmuştur.
Danıştay, 25 Aralık 2001 tarihli bir kararla, sözkonusu yazının toplumu nefrete ve düşmanlığa sevkedecek türden bir yazı olduğu gerekçesiyle, 20 Eylül 1999 tarihli kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHSNİN 14. MADDESİ İLE BİRLİKTE 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, RTÜKün verdiği kapatma cezaları nedeniyle AİHSnin 10. ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
A. Kabul edilebilirliğe ilişkin
1. İç hukuk yollarının tüketilmesi
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. Hükümet, Ahmet Sadık-Yunanistan kararın atıfta bulunarak (15 Kasım 1996 tarihli karar, Derleme Hükümler ve Kararlar 1996-V), AİHSnin 35. maddesinin, yalnızca yetkili ulusal makamların görevlendirilmesini gerekli kılmakla kalmayıp aynı zamanda AİHMde dile getirilmesi düşünülen şikayetlerin bu mahkemelere de sunulması hususunu içerdiğini belirtmektedir. Oysa mevcut davada başvuran şirket şikayetlerini iç hukukta dile getirmemiştir.
Başvuran şirket Hükümetin savına itiraz etmekte ve yerel mahkemeler nezdinde dile getirdiği şikayetlerine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, ilgilinin, AİHMde dile getirmeyi düşündüğü şikayetlerini, yerel mahkemelerde özet olarak ve iç hukukta belirtilen süre ve koşullarda sunmasının yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (Castells-İspanya, 23 Nisan 1992, A serisi no: 236, § 27; ve Akdivar ve diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996, Derleme 1996-IV, §§ 65-69). Mevcut davada, AİHM, gerek idari mahkemelerde gerekse de Danıştaya yaptığı başvurular sırasında başvuran şirketin, medyanın toplumu bilgilendirmek suretiyle yerine getirdiği işlevi üzerinde ısrarcı olduğunu ve sözkonusu haberlerin genel çıkarı ilgilendiren sorularla ilgili olduğunu, şiddete ve nefrete sevkeden ifadeler taşımadığını iddia ettiğini gözlemlemektedir. Başvuran tarafından çeşitli başvurularında dile getirdiği nedenler, hiç kuşkusuz AİHSnin 10. maddesi uyarınca ifade özgürlüğüne atıfta bulunmaktadır. Ayrıca başvuran, diğer medya araçlarına nazaran olası bir ayrımcılık yapıldığı iddiasında bulunmaktadır.
Sonuç olarak başvuran şirketin, yerel mahkemeler nezdinde, AİHM önünde dile getirdiği şekliyle şikayetlerini özü itibariyle de dile getirdiği sonucuna varılabilmektedir.
Bu nedenle AİHM ön itirazı reddetmektedir.
2. Diğer kabul edilebilirlik kriterleri
AİHM, içtihadından doğan kriterler ışığında ve elindeki mevcut deliller göz önüne alındığında, AİHSnin 14. maddesi ile birlikte 10. maddesine ilişkin şikayetin esastan incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Bunun dışında başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.
B. Esasa ilişkin
Başvurana göre, RTÜK tarafından verilen cezalar ve yapılan uyarılar, düşünce ve haber alıp verme özgürlüğüne yönelik yapılan bir ihlaldir.
1. Bir müdahalenin varlığı hakkında
Hükümet, yayının 90 gün ve 365 gün süreyle geçici olarak durdurulması kararının verildiği her iki durumda da, başvuran şirketin ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal olduğu hususuna itiraz etmemektedir. Buna karşın, haberlerin radyo yayınıyla yayınlanmasında engel bulunmadığı dikkate alındığında, başvurana yapılan uyarıların ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal teşkil ettiği konusuna itiraz etmektedir.
Başvuran şirket bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM, yayınların tamamen durdurulmasına ilişkin cezaların, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal oluşturduğu kanaatindedir. Yapılan uyarılarla ilgili olarak, 3984 sayılı Kanunun 33. maddesi, sözkonusu Kanunda yer alan ilkelere aykırı yayın yaptığı düşünülen özel basın ve yayın kuruluşlarına RTÜK tarafından, bu türden cezalar verebilmesine olanak tanımaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Erdoğdu-Türkiye, no: 25723/94, § 72, CEDH 2000-VI). Sonuç olarak, başvuran şirkete yapılan uyarılar, AİHSnin 10 § 1. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal teşkil etmektedir.
2. Kanunla öngörülmüş olmak ve meşru amaç
AİHM, müdahalenin 3984 sayılı Kanunla öngörüldüğü ve AİHSnin 10 § 2. maddesi uyarınca, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün ve ya kamu emniyetinin korunması gibi meşru amaçlar taşıdığı konusunda tarafların itirazda bulunmadıklarını gözlemlemektedir (Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM, bu kararından ayrılmasını gerektirecek bir neden görmemektedir. Buna karşılık, burada sözkonusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusudur.
3. Demokratik toplumda gereklilik
Hükümet, dava konusu programların toplumu şiddete sevkedecek, toplumda nefret ve ayrımcılık duyguları uyandıracak, Türkiyenin ulusal bütünlüğünü ve toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürebilecek türden olduklarında sözkonusu tedbirlerin gerekli olduklarını belirtmektedir.
Başvuran şirket, Hükümetin görüşüne katılmamaktadır. Sözkonusu programlarda ele alınan konuların, kamu yararını ilgilendiren konularda yapılan tartışmalar olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Başvuran şirket, yapılan konuşmaların ne teröre ne de şiddete sevkettiğini belirtmektedir. Bununla ilgili olarak, dava konusu tedbirlerin AİHSnin 10. maddesinin 2. paragrafı uyarınca zorunlu tedbir niteliği taşımadığını ileri sürmektedir.
AİHM, AİHSnin 10. maddesinin 1. paragrafı ile tanınan ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. 10. maddenin 2. paragrafı saklı kalmak kaydıyla, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil aynı zamanda kırıcı, çarpıcı veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir; bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir. (Bkz. diğerleri arasında, Handyside-Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, A serisi no: 24, § 49; ve adıgeçen Castells,§ 42).
AİHM, birkaç kez basının demokratik bir toplumdaki yerine değinmiştir. Şayet basının, özellikle de kamu düzeninin korunması gibi, bir takım sınırları aşmaması gerekiyorsa, basına görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına ilişkin haber ve fikirleri iletme görevi düşmektedir. Basının haber yapma görevine aynı zamanda kamuoyunun haber alma hakkı da eklenmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Thorgeir Thorgeirson-İzlanda, 25 Haziran 1992 tarihli karar, A serisi no: 239, § 63; ve Colombani ve diğerleri-Fransa, no: 51279/99, § 55, CEDH). AİHM ayrıca demokratik bir sistemde, Hükümetin eylemlerinin, adli ve yasal güçlerin, basının ve aynı zamanda kamuoyunun denetimi altında bulunması gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. adıgeçen Castells, § 46).
AİHM bu ilkelerin, hem yazılı hem de sözlü basın için önemli bir yere sahip olduğu görüşündedir (Groppera radio AG ve diğerleri-İsviçre, 28 Mart 1990 tarihli karar, A serisi no: 173, Komisyon görüşü, § 138; Jersild-Danimarka, 23 Eylül 1994 tarihli karar A serisi no: 298, § 31; Fransa Radyosu ve diğerleri-Fransa, no: 53984/00, CEDH 2004, § 33).
AİHM, dava konusu yayınlarda kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları koşullara dikkat etmektedir. Bununla ilgili olarak, incelemesine sunulan durumu çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadele konusunda karşılaşılan zorlukları dikkate almaktadır (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 60, 10 Ekim 2000, ve İncal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1568, § 58).
Bununla birlikte, AİHM mevcut davada dava konusu programların, yolsuzluk, güvenlik güçlerinin terörist eylemlerle mücadelesi ya da Devletle mafya arasında olası bir bağlantının olması gibi, basında da geniş yer tutan çeşitli sorulara değindiğini gözlemlemektedir. AİHM, kamu yararını ilgilendiren soruların sözkonusu olduğunu ve bu konularda haber yayınlanmasının, demokratik bir toplumda medyanın kendisine verilen bekçi köpeği görevini yerine getirmesinden ibaret olduğundan şüphe etmemektedir (Bkz. Fuentes Bobo-İspanya, no: 39293/98, § 48, 29 Şubat 2000).
Sözkonusu bilgilerin daha önce kamuoyuna sunulduğu hususunun da altını çizmek gerekmektedir. Dava konusu olan yayınlardan bazıları (başvuru no: 64181/00 ve 64183/00), haklarında herhangi bir takibat yapılmayan gazetelerde yayınlanmış olan haberlerin yorum yapılmaksızın tekrarından ibarettir. Bu bakımdan, AİHM kamuya duyurulan bazı haberlerin yayının engellenmesinin gereklilik arz etmediği konusunda daha önce karar aldığını hatırlatmaktadır (mutatis mutandis, Vereniging Weekblad Bluf-Hollanda, 9 Şubat 1995, A serisi no:306-A, § 44, ve Weber-İsviçre, 22 Mayıs 1990, A serisi no: 177, § 49).
AİHM başvuranın, bu yayınlar sırasında her defasında alıntı yapıldığını ve sözkonusu bölümlerin yayınlandığı gazetenin adını ve yayınlandığı tarihi belirttiğini gözlemlemektedir (Bkz. Thoma-Lüksemburg, no: 38432/97, § 64, CEDH 2001-III). AİHM, gazetecilerin bir alıntının içeriğinden sürekli ve açık olarak uzak kalmalarını istemenin basının belli bir dönemde var olan olay ve fikirler konusunda toplumu bilgilendirme görevleri ile bağdaşmadığını hatırlatmaktadır ( adıgeçen, Thoma, § 64).
Son olarak AİHM, her ne kadar yayınların sert ifadeler taşıyan bazı bölümlerinin yazıya düşmanlığa sevkeden bir anlam yüklese de, bu bölümlerin şiddete, silahlı direnişe, isyana teşvik etmediğini gözlemlemektedir. AİHMnin değerlendirmeye alması gereken asıl nokta budur (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) (GC), no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV, ve Gerger-Türkiye (GC), no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 tarihli karar).
AİHM, verilen cezaların türünün ve ağırlığının da, müdahalenin orantılı olup olmadığının tespit edilmesinde dikkate alınacak unsurlar olduğunu belirlemektedir. Başvuran şirkete yapılan uyarılar sonrasında, başvuran şirketin yayın yapmasının Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun tarafından öngörülen azami cezayla, yani 90 gün ve 365 gün süreyle yasaklandığını gözlemlemektedir.
Sonuç olarak, başvuran şirkete uygulanan cezaların, öngörülen amaçlarla orantılı olmadığı ve buna bağlı olarak da demokratik bir toplumda gereklilik arz etmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle AİHSnin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSnin 10. maddesinin tek başına ihlal edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle AİHM, 14. maddeye ilişkin şikayetin incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran şirket, AİHSnin 13. maddesinin içeriğine atıfta bulunarak, RTÜK tarafından alınan kararlara itiraz edebileceği etkili iç hukuk yollarının bulunmadığını ileri sürmektedir.
Bununla ilgili olarak başvuran şirket, dava konusu kararların yürürlüğe konmasının askıya alınması yönündeki taleplerinin sürekli olarak idari mahkemeler tarafından reddedildiğini iddia etmektedir.
AİHM, AİHSde yer alan hak ve özgürlükler iç hukukta ne şekilde tanınmış olursa olsun, Sözleşmenin 13. maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla Sözleşmeci Devletler, bu hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere ne şekilde uydukları konusunda belli bir takdir payından yararlanma hakkına sahip olsalar da, sözkonusu hüküm, AİHSye dayalı savunulabilir bir şikayetin içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır.
Hiç kuşkusuz bazı durumlarda, 13. maddede belirtilen başvuru yollarının etkili olup olmadığı hususu, bunların AİHSye aykırı olan ve geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilecek tedbirlerin uygulanmasını engelleyebilecekleri hükmünü içermektedir (Bkz. Conka-Belçika, no: 51564/99, § 79, CEDH 2002-I, ve, mutatis mutandis; Jabari-Türkiye, no:40035/98, § 50, CEDH 2000-VIII). Bu bakımdan, AİHSnin 13. maddesinden doğan yükümlülüğün kapsamının, yapılan şikayetin niteliğine bağlı olarak değiştiğini hatırlatmaktadır.
AİHM, 3984 sayılı Kanun uyarınca verilen RTÜK kararlarının, idare mahkemelerine başvurularak iptal edilebileceğini not etmektedir. Bu kararlar Danıştayın denetimine de tabidir.
AİHM mevcut davada, başvuran şirketin dava konusu tedbirlerin iptal edilmesi yönünde, İdare Mahkemelerine ve Danıştaya başvuruda bulunduğunu gözlemlemektedir. Bir avukat tarafından temsil edilen başvuran şirket, şikayetlerin esasına ilişkin görüş bildiren bu mahkemelerde şikayetlerini dile getirme imkanı bulmuştur (Bkz., örneğin, Matos ve Silva, Lda., ve diğerleri-Portekiz, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Derleme 1996-IV, § 64). AİHM, AİHSnin 13. maddesinin, başvuranın talep ettiği sonuca ulaşmasını garanti etmediğini hatırlatmaktadır (Amann-İsviçre (GC), no: 27798/95, § 88, CEDH 2000-II).
Mevcut davada, Türk Mahkemeleri verilen cezaların ertelenmesi taleplerini reddetmiş ve verilen cezalar uygulanmıştır. Bu durumda, esasa ilişkin dava sonucunda başvuran şirketin idare mahkemelerinde davayı kazandığı varsayılsa bile, yayın yapma yasağından kaynaklanan nedenlerden dolayı uğradığı zararların tazmin edilmesi yönünde idare mahkemelerine başvurma hakkına sahip olabilirdi.
AİHM, başvuranın uğrayabileceği zararların şekli ve dava koşulları dikkate alındığında, her ne kadar ulusal mahkemeler, başvuranın, cezanın infazının ertelenmesi yönündeki talebini reddetmiş olsalar bile, 13. madde uyarınca geçici olarak durdurma yetkisi bulunmasının yeterli olacağı kanaatindedir. (a contrario, Jabari-Türkiye, no: 40035/98, § 50, CEDH 2000-VIII)
Diğer konularla ilgili olarak, başvuran şirket mevcut davada kullanmış olduğu başvuru yollarının, hangi sebeple 13. maddede belirtilen etkili başvuru yolundan yoksun olduğu konusunda yeterli açıklama yapmamaktadır. Bu nedenle, AİHM, AİHSnin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, başvurunun bu kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHSnin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.
A. Tazminat
Başvuran şirket, 455 gün süreyle yayın yapma yasağı getirilmiş olmasından dolayı 395.306 Euro değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Başvuran şirket ayrıca 1.113.000 Euro değerinde manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, iddia edilen gelir kayıplarına ilişkin olarak sunulan delillerin, başvuran şirket için, AİHSnin 10. maddesinin ihlal edilmesinden kaynaklanan gelir kaybının kesin bir şekilde tespitine olanak vermediği kanaatindedir (aynı konuda, Bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AİHM bu talebi reddetmektedir.
AİHM, manevi tazminatla ilgili olarak, dava koşulları dikkate alındığında başvuran şirketin birtakım sıkıntılar yaşamış olabileceğini kabul etmektedir. Bu konuda, bir radyo istasyonunun kurulması ve yayınlanması için gerekli olan yüksek maliyeti gözönünde bulundurmaktadır. AİHM, AİHSnin 41. maddesinde de belirtildiği üzere hakkaniyete uygun olarak başvuran şirkete 15.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran şirket aynı zamanda AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 49.607 Euro talep etmektedir. Bununla ilgili olarak herhangi bir kanıt sunmamaktadır.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM, başvuran şirkete tüm masraflarla birlikte 2.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. AİHSnin 14. maddesi ile birlikte 10. maddesine ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna, diğer şikayetlerin ise kabul edilemez olduğuna;
3. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 10. maddesi ile birlikte 14. maddesinin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına;
5. a) AİHSnin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvuran şirkete:
i. manevi tazminat için 15.000 Euro (on beş bin Euro) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine:
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 30 Mart 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy